On İkinci Bölüm: “Lütfen aşkımızın büyüklüğüne inanın…”

“Bu rezil ilişkiye derhal son vereceksin!!! YOKSA!!!”

Min Woo karşısında ateş saçan gözlerle kükreyen babasına nefret dolu bir bakış fırlattı: “Yoksa ne? YOKSA NE?!” diye bağırdı ve hızla ayağa kalktı. Şimdi baba ve oğul nefret dolu gözlerini delip geçmek ister gibi birbirlerine dikmişler, hırstan titreyerek karşılıklı dikiliyorlardı. Min Woo ıslık gibi çıkan bir sesle:

“YOKSA NE?!” diye tısladı. “Sen bana ne yapabilirsin ki??”

“Tüm hayatını bitiririm senin!” diye kükredi Kyu Won. “Fotoğraflarını basına sızdırdığım anda bu piyasadan silinirsin! Şimdi aklını başına topla ve aptallıktan vazgeç! –Tiksintiyle hâlâ yerdeki Ji Ah’yı işaret etti- Şu paçavradan kurtul ve benle birlikte Busan’a dön! Bu senin son şansın!”

“ASLA!” diye bağırdı Min Woo. “Bu asla olmayacak! Tehditlerin umrumda değil! Şimdi çek git burdan!”

Kyu Won son bir kez daha gözlerini kısıp nefretle oğlunu süzdü ve tükürür gibi: “Pişman olacaksın!” dedikten sonra arkasını döndü, hızlı adımlarla uzaklaştı.

Min Woo ise onun gidişini izlerken sinirinden tir tir titriyordu. Ama hemen sonra Ji Ah’yı hatırladı ve üzüntüyle onun başına koşturdu:

“Ji Han! Nasılsın? Canın çok yandı mı?”

Ji Ah’nın Kyu Won’un tokatıyla şişmiş olan yanağı hâlâ zonk zonk zonkluyordu ama genç kız kendisine endişeyle bakan bu çocuk yüzlü genci üzmek istemedi, gülümsemeye çalışarak:

“Ben iyiyim,” diye mırıldandı. “Soğuk bir şeyler koyarsam hemen kendime gelirim…”

Az sonra iki genç içeri geçmiş, Min Woo buzluktan aldığı bir torba buzu Ji Ah’nın yanağının üzerine kompres yaparken bir yandan da üzüntülü gözlerle bakıyordu ona. Acıyla mırıldandı:

“Pislik herif… Nasıl da vurdu sana!” Hırsla yumruklarını sıktı: “Onu asla affetmeyeceğim!”

Ji Ah’ysa gerginlikten çene kasları kasılmış olan çocuğun daha fazla üzülmesine kıyamadı, ortamı yumuşatmak istercesine:

“Üzülme, olur böyle şeyler,” diye onu teselli etmeye çabaladı, “Hem düşünsene, ben kaç defa senin suratını dağıttım böyle! Baban bir nevi senin intikamını aldı, hahaha!”

Ama Min Woo hiç gülmedi. Genç adam suratını asmış, hınçla o adamdan nasıl intikam alacağını düşünüyordu. Babası: “Seni pişman edeceğim,” demişti. Bunun nasıl olacağını anlamak için dâhi olmaya gerek yoktu.

Ama babasının bilmediği şey, Min Woo’nun da böyle bir durumda kuzu kuzu oturup başına gelecekleri bekleyecek olmadığıydı…

 *******************************************

“Evet, yirmi bir aralık günü maalesef hiç boş vaktimiz yok… Ama isterseniz yirmi iki aralık için bir şeyler ayarlayabilirim. Evet, öğleden sonra 3 ve 5 arası olabilir… Tamam, detayları ben oraya geldiğimde konuşuruz o halde.” Soo Hyun yeni bir iş bağlamanın sevinciyle telefonu kapattı ve yürüyüp çekimin yapıldığı platonun kapısında durmuş, gıkını bile çıkarmadan oyunu izleyen Ji Ah’nın yanına geldi. Kızın kısa saçlı başını neşeyle okşadı:

“Patronuna güzel bir dergi çekimi daha ayarladık Ji Ah. Vampir konseptli. O fotoğrafları gören tüm kızların dibi düşecek!”

Ji Ah kibarca gülümsedi: “Öyle olacağına eminim Soo Hyun-şi…” Sonra yüzündeki tebessüm eşliğinde, hayran bakışlarını yeniden ileride, sahnede duran Min Woo’ya çevirdi. Evet, bu yakışıklı adam bırak vampiri isterse zombi olsun, yine de tüm kızların yüreklerini hoplatacağı kesindi.

Ji Ah bir an kıvançla: “Üstelik şimdi o benim sevgilim!” diye düşündü. Bu fikir kendisine hâlâ çok tuhaf geliyor, genç kız kendini Min Woo’nun kolunda galalarda düşünemiyordu ama tüm Kore’nin hayran olduğu böyle bir yıldızın sevdiği insan olmak olgun Ji Ah’nın bile başını döndürmeye yetmişti.

Gerçi… şu anda tüm bu yalanlar arasında gerçekten sevgili sayılabilirler mi, Ji Ah bilemiyordu…

Genç kızın yüreği kararırken yanıbaşındaki Soo Hyun’a kaçamak bir bakış attı: Bu orta yaşlı zeki adam, yıldızının yanında çalışan bu kıza tutulduğunu bilse ne yapardı acaba? Hem de… kız olduğunu bile hâlâ bilmediği halde??

Ji Ah umutsuzca dudağını ısırdı: Çok, çok büyük risk alıyordu, evet. Ama dün gece Kyu Won’un yarattığı kargaşada Min Woo’ya kadın olduğunu itiraf edememişti. Olmamıştı işte… “Ama bugün söyleyeceğim,” diye söz verdi kendi kendine. “Ondan sonra eğer Min Woo hâlâ beni kabul ederse Soo Hyun’a da her şeyi anlatıp özür dileyeceğim: Onun güvenini boşa çıkardığım ve Min Woo’yla yakınlaştığım için…”

Soo Hyun tam da o anda sanki kızın içinden geçenleri duymuş gibi ona döndü:

“Ji Ah! Bu arada seninle konuşmak istediğim bir şey var…”

Ji Ah’nın birden kalbi sıkıştı: Yoksa Soo Hyun bir şeyler mi sezmişti?

“Şu ablana artık bir şeyler söylesen diyorum,” dedi Soo Hyun. “Kız beni her gün on dakikada bir arıyor! Artık delireceğim! Telefon numaramı değiştirmeyi bile düşündüm ama maalesef piyasada herkes bu numaramı bildiği için bunu yapmam mümkün değil!”

“Zaten yeni numaranızı da bir şekilde öğrenir,” diye mırıldandı Ji Ah. Ablasının ünlü olma yolundaki azmi kendisini bile korkutuyordu! Soo Hyun’sa:

“Neyse işte, lütfen beni bu işten kurtarır mısın?” dedi yalvaran bir sesle. Zavallı menajerin kendi yüzüne diktiği acıklı gözlerine bakınca Ji Ah kıkırdamasını zorlukla bastırdı: Adamcağıza acıyordu acımasına, ama Sun Ah’nın bir şeye taktı mı nasıl takacağını da iyi biliyordu: Ablasının bundan önceki sevgilisi kızın evlenme takıntısı yüzünden (Sun Ah her gün yaklaşık yirmi kere ne zaman evleneceklerini soruyordu!) çareyi yurt dışına kaçmakta bulmuştu! Zaten Sun Ah’nın hırs yapıp ünlü olmaya heveslenmesi de o günlere rastlıyordu…

“Soo Hyun-şi, unnime ufacık da olsa bir rol ayarlayamaz mısınız?” dedi en şirin ses tonunu takınıp. “Çok ufak bir rol bile olsa olur, yeter ki onun gönlünü alın. Bakın o zaman sizi rahatsız etmekten kendisi vazgeçecektir…”

“Mi dersin?” dedi Soo Hyun dudak bükerek. Pek ikna olmamıştı; Sun Ah’ya ufak bir rol ayarlamak sorun değildi de, ondan sonra gaza gelen kız yakasından hiç düşmez diye korkuyordu!

O sırada içeriden “kestik!” sesi yükseldi ve Min Woo ile Hyo Rim rahatlayarak oyunu bıraktılar. Herkes onları tebrik ederken Min Woo hemen gözlerini çevrede gezdirdi ve ileride, kapının aralığında Soo Hyun’la konuşarak kendisini bekleyen Ji Ah’yı görünce yüzüne hafif bir tebessüm düştü. Boynuna bir havlu atıp Hyo Rim’e bir veda bile etmeden hızlı adımlarla onların yanına koşturdu.

“Hey, işim bitti, hadi çıkalım Ji Han!”

“Siz nasıl isterseniz efendim,” dedi Ji Ah ve Soo Hyun’a çaktırmadan gülümseyip Min Woo’ya göz kırptı. Min Woo da keyifle sırıttı: Menajerinin olaylardan henüz haberi yoktu, Ji Han’ın böyle saygılı davranması o yüzdendi. Min Woo Soo Hyun’a yeni durumu nasıl açıklayacağı konusunda biraz sıkıntılı olsa da, onun haberi olmadan böyle işler çevirebildiği için çocuksu bir gurur içerisindeydi.

City Hunter OST – Girl’s Day

Biraz sonra Min Woo üzerini değiştirmiş, Ji Ah’yla birlikte arabaya atlamıştı. Ji Ah dikiz aynasından ona gülümsedi:

“Evet, nereye gidiyoruz?”

“Bugün senle birlikte alışveriş yapacağız!” diye coşkuyla ilan etti Min Woo, “Seni önemli yerlere yanımda götürürken şu şoför üniformasını daha fazla taşımanı istemiyorum!”

“Bana pahalı kıyafetler mi alacaksın yani? E iyiymiş,” diye sırıttı Ji Ah. Genç kız hülyalı bir biçimde Chanel ya da Prada marka bir elbisenin içinde ne kadar güzel görüneceğini düşündü…

Ama az sonra, Hugo Boss bir takımın içinde soyunma kabininden çıktığında erkek kılığında oluşunu nasıl olup da unutmuş olduğunu düşünüp bir kez daha şansına küfrediyordu!

“Çok yakıştı,” dedi Min Woo beğeniyle. Ve mağaza görevlisine döndü: “Tamam, bunu ve diğer üç takımı alıyoruz. Bu arkadaşımın üzerinde kalsın, diğerlerini paket yapıp eve göndertin lütfen!” Ji Ah’ya baktığında gözleri neşe saçıyordu: “Nerdeyse benim kadar yakışıklı oldun!”

Ji Ah zoraki gülümserken az ötedeki kadın kıyafetlerine acıklı gözlerle bakıp hafifçe iç çekmeden edemedi…

Alışverişin ardından dışarı çıktıklarında kendilerini cıvıl cıvıl insan kalabalığının içerisinde buldular. Min Woo pardösüsünün kalkık yakası ve güneş gözlükleriyle kendini gizlemişti. Ama genç adam birilerinin kendisini tanımasını artık nerdeyse umursamaz haldeydi; neşe içinde konuşup duruyor, küçük şımarık bir oğlan çocuğu gibi yolda gördüğü her şeyden istiyordu!

“Ah Ji Han, Ji Han: Şuraya bak, közlenmiş patates satıyorlar! Ne dersin, alalım mı? Soğukta sıcak sıcak iyi gider…”

“Aaa Ji Han, nehir kenarındaki lunaparka girsek mi? Hem pamuk şeker yeriz! Dönmedolaba da bineriz!”

“Yok vazgeçtim, dönmedolaba binmeyelim, benim midem bulanıyor… Atış yapmaya ne dersin?”

Ama atış sırasında bekleyen insan kalabalığını görünce Min Woo bu fikrinden de caymış, gözlüklerin ardında fıldır fıldır dolaşan gözlerle eğlence yerindeki başka atraksiyonları araştırmaya başlamıştı. Birdenbire gözüne falcı çadırları ilişti: Ji Ah’nın bir şey demesine kalmadan kızın koluna yapıştığı gibi o yöne sürükledi:

“Ji Han! Süper bir fikrim var: Falımıza baktırmamız lâzım, palli palli!”

“Ama!” Ji Ah daha itiraz bile edemeden kendini falcı çadırlarının birinin içinde buldu. İçeride nargilesini tüttüren Hint fakiri kılıklı adam iki genci görünce altın dişlerini göstererek gülümsemeye başlamıştı bile:

“Oooo, genç efendiler, hoşgeldiniz! Ben Rama-san ve sihirli baklalarım emrinizdedir!”

“Sihirli bakla mı…” diye güvensizlikle mırıldandı Ji Ah. Min Woo ise çoktan falcının karşısına oturmuştu bile. Hevesle:

“Eee, anlat bakalım Rama-san, benim falımda neler görünüyor?” diye sordu.

“Memnuniyetle genç efendi! Ama bir Hint atasözü ne der bilir misiniz: Para peşin, kırmızı meşin!”

“Ha?? Meşin… derken?” Ji Ah Min Woo’nun kulağına eğildi: “Sanırım önce parasını ödememizi istiyor…”

“Haaa…” dedi Min Woo ve cebinden bir elli binlik çıkardı. Ramasan parayı kaplan gibi kaptı ve sırıtarak “bereket versiiiin!” diye bağırdı. Sonra da elindeki baklaları sallayıp önündeki tezgaha döktü. Meraklı Min Woo’ya döndüğünde yüzünü ciddi bir ifade bürümüştü:

“Senin geleceğin çok parlak görünüyor genç efendi…”

Min Woo hafifçe sırıtıp kasıldı: “Eh, haliyle… Koskoca yıldız Cha Min Woo’yum ben; bunu söylemek için falcı olmaya gerek yok…”

“Ama kaderindeki genç hanımla aranda büyük bir yanlış anlaşılma var!”

Min Woo bir an durakladı, sonra kahkahayı patlattı: “Ahaha! Senin bir şarlatan olduğun ortaya çıktı bile Rama-san! Kaderimde genç bir hanım olduğunu hiç zannetmiyorum…” Sırrını daha fazla ele vermemekten memnun, kendi kendine hafifçe sırıttı. Rama-san’sa kendisine inanılmamasına öfkelenmişti:

“Sihirli baklalar asla yalan söylemez genç efendi, geleceğinde genç ve güzel bir hanım görüyorum… Ama bu hanımla önce aranızdaki bazı sorunları halletmeniz lazım…”

Min Woo kesik kesik gülerken Ji Ah fena halde gerilmişti. Min Woo’nun omzuna dokunup fısıldadı: “Artık gitsek mi?” Min Woo’ysa: “Dur, dur bir dakika,” deyip gene sırıtarak falcıya döndü: “Eee, bu genç hanım hakkında bana başka ne anlatabilirsin bakalım?”

“İkinizi henüz bilmediğiniz büyük bir sırrın bağladığını görüyorum,” dedi falcı. “Ama meraklanmayın, bu sır yakında açığa çıkacak ve sizle birlikte iki kişiyi daha derinden etkileyecek!”

Ji Ah birdenbire tüylerinin ürperdiğini hissetti: Yoksa… Yoksa bu bahsedilen sır…

Min Woo’ysa her şeyden habersiz, işin gırgırındaydı:

“Yok canım? Allah Allah?” dedi abartılı bir şaşkınlıkla (Tosun Paşa kılığındaki Şaban ses tonuyla okuyunuz :D) “Ne sırrıymış bu acaba??”

Ama Rama-san kendisine inanmayan bu genç adama fena halde kızmıştı: Ellerini beline koydu, tizleşen bir sesle:

“Bana inanmıyorsunuz galiba delikanlı,” dedi, “Ama ünlü müzisyen Moon Jee’nin meşhur olacağını ben taaa ne zaman önceden bilmiştim! Şimdi bile Moon Jee-şi arada bir gelir beni ziyaret eder, yaa n’aber??”

“Hadi canım, daha neler, Kim Moon Jee arkadaşıymış bizimkinin,” diye sırıttı Min Woo. Ramasan’ın artık sabrı taşmıştı. Ayağa kalktı, Min Woo’yu itekleyerek çadırından çıkarırken:

“Hadi yallah, benim sanatıma güvenmeyenlerle işim olmaz,” diye bağırdı. “Hem eski bir Hint atasözü ne der bilir misiniz: Su uyur, düşman uyumaz!”

“Haa?? Ne alakası var yav?” dedi Min Woo şaşkınca. Rama-san ise bir sonraki müşterisini çadıra almıştı, sabırsızca kafasını çadırın aralığından çıkardı ve:

“Senin kuyunu kazıyorlar! Aklın varsa çabuk olur önlemini alırsın!” deyip tekrar içeri girdi.

Min Woo ve Ji Ah bir an donup kaldılar. Min Woo yeniden içeri girmek için hamle yapacak oldu, ama Ji Ah onun kolunu tuttu:

“Sanırım artık bizimle ilgilenmeyecek… Boşver, gidelim artık…”

“Ne dediğini duydun mu? Babamdan bahsediyordu, değil mi?? Bunu nasıl bildi?!” dedi Min Woo şaşkınlıkla. Birkaç saniye daha çadıra yeniden girmeyi düşünür gibi kararsızca durdu, sonra düşünceli bir biçimde yürümeye başladı.

Ji Ah’ysa fark ettirmemeye çalışarak derin bir nefes almıştı: Orada biraz daha kalsalar falcı kendisinin kadın olduğunu Min Woo’ya yumurtlayacaktı ki, sırrının böyle öğrenilmesi kızcağızın istediği en son şeydi!

Çaktırmamaya çalışarak Min Woo’yu süzdü: Genç adam dalgınlaşmıştı. Anlaşılan babasının yapabileceklerini düşünüyordu.

Ji Ah birdenbire fena halde üzüldü ve daha önceki kararını hatırladı: Artık kız olduğunu Min Woo’ya itiraf etmesi lâzımdı. Bugün! Hatta şimdi! Derhal!

Derin bir nefes aldı ve Min Woo’nun kolunu tuttu. Kendisine dönen genç adama hafifçe gülümsedi:

“Şeyy… Biraz… biraz konuşabilir miyiz?”

Ama Min Woo ona dönüp çabucak gülümsedi: “Şimdi değil! Bugünlük kaygılarımızı bir tarafa bırakacak ve günümüzü eğlenceyle geçireceğiz tamam mı?” Ve neşeyle, az ilerideki buz pateni pistini işaret etti: “Hadi biraz kayalım! Hem böylece toplum içinde senin elini tutabilirim, millet düşmemek için yaptığımı zanneder!”

Big bang – feeling 

Gerçekten de az sonra iki genç buz üzerinde ayakta kalabilmeye çalışırken birbirlerine tutunuyor, kıkırdayıp duruyorlardı. Min Woo çalan müziği bastırıp sesini duyurmaya çalışırken:

“Sıkı tutun, şimdi hızlanacağız!” diye bağırdı kıza. Ve tüm gücüyle kaymaya başladı. Ji Ah ise onun elini sıkı sıkı tutarken yarı korkmuş, yarı eğlenmiş biçimde çığlıklar atıyordu. Ancak pistin kenarına doğru hızla ilerlediklerini fark edince ufak bir çığlık kopardı:

“Min Woo! Durmayı biliyorsun di mi??”

Min Woo’nun “Yooo!” dediği anda ikisi birden hızla kenara çarptılar ve sırt üstü devrildiler! Ji Ah belini tutarak doğrulmaya çalışırken çarpmanın etkisiyle sersemlemiş Min Woo’yla göz göze geldi ve ikisi birden çocuk gibi gülmeye başladılar.

“Bir daha böyle bir şey yaparsan lütfen sonunu da düşün Min Woo!”

“Sonunu düşünen kahraman olamaz!” diye sırıttı Min Woo. Ji Ah şüpheyle durakladı: “Bu laf bana bir yerlerden tanıdık geliyor, ama?” (Birkaç akşam önce ablasının izlediği bir Türk dizisinden olduğunu sonradan hatırlayacaktı…)

Biraz sonra buz pateni niyetine yerlerde sürünmekten epeyce hırpalanmış bir halde kendilerini yeniden parka saldıklarında Min Woo yeniden falcıyı hatırlamış, az önce içinde kalan öfkesini çıkarmak için saydırmaya başlamıştı:

“Adama bak bee, bizi resmen çadırından attı! Beni, yani koskoca Cha Min Woo’yu öylece kapı dışarı etti, inanılır gibi değil! Bir de yalan atıyor, yok efendim Moon Jee’yi tanıyormuş da, onun ünlü olacağını kendi söylemiş de…”

“Ama Moon Jee-şi’yi gerçekten tanıyorsa bence bu çok havalı bir şey,” dedi Ji Ah, “Moon Jee-şi’yi ben çok severim, müzikleri bir harikadır…”

“N’olmuş yani, onu ben de tanıyorum,” diye omuz silkti Min Woo. “Hatta geçen yıl SBS ödülleri gecesinde Moon Jee ve eşiyle aynı masaya oturmuştuk… Sadece onlar değil, Big Bang’den T.O.P ve Taeyang da bizim masadaydı…”

“NEEE???!!!” Ji Ah birdenbire heyecandan zıplayarak genç adamın önünü kesti. Kızın gözlerinden gökkuşağı fışkırıyordu sanki: “Aman Tanrım, sen ne diyorsun?! Beni de Big bang’le tanıştıracaksın tamam mı, söz mü?!?! Aaaa, inanamıyorum yaa!”

“Asıl ben sana inanamıyorum, çocuğa bak, burda koskoca Cha Min Woo dururken Big Bang oğlanlarının hesabını yapıyor…” Min Woo fena bozulmuştu, somurtarak yüzünü öteki tarafa çevirdi. Ji Ah ise onu kırdığını anlayıp bir an: “Ah şu koca çenem!” dedi içinden. Sonra hemen çocuğa sırnaşmaya başladı:

“Yaaa, özür dilerimmm! Ben öyle demek istemedim; yani tabii ki sen benim en çok hayran olduğum, Kore’nin en büyük yıldızı olan insansın! Ama Big bang de bir başkadır şimdi; sen aktörsün, onlarsa benim en çok sevdiğim müzik grubudur… Ben o yüzden öyle dedim… Küsme bana olur muuu?? Hıı??” Ji Ah yüzünü Min Woo’nun yüzüne yaklaştırdı ve tüm sevimliliğiyle ona baktı. Min Woo’ysa somurtmaya devam etmeye çalıştı, ama maalesef bu Ji Han ona küs kalabilmesi için haddinden fazla şekerdi!

“Öff… Neyse tamam, peki,” dedi en sonunda. “Ama aktör-müzisyen fark etmez, sen en çok bana hayran olacaksın, söz mü?”

“Söz!” diye kıkırdadı Ji Ah. Min Woo bunun üzerine umursamaz ve ilgisiz görünmeye çalışarak mırıldandı: “Eh, tamam o zaman… Barışayım bari…”

“Yaşasın!” diye cıvıldadı Ji Ah ellerini çırparak. Sonra sağına soluna baktı, kimsenin onlarla ilgilenmediğini görünce çocuğun yüzüne doğru yaklaştı. Min Woo’nun kalbi birden pır pır etti: Acaba Ji Han’dan bir öpücük mü geliyordu?

“O zaman bu sözünü unutma: Beni bir gün Bigbang üyeleriyle tanıştıracaksın!” diye fısıldadı Ji Ah ve kıkırdayarak döndü, koşturmaya başladı. Zavallı Min Woo’nunsa hevesi kursağında kalmıştı, birkaç saniye boş boş kızın arkasından baktı. Sonra birden kendine geldi:

“Heyyyy! Bekleee! Ben öyle bir söz vermedim!”

Ji Ah önde o arkada park boyunca koşturmaya devam ederlerken Ji Ah neşeyle kıkırdıyordu: Min Woo’yla date’e çıkmak zannettiğinden de eğlenceli olmuştu!

 *******************************************

İki genç Min Woo’nun malikanesine geldiklerinde hava çoktan kararmıştı. Malikanenin demir bahçe kapısı ağır ağır açılırken Ji Ah gülümseyen gözlerle Min Woo’ya döndü:

“Benim bu gece eve gitmem lâzım, kaç gündür uğramadım, ablam merak etmiştir… Ama yarın sabah erkenden gelirim, seni sete götürürüm, tamam mı?”

“Bu gece de yanımda kalamaz mısın?” diye somurttu Min Woo. Ji Ah ona “olmaz” diyen gözlerle bakınca da: “Ama ya yine kabus görürsem??” diye mızmızlandı. “Bu kocaman evde tek başıma mı kalayım? Hıı??”

“Kabus görürsen hemen bana telefon açarsın. Telefonum başucumda uyuyacağım,” dedi Ji Ah onu yatıştırır bir biçimde. “Ama gerçekten Min Woo, bu gece gitmem gerekiyor…”

Min Woo alt dudağını sarkıtıp çocuk gibi somurtunca genç kız gülmeden edemedi. Sonra uzandı ve onun dudağına sevgiyle, ufak bir öpücük kondurdu:

“Hadi bakalım, şimdi uslu bir çocuk ol…”

“Öff, tamam ya…” diye mırıldandı Min Woo ve arabadan indi. Kapıyı kaparken camdan eğildi: “Bu arada sana Big bang’le tanıştırma sözü falan vermedim, hatta bugün ettiğin laflardan sonra hayatın boyunca onlarla seni bir araya getirmemeye çalışacağım, bilmiş ol!”

“Bunu göreceğiz! İyi geceler gönlümün bir numarası!” diye kıkırdadı Ji Ah. Min Woo son bir surat daha yapıp bahçenin eve giden girişinde gözden kaybolurken Ji Ah hâlâ gülüyordu. Sonra içini çekti ve arabayı hareket ettirdi. Yüzünde hâlâ güzel geçmiş günün tüm neşesi dururken gaza yüklendi.

Aniden, gölgeler arasından fırlayan bir silüet, Ji Ah’nın yüreğini ağzına getirdi! Kız tüm gücüyle frene yüklendi ve araba acı bir fren yapıp durdu.

Ji Ah öne doğru savrulan başını kaldırdığında yüreği korku ve heyecandan ağzında atıyordu. Önüne çıkan kişinin yüzüne bakınca bu duygular yerini şaşkınlık ve öfkeye bıraktı.

Kendini nerdeyse hayatından bile vazgeçercesine arabanın önüne atan kişi, solgun yüzüyle Kang Hyuk’tu…

 *******************************************

Feridun Düzağaç – Aşkın Önsözü Ayrılık

Az sonra iki eski dost, nehir kenarında bir bankta oturuyorlardı. Ji Ah kaşlarını çatıp Kang Hyuk’a döndü:

“Dökül bakalım şimdi, neydi az önceki saçmalık?!”

Ve içinde öfke kıvılcımları çakan güzel gözlerini karşısındaki genç adama dikti. Bir cevap bekliyordu. Ama Kang Hyuk gözlerini nehrin yakamozlanan siyah sularına sabitlemişti.

“Şimdi siz… Min Woo’yla beraber misiniz?” dedi yavaşça.

Ji Ah durakladı. Hafifçe yutkundu. Öfkesi, yerini suçluluk duygusuna bırakmıştı. Hiçbir şey diyemeden, yalnızca başını sallamakla yetindi.

Kang Hyuk ona baktı, ve acı acı gülümsedi.

“Demek doğru, ha…” dedi yalnızca. Ji Ah huzursuzca kıpırdandı. Kang Hyuk’sa acı bir gülümsemeyle:

“Bunu tahmin ediyordum…” diye mırıldandı. “Ona karşı bir şeyler hissettiğini anlamıştım… Ama onun seni erkek zannetmesi yüzünden belki de hiçbir şey olmaz diye ummuştum… Boş bir umut işte…” Hafifçe güldü.

“Ben kalbimin kırılmasına alışığım Ji Ah… Sorun o değil. Ama, ah… Ah, bir bilebilsem…”

Ji Ah iliklerine kadar ürperdi: Bu ses… ne kadar da ıstırap doluydu…

“Senin üzülmeyeceğini bilsem… Bundan emin olsam… Belki o zaman biraz daha rahat olurdu içim…” dedi Kang Hyuk çaresizce…

Genç adamın gözleri dalmıştı: Ji Ah’nın üniversitedeki sevgilisini düşünüyordu, Shi Kyung’du adı. Kang Hyuk tam da Min Seo’dan ayrılmayı başarmış, büyük bir mutluluk içinde Ji Ah’ya açılmak için uygun fırsatı kollarken bu adam çıkmıştı kızın karşısına. Ji Ah’nın gözlerinde kocaman bir mutluluk parıltısıyla Shi Kyung’un elinden tutup kendisiyle buluşmaya geldiği o kara günü, şimdi tüm berraklığı ile hatırlıyordu Kang Hyuk: O kara, o korkunç günü…

“Shi Kyung’la geçen hafta bizim spor kulübünün düzenlediği partide tanıştık,” diye anlatmıştı Ji Ah gözleri parlayarak. “Shi Kyung da bizim üniversiteden; ama hukuk bölümünde. Üstelik biliyor musun Kang Hyuk, Shi Kyung okulu bitirdiği zaman stajını yapacağı avukatlık bürosunu şimdiden ayarladı bile: Seul’ün en iyilerinden biri!”

Ji Ah gözleri parlayarak yeni sevgilisinin parlak başarılarını anlatırken Shi Kyung cool bir tavırla onu dinliyordu. Zavallı Kang Hyuk ise gülümsemeye çabalamıştı.

“Ne güzel! Sen parlak bir öğrencisin zaten, demek Shi Kyung da öyle… Harika bir çift olmuşsunuz…”

Ve az öncesine kadar Ji Ah’nın buluşmalarına yalnız başına geleceğini düşünerek kendi kendine heyecan içinde hazırladığı tüm o konuşmaları (“Ji Ah… Biliyorum belki Min Seo’dan yeni ayrıldığım için garipseyecek, bu ne saçmalık diyeceksin… Ama ben hep seni sevdim; yalnızca seni…”) uzayın sonsuz karanlıklarına gönderip Ji Ah’ya aldığı ufak hediyeyi (arasına ufak, gonca bir kırmızı gül konmuş olan bir şiir kitabıydı bu: Aragon’un şiirleri…) masanın altında titreyen ellerinin arasında sıktı, sıktı…

Ve içtenlikle diledi: Ji Ah’nın mutlu olmasını tüm kalbiyle, içtenlikle diledi…

Ancak Shi Kyung kalıbının adamı olmadığını pek kısa zamanda kanıtlamıştı yazık ki: Ji Ah’nın annesini kaybettiği, babasınınsa ölüm döşeğinde olduğu o korkunç günlerde kızcağızın yanında bile olmamıştı. Hatta Ji Ah babasını kaybettiğinde cenazeye bile gelmemişti! Kang Hyuk artık dayanamayıp onu çalışmaya başladığı o çok prestijli hukuk bürosunda ziyarete gittiğinde ise bu yaptıkları çok doğalmış gibi:

“Evet, Ji Ah’dan ayrılmayı düşünüyorum,” demişti. “Ben Ji Ah’yla birlikte olmaya başladığım zaman o kız sınıfının en iyisi ve geleceği umut vaad eden bir öğrenciydi. Ama şu son hale bak: Gül gibi işinden ayrıldı, şimdi boş gezenin boş kalfası… Ben böyle bir kadınla hayatımı birleştiremem…”

Kang Hyuk kulaklarına inanamamıştı: “Kızın annesi vefat etti! Sonra babası hastalandı, ve geçen gün onu da kaybettiler! Ve sen… sen böyle bir durumda bunların hesabını mı yapıyorsun?!”

“O da ayrı konu ya,” demişti Shi Kyung sıkıntılı bir tavırla, “Tamam, bu kadar felaket onun başına geldiği için üzülmüyor değilim… Ama daha nişanlım bile olmayan bir kızın derdini tasasını ben çekemem! Zaten benim de bin türlü derdim var…”

Sonra karşısında ona hâlâ inanamayarak bakan Kang Hyuk’a dönüp hafifçe sırıtmıştı:

“Neyse, senin buraya kadar gelmen iyi oldu, beni büyük bir zahmetten kurtardın: Ji Ah’ya beni bir daha aramamasını sen söylersin. Şimdi üzgünüm ama bir müşterim bekliyor,” deyip ayağa kalkmış, Kang Hyuk’un elini sıkmak üzere elini uzatmıştı. Kang Hyuk’sa yerinde ağır ağır doğrulmuştu. Ve karşısında kendisine elini uzatmış bekleyen adama nefret dolu bir bakış fırlatmış:

“Şu kıyafetin içinde seni gören de adam zanneder,” demişti. “Ama sen çıkarcı, sinsi sırtlanlardan bile daha aşağılık bir adammışsın!”

Ve arkasını dönüp hızlı adımlarla yürüyerek adamın ofisinden çıkmıştı. Kang Hyuk şimdi bile o günü düşündükçe öfkeyle yumruklarını sıkıyordu: Ah ulan ah, neden o adamın suratını dağıtmamıştı ki sanki?! Neden öyle sakin sakin yürüyüp çıkmıştı?! Shi Kyung önce suratının tam ortasına bir yumruğu, sonra da yüzüne tükürülmesini hak ediyordu!

Ve şimdi Kang Hyuk bir defa daha korkuyordu: Ji Ah’nın kendini toparlaması yıllarını almıştı. Babasının ölümünden sonra hayata dönmesi bile bu kadar zor olmuşken bir de yine Shi Kyung’a benzer adi bir herife gönlünü kaptırırsa hali ne olurdu? Kang Hyuk acıyla:

“Ben kalbimin kırılmasına alışığım Ji Ah…” diye mırıldandı. “Bunu daha önce de yaşadım… Ama…”

Durdu, başını yukarı kaldırdı ve derin derin içini çekti. Ve nefes gibi:

“Ama o adam ya seni incitirse?… İşte buna dayanamam…” diye fısıldadı.

Ji Ah ona dudakları titreyerek baktı. Genç kız bu yüce gönüllü genç adama ne diyeceğini bilemiyordu. Kang Hyuk’sa bir elini saçlarının arasından geçirdi ve gülmeye çabaladı:

“Gerçi Min Woo beni şaşırttı, biliyor musun: Senin kadın olduğunu öğrenince sana bağırır çağırır, hatta seni kovar zannediyordum. Ama baksana, bunu böyle kolayca kabullenip duygularına sahip çıktığına göre onu hafife almışım galiba… Belki de mutlu olursunuz, neden olmasın? Umarım mutlu olursunuz…”

Ji Ah suçluluk duygusu içinde yerinde kıvrandı. Bunu yapmamalıydı biliyordu; ama Kang Hyuk’un bu içtenliğini görünce sırrını daha fazla içinde taşıyamayacağını anladı. Ve hafif bir sesle:

“Ben… aslında bunu henüz söyleyemedim…” diye itiraf etti.

Kang Hyuk bir an onun ne demek istediğini anlamadı. Ama sonra, gözleri hayretle açıldı. Kıza döndü: “Nasıl?! Nasıl yani?”

“Şey…” Ji Ah başını önüne eğdi ve iyice hafifleyen bir sesle: “Min Woo beni hâlâ erkek zannediyor…”

“Ama… ama o zaman… nasıl olur?!” Kang Hyuk’un ağzı açık kalmıştı. Genç adam bir an nasıl tepki vereceğini bilemedi; gülse mi ağlasa mı? Sonra hayretle:

“Ji Ah saçmalama, bunu nasıl saklarsın?! Böyle ilişki mi olur?! Ya öğrenince ne olacak?!” Kang Hyuk o kadar şaşırmıştı ki, hızla ayağa kalktı, hızlı hızlı birkaç adım atıp geri geldi. Ve kızı omzundan tutup sarsmaya başladı:

“Ji Ah! Bu işin artık şakası yok, iyice saçmalamadan kız olduğunu söylemek zorundasın! Yoksa başına büyük bir bela açacaksın, üzüleceksin, incineceksin! Ve ben-“

Birden durdu. Kızın omzunu tutan elleri gevşedi. Bakışlarını kaçırdı ve sözünü kırık bir sesle tamamladı:

“Ben her şeye katlanırım, ama senin incinmene dayanamam Ji Ah…”

Ji Ah bir defa daha ürperdiğini hissetti. Gülmeye çabaladı:

“Korkma! Ben… ben kolay kolay incinmem,” dedi garipsemiş bir tavırla. “Hem zaten… bir an önce anlatacağım ona. Gerçekten!”

Kang Hyuk’sa ona acıklı gözlerle baktı. Ji Ah bu bakışların ne anlama geldiğini çözmeye çabalayarak şaşkınca alnını kırıştırmış haldeyken de genç adam hüzünle gülümseyip ayağa kalktı. Bankta hâlâ şaşkınca oturan ve onun ne düşündüğünü anlamaya çalışan Ji Ah’yı oracıkta bıraktı, kızın: “Kang Hyuk-a! Dur! Gitme, konuşalım!” demesine aldırmadan sallanan adımlarla yürüdü, gecenin karanlıkları içerisinde uzaklaştı…

“Hiç durmadan yürürdüm yolumuz olsa

Bu sana son susuşum son sözüm olsa…

Sonsuza gitmiyor aşk, keşke gitseydi…

Bir hayat biriktirdim sana yetseydi…”

 *******************************************

“Ne?! Sen ne dediğinin farkında mısın?”

Hyo Rim şaşkınlıktan ağzını bile kapamayı unutmuş biçimde Kang Hyuk’a bakıyordu. Genç adam hafifçe güldü:

“Tabii bu dün gece böyleydi… Belki şu ana kadar çoktan konuşmuş, her şeyi açığa kavuşturmuşlardır…”

Hyo Rim bir an durdu. Ama Min Woo’nun sabah setteki kaygısız halini düşününce yavaşça:

“Hayır,” dedi. “Konuşmamışlardır… Min Woo böyle büyük bir olayın sarsıntısını bu kadar kolay atlatamazdı…” Genç kız bir an durakladı, sonra sinirli sinirli güldü: “Ama hâlâ inanamıyorum: Demek benim gerizekâlı eski sevgilim bir erkeğe âşık olduğunu zannediyor, ha?! Hey Allah’ım…” Hyo Rim tüm öfkesine rağmen başını iki yana sallayıp gülmeden edemedi. Min Woo’nun şapşal olduğunu bilirdi ama bu kadarını tahmin edememişti…

Sonra birden durdu, karşısındaki çocuğa dikkatle baktı. Kang Hyuk öncekinden farklı görünüyordu. Gözlerinin altı çökmüş, hırpalanmıştı; ama bir de tuhaf bir ışık vardı şimdi gözlerinde. Vahşi bir ışık.

“Peki ama bunu bana neden anlattın?” diye sordu merakla. “Entrikalarıma dahil olmak istemediğini zannediyordum…”

Kang Hyuk bir an durakladı. Sonra yavaşça:

“Min Woo’nun Ji Ah’ya mutluluk getireceğine inanmıyorum,” diye cevapladı. “Dün geceden sonra emin oldum… Ji Ah hâlâ kadın olduğunu itiraf etmekten korkuyorsa, büyük ihtimalle Min Woo bu durumu öğrenince çok kızacak ve onu kıracak olduğu içindir… Ben… ben buna izin veremem…”

Hyo Rim karşısındaki delikanlıyı süzdü ve hafifçe gülümsedi. İçinden: “Kendine bir kılıf arıyorsun,” diye geçirdi, “Oysa sen de yalnızca sevdiğinin başkasıyla değil, seninle mutlu olmasını istiyorsun, başka da bir şey değil…” Ama bunu Kang Hyuk’a söylemedi. Sadece kendinden emin bir biçimde gülümsedi:

“O zaman merak etme. İşbirliği yaparsak Min Woo ve Ji Ah’yı ayırmamız çocuk oyuncağı olacaktır…”

Tam da o esnada Min Woo ise telefonuna gelmiş olan bir mesaja kaygılı gözlerle bakıyordu. Genç adamın alnı endişeyle kırışmıştı: Böyle bir şeyi bekliyordu ama bu kadar erken olacağını tahmin etmemişti…

Sonra derin bir nefes aldı: Bu işten kaçış yoktu. Tüm cesaretini topladı ve ani bir hareketle mesajın gönderildiği numarayı tuşladı. Karşısına çıkan adama:

“Evet Jun Pyo-şi,” dedi, “Gönderilen görüntülerdeki kişi gerçekten de benim… Evet, programınıza katılıp her şeyi açıklamak istiyorum…”

 *******************************************

Heartstrings OST – You have fallen for me

“Neeeyyyy?! Benim repliğim bu mu??” Sun Ah yüzünü ekşiterek Soo Hyun’a baktı: “’Yiyin gari’… bu ne demek ki zaten?”

“Inju şivesiymiş, ben de bilmiyorum,” diye omuz silkti Soo Hyun. Sun Ah’ysa suratında feci gıcık olmuş bir ifadeyle: “Üstelik köylü kadın kılığına girecekmişim… Şu güzelliği, şu seksapelimi köylü kıyafetleri arasına mı gizleyecekler yani?! Ayşşş, çinça!”

Soo Hyun derin bir nefes aldı: İşe bak, hatuna bir cips reklamı ayarlamış, gene de yaranamamıştı. Sakin olmaya çabalayarak tane tane konuştu:

“Bakın Sun Ah-şi, bu reklam filmini ayarlamak için çok uğraştım… Lütfen beni mahcup etmeyin. Ayrıca beğenilirseniz devam filmlerinde de oynama şansınız olacak ve,” Soo Hyun bir an durdu ve durumun ciddiyetini belirtmek için kelimelerin üstüne basa basa ekledi: “So Ji Sub’ın da bu marka ile çalıştığını düşünürseniz birlikte reklam filmi çekme şansınız olabilir…”

“OMO!” Sun Ah’nın gözleri birden açıldı. Genç kadın “So Ji Sub” ismini duyunca yelkenleri suya indirmişti. Yüzüne yaltak bir gülümseme gelirken:

“Şunu baştan söylesenize!” dedi ve Soo Hyun’un koluna girdi: “O zaman olur işte, ben köylü güzeli olurum, So Ji Sub’sa benim doğallığıma vurulan zengin bir chaebol…” Sun Ah hülyalar içerisinde kendi senaryosunu yazmaya başlarken Soo Hyun içinden: “Çattık belaya,” diye geçirdi. “Ah Ji Ah, ah… Beni fena kandırdın, şimdi cidden bu hatundan kurtuluş yok…”

O sırada arkalarından bir ses:

“Soo Hyun-şi! Soo Hyun Oppa!” diye seslendi.

Soo Hyun ve hâlâ onun koluna yapışmış haldeki Sun Ah arkalarını döndüklerinde Hyo Rim’i kendilerine gülümserken buldular. Soo Hyun gülümsedi:

“Hyo Rim-şi… Rakip kanalın binasında ne arıyorsunuz böyle?” dedi şakacıktan. Hyo Rim ufak bir kahkaha attı:

“Aynı soruyu ben de size sormalıyım! Ama…” Sun Ah’ya bakıp gülümsedi: “Sanırım yeni yıldızınızla birlikte bir çekim için burdasınız…”

Sun Ah Hyo Rim’den gelen bu iltifat karşısında (“omooo… Hyo Rim-şi bana yıldız dediiiii…”) erirken Soo Hyun zoraki gülümsedi: “Eheh… Yaa, yaa, öyle…” Hyo Rim şirince:

“O zaman size kolay gelsin,” dedi, “Ben Strong Heart’a katılmak üzere geldim, birazdan çekimler başlayacak… Geç kalmadan gideyim… Hoşçakalın!”

Soo Hyun kibarca: “Güle güle,” diye veda ederken Sun Ah heyecan içinde: “İyi çekimler Hyo Rim-şi! Fightingggg!” diye yerinde zıplayarak veda etti genç kıza. Hyo Rim onların yanından ayrıldıktan sonra bile kendi kendine gülmeye devam ediyordu: Ji Ah’nın ablası gerçekten egzantrik bir hatundu!

Linkin Park – Burn It Down

Hyo Rim yüzünde az önceki karşılaşmanın getirdiği neşeyle kanal binasında ilerledi, kendisini tanıyanların selamlarına kibarca karşılık vere vere stüdyoların olduğu kata kadar geldi. Onu karşılayan görevli bir genç kız:

“Ah, hoşgeldiniz Hyo Rim-şi!” dedi saygılı bir biçimde, “Sizi B stüdyosuna alacağız; çekimler birazdan başlayacak… Bu arada kuliste dinlenmek istemez misiniz?”

“Elbette,” dedi Hyo Rim ve “O halde bu taraftan lütfen…” diye ona yol gösteren genç kızı takip etti. Kız onu bir odaya aldıktan sonra: “Makyöz birazdan burada olur, lütfen keyfinize bakın…” deyip odadan çıktı.

Hyo Rim odadaki koltuklardan birine oturdu ve beklemeye başladı. Bir yandan da keyifle, birazdan içlerinde C.N.Blue, 2AM ve Shinee’den yakışıklıların olacağı programa katılacağını düşünüp neşeyle sırıtıyordu.  Acaba herkes neler anlatacaktı? Kim bilir ne sırlar-…

Birdenbire, genç kızın o ana kadar ilgisini çekmeden arka planda kendi kendine çalışan televizyonda “Cha Min Woo” lafı geçti. Hyo Rim birden düşüncelerinden sıyrıldı ve dikkatle duvara monte edilmiş olan LED TV’ye baktı. Ekranda bir magazin programı vardı ve “flaş haber!” başlığı ile bir ses:

“Şok Şok Şok!” diye anons ediyordu, “Ünlü yıldız Cha Min Woo’nun öpüşürken görüntülendiği yeni sevgilisi kim?? Görüntüleri izleyince şok olacaksınız! Cha Min Woo, şimdi canlı yayında!”

Hyo Rim aniden ayağa kalktı! Genç kızın nefesi kesilmişti. Hızlı adımlarla yürüdü, televizyonun dibine kadar girdi. O sırada ekrana Min Woo’nun görüntüsü gelmişti. Genç yıldız her zamanki neşeli ve sempatik tavrının aksine yorgun ve heyecanlı görünüyordu.

“Evet, tanıtımı izledik, Min Woo-şi,” dedi karşısındaki sunucu. “Biraz önce kuliste bana bir şey söylemiştiniz, görüntüleri izlemeden önce bunu halkımızın karşısında da tekrarlamak ister misiniz?”

“Evet, sevgili Kore halkına büyük bir itirafta bulunacağım,” dedi Min Woo, “Size de aynen böyle söylemiştim… Birazdan, herkesten sakladığım yeni sevgilimi canlı yayında açıklayacağım!”

Hyo Rim korkuyla nefesini tuttu: Min Woo ne halt ediyordu böyle?!

“Oooooooo, işte buna bomba haber derler!” dedi Min Woo’nun karşısındaki sunucu. Heyecandan yerinde duramıyordu, asrın bombası ayağına kadar gelmişti. Ama ortalığı iyice kızıştırmak ve tansiyonu artırmak için ekledi: “Biz görüntülerde neler olduğunu biliyoruz… Ama bunu henüz izlememiş olan halkımız için kısaca açıklayabilir misiniz, neden yeni sevgilinizi böyle canlı yayında açıklama gereği duydunuz? Bu olayı özel yapan nedir?”

Min Woo hafifçe başını salladı.

“Haklısınız, bu olayı özel yapan bir durum var…” Genç yıldız bir an durdu. Sonra: “Son sevgilim sıradan bir kişi değil…” dedi ağır ağır. “Onunla ilişkimi gizli saklı yaşamaktansa bu yayına katılmayı ve bu açıklamayı yapmayı tercih ettim…” Sonra bir kez daha durakladı ve gözlerini kameraya çevirdi. Kamera da ona zum yaptı. Şimdi Min Woo’nun ciddi yüzü tam ekrandan seyircinin gözlerinin içine bakıyordu:

“Sevgili Kore halkı, belki de bugünden sonra benden nefret edeceksiniz,” dedi. “Beni dışlayacaksınız… Ya da belki, aşkıma sahip çıktığım için beni bağrınıza basacaksınız… Gerçekten bilemiyorum…” Huzursuzca kıpırdandı. Ama bunu yapmaya kararlıydı; o yüzden tekrar gözlerini kaldırdı ve kameraya cesurca baktı:

“Ama ben bu aşka sahip çıkmak istedim,” dedi. “Ve az sonra canlı yayında size sevdiğim insanı tanıtmaya karar verdim! Bundan sonra ikimiz de sizin takdirinize sığınıyoruz… Lütfen…” Genç adam bir an yutkundu, sesi titredi: “Lütfen aşkımızın büyüklüğüne inanın ve bizi kucaklayın…”

Sunucu hemen atıldı: “İşte duydunuz sevgili seyirciler, Min Woo-şi’nin büyük bir sırrı var ve az sonra canlı yayında bize açıklayacak! Şimdi sadece otuz saniyelik bir reklam arası veriyoruz, ve hemen ardından bu bomba haberle karşınızda olacağız…”

Ve aynı anda görüntüye reklamlar girdi. Hyo Rim’se şok olmuştu:

“Gerizekâlı embesil!…” diye mırıldandı kendi kendine. “Kariyerini bitirecek! Hem de yok yere! Aaggghhhhh!”

Genç kız saçını başını yolmak üzereydi; Min Woo’nun bu kadar salak olabileceğini hayatta tahmin edemezdi! Hadi Min Woo salaktı, ama Ji Ah ona neden engel olmamıştı?! Hyo Rim nefretle: “Bencil kaltak!” diye düşündü, “Min Woo’nun gay zannedilip piyasadan silinmesi kaltağın umrunda bile değil! Ama ya Soo Hyun, o neden bu salağı durdurmadı??” Ama genç kız hemen durumu algıladı: “Ah, elbette, Min Woo onun kendisine engel olamaması için bu açıklamayı özellikle onun Sun Ah’yla uğraştığı zamana denk getirmiş olmalı…” Ve umutsuzca çırpınmaya başladı: “Ahh, ne yapacağım, ne yapacağım?!”

Aynı anda Ji Ah ise hemen iki yanındaki kuliste duvarları inceliyor, şaşkınca bekliyordu. Min Woo yarım saat önce onu buraya sürüklemiş, “sana büyük bir sürprizim var,” demekten başka bir açıklama yapmamıştı. O sırada kulisin kapısı açıldı, az önce Hyo Rim’e kendi kulisini gösteren genç kız:

“Ji Han-şi”, dedi, “Buyrun, sizi stüdyoya alıyoruz…”

“S-stüdyo mu?” dedi Ji Ah şaşkınlıkla. Görevli kız saygıyla gülümseyip: “Evet efendim,” dedi, “Lütfen beni takip edin… Bu taraftan…”

Ji Ah şaşkınca dudak büküp onun dediğini yaparken birazdan nasıl bir felakete sebep olacağından haberi bile yoktu…

-On İkinci Bölümün Sonu-

Not: Rama-san ve Moon Jee, daha önceki hikâyemiz Güneş ve Ay’ın karakterleridir.

Reklamlar

28 thoughts on “On İkinci Bölüm: “Lütfen aşkımızın büyüklüğüne inanın…”

  1. 3 bölümdür kalbim ağzımda bölümü sonlandırıyorsun ölüp gidicem ekran başında diye korkuyorum. ne diceğimi şaşırdım hyo rim şimdi ji ah’nın saçına doğru direkt dalarsa hiç şaşırmıcam. neler oluyo öyle ya min woo cidden ne yapıyor öyle O_O hayır zaten şu 30 saniye reklam olayına ifrit oldum! min woo lafları yayarak söylüyor o ayrı bir de reklam veriyorlar. BU KADAR DA YAPILMAZ KARDEŞİM AYIP AMA!! genel yorum yapamıyorum beynim uçtu unuttum okuduğum yazının tamamını O_O

    -ortalama 10 dakika sonra-

    min woo’nun babası tam gaz nefretimi almaya devam ediyor. bak babalık diye lafa başlıyım diyorum ablam geliyo “kimle konuşuyosun sen” diye ondan susuyorum ama karışma şu çocuklara bi dur. zaten geçen bölümde süper bi ortamı bozdun. üstüne bir de mis gibi hatunun suratına geçirdin bir tane bi gitsene sen ya fff.

    ah canıımm kadın kıyafetleri arasında düşünürken kendini ne şekilde buldu. söyleseydin bak böyle olur muydu hiç…
    düşünme yoksunu bu çocuk sanıyodum ama az bir şey kapasitesi varmış (kendi çapında) babasına öyle dediğine göre. ama lunapark olayıyla yine gözümde zihinsel özürlüye döndü. -o kadar şu siteye giriyorum bu hikayenin yeni bölümünü bekliyorum güneş ve ay’a başlamadım hiç. kendimden utandım ama karakterleri bu hikayeye girdiğine göre kesin kesin okumam gerektiğini kendime söylemiş bulunmaktayım.-
    “yok canım allah allah”ı ister istemez o şekilde okudum ben beynimde nasıl yer ettiyse artık rşgsnfgjlvsndfljs

    shi kyung ne kadar karaktersiz, kendini beğenmiş, *** bir insanmış! tam dayaklık -.- iyi olmuş ji ah’nın hayatından çıkmasaymış kötü olurmuş baya.
    ulan kang hyuk geçen bölüm sana sempati duymaya başlamıştım ama gözümde incir çekirdeğini dolduracak kadar bile değerin kalmadı! hyo rim’i zaten sildim pis *** ! sen ne diye şuna uyuyorsun be adam?! bıraksan bi onlar halledecek aralarındaki sorunu dimi ama! hayır bir de nerden biliyorsun ji ah’nın senin yanında mutlu olacağını? belki hayatı boyunca min woo’yu unutamayacak ve sen de köpek gibi pişman olacaksın. bunun olmayacağı garantisini kim veriyor olm sana gidip senden önce onu dövelim!

    yiyin gari? kdsfgnkrsnfaisknfgiarngfiladknakisnfgias buna cidden güldüm. sun ah, canım seni öyle derken düşünemiyorum bile jrwglsjgnsefvnea. hayır bir de türk dizilerini de izliyormuş zaten ondan kesin role muhteşem bir şekilde girer rlgnsfgnbjfvsnz. ama soo hyun’un artık kaçacak yeri kalmadı sun ah hayatta bırakmaz bu rolden sonra onu aljnfglvşjarnfvaşwrfdv

    gelecek bölüm için kafamda o kadar çok ihtimal birikti ki hangisini yapacağını ya da benim aklıma bile gelmeyen bir şey mi yapacaksın çok merak ediyorum. twitterda winpohu ve minekibuu’ya bölümü yayınlayayım mı diye sorduğunu gördüm hemen beklemeye başladım dua ederek öteki bölüm umarım inanılmaz hızlı bir şekilde gelir çünkü gerilmekten şurda bi hal oldum rlgnreignsfdi

    bölüm için ellerine ve hayal gücüne sağlık 😀

    • @Seyma: korkma canım, bişi olmaz, biz ne diziler, ne heyecanlı finaller görmüş insanlarız, kalbimiz sağlam! 😀 😀

      ahahah, reklam olayına atarlanman süper olmuş 😀 bilemiyorum şimdi hyo rim ji ah’ya dalar mı dalmaz mı, min woo son anda vazgeçer mi, yıldırım düşer deprem olur bina çöker mi? 😛 ama min woo buraya kadar geldiğine göre kendince bir planı vardır heralde 😉

      rama-san’ı güneş ve ay’dan hatırlıyor olsan o sahnelerde de çok eğlenirdin inan 🙂 neyse, geç olsun güç olmasın, oraya da beklerim 😉

      ahahah, tosun paşa hepimizin zihnine kazınmış bir kere! 😀

      kang hyuk da dark side’a geçti; bakalım hyo rim’le ikisi ne planlar yapacaklar… gerçi benim pek umudum yok, o ikisinde entrikacı kumaşı göremiyorum, pek bir halt beceremezler sanki 😛

      “yiyin gari”yi sun ah’nın ağzından duymak ilginç olurdu, ajhahahakjsjksa 😀 😀 soo hyun da artık kaderini kabullenip zevk almaya bakmalı bence 😀 😀 😀

      gelecek bölümle ilgili çok farklı düşüncelerim var, bakalım nasıl olacak? dediğim gibi bu sefer yeni bölüm biraz geç kalabilir; ama size bir fragman hazırlayacağıma söz verdim 😉 bu da ilginç olacak; yazılı bir fragman 😀 bakalım becerebilecek miyim? 😛

      ellerine sağlık yorumun için, valla çok eğlendim sayende 😀 😀 😀

  2. Kang Hyuk bebeğim senin o edalı bakışlarınla savruldum ben yine (: Sun Ah unni ve Yin Gari repliği hayatta tuttu beni. Be sevdiği için savrulan deli çocuk tutup elinden kaçırsana şu kızı (:

    Ay kızgınım sana cadı Yorum biraz beklesin bak atarlandım gene

  3. morzambak dedi ki:

    off anam bu nasıl bölüm sonudur böle 😀 gız nettin yaw öldürüp öldürüp dirilttin beni yine derdin ne benle hikaru ha söle 😀 evet içimi boşalttım yoruma geçebilirm 🙂 ( BU RUH HALİYLE NASIL YAPCAKSAM ARTIK SAÇMALARSAM FALAN KUSURA BAKMA SEVGİLİ HİKARU :D) valla öncelikle bi önceki bölüme yorum yaparken bu bölüm hakkında bazı tahminlerde bulunmuştum nitekim birazı doğru çıktı ve çok üzüldüm min woo ya 😦 zavallı çilekeş min woo bu duruma daha fazla katlanamayıp herşeyi itiraf edecekti ki bnce hyo rim engel olacak min woo için kötü şeyler düşünsede seviyor sonuçta bu yüzden min woo nun kariyerine o sahip çıkacak ve diğer bölümde min woo bütün gerçeği öğrenecek gibi gelior ahh Kang hyuk… sen nasıl bi adamsın yahu artık onun tarafında mıyım deil miyim şüpheleniorum kendimden şuandan itibaren kang hyuk a karşı duygularım nötr neyse bu arada falcıya ve bi hint atasözü şöle der le başlayan ve sonrasında sölenen cümlelere koptum 😀 min woo ve jin ah ın atışmalarınıda pişmiş kelle gibi sırıtarak okudum 😀 ve son olarak Allah soo hyun a sabırlar versin diorum kendisi sun ahzede olarak çok çekti hala çekiyor ve ileriki bölümlerde de çekeceğe benzior 😀 neyse çok sevgili biricik hikaru emeğine yüreğine herşeyine sağlık bi dahaki bölüm bol rüyalı olsun olur mu? şimdiden çok çok sağol diğer bölümü iple çekiorum diğer bölüm görüşmek üzere şen ve esen kal efenim 😀

    • @morzambak: ahahahah, bölüm sonlarıyla ilgili bir takıntım var, heyecan yaptırmadan bırakmıyorum 😀 😀 bu arada bir önceki yorumdaki tahminler gerçekten tutmuş, tebrik ederim arkadaşım ^^ min woo’nun çilesi daha yeni başlıyor 😛 acaba her şeyi itiraf edebilecek mi, yoksa hyo rim ona sahip mi çıkacak? 😉 vayyy, kang hyuk’a karşı bir soğukluk başlamış… ohyoonjoo ve winpohu bunu duyduklarına çok üzülecekler… falcı ve hint atasözünün asıl olayı başka; onu ancak güneş ve ay’ı bilenler yakaladılar 😉 “ve son olarak Allah soo hyun a sabırlar versin diorum kendisi sun ahzede olarak çok çekti hala çekiyor ve ileriki bölümlerde de çekeceğe benzior” ahahaha, valla bir kez daha bravo, yine tutan bir tahmin! 😀 😀 ben de sana çoook teşekkür ederim canım, güzel yorumunla gecemi şenlendirdin ^^

      • morzambak dedi ki:

        sevgili hikarucum güneş ve ayı 2 günde bitiren birisi olarak mon jee ve hintli arsında yok çinli hintli atasözü muhabbetlerini hiç unutur muyum? ayrıca mon jee duyduğu bütün atasözlerini çinli atasözü şöle der die kakalıodu ayçaya türk atasözünü öle kakalamaya çalışmştı ve ayçann mon jee ye türk atasözü ve deyimler kitabı hediye ettiği zaman kopmuştum 😀 neyse cnm bnde okuduğumu ve çok sevdiğimi sölemek istedm başarılarının devamını dilerim^^

      • @morzambak: vaaay, pardon canım yaa, bak ben bunu gözden kaçırmışım. o zaman sen de bu bölümdeki falcı geyiklerinin hedef kitlesindeymişsin 😉 umarım eğlenceli olmuştur 😀 😀 öperim, sevglerimle ^^

  4. Kedinin ciğere baktığı gibi kadın elbiselerine bakan Ji Ah kızımız kızgınım sana. Geçmeyecek bu atarım senin yüzünden ama bu kez Kang Hyuk’a yaptıkların, onun yaşadıklarını görmemen değil tamamen kendi bahanelerin nedeniyle kadın olduğunu Min Woo’dan saklaman nedeniyle. Gerçi o safta yepyeni bir ekol yarattı bu uğurda ciks kıyafetler içinde hoş hoş dolaşırken iki çocuk aklıma bizim uzaylı aşıklar gelmedi değil (: Mis gibi Kahve koktu yine her yer.

    Ji Ah’ın o uzun saçlarına sakız yapıştırıp ortalığı karıştıran veledi bulup bir güzel terlik talimi yapasım var Ulaaağn!

    Bu arada şeytanın kulağına fısıldadığı acı gerçeği öğrenme cesaretini üzerine alan Kang Hyuk’a dair anekdotlar anlatayım sizlere. O aşüfteye olmaz ben senin gibi biri değilim, Ji Ah mutlu olsun yeter diyerek atar yapan sevdiceğim geçen günler geceler boyunca o yılanın fısıltılarıyla yaşamak zorunda kaldı. Evine defalarca gitti ama her seferinde Sun Ah unninin tacizlerine maruz kalıp eli boş döndü en sonunda dayanamayıp gitti Min Woo bebesinin evine. Elinde olmadan izledi Ji Ah ve o zibidiyi. Gittikleri her yerde gözü üstlerindeydi istem dışı. Birileri görse meşhur sanatçı Min Woo’nun saykosu sanardı belki de ama Kang Hyuk’un gözü Ji Ah’tan başkasını görmüyordu ki.

    Geçmişte yaşadıklarının anlatılıp tertemiz bir sayfa açıp yeniden Ji Ah kızımıza yaklaşacağını sanan zavallı Kang Hyuk bu işten ümidini kesince mecburen Ji Ah’ın eski defterlerini ortaya döküp aslında erkek seçiminde kötü olduğunu (yani kendisinden sonra) kanıtladı. Beş para etmez başarılı erkeklerin Kang Hyuk’un yanında adını bile anmaya gerek yok aslında ama neyse.

    Ayrıca babasının ortalığa çıkıp kükremesinden sonra Ji Han ve Min Woo ilişkisi biraz babam istemiyorsa kesinlikle yapmalıyım mantığına kayıyor gibi. Yaramaz oğlan çocuklarından nefret ederim! Iyyyk :S

    Atarım hala geçmedi ama Bir Kang Hyuk’ta Hikaru cadısından önemli değil dimi 😀 Hanım hanımcık yorumlarımdan sonra gidip biraz twitterdan çemkireyim bari 😀

  5. ooo yine ne bölümdü O__o şok şok :))son bölümler çok şokladı beni:)nasıl bir cümleyse bu artık:P

    bölüm sonu fena heyecan yaptım yalnız TV’de reklam girer heyecanla beklersin ya işte bunu niye yaptın yine reklam girdi üstüne bölüm sonu:) öyle yerlerde bırakıyorsun ki sen bu işi biliyosun:)))

    bu bölüm yine tam benlik olmuştu bol bol min woo vardı:)))))

    tabiki kang hyuk’ta kötü adam olmaya soyundu oluum sen min woo’yu geçemezsin adam erkek haliyle sevdi her şeyden de vazgeçmeye hazır.Bir de embesil ki ne embesil hyo rim’e çok hak verdim:) çocuk daha ne yapsın kang gibi köşede oturmuyo:)))

    min woo’muz çok tatlı şeker bi karakter ama kız olma durumunu öğrenince ne yapacak onu çok merak ediyorum çok farklı şeyler bekliyorum ondan şahsen:)))

    süper bir bölümdü yine ellerine sağlık:)))))))

    • @asiruh: 😀 😀 şoklamak bizim işimiz 😀 😀 seviyorum böyle heyecanlı yerlerde bırakmayı. seyirciye biraz haksızlık oluyor ama öyle 😉

      sizin için bol min woo’lu bölümler servis ettim son zamanlarda. ama artık biraz eğlenceyi bırakıp gerçekleri yavaş yavaş açıklama zamanı geldi…

      “tabiki kang hyuk’ta kötü adam olmaya soyundu oluum sen min woo’yu geçemezsin adam erkek haliyle sevdi her şeyden de vazgeçmeye hazır.” valla öyle bacım! 😀 min woo bu bakımdan kang hyuk’tan bir adım önde. ama önemli olan ji ah’nın duyguları, ben ona karışmıyorum 😉

      min woo’nun ji ah’nın kız oluşuna nasıl bir tepki vereceğini ben bile kestiremiyorum, ahah 😀 çok feci komik de olabilir, oldukça trajik de: sonuçta adam sırf bu yüzden koskoca kariyerini çöpe atmaya hazırlanıyor! o_O

      yorumun için çok teşekkür ederim tatlım ^^ görüşmek üzere 😉

  6. Heyy yeni bölüm gelmiş benim haberim yok O_o Olabilemez!

    Yorum yapmak için bu kez hikayenin sonuna kadar bekleyecektim fakat yine koptum ve okurken aynı anda yorum yapmaya çalışıyorum 😀

    Yeşilçam ve K-Drama kokteyli süper oluyor bea 😀

    “Neeeyyyy?! Benim repliğim bu mu??” Sun Ah yüzünü ekşiterek Soo Hyun’a baktı: “’Yiyin gari’… bu ne demek ki zaten?”
    Hahahaaa koptum resmen, Kahkahayı basınca bizimkilerin tuhaf bakışlarına maruz kaldım ama güzeldi 😀

    Kısa mı sürdü, ben mi çabuk okudum bilemedim :/ Çok trajik bir yerde bitti ama olmadı böyle, olabilemez, yapabilemezsin bunu bize sevgili yazar arkadaşım!

    Farklı bir bakış açısıyla; oldukça başarılı bir bölümdü, böyle heyecan doruktayken bölüm sonu yapmak da okuyucuyu ve izleyiciyi daha bir bağlıyor hikayeye 😉

    Hayal gücüne sağlık arkadaşım böyle devam, fighting!

    Elektrik kesildi yorumu gönderemeden çok üzüldüm ama bir de baktım sayfaları geri yükleyince yazdıklarım olduğu gibi duruyo 😀 Şans işte 😉

    • @sessizgemi: evet bu sefer pek anons etme fırsatım olmadı, bir de bu bölüm bir süre kalacağı için nasıl olsa görürsünüz diye düşündüm 😉

      yeşilçam-kdrama sentezi güzel oluyo di mi? arada hikayeye böyle absürtlükler katmak hoşuma gidiyor, her ne kadar konumuz kore üzerine olsa da okuyucuya türk hikâyesi olduğunu hissettirmek lazım 😀 😀 yiyin gari de öyle bi anda çıkıverdi 😛

      kısa değildi aslında; bilmem neden sana öyle geldi? trajik bir yerde bittiği doğru, şimdi çok değişik senaryolara yelken açmamız mümkün… senin de yorumlayan ellerine sağlık canım; ayrıca yorumu kaybetmeden gönderebilmene çok sevindim! 😀 görüşmek üzere ^^

  7. Piiiiiii Min Woo canlı yayına mı çıktı o_O Yanlış okumadım değil mi,canlı yayında açıklıyor.Min Woo kendine gel kuzu,ne yapıyon yahu^^Hyo Rim’in dediği gibi;“Gerizekâlı embesil!…” diye mırıldandı kendi kendine. “Kariyerini bitirecek! Hem de yok yere! Aaggghhhhh!” aynen katılıyorum bu yoruma.

    Baştan yorumlarsam;Baba iyice kötüleşti,böyle babalar olmaz olsun diyorum.Min Woo ne baba varmış sende.Baştan şanssız doğmuşsun be kuzu:(

    Ji Ah;kadın kıyafetlerine karşı iç geçirdi;yazık ya üzüldüm vallahi:(Min Woo ne zaman anlayacaksın artık kız olduğunu o_OBir dinlesene kızı.Bırakmadı bir anlatsın.Kız orda neler çekiyor bizimki bilmeden koşturup duruyor.Ama lunaparkta ki”Yok canım Allah Allah”dan sonra koptum,unuttum o hallerini Min Woo:)

    Kang Hyuk;kötülük mü yapacaksın.Asla inanmam;yapamazsın ya(yoksa yapar mısın?)Sevenleri ayırmak falan bunlar sana göre işler değil kuzu.Efendiliğini koru lütfen:)

    Sun Ah ve Soo Hyun çok iyi ikili oldular.Çok güldüm yine:)Kurtulamayacaksın Soo Hyun;Sun Ah ünnimizden:):)

    Ve final;vallahi her şeyi bekliyorum bu saatten sonra.Her an her şey olabilecek bir yerde bitti.Bu nedenle yeni bölümün çabıcak gelmesini dilemekten başka yorum yapamıyorum.Ama her ne kadar Min Woo açıklamak istese de engel çıkacağını düşünüyorum.Hyo Rim engelleyebilir..Ama 30 saniyede yetişir mi?(30 saniye mi???ilk okuduğumda verdiğim tepki oluyor.Sanki gerçekten otuz saniye reklam izleyecektim;o kadar heyecan yaptım:)Aslında Min Woo;Ji Ha’nın kız olduğunu canlı yayında da öğrenebilir.Neyse İhtimaller çoğalıyor:)

    Ellerine,kalemine sağlık:)Çok güzel ve heyecanlı bir bölümdü.Yeni bölümü de aynı heyecanla beklediğimi belirtirim:):)

    • @rosa: evet canım, aynen öyle: bizimki canlı yayına çıktı, 30 saniye içinde kendini imha edecek! 😛 gel de hyo rim’e hak verme…

      baba baştan da planladığımız gibi tam bir kdrama babası. hikayede bir kötülük kaynağı olması gerekiyordu, di mi? 😉 ji ah’ysa bu itiraf olayını geciktirdikçe geciktiriyor. umarım çekincelerinin sebebi inandırıcı gelmiştir; gerçi ben şahsen bu iş böyle uzadıkça senariste “amma abarttınız ulen” derim, siz de şu anda böyle diyorsanız hiç alınmam 😛 yalnızca, gay olduğunu zanneden min woo tiplemesi çok hoşuma gittiği için bu olay bir bölümden daha uzun sürdü, sebep bu yani 😉

      kang hyuk efendiliğini koruyabilecek mi, azz sonraaa!

      soo hyun bence de sun ah’dan artık kolay kolay kurtulamayacak 😉

      ve son olarak finalden sonra değişik tilkiler dönüyor kafamda; acaba hangi yolu seçsem kararsızlığındayım… ama bir senaryo ağır basıyor, galiba hikaye o yönde ilerleyecek… bakalım tahminlerin tutacak mı? 😉

      senin de ellerine sağlık, yeni bölümde görüşmek üzere ^^

  8. bak ne diyeceğim bu min woo ji ah la mutlu olsun kangcığım da kendisine göre birini bulsun bora yı kwang tae alsın artık benim halim kalmadı sevenleri ayırmayalım . zaten ıl woo yu ben hikayemde mutlu ederim 🙂 yalnız bölüm ne heyecanlıydı bu min woo veledinden hiç beklemezdim afferim safım sana ne demeli bilmem ki . aptallığına doyma evladım. bence eski sevgili bu çocuğun kariyerini kurtarır ama min woo gerçeği öğrenince ji ah ın çekeceği var. hadi hayırlısı diyorum 🙂

    • @winpohu: ahahah, bu yorumunu ohyoonjoo görmesin, valla tek başına kaldı yavrucak o cephede! 😛 ama sen de haklısın, çok üstünüze geldik bu aralar, bi yandan acı çeken kang, diğer yandan ji hyun… neyse, nasip kısmet diyelim 😛 😛 güzel tahminlerle yorumu tamamlamışsın canım, sen bu işi biliyorsun 😉

  9. Bir kez daha ajuşiye, “Kadına şiddete hayır!” demek istiyorum, eli kırılsın 😀

    Ji Ah’nın kadın olduğunu itiraf etme çabasını sevdim, edebilecek mi yoksa kendiliğinden mi çıkacak bu durum bilmiyorum ama Ji Ah itiraf etsin istiyorum. Aksi halde araları bozulabilir.

    Bu falcı amca Güneş ve Ay’daki amca mı acaba? Altın dişler tanıdık geldi haha 😀

    “İkinizi henüz bilmediğiniz büyük bir sırrın bağladığını görüyorum,” dedi falcı. “Ama meraklanmayın, bu sır yakında açığa çıkacak ve sizle birlikte iki kişiyi daha derinden etkileyecek!” -Sır dediği rüyalar olmalı, diğer iki kişi Sun Ah ve Soo Hyun mu yoksa Kang Hyuk mu acaba? Kang Hyuk’un Hyo Rim ile aralarında bir şey olma olasılı var geldi aklıma, olabilir mi ki…

    Tosun Paşa ayrıntısına çok güldüm 😀

    Aa! Evet, o falcıymış! 😀

    Ben de izninle, “Neeeeyyyyy?,” demek istiyorum. Taeyang ile aynı masa ha?! Wow, çok havalı 😛 😀 Ji Ah’nın o anki tepkilerinde kendimi gördüm, umarım Ji Ah, Bigbang ile tanışır! 😀 Bizi temsilen 😛

    Bu bölümün müziklerini çok sevdim; Bigbang, Feridun Düzağaç…

    Sun Ah, “Yiyin gari,” repliğinin altın olduğunu bir bilse 😀 Uzun yıllar boyunca reklam yıldızı olarak ekranlarda boy gösterecek anlaşılan Sun Ah 🙂

    Offf bölüm sonları fazla mı heyecanlı ne?! Yine ne olacak şimdi kafasıyla kaldım ekran karşısında. Umarım Min Woo gay olduğunu söylemez T-T

    Heyecanla bir sonraki bölümü bekliyorum^^’
    Kalemine sağlık.

    • @mydestiny: evet ya, kadına şiddete hayır! hatta şiddetin her türlüsüne hayır! 😛

      ji ah’nın kadın olduğunun ortaya çıkmasının artık zamanıdır… ne yolla olacak, kızımız kendisi söylemeyi başarabilecek mi, yoksa her kdramada olduğu gibi en pis biçimde mi ortaya çıkacak; hep beraber izleyeceğiz. 😛

      falcı amca elbette bizim eski falcı amca 😀 sır dediği rüyalar, evet.. ama bu sır başka kimleri derinden etkiliyor, o kısım şimdilik gizemli kalsın 😉

      ahah, taeyang’ı yazarken hep aklıma sen geliyosun 😉 so ji sub’ı makino için konuk etmiştik; bir de taeyang’ı senin için neden etmeyelim? 😉

      müzikleri sevmene sevindim ^^ finalleri heyecanlı yerde bitiriyorum ki bir sonraki bölümü hemencecik okuyun, eheh 😀 (çakal mıyım neyim? :P) teşekkür ederim canım yorumun için ^^

  10. joseonginseng dedi ki:

    Her bölüm sonu sezon finali tadında sonlara doğru ne hale geliriz biz peki? :))
    Yukarıda bir yorumda da gördüm gerçekten Coffee Prince tadında olmuş beraber takılmaları 🙂 Gongyoo’yu hatırlamak iyi oldu sabah sabah 🙂
    Bigbang’le tanışma sahnesi istiyorum gerçekten olmalı bu!İhtimali bile heyecan yaptırdı bak 😀
    30 sn arayı duyup sevinen bir ben miyim Hyorim engel olucaktır stüdyoyu basıp inanıyorum :)Yoksa karışır ortalık babaya gerek kalmadan kariyeri bitecek çocuğun.
    Diğer bölümü bekliyorum merakla^^Umarım çabuk gelir..:)
    Ellerine sağlık ^^

    • @joseonginseng: sonlara doğru heyecan iyice tırmanacak, nınınınınnnnn! 😉 coffee prince’i hatırlamak iyi oluyor gerçekten, yüce gönüllü han kyul gibisi bir daha gelmedi bu dünyaya! 😀

      bigbang’in hikâyede geçmesi boşuna değil hanımlar, burdan açıklayayım. hihihi 😀 😀

      hyo rim mi stüdyoyu mu basacak, yoksa başka bir yöntem mi bulacak bilemiyorum ama akıllı kızımızın saf min woo’yu böyle kendi haline bırakmayacağı kesin 😉 gerçi min woo’nun da bu durumda başka çaresi yoktu, onu yeni bölümde daha açık bir şekilde anlatabilirim sanırım…

      bu sıralar bazı meşguliyetlerden dolayı yeni bölüm biraz gecikebilir, kusura bakmayın şimdiden… yine de en kısa zamanda eklemeye çalışacağım 😉 teşekkür ederim canım yorumun için ^^

  11. Amağnn burada mı kalmıştık ya açılışı hain babayla yapmak moralimi bozdu bak şimdi 😀 Ne güzel çocuklar kaynaşıyordu orada.Aradan çekil baba bey artık ama. Bir kez daha söylüyorum bu nasıl baba te allahım.Şimdi sen o çocuğu rezil edersen o çocuğun senin yanına da dönmesinin bir anlamı yok.Yine iş güç yapamaz ki.Ülke çapında rezil olmayacak mı bu çocuk en nihayetinde hatta belki de dünya çapında.Aman neyse babayı öldürür müsün en sonunda 😀

    “Üstelik şimdi o benim sevgilim!”burada resmen sırtına vurup hadi yine iyisin şanslı kız diyesim gelmedi değil 😀 Kız olduğunu söyleyeydin iyiydi.Gitti gül gibi Chaneller Pradalar işte.Hİç kafan çalışmıyor Ji Ah’cım hiç.Bütün hikayeci kızlarımızdaki fal trendi nedir ya.İyi bir şeyler söyleseler tamam da hep iç dağlayıcı konuşuyorlar.Hem bunlar ne biçim falcı yea.Falcı dediğin yağlar ballar bir umut tohumu olsun eker içine.Yok anacım yok falcılar da bozmuş.

    Para peşin, kırmızı meşin!” aha Hintliler de Türk çıktı.Onlarda da mı öyle deniyormuş bak sen.Bu bir kanıt işte Hikaru.Dünyaya ilan edebiliriz Hintlilerin de Türk olduğunu 😀

    “Yok canım? Allah Allah?” dedi abartılı bir şaşkınlıkla (Tosun Paşa kılığındaki Şaban ses tonuyla okuyunuz ) kulağımda çınladığından emin olabilirsiniz.Hatta ben tipi de öyle hayal ettim ama hikaye açısından pek iç açıcı olmadı sanki 😀

    “Sonunu düşünen kahraman olamaz!” yihhh unni ne izliyor öyle yahu.Unni aman diyeyim fazla kaptırma kendini böyle şeylere lütfen 😀 Şimdi kız ne etsin Min Woo’cum.Bigbang oğlanlarının bir kısmı ama erik gibi kütür kütür yani 😀

    Amağnn Hyuk yine mi belirdi ne güzel devam ediyorduk biz halbuki.Vallahi tekrar tekrar aynı şeyleri söylüyorum ama ne dramı varmış bu çocuğun da.En baştan beri kızı seviyorsa ne diye başka kızlarla çıktı bu oğlan.Aynı şekilde kız buna ölüp bitip nasıl başkasıyla çıkıyor.Benim aklım almadı.He unutmak için falan filansa bu nasıl aşk ulan derim ben püü.Bu Shi Kyung da ne çiğ süt emmiş adam çıktı be.Buralarda Sezar’ın hakkı Sezar’a diyorum ve Hyuk’u ayakta alkışlıyorum.Arkadaş dediğin böyle günlerde belli olur.Ama olan biteni Hyo Rim’e söylemesen ne güzel olacaktı.

    İn Ju herhalde bizim Ege’de bir yere düşüyor ahahahas Unni’nin repliğinin açıklaması olamaz yoksa 😀

    Yihh Min Woo dur oğlum büyük bir hata yapıyorsun.Ah ulan Ji Ah şu oğlanı düşürdüğün duruma bak.Oğlum sen de 2 günde aşk kuşu kesildin hemen.İlişkiyi açıklamak için doğru zaman mı şimdi bu.Çok heyecanlı yerde kesmişsin resmen.İkide bir az sonra yapan televizyon amcaları gibi.Yeni bölüm bir hızla gelsin de okuyalım he mi Hocam benim.Akıllı,zeki hocam asgashgsdgd.Her bölümde biraz yağ yapsam ohohooy yüksek lisansta ben ihya olurum 😀

    • @egosantrik: yaa yaaa hain babayla açılışı yaptık, ama fazla uzatmadım babanın sahnesini, zaten hikayemizi ve sinirlerimizi yeterince bozuyor 😛 kdrama babaları böyledir şekerim, adamda mantık aramıycaksın 😛 babayı öldürüp mutlu son yapıcam sana, ahaha 😀 😀

      ji ah’nın ben de sırtına vurup kulağına: “bak bu kıyağımı unutma, seni gül gibi iki çocukla öpüştürdüm, biriyle sevgili yaptım” demek istiyorum, eheheh 😀 hikayeci kızlarımızda bir fal trendi var di mi bu aralar.. ben de fark ettim 😀 hikayelere gizem katıyoruz bacım işte… 😀 😀 ama bizim falcılar hep kara haber veriyolar, nası falcı ayol bunlar 😛

      ahahah, gül gibi min woo’yu şaban olarak hayal etmeyiniz lütfen! o bizim yakışıklı jönümüz bi kerem! 😛

      unni önüne ne gelirse izlediği için bir zamanlar vadiye de yolu düşmüş. big bang konusunda doğru diyosun, ji ah naapsın yani? 😛 kang hyuk’sa iyi bir dost, iyi bir insan; ama her insan gibi zaafları var ve olmalı da: “bir tek dileğim var, mutlu ol yeter” diyen insanları pek de samimi bulamıyorum.

      inju bizim ege taraflarına düşüyor, doğrudur 😀 😀

      min woo ani bir aşk böcüğü çıktı! ama bu acelesinin haklı bir sebebi var, kendisi açıklamazsa baba açıklayacak ve başı daha büyük derde girecek.. çok heyecanlı yerde bıraktım ama özel hayattaki gelişmelerden dolayı araya epey bir tatil koymak zorunda kaldık, bunun için senin şahsında tüm okuyucularımdan özür diliyorum efenim. hocan sana kurban olsun, en has yüksek lisans öğrencim benim, asakjsajsajaskjka 😀 😀

  12. Omo omo omooooo!!!! Biri Min Woo’yu durdursun ama daha fazlasına kalbim dayanmaz ki benim.Ne güzel geriden geriden geliyordum ben şimdi yetiştim ama bir merak içindeyim.Sevgili yazarım çingum bir önceki hikayede tahmin etmeyim en iyisi demiştim ama böyle birşey yapmazsın di mi uri Min Woo’ya 😀

    Feridun Düzağaç’ın bu şarkısını hiç bilmiyordum çok güzelmiş ve acayip uymuş Kang Hyuk’lu sahneye 🙂 Yalnız bizimki de uyacak ya Hyo Rim’e :/

    Ayy Sun Ah!!Sen nasıl bir belasın yaa 🙂 Allah Soo Hyun’a sabır akıl fikir versin.Min Woo yetmiyormuş gibi bir de piyangodan sen çıktın 🙂

    Falcı Moon Jee deyince sanki eskiden tanıdığım biriyle karşılaşmış gibi hissettim 😀 çok özlemişim ben onları galiba :))

    Ellerine sağlık çingu sonraki bölümü sabırsızlıkla bekliyorum 😀

    • @canlina: ve işte sen de yetiştiğine göre yeni bölümü yayınlayabilirim 😀 😀 min woo’nun neler yapacağını en kısa zamanda göreceğiz 😉 feridun düzağaç şarkısı birkaç gün önce tesadüfen karşıma çıktı ve “böyle bir şey vardı di mi… dur bakayım, kang hyuk’a da uydu sanki…” deyip ekledim gitti 😀 kang hyuk bu bölümde dark side’a geçti, bakalım öyle mi devam edecek? sun ah ise soo hyun için çok fena bir piyango! 😀 😀 moon jee’yi özledin demek, valla arada bir ben de özlüyorum ne yalan söyliyim 😀 senin de ellerine sağlık şekercim, bu hafta yeni bölüm geliyor 😉

  13. Bu nasıl bi bitiştir??? Unni ben hakikaten şanslıymışım, insanlar fıtık olmuştur bu bitişin ardından yeni bölüm hasretiyle yanıp tutuşurken!! Ben de “birazcık” olsun yaşayayım o zaman, kendimi durdurup yarına bırakıyorum 13. bölümü. Ama nasıl dayanacağım bilmiyorum, neyse, eşit şartlar olsun..

    Adama bak yau, dedim bu baba psikopat diye. Kafayı yemiş, sıyırmış! Ya sen nasıl bir insansın ha? Babalık sıfatını gerçekten hak ediyor musun? Oğluna yol göster, sakin sakin konuş, düşünce paylaşımı yap, anlaş hadi neyse. “Seni pişman edeceğim” ne be?! Bu ne hayvanlık?

    (Çocuklar duymasın Gönül ses tonuyla okuyunuz) Neysssse!

    Evet, devam edeyim: Kang Hyuk, bak ne dedim sana, gözümden düşüyorsun dedim. Ama artık bitti! Gözümden düştün, ayakkabının teki kalmış, gel bir ara al, kapıdan uzatırım, içeri girmeye kalkma sakın! Pis serseri seni! (Şahan Gökbakar ses tonu ile) Pisluggg! Nappunnum! İşbirliğine girişti bi de, utanmaz arlanmaz! Seninle mutlu olacağı nerden malum kızın, niye burnunu sokuyorsun? Ha? Zaten ortam gergin, ne yapmaya daha da geriyorsun? Sinirlerim zıpladı ya, şuna bak! Neyse, söyleyeceklerim var daha sana, duuuur.

    Hele o Shi Kyung! Adam mısın sen? Klonlanmış koyun! İyi günde güzel hoş, ama düşüşe geçince kız hemen “bi tepik de ben atayım” ha? Bir şey derim de terbiyem müsaade etmiyor, allah seni bildiği gibi yapsın diyorum sadece! Az empati kur empati, duygusuz sefil yaratık!

    Ha Kang Hyuk diyorduk: O kadar zaman bekledin, o anı mı buldun? Bu mu yani? “kurtulmuşken” lafı var orda, demek ki zoraki çıkıyormuş diğeriyle. İyi ama neden? Bir de kız adına gitti konuştu, eh birazcık kurtarabilir o kısım.. Ama nasıl bir insansın ki kimin kiminle mutlu olabileceğini önceden görebiliyorsun? Medyum musun ha?!

    Medyum demişken Ramasan’ı görünce nasıl sevindim anlatamam, ne şirin adam o öyle. “para peşin kırmızı meşin” bu laf ne zamandır Hint atasözü? 😛 Yirim ya! 😀 Ve gene bildi her bişiyi, valla adam ayrı bir yetenek! 🙂 Bir de Moon Jee kısmı da hoştu, Bigbang bölümü de, “öyle bi söz vermedim ki ben” olayı da. 😀 Ve “yiyin gari” , “aldık başımıza belayı” hahahahah, süperdi buralar 😀 Gerçi Ayşe teyze kadar olamaz ama altından kalkar bu azimle, bu çeneyle, bu hırsla. 😛 Ve So Ji Sub gittikçe yaklaşıyor, hadi bakalım. :P:P

    Evet, devam edeyim. Min Woo sen ne yaptığını sanıyorsun canımcım, kendinde misin, ne içtin? O.o Bi silkelen allah aşkına, napıyorsun sen?! Düşünüyorum da açıklarsa, üstüne kız olduğunu öğrenirse! Yoooo hayııır! YO YO YO! Bir de kız olduğunu öğrenirse çok feci olacak bu durumun sonu: Coffee Prince’ten de beter olacak, aman tanrııım ölürüm ben, dayanmaz yüreciğim. Bak unni baştan söyleyeyim burayı ağlama duvarına çeviririm, nolur acı bana, ben minik yavru bir serçeyim, böüüü.. TT_TT

    Hyo Rim’e zaten lafım yok. Hiç haz etmedim, haz etmeyeceğim. Sinsi kadın! Bir de utanmadan “kaltak” diyor Ji Ah’ya. Aaaa tipe bak tipe, saçını başını yoldurma ha! Sensin o! Salak şey! Gıcııııık! (oh içimi döktükçe rahatlıyorum. :P) pisluggggg! Nasıl arkadan iş çevirirsin sen, ne haddine! Çifti ayırmak kolaymışmışmışmışmış, rüyanda bile göremezsin öyle bir şeyi! sen hayal kurmaya devam et bakalım! Valla ne olacak bilmiyorum ama umarım yanlış bir şey olmaz.. Bak unni, ben yaralı (valla sivrisineklerin kurbanıyım) ürkek minik kuş, rica ediyorum senden: “Nolur az dram” Zor olduğunun farkındayım ama lütfen hüngür foşurt ağlatma, hafif göz doldur yeter. Olur dimi? … Ühüüüü TT.TT

    Yarın 13. bölümde görüşmek üzere.

    • baba baba değil, şam babası 😛 😛 dramamızın kötü adamı. sonunda gene yapacağını yaptı.
      kang hyuk bu bölümde kötü tarafa geçti, ama hemen harcama çocuğu, belki de düzelir 😛 😀 shi kyung’dan söz etmeye bile değmez, tam bir pislikmiş 😛
      vayy, “kurtulmuşken” lafını güzel yakalamışsın. ordan bir şey çıkacak 😉
      ramasan’ı görünce sevineceğini biliyordum, güneş ve ay’da onu tekrar görmemizi istemiştin, o yüzden buraya da konuk ettim 😀 😀 adamın sihirli baklaları gerçekten sihirli, ehuehe 😀 so ji sub yaklaşıyor, nınınınnn!
      min woo biraz da mecburen açıklayayım ve her şeyi bir çırpıda bitireyim moduna girdi. “Bak unni baştan söyleyeyim burayı ağlama duvarına çeviririm, nolur acı bana, ben minik yavru bir serçeyim, böüüü.. TT_TT” ahahaha, kıyamam sana, ağlama! 😀 o kadar dram olmayacak canım, korkma sen 😉 hatta gelecek bölümde hiç beklemediğin bir yerden ters köşe yapabilirim 😉
      bu uzun yorum için ellerine sağlık canım, muck! ^^

  14. adamım Rama-san buraya da konuk olmuş :)))))))))))))) niye dinlemiyor kimse bu adamı anlamış değilim, değerini bir biz biilyoruz 😛 😀

    her zaman ki gibi en kritik anda, bölümün sonuna geldik 😀 Allahtan peşpeşe okuyorum da sonraki bölümde ne oldu stresi yok heheh 😀 😀 😀 bakalım canlı yayında niler olicik 😀

    • hahaha, valla öyle, bir biz bildik ramasan’ın değerini. bir gün kore’ye gittiğimizde arayıp bulalım, bi fal baktıralım 😉 😀 hemen diğer yorumuna geçiyorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s