On Üçüncü Bölüm: “N’olur Uyan!…”

Queen In Hyun’s Man OST – I am Going to Meet You

“Hazır mısınız Min Woo-şi? Yayına girmek üzereyiz…”

Min Woo hafifçe başını salladı. Genç adamın boğazı kurumuştu.  O kadar gergindi ki, önündeki su bardağına uzanırken ellerinin titremesine zorlukla engel olabiliyordu. Birazdan belki de tüm kariyerini mahvedecekti. Canlı yayında gay olduğunu açıklayacak olduğunu bilse Soo Hyun’un kendisine nasıl köpüreceğini, hatta dizine yatırıp pataklayacağını düşündü. İçinden: “Affet beni Hyung…” diye geçirdi, “Ama başka çarem yoktu…”

Titreyen ellerle su içen ünlü yıldızı süzen sunucu Kim Jun Pyo ise zalimce gülümsedi. Yılın, hatta on yılın magazin bombası kendi ayağına gelmişti. Orta yaşlı sunucu dün isimsiz biri tarafından kendisine gönderilen fotoğrafları görünce gözlerine inanamamıştı: Cha Min Woo, bir erkekle öpüşüyordu! Gerçi öpüştüğü kişinin yüzü pek açık değildi, ama uzun boyu, kısa saçları ve özellikle de üzerindeki kıyafete bakılırsa görüntülerdeki kişinin erkek olduğu besbelli bir şeydi. Bunun üzerine Jun Pyo Min Woo’yu aramış, elinde böyle resimler olduğunu, ertesi günkü programında bu bombayı patlatacağını söylemiş, umursamaz görünmeye çalışarak: “Fakat konuyla ilgili ilk ağızdan açıklama yapmak isterseniz programa katılabilirsiniz,” diye eklemişti. Min Woo’nun mecburen programına katılmak zorunda kalacağını biliyordu. Ve aynen öyle olmuştu. Üstelik Min Woo’nun sevgilisini de yanında getirmiş olması pastanın kreması olmuştu! Jun Pyo birazdan canlı yayında bu gay sevgiliyi açıklayacak olmanın yaratacağı bombayı düşündükçe heyecandan ellerini ovuşturuyordu.

“Üç, iki, bir… Yayındayız!” Yönetmenin işaretiyle Jun Pyo gülümseyerek kameraya döndü:

“Evet sayın seyirciler, işte yeniden karşınızdayız… Yanımızda Cha Min Woo var, ve reklamlardan önce de söylediğimiz gibi kendisi yeni sevgilisini tüm Kore halkına açıklamak üzere! Evet Min Woo-şi, aldığım habere göre sevgiliniz şu anda stüdyonun girişinde bekliyor… Ne dersiniz, kendisini yayına davet edelim mi?”

Min Woo hafifçe kaşlarını çattı, ve cesur olmaya çalışarak başıyla onayladı. Jun Pyo coşkuyla reji asistanına döndü: “Evet, alalım misafirimizi!”

Stüdyoda yükselen müzik eşliğinde kameralar sahnenin girişine döndü: Girişte, üzerinde pantolon-ceket takımı ile kısa saçlı bir kişi belirdi…

Aynı anda stüdyoda büyük bir hayret uğultusu yankılandı.

Min Woo bir an korku içinde gözlerini kapattı: İşte korktuğu başına gelmişti. Ji Han’ın erkek olduğunu görenler şoka girmişlerdi. Genç adam başını kaldırıp sevgilisine bakamıyordu. Şu anda Ji Han’ın yüzünde nasıl büyük bir şok ifadesi olduğunu düşündükçe korkudan ona bakamıyordu işte…

O sırada Jun Pyo ise:

“A-ama? Ama… nasıl??” diye kekelemeye başladı.

Kısa saçlı kız ilerledi, gelip tam Min Woo’nun yanındaki boş koltuğa oturdu. Kameralara dönüp gülümsedi:

“Merhaba… İlişkimizi bu biçimde öğrenmiş olmanızdan dolayı hepinizden özür dileriz, sevgili Kore halkı… Ancak biz nasıl tepki alacağımızı bilemediğimiz için bir süredir ilişkimizi gizli bir biçimde yürütüyorduk…”

Min Woo birden kafasını eğdiği yerden şimşek gibi kaldırdı ve konuşan kişinin yüzüne dehşetle baktı:

Hyo Rim!

Hyo Rim’se bakışlarını ona çevirmiş, tatlılıkla gülümsüyordu. Genç kızın başında kısa saçlı bir peruk vardı. Üzerinde ise Ji Han’ın ceketi ve pantolonu! Genç kız sevimli bir ifadeyle tekrar kameralara döndü:

“Kamuya açık alanlarda paparazzilere yakalanmamak için benim böyle erkek kılığında dolaştığım olmuştur… Ne komik ve çocukça, değil mi?” Hyo Rim şeker bir biçimde güldü ve devam etti: “Sizleri yanılttığımız için özür diliyoruz, ve bizi bağışlayacağınızı umuyoruz… Değil mi Min Woo-şi?”

Min Woo o kadar şaşırmıştı ki beyni boşalmıştı adeta. Şaşkınca başını sallamakla yetindi.

Jun Pyo ise bu gelişen olay karşısında şaşırmış, bozguna uğramıştı. Orta yaşlı adam can havliyle atıldı:

“Ama… ama elimizde bazı görüntüler var! Ve bu görüntülerdeki kişi…” Aynı anda görüntüler ekrana geldi. Jun Pyo’nun lafı boğazında kaldı. Hyo Rim’in üzerindeki kıyafet ve saç şekli görüntülerdeki kişiyle aynıydı. Hyo Rim tatlılıkla:

“Evet bu görüntülerdeki benim,” diye itiraf etti, “Bakın dikkat ederseniz görüntülerdeki kişi ben boylarda, benimle aynı kiloda…”

Jun Pyo aptala dönmüştü. “Ama… ama bu bir erkek…” diyecek oldu, ama Hyo Rim bir kahkaha atıp onun sözünü kesti:

“Erkek mi?! Yapmayın Allahaşkına! Kıyafetimin neden böyle olduğunu açıkladım zaten, ama bu kıyafet içerisinde bile feminen hatlarım belli oluyor olmalı…” Muzip bir tavırla ekledi: “Yok eğer belli olmuyor diyorsanız bana erkeksi dediğiniz için alınmaya başlayacağım!”

Jun Pyo artık düelloyu kaybettiğini kabullendi, mecburen alttan almaya başladı: “Aman efendim, sizin gibi bir hanımefendiye asla kabalık etmek istemem…” Ve kameralara dönüp zoraki bir biçimde gülümsedi: “Evet sayın seyirciler, işte ünlü yıldız Cha Min Woo ve Wang Hyo Rim, az önce canlı yayında yeniden alevlenen aşklarını itiraf ettiler! Şimdi kendilerine biraz daha ayrıntılı sorular soralım; aşkınız ne zaman tekrar alevlendi?”

Hyo Rim yine tatlı tatlı cevap verirken Min Woo da artık kendini toparlamıştı. Olaylar bu boyuta geldikten sonra inkar etmenin yararı olmadığı belliydi. O yüzden asık yüzle de olsa genç kıza destek veren yanıtlarla eşlik etti.

Aynı anda Ji Ah ise yayını kulisin bir köşesinden seyrediyordu. Genç kızın kalbi kuş gibi çırpınıyordu: Ucuz atlatmışlardı! Min Woo’nun başı az daha kendisi yüzünden belaya giriyordu!

Ji Ah kamera karşısında tüm sakinliği ve neşesi ile sorulara cevap veren Hyo Rim’i izledikçe genç kıza karşı hayranlıkla karışık bir saygı duymadan edemiyordu: Bundan dakikalar önce Hyo Rim gözlerinden ateş saçarak kendisinin bekletildiği stüdyonun arka tarafına dalmıştı. Öfkeyle:

“Sen ne halt ediyorsun?!” diye bağırmıştı kendisine. “Min Woo’nun kariyeri mahvolacak, haberin var mı?!”

Ve Ji Ah’nın neler olduğunu bile anlamasına fırsat bırakmadan: “Çıkar! Çabuk pantolonunla ceketini çıkar!” diye bağırmıştı. Hatta şaşkın Ji Ah’nın kıpırdayamadığını görünce kızın düğmelerini kendi açmaya başlamıştı! Ji Ah ve Hyo Rim kıyafetlerini çabucak değişiverdiler; Hyo Rim nerden bulduysa getirdiği kısa saçlı bir peruğu da başına taktı ve Ji Ah’ya bir defa daha:

“Şimdi kaybol!” diye tısladı, “Ve dua etmeye başla: Çünkü eğer bu işi toparlayamazsam Min Woo’nunkinin yanında benim kariyerim de yanacak!”

Ji Ah korkuyla yutkundu ve başını salladı. Genç kız kulisin bir köşesindeki kıyafet askılarının arkasına henüz geçip saklanmıştı ki kapıda kendisini bu stüdyoya alan görevli kız belirdi ve Hyo Rim’e:

“Birkaç saniye sonra sizi yayına alacağız, lütfen içeri girmek üzere hazır olun…” diye bildirdi. Hyo Rim elini başına götürüp başını hafifçe eğerek yüzünü sakladı ve “hıhı…” diye onayladı. Ve böylece, görevli kızın ruhu bile duymadan sevgili değişimi başarıyla tamamlanmış oldu.

Bundan yaklaşık yarım saat sonra program bitmiş, Min Woo ve Hyo Rim kulise geçmişlerdi. Asistan kız: “Birazdan size yeşil çay ve meyve getireceğim efendim,” deyip kapıyı çekip çıkmıştı. Min Woo kuliste yalnız kaldıklarını görünce yarım saattir yüzüne yapışmış olan zoraki gülümsemeyi bir kenara fırlattı ve derin bir nefes verdi. Hemen ardından da kaşlarını çatıp Hyo Rim’e döndü:

“Bunu neden yaptın?”

“Teşekküre hiç gerek yok canım, kariyerini kurtarmamın ne önemi var ki? Her zaman yaptığım şey,” dedi Hyo Rim alaycı bir sesle. Genç kız bir yandan da başındaki peruğu çıkarmış, yüzünü siliyordu. Min Woo ona öfkeyle baktı:

“Ben senden böyle bir iyilik istedim mi sanki?! Ne diye işime burnunu sokuyorsun ki?”

Bunun üzerine Hyo Rim de öfkeyle yumruklarını sıktı ve yüzünü Min Woo’ya çevirdi. Şimdi iki eski sevgili birbirlerinin gözlerinin içine çakmak çakmak olmuş gözlerle bakıyorlardı. Hyo Rim:

“Sen salağın tekisin!” diye patladı, “Az önce nasıl bir embesillik yaptığının farkında bile değilsin, öyle değil mi? Az daha bütün ülkenin dalga konusu oluyordun be gerzek herif!”

“Ben bu riski almıştım! Üstelik şimdi senin yalanların yüzünden daha pis bir durumda kalacağım: Ji Han’ı artık uzun bir süre halka sevgilim olarak tanıtamayacağım!” Min Woo üzüntüyle dudaklarını sarkıttı. Hyo Rim’se onun yüzüne acıyarak baktı:

“Sorun o değil… Sorun senin salak gibi canlı yayında gay olduğunu söyleyecek olman! Tanrıaşkına Min Woo, Amerika’da bile aktörler gay olduklarını böyle pat diye söylemeden önce tepkilerden çekinir, kılı kırk yararak hareket ederler. Sense… nerde ne konuşacağını bilmeyen bir çocuk gibisin!”

“Şimdi söylemedim de ne değişti sanki? Günün birinde bu durum ortaya çıkmayacak mı? Üstelik bu defa halkın tepkisi belki daha ağır olacak…” Min Woo dişlerini gıcırdattı: “Her şeyi berbat ettin!”

Hyo Rim’in ağzı hayretle açıldı: Şu nanköre bak be! Genç kız öfkeyle yumruklarını sıktı ve Min Woo’nun tam yüzünün önünde salladı:

“Sen!… Sen var ya! Gerizekâlının önde gidenisin! Aptal! Bir gay’im diye tutturmuşsun, ama dünyadan haberin yok! Senin o şoförün var ya, işte o-”

Hyo Rim birdenbire durdu. Az daha ağzından Ji Ah’nın kız olduğunu kaçırıyordu. Ama bunu yapan kendisi olmamalıydı; Min Woo’nun bu durumu Ji Ah’nın itirafı ile öğrenmesi gerekiyordu. Genç kız, adamın bunu öğrendiği anda yaşayacağı şoku ve Ji Ah’ya duyacağı nefretin büyüklüğünü düşünüp haince gülümsedi. Sonra alayla:

“Her neyse, bundan sonra bir süre daha sevgili rolü yapmamız gerekeceği için ortalardan fazla kaybolma Min Woo,” dedi. “Yakında görüşürüz, hadi çaaavvv!”

Ve hızlı adımlarla yürüyüp kulisten çıktı gitti. Min Woo ise onun arkasından dişlerini gıcırdattı: Az önce canlı yayında olanlar umrunda değildi. Hyo Rim’le sevgili rolü yapmaya hiç tahammülü yoktu! Hatta uzun bir süre onun yüzünü bile görmek istemiyordu!

Bir an düşündü, sonra telefonunu çıkarıp bir numarayı tuşladı: “Alo? Yangji Kayak merkezi mi?”

*****************************************************

Jaejoong & Yoochun – Colors (Melody and Harmony)

“İşte geldik Ji Han!” Min Woo arabadan çıkıp neşeyle tam karşısındaki beyaz zirvelere baktı. Genç adamın üzerinde kalın bir mont ve kayak pantolonu, başında ise beresi ve kayak gözlüğü vardı. Soo Hyun ve Hyo Rim de dahil tüm ekibi atlatıp iki günlüğüne Ji Han’la baş başa kayak tatili yapmaya gelmişlerdi. Min Woo bunu akıl edebildiği için kendisiyle gurur duyuyordu.

Ji Ah ise arabadan çıkınca etrafına hayranlıkla baktı. Burası Seul yakınlarındaki en güzel kayak merkeziydi. Şu anda önünde oldukları otelse genç kızın rüyalarında bile hayal edemeyeceği lükse sahip, yalnızca çok zengin turistlerin kalabildiği bir mekandı. Ji Ah daha önce üniversitedeyken bir-iki kez kayak gezilerine katılmış olsa da böyle bir yerde hiç kalmamıştı.

“Hadi içeri geçelim!” dedi Min Woo neşeyle ve ikili içeri girip otelin resepsiyonuna doğru ilerlediler. Onları gören görevli abartılı bir saygıyla eğilmeye başladı:

“Aman efendim, hoşgeldiniz! Mega starımız Min Woo-şi’yi otelimizde görmek ne kadar mutluluk verici! Bugün gerçekten şanslı günümüzdeyiz!”

“Sağol canım sağol,” dedi Min Woo umursamazca elini sallayarak. “Bavullarımız arabanın arkasında, onları alması için birini gönderebilir misin lütfen?”

“Elbette efendim, derhal!” dedi resepsiyonist ve etraftan bekleyen komilerden birine işaret çaktı. Genç çocuk şimşek gibi fırlarken resepsiyonist yüzünde yalaka bir gülümsemeyle Min Woo’nun kulağına eğildi:

“Her ne kadar siz bununla ilgili bir istekte bulunmasanız da, ben sevgilinizle odalarınızı yan yana hazırlattım… Sizinki elbette kral süiti; hanfendininki ise yine aynı kalitede…”

Min Woo şaşkınca ona baktı: “Efendim? Nasıl yani?” Genç yıldız şaşkınlık içinde Ji Han için ayrı bir oda ayırtıp ayırtmadığını düşünmeye başladı; şoför olduğu için onun kendisi ile kaldığını kimse fark etmez diye düşünüp oda ayırtmadığını zannediyordu… Sonra birden başka bir şey fark etti: “Hanfendi mi dediniz?”

Aynı anda az ileride:

“Merhaba sevgilim!” diye bir ses çınladı. Min Woo arkasını dönüp baktığında hayret ve öfkeyle irkildi: Hyo Rim’di bu!

Hyo Rim kırıta kırıta geldi, kendilerine neşeyle bakan resepsiyoniste hafif bir baş selamı verip kollarını Min Woo’nun boynuna doladı, onun yanağından öptü:

“Ben de senden yarım saat önce gelmiştim… Odama yerleştim bile! Haydi sen de bir an önce yerleş de yemek yiyelim…”

Min Woo hayretle: “N-nasıl… nasıl yaaa?!” diye bağırdı. Hyo Rim hafifçe kıkırdadı ve onun kulağına eğilip fısıldadı:

“Seni bulamayacağımı mı zannettin küçük aptal? Seyahat acentasına Han Ki Joon ismini verenin sen olduğunu tahmin edemeyecek miydim sanki? Rezervasyonlarında eskiden canlandırdığın rollerin isimlerini kullanma artık, azıcık yaratıcı ol!”

Sonra da gülerek az ileride duran bir başka gence seslendi: “Kang Hyuk-a! Gel canım, Ji Han’a da sen odasını göster!”

Bu kez hem Min Woo’nun hem de Ji Ah’nın açılan gözleri arasında Kang Hyuk elleri cebinde, yüzünde muzip bir gülümseme ile geldi ve ikisinin önünde eğilip reverans yaptı: “Hay hay, emredersiniz Hyo Rim-şi!”

“Sen… sen nerden çıktın be?!” diye bağırdı Min Woo öfkeyle. Hyo Rim:

“Kang Hyuk  benim yeni kâhyam,” dedi alaycı bir gülümsemeyle, “Sen böyle becerikli ve akıllı bir kâhyayı elinden kaçırınca fırsatı değerlendirmeden edemedim… Eee, odamıza çıkmıyor muyuz?”

Min Woo öfkeyle kolunu onun kolundan kurtardı, gidip Ji Ah’nın kolundan tuttu. Hyo Rim ve Kang Hyuk’a öfkeyle baktı:

“Siz ne halt ederseniz edin! Biz kendi odamıza çıkıyoruz!”

Ve etraftan kendilerine çevrilen bakışlara aldırmadan kolundan tuttuğu kızı çekiştirmeye başladı. Hyo Rim ve Kang Hyuk onların uzaklaşmasını ciddi yüzlerle izlediler. Kang Hyuk:

“İlk plan pek işe yaramadı gibi gözüküyor,” dedi. “Şimdi ne yapıyoruz?”

“Sen hiç meraklanma,” diye mırıldandı Hyo Rim. Ve küstahça gülümsedi: “Asıl eğlence yeni başlıyor!”

*****************************************************

“Hayır Ji Han, hayır! Bak, kar sapanını yanlış yapıyorsun, dizlerini o kadar kırmamalısın… Ayrıca her saniye kar sapanı yapıp durma canım, biraz kendini serbest bırak da hızlan! Kayağın bütün zevki hızındadır!”

Ji Ah dişlerinin arasından tısladı: “Bu benim hayatımda ikinci kez kayak yapışım Min Woo! Biraz korkmam normaldir heralde…” Sonra umutsuzca etrafına baktı: “Ayrıca neden profesyonel piste geldik? Aşağıda yeni başlayanlar için daha kolay bir pist vardı ya…”

“Orası dümdüz bir yer, hiç gerek yok… Kayak dediğin kayarken öğrenilir, aynen yüzmek gibi,” dedi Min Woo hiç aldırmadan. “Hadi hadi, kendini biraz rahat bırak da kaymaya başla!”

Ama Ji Ah’nın dizlerini düzeltmesi ile hızlanıp çığlıklar arasında yere kapaklanması bir oldu! Genç kız yüzünü gömüldüğü kar yığınından kaldırırken öfkeyle: “Kendimi rahat bırakayım öyle mi… Yeri yalamak için mi?” diye mırıldandı. Ve gözlerini kırpıştırarak kirpiklerindeki kar topaklarından kurtulmaya çabaladı…

İki genç nerdeyse bir saattir kayak pistindeydiler: Min Woo odaya yerleşir yerleşmez heyecanla kayak kıyafetlerini üzerine geçirmiş, Ji Ah’yı da zorla sürükleyip kayak yapmak üzere odadan çıkarmıştı. (Daha doğrusu, önce odadaki jakuzide keyif yapmaları için Ji Ah’nın ağzını yoklamış, ama Ji Ah bunun çıplaklık anlamına geleceğini fark edip topukları poposuna vura vura kaçınca Min Woo da iç çekip “ah utangaç sevgilim ah… küçükken seni hamama da mı götürmediler bilmem ki?!…” diye mırıldanarak jakuzi keyfini kayak dönüşüne bırakmıştı…) Şimdi bir saattir zavallı Ji Ah, Min Woo’nun yanında kayak yapmaya çalışarak debelenip duruyordu. Aslında Min Woo sabırlı bir öğretmendi, ama pek iyi öğrettiği söylenemezdi: Ji Ah tam on üçüncü kez düştüğü yerden kalkıp ağzına dolan karları tükürürken:

“Benden pes!” dedi. “Min Woo, nolursun, bak sana yalvarıyorum, sen git güzel güzel kay… Ben seni otelin lobisinde sıcak çikolata içerek beklerim. Olmaz mı, ha?”

“Olmaazzz!” dedi Min Woo kesin bir biçimde. “Neden böyle baştan pes ediyorsun yahu, biraz keyfini çıkarmaya çalışsana… Tamam, senden benim kadar harika kayak yapmanı beklemiyorum; ama azıcık gayret göstersen…”

Aynı anda yukarıdan:

“Çekilin yoldaaaaaaannnn!” diye bir ses geldi, ve kayaklar üzerinde zorlukla durabilen Ji Ah, kendi üzerine doğru hızla gelen bir başka kayakçıyla birlikte yere devrildi! Zavallı kız çığlık atmaya bile fırsat bulamamıştı. Düştüğü yerden yine kar tükürerek kalkarken kendisine çarpan kişi onun yanıbaşında düştüğü yerde kahkahalarla gülmeye başladı. Yüzündeki gözlüğü başının üstüne çıkarıp gülmeye başlayan bu adam, Kang Hyuk’tu:

“Oh, afedersin Ji Han-a!” diye sırıttı genç adam. “Bilirsin, kayak yapmada ben de en az senin kadar acemiyimdir… Bir yerine bir şey olmadı, di mi?”

Kang Hyuk ayağa kalkıp Ji Ah’ya da kalkması için elini uzattı. Ancak bu arada Min Woo öfkeyle gelip ikisinin arasına girmiş, Kang Hyuk’un uzattığı eli sertçe itip kızı kendisi kaldırmıştı bile. Genç yıldız eski kahyasına ters ters baktı:

“Sen gene nerden çıktın be?? Burda bile rahat yok mu sizden?!”

Aynı anda kıvrak bir hareketle tepeden inip hemen yanlarında karları püskürterek duran bir başka kayakçı da yüzündeki kaskı çıkardı: Hyo Rim’di bu. Genç kız küstahça gülümseyip Kang Hyuk’a döndü:

“Kang Hyuk-a, Min Woo-şi ve asistanını rahat bırak istersen… Gel biz aşağıda sıcak birer kahve içelim…”

Kang Hyuk yakışıklı yüzünü daha da yakışıklı hale getiren bir gülümsemeyle kıza baktı: “Nasıl emrederseniz Hyo Rim-şi…” Ve kendisine elini uzatmış olan Hyo Rim’in eline tutunarak yavaşça kaymaya başladı. İkisi gülüşerek uzaklaşırken Min Woo ve Ji Ah onları bozum olmuş ifadelerle izlediler.

“Bu neydi şimdi be?” diye mırıldandı Min Woo. Ji Ah ise somurttu:

“Bu ne biçim kahyalık be?? Hem ayrıca Kang Hyuk neden Hyo Rim’le birlikte çalışsın ki?! Çok saçma!” Genç kız sinirle: “Beni böyle kıskandırmaya mı çalışıyor, nedir… Pöfff, ne salakça bir plan!” diye düşündü.

Ama açıklayamadığı bir biçimde keyfi kaçmıştı. Zorlukla ayağa kalktı ve Min Woo’ya döndü:

“Min Woo, ben düşmekten gerçekten çok yoruldum… Ve kayak yapmaktan hiç zevk almıyorum… O yüzden sen keyfince kaymaya devam et, ben aşağıda seni bekleyeyim, ne olursun…”

Min Woo kendisine acıklı gözlerle bakan kıza daha fazla kıyamadı ve isteksizce de olsa: “Peki…” dedi. “O zaman gel birlikte yavaş yavaş aşağı inelim… Sonra ben teleferiğe binip kaymaya geri dönerim, sense kafede oturup beni beklersin…”

Heartstrings OST – The day we fall in love

Böylece ikili pistin en aşağısına kadar indiler. Min Woo yeniden teleferiğe binip profesyonel piste doğru yola çıkarken Ji Ah da yorgun adımlarla kafe ve restoranların olduğu kulübenin yolunu tuttu. Fakat genç kız henüz içeri girememişti ki kulübenin hemen ilerisindeki başlangıç pistinde el ele kaymaya çalışan iki kişiye gözü takıldı: Hyo Rim, neşeyle gülerek elinden tuttuğu Kang Hyuk’u hızlandırarak kayıyor, Kang Hyuk’sa düşmeden ona eşlik etmeye çabalıyordu. İkisi de çok eğleniyor gibi görünüyorlardı. Ji Ah birdenbire öfkeyle yumruklarını sıktı! Kang Hyuk’un Hyo Rim’in yanında yer alarak ona inat yaptığı o kadar belliydi ki! Genç kız bir an durakladı, sonra kafeye girmekten vazgeçip kararlı adımlarla acemiler pistine doğru yöneldi.

Onun yaklaştığını ilk gören Hyo Rim oldu. Genç kız gözleri parıldayarak:

“Kang Hyuk, saat üç yönünde açıklanamayan bir cisim bize doğru yaklaşıyor,” diye sırıttı. “Planımız işe yaramış galiba, seninki fena halde kıskanmış gibi görünüyor..”

Kang Hyuk kalbinin hafifçe hopladığını hissetti. Ama yüzündeki ifadeyi bozmadı, Ji Ah’dan tarafa bakmadan Hyo Rim’i kendine doğru biraz daha çekti. Hyo Rim şaşkınca ona baktı:

“Hey, ne yapıyorsun?”

kıyafetlere aldırmayınız :D

kıyafetlere aldırmayınız 😀

“Hişşşt, lütfen güven bana,” dedi Kang Hyuk ve kızın belinden tutup vücudunu ona yasladı. Hyo Rim bir an şaşkın ve huzursuzca yutkundu. Ama başka bir şey demedi ve kendisine arkasından sarılmış durumda olan Kang Hyuk’la birlikte yavaşça kaymaya devam etti.

Ji Ah’ysa ikisinin yanına geldiğinde dişlerinin arasından: “Oha… Bir odaya çıkaydınız bari…” diye mırıldandı. İlk başta Kang Hyuk’un kendisini kıskandırmak istediğini düşünmüştü, ama şimdi bundan çok emin değildi: Bu iş sadece kıskandırma amaçlı olsaydı, bu ikisi kendisinin burda olmadığını düşündükleri halde neden böyle yakınlaşma ihtiyacı duysunlardı ki? Ji Ah kafası karışmış, kızgın ve kırgın bir biçimde sesli sesli öksürdü:

“Öhöm… Öhhö öhö!”

Kang Hyuk bunun üzerine Hyo Rim’i kavrayan ellerinden birini gevşetti ve şaşkın bir ifadeyle arkasına baktı. Ji Ah’yla göz göze gelince de hafifçe gülümsedi:

“Ooo! Bakıyorum düşüp durmaktan sıkılıp sen de acemiler pistine gelmişsin! Akıllıca bir karar dostum!”

“Seninle biraz konuşabilir miyiz?” dedi Ji Ah sert bir tonla. Hâlâ Kang Hyuk’un elini tutan Hyo Rim’e bakıp tıslar gibi ekledi: “Mümkünse özel…”

Hyo Rim hiç alınmamıştı, tatlı bir ifadeyle: “Siz takılın, ben zaten zor pistlerden birinde kaymayı düşünüyordum, hadi çaaav!” deyip yanlarından uzaklaştı. Şimdi iki eski dost baş başa kalmışlardı. Ji Ah ters ters baktı arkadaşına:

“Sen ne halt ediyorsun?! Sakın Min Woo’yla ikimizin arasını bozmak için Hyo Rim cadısıyla işbirliği yaptığını söyleme bana!”

“Pofff, amma yazdın haa! Çok sağlam bir hayalgücün var gerçekten…” diye güldü Kang Hyuk. Sonra hafifçe omuz silkti: “Hyo Rim-şi’yle tesadüfen tanıştık… Sonra o beni Min Woo’nun yanında çalıştığım zamanlardan hatırladı, iş teklif etti. Ben de kabul ettim. İşte hepsi bu…”

“Az önceki hallerinize bakılırsa hepsi bu gibi görünmüyor,” diye mırıldandı Ji Ah. Sonra ters ters süzdü çocuğu: “Bana bak, Hyo Rim’in saçma sapan planlarına falan dahil olmadın değil mi?”

“Ne gibi?” dedi Kang Hyuk masumca.

“Ne gibi olacak, Hyo Rim bal gibi de Min Woo için buraya geldi! Bunu anlamak için süper zeki olmaya gerek yok! Sen de ona yardım etmeye çalışıyorsun!”

“Hyo Rim-şi mecburen buraya geldi, dün stüdyoda olanlardan sonra Min Woo’yla sevgili rolü yapmaları her zamankinden daha kritik,” dedi Kang Hyuk sabırla. “Yoksa onun da Min Woo’ya bayıldığı falan yok, aksine o şımarığa çok sinir oluyor, bana aynen böyle anlattı… Şu dizi bir bitsin, Mikronezya’da uzun bir tatile çıkacakmış… Hatta ben de onunla gideceğim, oraları hiç görmedim.”

Kang Hyuk neşeyle sırıttı. Ji Ah birden feci halde bozulduğunu hissetti, bu çocuk daha üç gün önce karşısına geçip acıklı gözlerle “Ben her şeye katlanırım, ama senin incinmene dayanamam Ji Ah…” diyen adam mıydı yani?! Şimdi durduk yerde bu umarsız haller de neydi böyle?!

Tam da o anda hemen arkalarında bir ses:

“Kang Hyuk-a! Nasılsın adamım??” diye neşeyle çınladı.

Kang Hyuk ve Ji Ah dönüp baktıklarında çok güzel bir kızla yakışıklı bir çocuğun neşeyle kayarak yanlarına geldiklerini gördüler. Kang Hyuk’un yüzü sevinçle aydınlandı:

kwang tae - bo ra

kwang tae – bo ra

“Kwang Tae! Bo Ra! Sizi burda görmek ne güzel!”

“Asıl seni görmek çok güzel, en son dergi çekimlerinde görüşmüştük değil mi? Uzun zaman oldu…” diye sırıttı Kwang Tae ve arkadaşına sarılıp omzunu patpatladı. Sonra çocuğun yanındaki kızı fark etti: “Aaa, Ji Ah’ydı değil mi? Bir defasında tanışmıştık…”

“Evet, merhaba,” dedi Ji Ah donuk bir sesle. Kwang Tae’nin Kang Hyuk’un üniversiteden arkadaşı olduğunu biliyordu ama az önceki somurtuk halinden kurtulamamıştı, üstelik Kwang Tae’yle birlikte gelen güzel kızın abartılı bir neşeyle Kang Hyuk’a sarılıp öpmesi de gözünden kaçmamıştı. “Kıza bak be, Kang Hyuk’a asılacağına yanındaki yakışıklı çocuğu öpsene sen, uyuz!” diye geçirdi içinden. “Hyo Rim bir, bu iki: Sizi bana sayıyla mı verdiler ulan?”

“Demek siz de kayağa geldiniz,” dedi Kang Hyuk neşeyle, “Ee, hangi otelde kalıyorsunuz?” Kwang Tae karşı tepeyi işaret etti: “Bizim otel biraz uzakta… Bütçemize uygun olsun deyince küçük otellerden birine kaldık… Ya siz?”

Kang Hyuk muzip bir ifadeyle kayak pistinin hemen dibindeki lüks oteli işaret edince Kwang tae sırıtarak onun omzunu yumrukladı: “Vaaay, köftehora bak sen! Piyango mu çıktı dostum??”

“Onun gibi bir şey,” diye sırıttı Kang Hyuk. Bo Ra gülerek: “O zaman bize de birer akşam yemeği ısmarlarsın, değil mi?” deyip çapkınca Kang Hyuk’un koluna girdi.

Ji Ah birden öfkesini daha fazla içinde taşıyamayacağını hissetti: Kang Hyuk’un sebepsiz neşesi mi, “piyango çıktı gibi bir şey” deyişi mi, yoksa Bo Ra’nın bu son hareketi mi bardağı taşıran son damla olmuştu bilmiyordu ama burada daha fazla kalamayacaktı! Ani bir hareketle arkasını döndü, hızlı hızlı yürümeye başladı. Kang Hyuk’sa onun uzaklaştığını görünce:

“Hey! Dur, bekle Ji Ah!” diye bağırdı. Şaşkın şaşkın neler olduğunu çözmeye çabalayan Kwang Tae ve Bo Ra’ya döndü ve: “Kusura bakmayın millet, ben sizi sonra bulurum, tamam mı? Hadi eyvallah!” deyip kayakları çıkarıp eline alarak Ji Ah’nın peşinden koşturdu.

Ji Ah burnundan soluyarak hızlı hızlı otele doğru yürürken Kang Hyuk arkadan yetişmiş, onun önünü kesmeyi başarmıştı. Kızın omuzlarından tutup onu kendi gözlerinin içine bakmaya zorladı.

“Ji Ah! Neyin var?? Neden bu kadar kızdığını söyler misin lütfen??”

Big bang – Monster

Ji Ah’nın gözleri dolmuştu. Ama genç kız bu ani öfkenin nedenini kendisi de bir türlü açıklayamıyordu: Nedense yıllar öncesinde kaldığını zannettiği tüm hayalkırıklıkları, acılar ve kırgınlıklar birdenbire su yüzüne çıkmış gibiydi. Ji Ah içinden: “Sen Min Woo’yla berabersin! Kang Hyuk’a kızmaya hiç hakkın yok!” diye öfkelendi kendine. Ama sonra: “Ben o yüzden kızmıyorum ki! Gitsin istediği kızla birlikte olsun! Yalnızca… Hyo Rim’le değil!” diye cevap verdi kendi iç sesine. “Hyo Rim’in hâlâ Min Woo’ya karşı duyguları olduğu öyle açık ki! Yoksa neden kendi kariyerini de tehlikeye atıp canlı yayına çıksın?? Şimdi de Kang Hyuk’u kullanıyor, Kang Hyuk gerzeği ise buna alet oluyor, işte olan biten bu!”

Genç kız öfkeyle dişlerini sıktı. Ve hâlâ kendisinden bir cevap bekleyen Kang Hyuk’a dikti gözlerini:

“Sen benden intikam almaya çalışıyorsun!” diye tısladı. “Hyo Rim’le birlikte olman o yüzden! Sen hainin önde gidenisin!”

Kang Hyuk birden midesine bir yumruk yemiş gibi oldu. Ji Ah’nın omuzlarını tutan elleri gevşedi. Zorlukla: “Sen… aslında bu söylediklerini kast etmiyorsun, öyle değil mi?” diye fısıldadı…

“Bal gibi de onu kast ediyorum!” diye bağırdı Ji Ah. “Senin duygularına karşılık vermeyip Min Woo’yla çıkmaya başladım diye benden intikam almaya çalışıyorsun! Arkadaşım falan değil, hainin tekisin sen! Senden nefret ediyorum!”

Birden dünya durdu sanki… Ji Ah’nın son sözleri havada asılı kaldı. Ji Ah ve Kang Hyuk şok içinde bakıştılar. Ji Ah söylediklerine, Kang Hyuk duyduklarına inanamaz halde bakıştılar.

Ji Ah birdenbire dudaklarını ısırdı. “Hainin tekisin sen! Senden nefret ediyorum!…” Bu sözleri, sevgili dostu, biricik Kang Hyuk’a nasıl söylemişti?? Nasıl çıkabilmişti o sözcükler dudaklarından??

Kang Hyuk’unsa yüzü allak bullaktı. Genç adam birkaç saniye nefes bile alamadan karşısındaki kıza baktı, sonra birdenbire arkasını döndü, hızlı adımlarla yürümeye başladı. Ji Ah: “Dur…” diyecek oldu, ama o tek kelime bir türlü çıkmadı boğazından. Genç kız içinde giderek büyüyen vicdan azabıyla kıvranarak ilerideki teleferiklerden birine rastgele binen ve dağın zirvesine doğru uzaklaşan Kang Hyuk’u izledi. Hiç kıpırdayamadan, öylece izledi onu. Sonra, ayaklarını sürüye sürüye döndü, pistin dibindeki kafeden içeri girdi…

Bundan sonraki bir saat, Ji Ah için azap dolu geçti: Genç kız az önceki konuşmayı bozuk plak gibi tekrar tekrar zihninde döndürüyordu. Gözlerinin önünden Kang Hyuk’un kendisine şok içinde bakakalan gözleri, ve hızla arkasını dönüp gidişi bir türlü gitmiyordu… Üstelik Ji Ah kafenin pisti gören pencerelerinden birine tüneyip dikkatle inenleri izlemesine rağmen tam bir saattir Kang Hyuk ortalarda yoktu. Genç kız korku içinde fark etmişti ki, Kang Hyuk’un körlemesine bindiği teleferik, kayak merkezinin en zor ve dik pistlerinden biri olan D pistine giden teleferikti!

İşleri daha da kötüleştirircesine, sabahtan günlük güneşlik olan hava da birdenbire bozmuş, ağır bir kar yağışı başlamıştı. Şimdi dışarıda nerdeyse kimse kalmamıştı, en iyi kayakçılar bile birer birer kaymayı bırakıyor, otellerine dönüyorlardı. Ji Ah en sonunda dayanamadı, dışarı çıkıp kayarak inen herkese teker teker bakarak Kang Hyuk’u aramaya başladı. Ama yoktu, kahretsin ki yoktu! Ji Ah’nın içindeki panik giderek büyürken birden Kwang Tae ve yanındaki kıza rastladı. Cansimidi bulmuş gibi çocuğun yakasına yapıştı Ji Ah:

“Kwang Tae-şi! Kang Hyuk’u gördün mü??”

“Yoo, en son ikinizle konuştuğumdan beri hiç görmedim,” dedi Kwang Tae şaşkınlıkla. Yanındaki Bo Ra’ya döndü: “Sen gördün mü Bo Ra-ya?” Kız da: “Yooo, ben de bilmiyorum,” dedi şaşkın şaşkın. Sonra az ilerideki güvenlik görevlilerini işaret etti: “İsterseniz güvenliğe bir sorun… Eğer yukarıda başına bir kaza gelen ya da mahsur kalan birileri olursa onlar haberdar oluyorlar…”

Bunun üzerine Ji Ah hemen ilk yardımcıların yanına koşturdu. Ama onlar da hiçbir kaza haberi almamışlardı. Yine de Ji Ah’nın içindeki sıkıntı azalacağı yerde artıyordu. Kang Hyuk’un iyi bir kayakçı olmadığını çok iyi biliyordu Ji Ah, besbelli bir şeyler olmuştu, yoksa çocuk neden bu saate kadar inmemiş olsundu ki?! Genç kız dudaklarını ısırarak kaygıyla düşündü: Hyo Rim ve Min Woo da ortalarda görünmüyordu; en iyisi kar yağışı daha fazla artmadan yukarıdaki piste kendisinin çıkıp Kang Hyuk’u araması olacaktı.

Ji Ah yaklaşık bir saat önce Kang Hyuk’un binip uzaklaştığı teleferiğe otururken başındaki görevli:

“Yalnız bu pist çok zor ve dik bir pisttir, üstelik kar yağışı da arttı… Çok iyi bir kayakçı değilseniz yukarı çıkmanızı tavsiye etmem,” dedi ona.

Ji Ah bir an durakladı, ama sonra kararlılıkla başını salladı: “Kabini hareket ettirin lütfen…”

Böylece genç kız Kang Hyuk’u aramak üzere yukarı çıkarken aynı sıralarda Min Woo da kaymayı bırakmış, ıslak, yorgun, ama kendinden memnun bir biçimde aşağıdaki kafeye girip Ji Ah’yı aramaya başlamıştı. Tıklım tıklım olan kafede arada bir hayranları tarafından yolu kesilerek on dakika boyunca kızı bulmaya uğraştı. Ama Ji Ah yoktu. Min Woo şaşkınca dudak büktü: “Acaba odaya mı gitti?” Ve hemen yakındaki otel odasına doğru yollandı.

Ji Ah ise yukarı çıktığında kar yağışı iyice hızlanmıştı. Hatta nerdeyse göz gözü görmüyordu. Ji Ah’nın dışında zirvede tek tük birkaç kayakçı vardı, onlar da son kayışlarını yapmaya hazırlanıyorlardı. Genç kız bu usta kayakçılar yanından rüzgar gibi geçip kendisini zirvede tek başına bırakırken, aşağı doğru nerdeyse 90 derecelik açıyla inen korkunç piste ürpererek baktı. Sonra, sürekli kar sapanı yapa yapa çok yavaş bir biçimde aşağı doğru inmeye başladı. Bir yandan da ara ara: “Kang Hyuk! Kang Hyuk-aaa! Nerdesiiiiinn???” diye bağırıyordu.

Birden, az ötede, pistin kenarındaki bir çam ağacının dallarına takılmış siyah bir cisim ilişti gözüne ve Ji Ah’nın nefesi kesildi: Bu… Kang Hyuk’un atkısı değil miydi?!

Heyecan ve korkuyla o tarafa doğru yöneldi. Ağacın birkaç metre yakınına geldiğinde artık şüphesi kalmamıştı; bu gerçekten de Kang Hyuk’un atkısıydı! Atkının takıldığı dalların arasından görünen ve oldukça dik olan açıklığa kaygı ile baktı: Kang Hyuk bu açıklıktan düşmüş olmalıydı! Ji Ah acıyla mırıldandı: “AMAN TANRIM!” Ve panik içinde aşağıyı taramaya başladı; Kang Hyuk’un orda bir yerlerde düşüp kalmış olduğu fikri genç kızı delirtmeye yetiyordu. “Allahım, nolur ona bir şey olmasın! Ben bu acıyla nasıl yaşarım?!” Bir yandan da kararsızlıkla kıvranıyordu: Kang Hyuk’a nasıl yardım edebilirdi? Acaba merkeze inip yardım mı getirmeliydi? Ama sonra: “Çok geç kalmış olabilirim!” diye bir düşünce saplandı beynine. “Kang Hyuk tam bir saattir yok! Aşağıda bir yerlerde düşüp kaldıysa bu soğukta donmak üzere bile olabilir! Onu derhal, şimdi bulmak zorundayım!” Ve genç kız kararlılıkla ana pistten sapan bu açıklığa doğru yöneldi.

Ancak ağaçların arasına adımını henüz atmıştı ki, yeni yağan karla birlikte iyice dengesizleşmiş olan zeminde ayağı kayıverdi! Ji Ah ayağının altından yerin çekildiğini panikle hissederken hafif bir çığlık kopardı. Ve ayaklarında kayakları ile bu fena halde dik ve temizlenmemiş olan yolda ağaçlar arasında savrularak sürüklenmeye başladı! Genç kız bir yandan da korku dolu çığlıklar atıyordu: “İMDAAAT! İMDAAT, KANG HYUK-A! AAAAAAAAHHHHHH-!”

Giderek hızlanan vücudu birden yol üzerindeki bir kayaya çarpıp savruldu. Korunaksız kalan başı da kenardaki ağaç köklerinden birine sertçe vurunca Ji Ah’nın sesi bir anda kesiliverdi: Ayaklarındaki kayaklar fırlamış, genç kız kendinden geçmişti. Aynı anda, başından hafif bir kan sızmaya başladı…

Ve Ji Ah, üzerini örtercesine lapa lapa yağan karın altında tamamen savunmasız bir biçimde baygın halde kalakaldı…

*****************************************************

Rooftop Prince  OST – Empty

Min Woo Ji Ah’nın otelde de olmadığını görüp kayak pistine geri döndüğünde kar yağışı iyice hızlanmıştı. Artık tüm kayakçılar pisti çoktan terk etmiş, kendilerini sıcak iç mekânlara atma peşindeydiler. Min Woo ne kafede ne de başka yerde Ji Ah’yı bulamayınca kaşlarının ortası endişeyle çatıldı: Bu çocuk nereye gitmiş olabilirdi?!

“Islak sıçanlar gibi olmuşsun! Odana gideceğin yerde ne dolanıyorsun hâlâ?!”

Min Woo arkasını döndüğünde kendisine sırıtarak bakan Hyo Rim’le göz göze geldi. Ama genç adamın kızın alaylarıyla uğraşacak hali yoktu şimdi, ciddi ve sabırsız bir yüzle:

“Ji Han’ı gördün mü?” diye sordu, “Bir buçuk saat önce beni kafede bekleyeceğini söylemişti, ama ne burda ne de otelde değil…”

“Yoo, görmedim,” diye dudak büktü Hyo Rim. Sonra hınzırca gülümsedi: “Belki de Kang Hyuk’ladırlar: İkisinin arasında halletmeleri gereken bazı özel meseleler var gibi görünüyor…”

Min Woo öfkeyle kıza çıkışmaya hazırlanıyordu ki, az ileride, eline kayaklarını almış yürüye yürüye kulübeye yaklaşan Kang Hyuk’u görünce durakladı. Ve Hyo Rim’e cevap bile vermeden rüzgar gibi koşarak Kang Hyuk’un yanına gitti, genç adamın yakasına yapıştı:

“Ji Han’ı gördün mü?? Çabuk cevap ver, çok önemli!”

Kang Hyuk’sa ağır bir melankoli içindeydi aslında. Bir saattir karlar altında yürüyor, bir yandan da umutsuzca düşünüyordu: Ji Ah’nın sözleri içine çok fena oturmuştu. “Sen hainin tekisin! Senden nefret ediyorum!” Genç adamın kulaklarında yankılanıyordu bu sözcükler. Teleferiğe bindikten sonra dağın zirvesine ulaşınca oracıkta bir ağacın altına oturmuş, yağan kara aldırmadan düşünmüş, düşünmüştü… Ji Ah’nın o sözleri söylerken yüzünün aldığı umutsuz ve öfkeli ifade gözlerinin önünden gitmiyordu. Genç adam acıyla fark ediyordu ki, ne yaparsa yapsın, Ji Ah bu sevdadan kendisi vazgeçmedikçe onu Min Woo’dan ayırması işe yaramayacak, aksine en yakın dostu ile arasındaki uçurumu daha da büyütecekti…

Dakikalar sonra nihayet kar yağışı hızlanıp zirvede kendinden başka kimsenin kalmadığını görünce yavaşça yerinden doğrulmuş, kayaklarını eline alıp o dik pistten aşağı yavaş yavaş inmeye başlamıştı. Dağın tepesinden yürüyerek inmekse oldukça meşakkatli bir işti: Kang Hyuk düşmeden dikkatle inmek için pür dikkat konstantre olmuşken boynundaki atkının rüzgarla uçup gittiğini bile çok zaman sonra fark etmişti.

Nihayet yorgun argın aşağı varabildiğinde Min Woo’yu yıldırım gibi başında bitmiş bulunca bir an afalladı. Genç adama hayret dolu gözlerle baktı:

“Ji-Ji Han mı? Ha-hayır, görmedim… Bir buçuk saattir görmedim…”

Min Woo umutsuzluk dolu bir nefes koyverdi ve Kang Hyuk’un yakasını kavrayan elleri gevşedi. Kang Hyuk’sa düşünmeye fırsat bulabilmişti, kaygıyla kaşlarını çattı:

“Ji Han kafede yok mu? Peki ya otele baktınız mı?”

“Elbette baktım!” diye umutsuz ve çaresizce bağırdı Min Woo. “Ah Tanrım, ah Tanrım, nerde bu çocuk??”

Kang Hyuk umutsuzlukla çevreyi araştırdı. Birden gözleri az ötede sıcak bir şeyler içen Kwang Tae ve Bo Ra’ya takıldı. Genç adam koşarak gitti ikilinin yanına:

“Arkadaşlar, Ji Ah’yı bulamıyoruz! Siz onu yakın zamanda hiç gördünüz mü?”

Kwang Tae ve Bo Ra şaşkınca bakıştılar. Kwang Tae:

“Ah, aslına bakarsan evet,” dedi, “O da seni arıyordu… Yaklaşık yarım saat falan önce bize seni görüp görmediğimizi sordu.”

“Çok endişeli görünüyordu, senin başına bir şey geldiğini düşünmüş olabilir,” diye ekledi Bo Ra da. “Hatta yardım ekiplerine yaralı birini bulup bulmadıklarını bile sordu.”

Kang Hyuk korkudan buz kesti: Uzun zaman ortalarda görünmeyince Ji Ah paniklemiş olmalıydı. Ya bu panikle aptalca bir şeye kalkıştıysa?!

“Peki sonra?? Sonra nereye gitti??” dedi adeta feryat edercesine.

Kwang Tae ve Bo Ra bir an bakıştılar. Sonra Kwang Tae nerdeyse suçlu bir tavırla:

“Şey… Galiba D pistine çıktı… Yani en son o taraftaki teleferiğe gidiyordu… Ama emin değiliz…”

“Jİ HAN D PİSTİNE Mİ ÇIKTI?!?!”

Kang Hyuk’un hemen arkasından yaklaşan Min Woo korkutucu bir ifadeyle bağırarak sormuştu bu soruyu. Zavallı Bo Ra korkuyla yutkundu ve kafasını salladı: “Şey… Emin değiliz ama öyle galiba…”

Min Woo’ya ise bu cevap yetmişti. Genç adam şimşek gibi kafeden fırladı. Ardından Kang Hyuk, hemen onun peşindense Hyo Rim çıktı dışarı. Hyo Rim kulübeden çıkar çıkmaz yüzüne hızla çarpan kar fırtınası yüzünden elini önüne siper etmek zorunda kaldı: Hava kendilerinin içeride olduğu on dakika içerisinde iyice bozmuştu! Genç kız endişeyle: “Umarım Ji Ah yukarıda bir yerlerde mahsur kalmamıştır! Yoksa ona bu havada nasıl ulaşırız??” diye düşündü.

Rooftop Prince  OST  Ali Hurt

O sırada Min Woo çoktan görevlilerin yanına varmıştı bile. Heyecandan nefesi kesilerek:

“Kayıp biri var!” diye söze başladı, “D pistine çıkıp geri dönmemiş birisi var! Onu aramaya gitmek zorundayız, hem de derhal!”

Görevliler şaşkınca bakıştılar. İçlerinden biri:

“Kayıp olduğuna emin misiniz?” diye söze başladı, “Genellikle kayıp zannedilen kayakçılar başka bir pistte kayıyor veya otellerine geri dönmüş-“

“APTAL MISINIZ, KAYIP DİYORUM, ÇIKTI VE GERİ İNMEDİ!!!” diye öfkeyle bağırdı Min Woo. Görevlilerin hemen yanındaki kar motosikletine gözü ilişip heyecanla işaret etti: “İşte şuna binip aramaya gitmemiz lâzım! Hem de hemen! Kaybedecek zaman yok!”

“Bir dakika beyefendi, lütfen sakin olun,” dedi diğer görevli. “Önce bir emin olalım: Bahsettiğiniz kayakçıyı yukarıya çıkarken gören var mı?”

Min Woo çıldırmak üzereydi ki hemen arkasından nefes nefese yetişen Kang Hyuk: “Evet, var!” diye cevapladı. “Kendisinin yukarı çıktığına ama inmediğine eminiz! Üzerinde mavi bir kayak takımı var, yaklaşık bir yetmiş boylarında. Derhal onu aramaya gitmeliyiz!”

“Tamam o zaman,” dedi görevli ve elindeki telsizi ağzına yaklaştırdı: “Kayıp kayakçı vakası, tamam. Yukarıda olup inmemiş bir kayakçı var, D pistine ekiplerin gönderilmesi gerekiyor…”

Kang Hyuk ve Min Woo şaşkınca konuşan adama baktılar. Min Woo kekeleyerek:

“A-ama siz hemen çıkmayacak mısınız?! Yani şu önünüzdeki motorla hemen gidemez misiniz, neden başka ekipleri çağırıyorsunuz ki?!”

“Motorun yeterli benzini yok, yedek ekipleri beklemek zorundayız,” diye cevap verdi görevlilerden biri. Kang Hyuk ve Min Woo afallamış halde birbirlerine baktılar. Sonra Kang Hyuk birden bağırmaya başladı:

“Siz ne diyorsunuz be?! YUKARIDA MAHSUR KALMIŞ BİR İNSAN VAR! HAYATI TEHLİKEDE OLABİLİR! NASIL OLUR DA DİĞER EKİPLERİ BEKLEMEYİ DÜŞÜNEBİLİRSİNİZ?!”

“Bu motorla gidersek onunki gibi kendi hayatımızı da riske atmış oluruz!” dedi görevli de sertleşerek. “Yedek ekibi beklemek zorundayız, yoksa onu ararken biz de yukarıda mahsur kalabiliriz!”

Kang Hyuk’unsa aklı almıyordu, olup bitene inanmaz halde:

“Ama bu fırtınada donabilir! Ölebilir! Aman Tanrım, aman tanrım!” Genç adam çaresizlikle dudaklarını ısırdı. Ve tekrar görevliye dönüp yalvarmaya başladı: “Lütfen, size yalvarıyorum, lütfen çıkalım, arayalım onu! Bakın belki de düştü ve bir yerini kırdı…” Görevli ise nuh diyor peygamber demiyordu:

“Olmaz, lütfen ısrar etmeyin-”

Birdenbire “VROMMMM!” diye bir motor sesi adamın sözünü böldü. Adamlar aynı anda dönüp baktıklarında Kang Hyuk’un görevlilerle tartışmasını fırsat bilmiş olan Min Woo’yu kar motorunun üzerinde buldular. Görevlilerden biri:

“DURUN! Siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz?!” diyerek ona doğru bir hamle yapacak oldu. Ama Min Woo çoktan motorla birlikte ileri atılmıştı bile. Genç adam gözlerinde vahşi bir ışıkla hızla uzaklaşırken arkaya bakıp bağırdı:

“Siz yedek ekibi bekleyin loser’lar! Ben onu bulunca size haber veririm!”

“BEKLE! Beni de al Min Woo!” diye bağırdı ve ona doğru bir hamle yaptı Kang Hyuk. Güvenlik görevlileri ise bu deli adamı durdurmak istercesine şaşkınca peşinden koşturdular. Ama çok geçti: Min Woo, şaşkın güvenlik görevlilerini ve kendisi de birlikte gelmek için bağıran Kang Hyuk’u arkada bırakarak kar motosikletinin üzerinde zirveye doğru uzaklaştı…

*****************************************************

Min Woo’nun işi gerçekten zordu: Kar fırtınası öylesine artmıştı ki, dağın zirvesinde göz gözü görmüyordu. Genç adam teleferiğin durduğu son noktaya kadar tırmanmıştı. Motoru durdurdu ve tüm gücüyle bağırmaya başladı:

“Jİ HAAAAAAAN!!!! Jİ HAN, NERDESİN?!”

Ve sağa sola bakınarak aşağı doğru inmeye başladı. Sık sık genç kızın adını bağırmaya devam ediyordu. Ama kendisine fırtınanın uğultusundan başka karşılık veren yoktu…

Genç adam yüzüne çarpan soğuk ve ıslak rüzgar altında on dakikadan fazla bağırıp aradı Ji Ah’yı. Artık bağırmaktan boğazı acımaya başlamıştı, soğuktan yüzünü hissetmiyordu. Başka zaman olsa Min Woo bu şartlarda iki dakika bile kalamaz, sızlanıp mızmızlanmaya başlardı; ama şimdi kendi hayatını bile riske atıyor olması umrunda değildi: Genç adam, tüm duyuları ile Ji Ah’yı bulmaya kilitlenmişti.

Min Woo sevgilisinin adını bağırmaya devam ederken birdenbire altındaki motosiklet tekledi, öksürdü, ve bir anda tamamen durdu! Min Woo bir kez daha motoru çalıştırmaya çalıştı, ama sonra pes edip öfkeyle elini alete vurdu: “Kahretsin!” Benzin bitmiş olmalı… Genç adam çaresiz motordan indi. Arayışına yaya olarak devam etmek zorundaydı…

Bu şekilde dik ve buzlu iniş yolunda bir süre daha yürüdü. Fırtınada göz gözü görmese de Min Woo dişini sıkmış, sonsuz beyazlığı delip geçmek ister gibi bakıyordu dört bir yanına. Bir yandan da içinden: “Tanrım lütfen Ji Han’ı bana bağışla… Lütfen ona bir şey olmasın! Lütfen bulayım onu!” diye geçiriyordu. Min Woo bütün ömrünce kendini bu denli çaresiz hissetmemişti.

Birdenbire asıl pistin kenarından inen bir açıklığın en dibinde yere saplanmış bir karaltı fark etti ve gözlerini ovuşturdu: Yanılmamıştı. Ji Han’ın kayaklarından biriydi bu! Çocuk oraya düşmüş olmalıydı!

Min Woo heyecan ve korkudan yüreği çarparak kayağı gördüğü açıklığa doğru kaya kaya inmeye başladı. Yaklaştıkça birden nefesi kesilerek yerdeki tümseği fark etti: Üzeri nerdeyse kardan bembeyaz olmuş bu tümsek, yerde iki büklüm biçimde yatan bir insandı! Ji Han’dı bu! Onu bulmuştu!

Min Woo soğuktan ve korkudan titreyen elleriyle yerde yatan vücudu kendisine doğru çevirdi… Ve gördüğü manzara karşısında boğuk bir çığlık fırladı ağzından:

“Ji Han!…”

Ji Ah’nın gözleri kapalıydı. Genç adam korkudan titreyerek hemen kızı kolları arasına aldı ve yüzünü kendisine doğru yaklaştırdı: Oh, neyse ki hafif de olsa hâlâ nefes alıyordu. Ama başında açık bir yara vardı; bu yaradan epeyce kan sızmış, şimdiyse pıhtılaşmıştı. Min Woo içinden yükselen hıçkırığı zorlukla bastırdı. Sonra aşağıdakilere haber vermesi gerektiğini hatırladı ve cebinden telefonunu çıkardı. Bir anlık kararsızlıktan sonra Hyo Rim’in numarasını tuşladı.

Hyo Rim daha hiç çalmadan açtı telefonunu ve Min Woo’nun “alo” demesine bile kalmadan:

“Min Woo! İyi misin?!” diye bağırdı. “Min Woo cevap ver, çok korktum, iyisin değil mi?!”

“Ben iyiyim,” dedi Min Woo yorgunca. “Ji Han’ı buldum. Ama baygın halde…”

“Oh çok şükür!” diye bağırdı Hyo Rim ve yanındakilere: “Bulmuş! Onu bulmuş!” diye müjde verdi. Sonra tekrar telefona döndü: “Min Woo beni dinle, kurtarma ekipleri aşağı yoldan yola çıktılar, on-on beş dakikaya yanınızda olurlar… Yalnız sen onların görebileceği şekilde bir yerlere çıkmalısın…” Genç kız direktif vermeye devam ederken Min Woo onun söylediği “on-on beş dakika…” kısmına takılmıştı: On beş dakika! Bu soğukta, on beş dakika daha!

Jaejoong – For You It’s Goodbye For Me It’s Waiting

Genç adam kollarının arasında hâlâ baygın yatan Ji Ah’ya kaygı içinde baktı: Kızın dudakları mosmordu, üstelik Min Woo ne yaparsa yapsın onu kendine getirememişti! Çocuk korkuyla:

“Sakın ölme! Sakın, sakın ölme Ji Han! Sensiz ben ne yaparım?!” diye mırıldandı kesik kesik. Sonra şahin gibi gözlerle etrafına bakınmaya başladı: Ji Ah’yı az ileride, ağaçların arasında kalan bir kuytuya çekti. Şu anda oldukları yer biraz çukurda kaldığı için yukarıdaki ağaç dalları onları kar yağışından koruyordu, ama havanın soğuğunu engellemek için hiçbir çare yoktu ne yazık ki…
Min Woo bir yandan baygın Ji Ah’yı kolları arasında tutmaya devam ederken bir yandan da umutsuzca gidebilecekleri bir yer arıyordu. Fakat kahretsin ki karla kaplı bu hiçliğin ortasında sığınacak hiçbir yer yoktu! Genç adam dudaklarını kanatır gibi ısırdı: Ah, Ji Han’ı ısıtmak için hiç değilse bir ateş yakabilseydi…

Bir an durdu, sonra kendisinin üşüyecek olmasına aldırmadan üstündeki montu tek hamlede çıkarıp Ji Ah’ın üzerine örttü. Ve onu ısıtmak ister gibi kızın kollarını ovuşturmaya başladı. Bir yandan da: “Uyan Ji Han! N’olur uyan!… Nolur!…” diye mırıldanıyordu.

Ama yararı yoktu. Min Woo çaresizce başını yumruklamaya başladı: “DÜŞÜN! Düşün Min Woo, düşün, ne yapmalısın, düşün!”

Sonra aklına filmlerde izledikleri geldi: Doğru ya! Ji Han’ı kendi vücut ısısıyla ısıtabilirdi!

Bunu akıl etmiş olmanın sevinciyle kendi üzerindeki süveteri tek hamlede çıkarıverdi. Şimdi yağan karın altında ayaza karşı çıplak göğsü ile duruyordu ama üşümeyi bile akıl edemeyecek kadar korkmuş ve paniklemiş haldeydi. Ji Ah’nın üzerindeki kayak montunun da fermuarını açtı. İçinde yine düğmeli bir başka sweatshirt görünce rahatlayarak bir nefes aldı ve onun düğmelerini de çözdü. Bir yandan da kendi süveterini ve montunu ikisinin üzerine örtmek üzere hazırlanıyordu.

Birden, gözü bir şeye takıldı ve genç adam başını istemsizce Ji Ah’ya doğru çevirdi. Gördüğü şeyi beyni algılayınca gözleri şaşkınlık içinde irileşti.

Ji Ah’nın açık düğmeleri arasından bir fanila… ve onun altında göğüs çatalını belli eden bir sütyenin dantelleri görünüyordu…

-On Üçüncü Bölümün Sonu-

Not: Kwang Tae ve Bo Ra, Ohyoonjoo cadısının Oyun‘undaki pek şeker çiftimizdir 😉

Reklamlar

36 thoughts on “On Üçüncü Bölüm: “N’olur Uyan!…”

  1. seymsomething dedi ki:

    Internetim olmadigi icin ve internet paketimle idare ettigim en zor anda geldi hikaye ama olsun bu bana asla engel olamaz! Muziklerden mahrum kaliyorum tabi o ayri 😦

    En son gunea ve ayda yasadigim gerilimin adeta aynisini yasiyorum.
    Hyo rim! Tahmin ettigim seyi yaptin yelloz kari -.- (ben bu kizi seviyodun diye hatirliyorum ama sevmiyorum sanirim kizdim suan)
    Jun pyoya burdan nanik yapip hyo rimin saclarina yapismak istiyorum.

    Jiah sen ne mal kiz ciktin ya. Hem.min wooya soylemedin kiz oldugunu hem de simdi boyle bir seye izin veriyorsun. Nolurdu soyleseydin de suan min woo seni affedecek mi diye dusunseydik biz ha? Nolurdu?!!
    Oy canim benim ya hala ji hanini dusunuyo. Sen hep boyle sapsal ol emi bebegim ya
    Hyorim dediginde biraz hakli ama. Min woo gay oldugunu o kadar cabuk kabullendi ki simdi “olsun yeaa” modunda geziyo dkdbisnsld

    Aklin anca kacmakla ilgili seylere calissin zaten. Oluummbeynin nerde senin ya fff.

    Hyo rim ve san youngun en buyuk ortak ozelligi: yirtik dondan cikar gibi cikmalari! Evlat olsaniz sevilmezsiniz hre
    Kang hyuk mu? Olm senin ne isin var orda? Sen git kitaplarin arasibda agla ne diyr uydun su hyo tim karisina ya fff

    Min woonun fantezilerie diyecek yok hani asdfghjkl

    Kime kizacagimi sasirdim ya. Bi kizmadigim kisi min woo ona da kiyamiyorum zaten asdfghj. Ama ji ah ne diye min eoo gibi srvgilisi varken kang hyuku kiskaniyir ya. Cok mu kafasini vurdu napti fff

    Heee kiz hakliymis ama. Aferin ji ah boyle dusunceler baridirman iyi kac yillik dostun ne de olsa o. Yuh ama biraz agir konusmadin mi yav. Yazik cocuga simdi senin yuzunden kosesinde aglayarak mantar yetistiricek yine fff

    Sursa bi bof olayi gerceklesmez umarim o.o

    Ohoo kang hyuk dusunene kadar min woo uygulamaya geciyor bile. Hos o dusunmuyo ama olsun en azindan islevi var.

    Dusunmek.mi? Min woo mu? Ahahahaha nasil olacak o cok merak ediyorum sjdjsnslsi. -heh anca bu cikardi zatrn fikir olarak skdbksndud.

    Sukurler olsu allahim sonunda bir seyler dank etti!!! Biliyodum ama ciplak gormezse anlamaz diye asdfghjkl.

    Ohh uzun zamandir okumuyordum cok iyi geldi bu bolum ellerine saglik 😀 yorumu kontrol edemiyorum telefonda umarim fazla hata yoktur :/ neyse ben gittim 😀

    • süpersin şeymacım, bu zorlu koşullarda bile yorum bırakmadan geçmediğin için acayip mutlu ettin beni, sağol var ol *gözlerini siler, snıf snıf!*

      sizi güneş ve ay’daki kadar gerdiğimi sanmıyorum, bi tek min woo’nun ji ah’ya vereceği tepki işi bozuyor di mi… hyo rim’in durumu kendi lehine çevirdiği doğru, ama bir yandan da min woo’nun kıçını kurtardı 😀 😀 ji ah’nın mal çıktığı doğrudur, ahah 😀 😀 uygun zamanı bekliycem diye bombayı elinde patlattı akılsız kız, cık cık cık…

      “Hyorim dediginde biraz hakli ama. Min woo gay oldugunu o kadar cabuk kabullendi ki simdi “olsun yeaa” modunda geziyo dkdbisnsld” ahahaha, öyle oldu di mi… aşk insanı vurdumduymaz ediyosa demek… 😛

      ji ah kang hyuk’u kıskandı ve kızdı gibi görünüyor, ama bunu ona beslediği duygular yüzünden mi yaptı yoksa kendisinin arkasından iş çevirdiği için mi, orası biraz muallakta… ama çok ağır konuştu be, ben kang hyuk olsam bi daha yüzüne bakmazdım 😛

      bof olayı gerçekleşti gördüğün gibi, ama neyse ki korkulan olmadı (kang hyuk-ji ah ikilisini düşündün sen di mi? şaşırttım sizi :P)

      “Ohoo kang hyuk dusunene kadar min woo uygulamaya geciyor bile. Hos o dusunmuyo ama olsun en azindan islevi var.” bu yorumuna her gördüğümde gülüyorum ya, süpersin! min woo’nun düşüne düşüne çıkardığı fikir de ayrı bomba, akjsasahjakkalş 😀

      tekrardan ellerine sağlık canım, bundan sonra daha hızlı yazıcam artık 😉

  2. oh dedim bölüm sona yaklaşırken kang gitmedi allahtan 🙂 bu min woo insanı öldürür yahu 🙂

    neyse bölüm bitince ilk bunları düşündüm o nedenle böyle karışık yazdım. bu bölümle ilgili yorumlara gelelim ilişkinin ortaya çıkmayacağını tahmin ediyordum ama hyo rim in böyle bir şey yapacağı aklıma gelmedi doğrusu. bir de ji ah bu tv krizinden sonra söyler diye bekliyordum ama beklentilerin hepsi farklı yönlere doğru yol aldı 🙂

    bu bölüm min woo ya olan sebgim daha bir arttı ya salak saf falan ama müthiş bir karakter ya 🙂 bütün kötü huylarına katlanılır bundan isterim ben her eve bir min woo shii 😛

    kang hyuk un amacı ne ki hiç hoşlanmadım nedense o kıskanmalar falan, dedim gidin birlikte oluyorsanız olun min woo sen daha iyilerine layıksın 😛 bilmiyorum min woo yu çocuğum gibi benimsedim nedense diğer karakterleri gözüm görmüyor 🙂

    kwang tae ve bo ra ne ara geldiniz yahu kayak merkezine sen onları çoktan birleştirdin sanırım zaten onların sonu mutlu son ki 🙂 ama baya işe yaradılar, iyiki gelmişler onlar birllikte olsunlar ben kabullendim zaten 😛

    gelelim son sahneye kızı ısıtmak için soyacağı hemen akıma geldi yoksa ne bu ji ah söyler ne de min woo anlar gözleriyle görmesi lazımdı 🙂 ayrıca lütfen bizim min woo daha olayı tam kavramadan kurtarma ekibi gelmesin öyle çok akıllı değil biraz zaman verelim idrak etsin iyice 🙂

    bu bölüm min woo ya övgü sözleri yazmak geliyor hep içimden nedense 🙂 hele jakuzi düşüncesi beni benden aldı ah ji ah bu çocuk neler hak ediyor azcık yapsan nolcak çocuğun fantezilerini gerçekleştirsen 😛

    ellerine sağlık 🙂 sanırım bizi artık farklı olaylar bekliyor diye tahmin ediyorum 🙂

    • kang gitmedi ki min woo-ji ah çiftine biraz romantik sahneler yazalım 😀 ji ah’nın tv krizinden sonra da söyleyecek fazla zamanı olmadı, min woo onu hop diye kayak tesisine götürdü.

      her eve bir min woo-şi lazım 😀 😀 gerçi onun poposu kalkık tavırlarına katlanmak yürek ister 😛

      kıskanmalar iki türlü yorumlanabilir; ya ji ah’nın gerçekten kang hyuk’a karşı duyguları var, ya da arkasından iş çevrilmesine bozuldu. hangisi olduğunu zamanla anlayacağız 😉

      kwang tae ve bo ra’yı oyuncu cadısı birleştirmeyince iş başa düştü, ehu ehe 😀 😀 bilemiyorum tabii, sadece arkadaş olarak da gelmiş olabilirler, ohyoonjoo ona uygun bi kılıf bulur 😉

      son sahnede artık min woo bile durumu çaktı, korkma canım 😀 😀 😀 bu arada min woo’ya olan sevgin gözlerimi yaşarttı, arada kızı da harcadın yalnız: nolucak canım azcık çocuğun fantezilerini gerçekleştirsen diyerekten, eheueue 😀 😀

      senin de ellerine sağlık canım! 😉

  3. minekibuu dedi ki:

    son durumla ilgisi olmasa da final için attığım çığlığı duyamayan kulakçıklarına en benzer çığlığı duyurayım istedim. tık tık lütfen 😛 http://youtu.be/Wc18xt5wQnk
    “WOO HOOOOOO!”
    aile saadeti sonrası yazılan bölüm de pek tatlı oluyormuş 😉 daha sık bu saadeti yaşamanızı dilerim (okuyucuları bu kadar bekletmeden tabiki)
    basın açıklamasına doğru zamanlamayla yapılan hamle, kang-jiah düellosu ve kaybedeb tarafın minwoo kollarında teşhisi pek olaylıydı. azıcık hüzünlü vs olsa da finalden pek memnun kaldım. hatun bu durumdayken minwoo hafifletici sebepleri düşünüp çok kızmaz dimi hikaru? ;P
    farkındaysa Bore ve Tae çiftine hiiiiiiiç takılmıyorum. o konuda herşeyi oyuncu cadıya bıraktım. giden gider kalan sağlar bizimdir hıh!
    Tezsel nedenlerden ötürü kısacık yorumuma mutlulukla son veriyorum tabi finali düşündükçe ne diyoruuuz? “WOOOOO HOOOOO!”

    • öhömmm… deneme bir ki… yoruma aylar sonra gelen cevaba başlangıç olarak öncelikle kusura bakmayınız, dalgın yazarın dalgınlığına gelmiş 😛
      finalden memnun kalırsın tabii, çakal seni 😉 yeter ki min woo-ji ah sahnesi olsun, hatta mümkünse çıplak olsun di mi? 😛 bora-tae çiftini inşallah hayırlısıyla başgöz edicez yarebbim! 😀 daha oyuncu’nun son bölümünü de okumadım, bi koşu gidip okuyayım ben.. sağol canım, sonraki bölümlerde görüşmek üzere ^^

  4. morzambak dedi ki:

    oha lan 😀 😀 başta beklettğn için kızmştm ama bu bölümü okuyunca bütün sinirim geçer sandım ama iyice sinir oldum lan rahat bırakın şu kangcuğumu ya hikaru bi yandan hyo rim bi yandan jin ah diğer yandan aaa şamar oğlanı oldu yavrucak 😀 😀 en sonunda yoldan çıktı zaten ama ben hep arkasndym morzambak olarak 🙂 hyo rim artık benim gözmde cadılıktan melekliğe terfi etmş durmda 🙂 yine bi tahminm tuttu pek sevndm hahaha 😀 neyse cnm emeğine sağlık yeni bölümü en kısa zamanda bekliorum emeğine sağlk yeni bölümde grşmek üzere^^

    • ahahahah, koptum valla, “başta beklettğn için kızmştm ama bu bölümü okuyunca bütün sinirim…” diye başlayınca “geçti” diye devam edeceksin sandım ama görüyorum ki bana fena kızmışsın 😀 😀 kang hyuk’u biraz üzmüş olabilirim, ama ji ah onun için kendini tehlikeye attı, n’aberr?? 😀 yine de bundan böyle desteğinize daha çok ihtiyacı olacak morzambak hanım, lütfen kang’ı yalnız bırakmayınız 😉 hyo rim’i melek olarak görmen çok ilginç yalnız; geri kalan herkes ona nefretini kusuyor 😛 bu sefer yeni bölüm çabuk gelecek, hiç merak etmeyiniz 😉 sevgiler ^^

  5. joseonginseng dedi ki:

    Geçen bölümün sonunda bu iş nasıl olucak nasıl sıyrılacaklar diye düşünüyordum tahminlerim de vardı ama bunu hiç düşünememiştim. 🙂 Eğlence şimdi başlıyor galiba 😀 Hyorimden bu kadarını beklemezdim kendini ateşe attı kızcağız çok seviyor çok yazık 🙂
    Kayak sahneleri bana BOFu hatırlattı.Ben benzetiyorum junpyo ile minwoo nun tavırlarını.
    Kang konusunda hala kararsızım masum görünen bir şeytan mı yoksa hyorim aklını mı çeliyor diye. 2.erkek olduğu için 2 numaralı seçenek daha baskın tabi 😀
    Herşey bu kadar güzel giderken bi problem olmasa şaşardım 😀 Rooftop Prince Ost u da tuz biber oldu.Gözümde canlandı resmen bütün sahneler.Kime üzüleceğimi şaşırdım.Minwoo nun yaptığı hareketi Kanghyuk tan beklerdim asıl.İlk defa Minwoonun aşkından emin oldum.
    Kızı bulunca böyle bir sahne düşünmemiştim gerçekten sürpriz oldu.Kız olduğunu anlamasını beklemiyordum Jiah söyler diye umuyordum. Bizim ki az kör olmuş aşkından düşünemez böyle bişi sanıyordum 😀 Sonu şok oldu benim için bu bölümü daha da merakla bekliyorum.Ellerine sağlık ^^
    Söylemeden edemicem bu adamın kurduğu hayaller aştı kendini karşısında kız olsa anlarım da 40 yıllık gaymiş gibi fanteziler üretiyor.Yazık elde var 0 daha 😀 Daha da kuramaz hayal falan bunlar sondu 😀 😛

    • hyo rim durumu hem kurtardı, hem de kendisi için avantaja çevirdi 🙂 bundan böyle de kendisi için kullanacak 😉

      kayak sahneleri bana da bof’u hatırlattı, ne tesadüf! 😛 hatta yazarken kendi kendime “bu klişeyi de yaptın ya hikaru…” diye bol bol saydırdım, ama gene de kendimi alamadım 😛 😛

      kang içindeki “aşk için her yol mübahtır” diyen şeytanın oyununa geldi, ama aslında kötü biri olmadığını biliyoruz. doğru yola dönmesi yakındır.

      min woo’nun yaptığı hareketi belki kang hyuk da yapardı ama çocuk ona fırsat bırakmadı ki… kız olduğunu böyle öğrenmesinin beklenmedik olmasını istemiştim, sen de böyle düşündüğün için çok sevindim 🙂 min woo’nun fantezileriyse artık sona ermiştir sanırım, uzun bi süre de kurmaya cesaret edemez, muhahaha 😀 😀

      en kısa zamanda yeni bölümü ekleyeceğim canım. yorumun için nomu nomu teşekkürler ^^

  6. Ooooow Yoooo Kang Hyuk bebeğim başına gelenler yine çok sertti. Ne yapacağım ben senle :S Kwang ve Bora bile yardım edemedikten sonra fırt fırt 😦 Umarım o zilli ji Ah hafızasının son bika yılını kaybedderde sevdiceğinin aslında Kang olduğunu yeniden anlar 😀 Hayde Breee 😛

    Balayına çıktı Kwang ile Bora tıstıstıs (: Hikayene dahil olmalarına sevindim ^^ Ama acıyor acıyor her yolu denedim bitmiyor diye şarkı söyleyen Kang’a vokalistlk yapmasalar iyiydi. Bim bambooom çok şükür dostlar artık benimde bi Ji Ah’ım var daha çog yakıuşır bebeğime 😀 Saygılar

    • kang hyuk’a bu bölümde bayaa bi kredi verdiğimi düşünüyordum ben oysa: ji ah onun için kendi hayatını tehlikeye atıp zorlu pistlerde kang hyuk aramaya girişti, bu kız daha naapsın? 😛 😛 aaa öyle deme, kwang’la bora’nın çok yardımı oldu canım, sağolsunlar var olsunlar 😀 😀 😀

      ağzından bal damlıyor, bu sahneler kwang’la bora’nın balayı olur inşallah, ahahah 😀 artık kavuştur şu kuzuları! 😛 kang’ınsa çekecek azcık daha çilesi kaldı, ama sonra nirvanaya ulaşacak 😛 😀 😀 saygılar bizden efem 😉

  7. owwwww öğrendi mi şimdi Min Woo 😀 ahh canım yaa üzülse mi sevinse mi kızsa mı küsse mi bilemezken bu durumda da öğrenince bunların hepsi anlamsız.İşin zor Min Woo-shi yerinde olmak istemezdim 😛 Hmmm ben yine sonu görünce başını unuttum 😀
    Hyo Rim’in kızı engelleyeceği belliydi de kendi çıktı ya programa!Akıllı kız ama hakkını vermek lazım elindekini kullanacak ne yapsın?Yalnız bu işe Kang Hyuk’u karıştırmasa iyiydi bak şimdi olan yine Kang Hyuk’a oldu.Kıskandırmaları falan eğlenceliydi ama sonu yine onlara yaramadı işte.Ahhh ben tam diyordum içimden Min Woo sessiz kaldı görevlilerle hep Kang Hyuk konuşuyor yoksaaaa…diye daha cümlem tamamlanmadan Min Woo’can hadi çaaaav yaptı bunlara 😀 Ah dedim ah biraz ben de böyle olsam! Durup görevlilerle konuşur kalırdım (kendime nasıl geçtim orasını ben de bilmiyorum ^^ )

    ”Sonra aklına filmlerde izledikleri geldi: Doğru ya! Ji Han’ı kendi vücut ısısıyla ısıtabilirdi! ” 😀 😀 ahh bu filmler yok mu ah bizim kızın yalanını çıkardı ortaya işte!Yaa bu kadar da heyecanlı yerde bırakılmaz ki çingu ben yine meraklardayım.Ne güzel geriden gelince istediğin gibi okuyordun.Yok yok yetiştiğime sevindim 😀

    Bu arada şarkı seçimlerini yine çok sevdim 🙂 Rooftop Prince Ali Hurt yazısını görünce ahanda geliyor acılar dedim.Zaten sadece bu şarkının kendisini bile dinlemek insanı üzüyor.Veee I’ll Protect You neden bu kadar güzel bir şarkı ki 😀 😀

    Ellerine sağlık çingu sonraki bölümü de kocaman bir merak-heyecan içinde bekliyorum 🙂

    • tam bunu gönderirken internetim gitti geldi yazdığım boşa gidecek diye nasıl korktum neden böyle yapıyor bu bilgisayar bana hep.Bu yorum sana değil çingu kendi bilgisayarıma sen de aracı oluverdin artık 😀 Biz böyle iletişim kuruyoruz onunla daha bugün ‘bu artık iflah olmaz’ yazdı ekranına.O kadar da samimiyizdir yani 🙂

      • bir de tekrar dinledim de bu şarkı I’ll Protect You değilmiş çingu bunu farkettim 🙂 SKKS’ın ostuydu sanırsam ;For you it’s goodbye, For me it’s waiting

      • evet canım yaa, iyi fark ettin, sağol 🙂 ben isimleri karıştırmışım, düzeltiyorum şimdi.
        min woo’nun işi zor gerçekten. sevinse bir türlü, küsse başka türlü… hyo rim akıllı kız, kang hyuk bu durumda gümah keçisi oldu 😛 min woo ise “önce yap sonra düşün” ekolünden bir adam olduğu için kang hyuk görevlileri ikna etmeye çalışırken atı (motosikleti) alıp üsküdar’ı geçti bile 😛
        eline sağlık tatlım, merak etme araları çok uzatmayacağım 😉

  8. ne bölümdü arkadaş geç geldi ama tam geldi o my god diyorum ne sahnelerdi ne sahneler :)9

    tam kız kang hyuk u kıskanıyor dedik içimize bir kurt düştü ama sonra kızı kurtaran min woo oldu . gerçi bu kız da ayran gönüllü ikisi de istiyor gibi geldi bana biraz gıcık oldum .

    o kar sahneleri falan da baya iyiydi süzülen kanlar çok akıcı bir kısım olmuş içindeki saykoda çıktı ortaya he he 🙂

    şimdi fena halde merak ettim gerçeği öğrenen min woo ne edecek . kang cığımın durumu ne olacak. bu kız kimi seviyor falan filan yeni bölüm diye çığlık atıyorum ha bilesin 🙂

    • “oh my god” ahaha, şok etmede seni geçemem ama beğendiğine sevindim canım 🙂 “gerçi bu kız da ayran gönüllü ikisi de istiyor gibi geldi bana biraz gıcık oldum .” evet haklısın, önceki kızlarımızın aksine burda kızımız biraz kararsız… eee o da haklı, bi yanda il woo diğer yanda jaejoong taşı 😛 😛 neysee 😛
      süzülen kanlar ilgini çekti hemen di mi, seni gidi 😀 bende de az saykoluk var, hehe 😀
      yeni bölüm haftaya gelecek 😉 teşekkür ederim yorumun için.

  9. İki gündür şu bölümü okuyacam diye göbeğim çatladı (ttnet’e saygılar!) nihayet okudum da boyum uzadı 😛

    Off Hyo Rim belki Min Woo’yu büyük bir rezillikten kurtardı ama ben hiç memnun değilim. Nedense Ji Ah’nın kız olduğunu açıklayarak Min Woo’yu şoke edeceğini ve programcıyı alt edeceğini düşünmüştüm. Ji Ah artık açıklasın şu durumu uzadıkça zorlaşıyor ve Hyo Rim’e fırsat yaratıyor. O cadı kadın da hiçbir fırsatı kaçırmıyor maşallah 😀 Neyse vardır bunda da bir hayır 😀

    Ji Ah’nın içinde bitmemiş duygular mı var acaba yoksa arkasından iş çevirildiği için mi Kang Hyuk’a böyle tepkili. Şüpheli…

    Ji Ah’nın karda mahsur kalması ve yaşananlar… Açıkçası Kang Hyuk yetişecek imdadına diye endişelendim hafiften =) Bir kahraman olacaksa bu Min Woo olmalıydı ki öyle de oldu. Benzin yokmuş, ekip yokmuş hiç tınlamadı ve harekete geçti: Aslan Min Woo! 😀

    Yalnız son sahnede yine iyi iş çıkarmışsın, en heyecanlı yerde bölümü bitirme konusunda çok yeteneklisin! Her seferinde yapıyorsun bunu. Min Woo, Ji Ah’nın kız olduğunu anladı diyebiliriz artık sanırım? Bu son sahneden şaşıtıcı bir devam getirirsen hiç şaşırmam =) Bakalım ne olacak, Min Woo nasıl tepki verecek. Adam gay olduğunu açıklamaktan kıl payı kurtuldu ve sevgilisi erkek değil kız! Ji Ah’yı çabucak affeder mi acaba…

    Ellerine sağlık, devamını nasıl heyecanla beklediğimi tahmin edersin:)

    • hımmm, o da güzel olabilirdi aslında. o zaman bu bölümü hiç yazmamış gibi şimdi olacakları bir sonrakinden başlatmış olurduk. ama min woo biraz daha anlayışlı olurdu ji ah’ya karşı; şimdi ise ne yazık ki kendini kandırılmış hissedecek :/
      “Ji Ah’nın içinde bitmemiş duygular mı var acaba yoksa arkasından iş çevirildiği için mi Kang Hyuk’a böyle tepkili. Şüpheli…” çok doğru!
      ahahah, kang hyuk kurtaracak diye korktun demek, tam bir min woo’cusun! 😀 min woo aksiyon adamı canım; kang hyuk gibi kesap kitapçı değil. ayrıca normalde örümcekten bile korkan bir adamken sevdiğinin hayatı tehlikede olunca içindeki cengaverin çıktığına şahit olduk ki, bence bu hareketi şimdiye kadarki tüm kusurlarını affettirmiştir 😉
      vee son sahne: her zamanki gibi merak ettirmek istedim ki yeni bölüm gelince hemen okuyunuz, eheh 😀 😀 yorumlayan ellerine sağlık canım, en yakın zamanda görüşmek üzere ^^

  10. morzambak dedi ki:

    sevgili hikarucum sana bişey sormak istiyorum bende kendi çapımda bişeyler yazmaya çalışıorum ama nedense bi kaç sayfa sonra nasıl devam edeceğime karar veremiorum ve yazmaktan sıkılıorum bana önerebilecğn bi yöntem var mı beni biraz aydınlatrsan çok sevinirim şimdiden çooookkk sağol^^ ha bu arada yeni bölümü çabuk yayınla olur mu?meraktan çatlamak üzerym jin ah kang hyukcuğuma neden sinirli (NOLUR KISKANDIĞI İÇİN OLSUN) neyse yeni bölümü sabrszlıkla bekliyorm ayrıca bni yazmak konusunda bilgilendirirsen çok sevinirm şimdiden çok çok çok teşekkürler^^

    • ne güzel bir habermiş bu, yaz tabi canım. yazarlarımız arttıkça, hele de kore ya da romantik komedi olunca seviniyorum 🙂 benim yöntemim şöyle, gerçi belki herkese uymaz, ama ben genellikle bu şekilde yazıyorum:
      -başlangıcı ve finali, daha hiç yazmaya başlamadan önce kafamda belirliyorum. tabii bunlar üzerinde çok değişiklikler oluyor, ama genellikle ilk hikayeme bağlı kalıyorum. aralara gelecek olayları ise hikayenin gidişatına göre, ya da aniden esen ilhamla belirliyorum 🙂
      -karakterlerin kişiliklerini de yazmaya başlamadan önce belirliyorum; mesela min woo şapşal, yüksek egolu, ama aslında iyi kalpli ve çocuksu; kang hyuk ilk bakışta olgun, ama onun da zaafları ve çocuksu yönleri var; ji ah azimli, güçlü, zeki, ama çok çileli bir kızımız, vs. vs. gibi. bunlar da hikayenin gidişatını belirlemede yardımcı oluyor; mesela min woo’nun şapşallıkları ve egosundan bayaa komedi çıkmıştı 🙂
      -bir de yazmaktan sıkılıyorsan kısa bir şeylerle başla derim. şöyle 5-10 sayfalık, bir bölümlük bir hikaye. bir şeyi tamamlayınca başka şeyler yazmak için azim de artıyor.
      -nasıl devam ettireceğine karar veremiyorsan bol bol kitap okuman ve filmler izlemen faydalı olabilir. hatta birkaç filmi/diziyi karıştırıp, üstüne kendinden de bir şeyler ekleyip çok eğlenceli hikayelere ulaşmak mümkün (bu da benim yöntemlerimden biri, eheh :D)
      inşallah faydası olmuştur, yazdıklarını bitirip gönderirsen seve seve okurum 😉 sevgiler ^^

      • morzambak dedi ki:

        çok çok çok teşekkür ederim hikarucum yazdığın bilgiler için bana faydası olacağından eminim umarım en kısa zamanda bişeyler yazarım ve bende okutmak isterim İnşallah neyse bana vakt ayırıp bu uzun bilgileri yazdığın için gerçekten çok çok teşekkür ederim çok mutlu oldum gerçekten şuan duygusal bi moda girdim anlatamıorum kendimi ama eminim ki sen beni anlıyorsun tekrar çok çok çok teşekkür ederim bugün bir kez daha anladım ki doğru yere derdimi anlatmışım ay valla çok duygulandım yazamıorum gtti aklımdaki bütün yazacaklarım içimden hep teşekkür etmek gelior neyse cnm gerçekten çok teşekkür ederim şen esen ve hep mutlu kal sevgilerimle^^

  11. Hadi buyrunn Hyo Rim sen nerden çıktın kızım.Ben de ters köşe oldum valla burada.Çakal Hİkaru seni 😀 Ji Ah’dan ekşın bekliyordum bu konuda.Hani ben kızım sen gay değilsin ama şimdilik durumu çaktırma diyecek falan sandım.Tabi senin senaryon daha güzel.Benimkinde çocuk şoktan ne diyeceğini ölebilirdi 😀 Hyo Rim yaptığını takdir etmekle beraber kızım bir aradan çekil diyorum.Orada Min Woo ile yuvamı kuracağım diye sürekli beliriyorsun her yandan.Ji Ah bu kadar geç kalmayaydı açıklamakta iyiydi.Yakacaktı çocuğun başını.Ay tam bir magazin dümbeleği bu Jun Pyo he.Kıl geldi heriften.

    Min woo’ya iyilik yaramıyor stop Ama çocuk da haklı tüm olanları nereden bilecek ki zavallım.Ji Ah bir dayağı hak ediyor artık.Çocuk ne hallere düştü len senin yüzünden.”Sen var ya! Gerizekâlının önde gidenisin!” kocamağğnnnn eveğğğt.İyice basireti bağlanmış oğlanın.43746745 bölümdür çakozlayamadı durumu 😀 Amağğn Kang Hyuk da geldi tamam olduk.Ulan sizin ne işiniz var orada.Bir rahat bırakın şu çifti de bir konuşsunlar.Ji Ah kız olduğunu söylesin falan.Kaynanadan beterler ayol 😀 Sürekli tepelerinde huh.

    Buralarda eşsiz kayak bilgilerinizden de faydalandık.Demek kayak yüzme gibi yaparken öğrenilir breh breh.Öğrendiğim iyi oldu valla.Hiç kayak yapmayı denemedim:D Min Woo’nun kayak öğretmenliği yaptığı yerlerde Kuzu bey esintileri mi vardı senin hayal gücüne mi sağlık demeliyik 😀 Kang Hyuk’u her ne kadar sevmesem de hile hurda işlerine girmediği için takdir ediyordum ama şu kıskandırma hallerini görünce bir kez daha Min Woo’yu seçerek ne kadar iyi ettiğimi görüyorum afdsasajhgdhfg.İlkokulda mıyız oğlum yea püü.İşte kimse o kadar iyi olamıyor malesef.Kang Hyuk bile bu işlere girdiyse vahlar tühler olsun.Aha şimdi bu cadılar beni öldürecek ha:D Ansiklopedi okuma kültüründen ülke,ada isimlerini çok iyi bildiğimi düşünürdüm ama Mikronezya’yı gerçekten hiç duymamıştım.Daha neler öğreneceğim bakalım senden 😀 Aha cadının hikayesi de burdaymış.Hem de Kwang ile Bora burada pis sırıtışımı takındım resmen.Nihaha Jihyun nerelerde acaba yea

    Allah ekşına koş.Kızın endişelenmesi için her şey üst üste gelmiş maşallah.Kang Hyuk konuşana kadar Min Woo yolun kabasını aldı.Aferin Min Woo aferin.Neyy oha hiç böyle olayların anlaşılacağını düşünmemiştim.Ne güzel bağladın sen öyle orayı.Her yerinden öperim Hikaru her yerinden 😀 Allah bu çocuk şimdi ne yapacak ulan ya.Ellerine sağlık da yeni bölüm gelene kadar benim saçlarım beyazlar valla meraktan.Allah adı verdim bir an önce yazıver.Şarkılar da çok güzelmiş he.

    • ama şekerim otuz saniye sonra canlı yayına girecekler, ji ah 70 milyon onları izlerken (kore nüfusu 50 gerçi… türk medyasından ağız alışkanlığı işte :D) ben kızım diye nası diycek? bu gibi teknik imkansızlıklardan dolayı günü kurtaran hyo rim oldu…
      ji ah bi dayağı hak ediyor, bak buna katılıyorum. ilk defa bir esas kız karakterimde koreli esas kızların kıllıkları baş gösteriyor; ne berna ne de ayça böyle yanardöner ve sır tutan tipler değillerdi… acaba daha önceki esas kızlar türk kızlarıydı diye onlara torpil mi geçmiştim, ben de onu düşünüyorum şimdi, sakjakjakjlka 😀 😀
      kang hyuk ve hyo rim tam kaynanalık yaptılar, ehuehe 😀 kayak yüzme gibidir, bak orası doğru. min woo’nun kayak öğretmenliği konusunda kuzu beyden etkilenmiş olabilirim, hiç gözünden kaçmamış seni gidi çakal seni 😉 😀 “lkokulda mıyız oğlum yea püü.” eheheh, insan aşık olunca neler yapıyor sayın seyirciler… mikronezya’yı bof’ta duymamış mıydın? ben o diziden öğrenmiştim, eheh 😀 oyunun kwang’ıyla bora’sına el koydum, onlara cadının yaşatmadığı saadeti tattırmaya çalıştım, hüngürrr 😛 😀 😀
      “Neyy oha hiç böyle olayların anlaşılacağını düşünmemiştim.Ne güzel bağladın sen öyle orayı.Her yerinden öperim Hikaru her yerinden” ahahaha, içine ertem şener kaçmış kok’um benim, çok tatlısın, sağolasın yav 😀 😀 bir an önce yazabilmeyi umuyorum, ilham perilerim çabuk gelin! 😀 ayrıca rooftop prince’in belki de en güzel şeyini aldım, şarkılarını! 😀 ben de öperim şeker, muck ^^

  12. Bilgisayardan uzakta olduğum şu günler de yeni bölüm gelmiş mi diye bakayım dedim.Gelmiş geçmiş;hatta en son ben görmüşüm:(Neyse ki yine çok güzel bir bölümdü.Sonunda öğrendi kız olduğunu çok sevindim vallahi:)Ama çok heyecanlı bir yerde bitti yine.Min Woo ne yapacak çok merak ediyorum.Ama ona has bir tepki de beklemiyor değilim:)
    Ayrıca rüyada gelişen hikaye hiç yok.Ordaki hikayeyi de çok merak ediyorum.Heyecanlı bir yerde kalmıştı.Umarm yeni bölümde o kısımlarda olur ve yeni bölüm en kısa zamanda gelir:)Ellerine sağlık,çok güzel bir bölümdü yine:)

    • olsun canım, geç görünce bekleme süresi de azalıyor 😀 😀 evet artık abartmayayım deyip sırrı ortaya çıkarıverdik. ama asıl dertler bundan sonra başlayacak :S rüyadaki hikâyeye bir sonraki bölümde geri dönüyoruz. çok teşekkür ederim yorumun için, sevgilerimle ^^

  13. Vay be fena bir bölümdü 🙂 Kang Hyuk’a sinir oldum iyice.. Min Woo sahiden de gözleriyle görmeden anlamadı hiçbir şeyi, buna ne demeli bilemedim şimdi 😀 Kar fırtınası falan, okurken yazın ortasında üşüdüğümü hissettim kalemine sağlık çingu^^ Diğer bölümü yarın okuyacağım umarım 🙂 Komşumuz apartmanın önünde düğün yapıyor gürültü nedeniyle adam gibi yorum yapamıyorum, çok üzgünüm 😦

    • “min woo sahiden de gözleriyle görmeden anlamadı hiçbir şeyi” neyse ki kızı çırılçıplak soymamıza gerek kalmadı, ahah 😀 😀 beğendiğine sevindim canım, ne zaman vaktin olursa beklerim 😉

  14. Unni öncelikle özür diliyorum. Şu ana kadar yayınlanan tüm bölümleri okuyup yorum bırakamadım. Ya kurs saatime denk geldiğinden aceleyle çıkmak zorunda kaldım ya da başka sebeplerden. 😦 Üzgünüm.

    Bölüm hakkındaki yorumlarımı haftalar öncesinden yapmam gerekirdi ama bugüne kaldı.. Dediğin gibi ters köşe oldum, yayına çıkmamaları çok iyi oldu Gerçekten çok korkmuştum. o.O

    Ve Kang Hyuk bu saçma yolun ne kadar faydasız olduğunu anladı, burada da büyük bir gönül rahatlığı yaşadım. Birbirlerine sarf ettikleri sözler, pişmanlıklar…

    Min Woo’nun Ji Ah’nın kız olduğunu öğrendiğini okuduğumda aynen şöyle kalakalmıştım -> o.O

    O zaman ben diğer bölümün yorumuna geçeyim hemen. ^^ Klavyene sağlık, çok beğenerek okudum.

    • rica ederim canım, aldırmam ben biliyosun 😉 kang hyuk biraz daha debelenip bu işten vazgeçti, ona yakışan da buydu 😉 ji ah’nın kız olduğunun öğrenilmesi sahnesi biraz SKKS’yı çağrıştırmış olabilir, ama demek sen tahmin etmemiştin böyle bir şeyi. teşekkür ederim yorumun için ^^

  15. Ji ah yine yırttı çok şükür, kar fırtınası ayağına bizim ki ona kızamaz şimdi yaşasın 😀 😀 ben böyle diyorum ama diğer bölümde kızı kar altında sinirden bırakıp gittiğini öğrenirsem dumur olurum herhalde 😀 ama yok yok sen öyle şey yazmazsın 😀 😀

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s