On Birinci Bölüm: “Artık yalnız değilsin…”

UYARI: Aşağıdaki yazı hafif oranda cinsellik içermektedir. 16 yaşından küçüklerin okuması sakıncalı olabilir. Söylemedi demeyin 🙂 Analar babalar, siz de çocuklarınıza sahip çıkın kardeşim, aaa… 🙂

Junsu – Too Love (SKKS OST)

Min Woo arabaya yaslanmış Ji Ah’yı büyük bir hazla öperken, az ilerideki bir arabanın içinde genç bir kadın hıçkırmaya başladı: Hyo Rim’di bu.

Zavallı Hyo Rim’in gördüğü sahne ile bütün hayalleri yıkılmıştı. Genç kadın ileride öpüşen iki genci izlerken gözlerinden sicim gibi yaşlar iniyor, ama yine de bir kapana kısılıp kalmış gibi başını çevirip uzaklaşamıyordu.

En sonunda, büyük bir iradeyle arabasını çalıştırdı ve sert bir dönüşle geldiği yoldan geriye doğru uzaklaşmaya başladı. Bir yandan da gözlerinden hâlâ yağmur gibi yaşlar iniyordu.

“Neden… neden…”

Demek ki şüphelerinde yanılmamıştı. Min Woo Ji Ah’nın kadın olduğunun farkındaydı. Hatta… hatta ona…

Hyo Rim elinin tersiyle gözünden damlayan yaşları sildi ve dikiz aynasından göz attığı ikilinin hâlâ öpüşmeye devam ettiğini görünce acı içinde gaza yüklendi. O sırada köşede gölgelere sinmiş olan bir başkasının yanından geçtiğini hiç bilemeden oradan uzaklaştı…

***************************************************

Min Woo sonunda dudaklarını Ji Ah’nın dudaklarından ayırmayı başarabildiği zaman mutluluk ve aşk sarhoşuydu. Yavaşça gözlerini araladı, ve karşısındaki kıza baktı. Ji Ah’nın da gözleri aynı anda hafifçe açıldı.

Genç kız birdenbire toparlandı ve Min Woo’yu üzerinden itti! Sonra utanarak bakışlarını kaçırdı, üstünü başını düzeltmeye başladı. Gecenin karanlığında bile fark edilecek kadar kızarmıştı.

Min Woo’nun da kızarmış olma konusunda ondan çok farkı yoktu. Ama genç adamın dudağının köşesinde hafif bir gülümseme takılı kalmıştı. Hafifçe öksürdü, sesine karizmatik bir ton vermeye çalışarak:

“Öhöm… Eee, o halde… İçeri geçelim!” diye emretti.

“Aa… Ama… Pe-peki…” diye kekeledi Ji Ah. Bir an Min Woo’ya doğru baktı, ama sonra hemen bakışlarını kaçırdı. İçinden çığlıklar atıyordu, Tanrım, bu durum çok tuhaftı, hem de çok!

Önde Min Woo, arkasında içten içe çığlıklar atan Ji Ah, Min Woo’nun büyük evine girdiler. Ji Ah içeri girer girmez bir çırpıda:

“Benodamagidiyorumhadisizeiyigeceler!” diye cıyaklayıp odasına doğru koşturdu, Min Woo’nun daha “Ha? Ne…” demesine kalmadan ortadan yok oldu. Zavallı Min Woo’ysa bir süre şaşkın şaşkın onun ardından bakakaldı. Ama sonra, genç yıldız kendi kendine gülümseyip havalı havalı içini çekti:

“Ah ah… Zavallıcık… Kolay değil tabii, benim gibi bir dünya yıldızı ona kendisinden hoşlandığını söyledi. Çocukcağız kalp krizi geçirse yeridir!”

Böyle düşünüp kendisi de neşeyle odasının yolunu tuttu: Konuşulması gereken şeyleri yarın akşam set dönüşünde konuşurlardı artık…

Ji Ah ise karışık duygular içerisindeydi: Bir yandan olanlara hâlâ inanamıyor, Min Woo’nun öpücüğünden dolayı başı dönüyordu. Tamam, çocuğa hiçbir zaman deli gibi hayran olmamıştı ama sonuçta o Kore’nin en ünlü aktörlerinden biriydi ve Ji Ah şu anda bir facebook grubu kursa kendisinin yerinde olmak isteyecek yüz milyonlarca genç kız bulabilirdi. Ama diğer yandan, kendini fena halde suçlu hissediyordu: Zavallı Min Woo’yu resmen kandırmıştı! Çocuk kaç gündür gay olduğu şüphesi ile kafayı yiyordu; bunu anlamak için müneccim olmaya gerek yoktu. Ji Ah vicdan azabı ile dudaklarını ısırdı: Şimdi işler bu kadar ilerlemişken kız olduğunu Min Woo’ya nasıl itiraf edecekti?!

Genç kız derin derin içini çekti. Anlaşılan bu gece kendisine uyku yoktu…

***************************************************

Full House – Fate (Why?)

“Güzel aşkım, tatlı aşkım, kanayan yaram benim

İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi

Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri

Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri

Ve hemen can verdiler iri gözlerin için

Mutlu aşk yoktur…”

Kang Hyuk derin bir nefes verip önündeki kitabın kapağını kapattı. Bir süre öylece durdu. İçinde giderek büyüyen hüzne artık alışmıştı alışmasına da, dün geceden sonra bu hüzün daha yakıcıydı sanki.

O büyük itirafın üzerinden geçen son birkaç günde genç adam her sabah yeni bir karanlığa uyanıyordu: Ji Ah’dan uzak kalmak… Ona büyük bir hayalkırıklığı yaşatmış olmak… Ve en fenası da, bunca yıldır beklediği, şimdi ise yalnızca yirmi gün kadar uzağında olan o büyük güne dair hiçbir umudunun kalmamış olması…

Fakat dün gece ilk kez hayatını kaplayan bu devasa karanlıkta ufacık, miniminnacık da olsa bir umut ışığı belirir gibi olmuştu: Ji Ah’yla yeniden karşı karşıya gelmiş, üstelik onunla birlikte “en iyi arkadaşıma aşık olduğum için şanslıyım” diye şarkı söylerken birbirlerine gülümseyerek bakmışlardı. Kang Hyuk’un yaralı kalbi bu ufacık umut ışığıyla yeniden atmaya başlamıştı sanki; belki de her şey bitmemişti… Belki de Ji Ah’ya onu nasıl sevdiğini, bunca yıldır neler çektiğini anlatırsa bir şansları olabilirdi… Genç adamın yüreği bu ihtimalin heyecanıyla ağzında atmaya başlamıştı; tüm cesaretini toplayıp Ji Ah’ya bu konuyu uzun uzun konuşmak istediğini söylemek üzereyken o felaket gerçekleşmişti: Min Woo, Ji Ah’yı çağırıyordu. Genç kız çarçabuk özür dileyip kaçar gibi uzaklaşırken Kang Hyuk bir defa daha bomboş ellerle kalakalmıştı…

“Bakakalırım giden geminin ardından…

Atamam kendimi denize, dünya güzel…

Serde erkeklik var;

Ağlayamam…”

Kang Hyuk derin derin içini çekti: Üstelik Ji Ah söz vermişti, telefonu dışarıda cevaplayıp geri dönecekti. Ama, hayır… Ji Ah geri gelmedi. Her nedense genç kız doğumgünü sahibesi Young Hee’ye bile veda etmeden öylece çekip gidivermişti.

Kang Hyuk bunun nedenini öğrenmekten bile korkuyordu.

O sırada dükkanın kapısında biri girip çıkarken sallanan ufak rüzgar süsü şıngırdadı: Kang Hyuk kimin geldiğini görmek için başını kaldırdı ve gözleri şaşkınlıkla açıldı.

“Siz!…”

“Sanırım kim olduğumu biliyorsunuz,” diye gülümsedi Hyo Rim güneş gözlüğünü indirirken. Genç kızın yüzünde hafif bir tebessüm vardı ama gözlerinin altı halka halkaydı; hüzün doluydu bu güzel yüz. Kang Hyuk bu ünlü yıldızı mütevazı dükkanında görmenin heyecanıyla ayaklandı:

“Buyrun, şöyle oturun lütfen! Bir şeyler içer misiniz? Kahve? Meyve suyu?”

“Hayır, teşekkür ederim,” dedi Hyo Rim gösterilen yere otururken. “Ben sizinle önemli bir konu hakkında görüşmeye geldim.” Genç kız bir an durdu. Sonra yavaşça ekledi: “Min Woo ve… Ji Ah hakkında…”

Kang Hyuk şaşkınlık içinde tek kaşını kaldırdı: “Ji… Ah mı dediniz?”

Hyo Rim hafifçe gülümsedi: “Evet, Ji Han’ın gerçek kimliğini biliyorum. Onun erkek kılığına girmiş olduğunu da! Anlamadığım, neden böyle bir şeye gerek duyduğu: Çünkü anladığım kadarıyla Min Woo da onun bir kadın olduğunun gayet farkında.”

Kang Hyuk o kadar şaşırmıştı ki, bir an ağzını açtığı halde ses çıkmadı. Sonra genç adam hafifçe güldü ve:

“Bu çok saçma!” deyiverdi, “Bunu da nerden çıkardınız? Yani Min Woo-şi’nin Ji Ah’nın kadın ol-“

“Oppaaaaaa, biz geldiiiik!” O sırada büyük bir şamatayla kitapçı dükkanından içeri dalan bir grup liseli genç kız Kang Hyuk’un lafını ağzında bıraktı. Kızlar neşeyle değiştirmeye geldikleri kitapları çıkartıp şamataya başlarken Hyo Rim güneş gözlüğünü takıp ayağa kalkmıştı bile. Kang Hyuk’a doğru eğildi, tezgahta onun önüne doğru bir kartvizit sürerken fısıldadı:

“Size kartımı bırakıyorum… Eğer yarın sabah müsait olursanız evime bekliyorum, adres kartta yazılı. Bu konuyu ayrıntılı bir biçimde görüşmemiz lâzım, bu çok önemli!”

Ve genç kız Kang Hyuk’un cevabını bile beklemeden gerisin geri yürüyüp dükkandan çıktı. Genç kızlar bir an şaşkınca onun arkasından bakmış, kendi aralarında fısıldaşmaya başlamışlardı: “O kadın… Wang Hyo Rim’e çok benziyordu değil mi?” “O olabilir mi?”

Ama Kang Hyuk hemen: “Eveeet, söyleyin bakalım hangi kitapları bitirdiniz?” deyince ilgi bir anda yine bu yakışıklı adama döndü. Kızlar birbirlerinin sözünü keserek okuduklarını anlatırlarken Kang Hyuk da gülümseyerek onları dinlemeye başlamıştı.

Fakat genç adam, Hyo Rim’in söylediklerinden sonra büyük bir felaketin yaklaştığını hisseder gibiydi…

***************************************************

Urban zakapa – Always be Mine

Ertesi akşam Min Woo çok heyecanlıydı. Genç adam evin içinde kıpır kıpır dolaşıyor, yerinde duramıyordu. Ji Han’ın alışverişe gitmiş olmasını fırsat bilip eve en pahalı restoranlardan en güzel yemekleri sipariş etmiş, masayı bu yemeklerle ve mumlarla donatmış, ayrıca romantik bir atmosfer için en güzel müzikleri de ayarlamıştı. Min Woo’nun içi içine sığmıyordu: Dün geceden sonra Ji Han göz göze geldikleri her seferinde kızararak bakışlarını kaçırmış, gün içinde sürekli kendisinden kaçmış olsa da, genç yıldız bu akşam her şeyi açık açık konuşmaya ve onu sevgilisi olmaya razı etmeye kararlıydı.

Min Woo birden ne düşündüğünü fark etti ve içinde hafif bir ürperti duydu: Sevgilisi… Bir adamı sevgilisi yapmaktan bahsediyordu! Ama tuhaf şey, bu ona son derece doğal geliyordu. Ji Han’a söyledikleri konusunda son derece ciddiydi: Şimdiye kadar asla düşünemediği bir şey başına gelmiş, bir erkekten hoşlanmaya başlamıştı. Hem de ne hoşlanma! Min Woo “seninle mahvolmaya da varım” derken yalan söylemiyordu. O yüzden ne olursa olsun bu sevgiyi sonuna kadar yaşamaya kararlıydı.

Min Woo kendi kendine sırıtıp dururken kapının şifresi öttü ve içeri elleri kolları poşetlerle dolu olarak Ji Ah girdi. Min Woo onu görünce hemen koşturup masanın baş köşesine kurulmuştu. Ji Ah içeri girdi ve masada çeşit çeşit yemekler, kandiller ve şarap eşliğinde Min Woo’nun karizmatik bir gülümsemeyle kendisine baktığını gördü.

“Elindekileri bırak ve yanıma gel Ji Han,” diye emretti genç yıldız. Ji Ah telaşla kekeledi:

“Şeeyyyy, b-benim biraz başım ağrıyor, izninizle direk odama-”

Ama Min Woo bu kez onun kaçmasına izin verecek değildi. Hemen ayağa kalktı, çevik bir hareketle koşturup elindeki alışveriş poşetlerini bile bırakmamış olan kızın koluna girdi, onu getirip masaya oturttu. Ji Ah poşetleri yavaşça ayağının dibine bırakırken kaderini kabullenmiş bir biçimde nefes verdi: Anlaşılan bu defa kaçarı yoktu…

Genç kız masanın üzerindekilere bir göz gezdirdiğinde ise gözleri hayranlıkla açıldı:

“Min Woo-şi, tüm bunlar da nedir böyle??” Masanın üzerinde çeşit çeşit yemekler, tatlılar, bir orduyu doyurmak üzere hazır bekliyorlardı!

“Bu akşam sana bir ikramda bulunmak istedim…” dedi Min Woo tüm şirinliğiyle. Sonra muzipçe parmağını salladı: “Diyetimi senin için bozuyorum, değerini bil, haha!”

Min Woo gülerek tabaklara yemek servisi yaparken genç kız tedirgince üzerindeki üniformayı kokladı: Piii, leş gibi olmuş… Böyle bir durumla karşılaşacağını bilse biraz daha özenli giyinirdi canım!

Gerçi… kendisi erkek kılığında bir şofördü, değil mi…

Min Woo ise bu gece tüm tatlılığını takınmıştı. Yemekleri servis etti, sonra şarap açtı ve ikisinin kadehini de doldurdu. Ve genç kızın gözlerinin içine bakıp tatlılıkla gülümsedi:

“Şerefe!”

Ji Ah da hafif tedirgince gülümseyerek kadehini kaldırdı.

Yemek boyunca Min Woo konuştu da konuştu: O gün sette olanlardan, bundan sonra yapacağı film projesinden, yönetmen Han’ın geçmişteki kirli çamaşırlarından, aklına ne geldiyse anlattı. Ji Ah’ysa son derece sessizdi, genç kız hâlâ bu heyecanlı adama kız olduğunu nasıl söyleyeceğini düşünmekteydi. Min Woo bıyık altından güldü: Onun sessizliğini yanlış anlayıp utangaçlığına vermişti… Aslında genç adamın biraz haklılık payı vardı; Ji Ah dün gece olanlar aklına geldikçe geriliyordu: Patronu ona “seninle yok olmaya da razıyım” deyip onu öpmüştü lan…

En sonunda yemek bitti ve masadan kalktılar. Ji Ah hâlâ tedirginlik içinde kıvranıyordu.

Min Woo’nunsa yüzüne anlayışlı bir ifade gelirken kanepeye geçip oturdu, Ji Ah’ya da yanına oturması için işaret etti:

“Ji Han… Gelsene, konuşmamız lâzım…”

Ji Ah ezilip büzülerek geldi, kanepenin bir köşesine ilişti. Min Woo ona gülümseyerek baktı, çocuk şu mahcup halleriyle öyle şirindi ki yanaklarını mıncıklamamak için kendini zor tutuyordu!

Söze kendisinin başlaması gerektiğini düşünüp boğazını temizledi:

“Öhöm… Şimdi… dün olanları ikimiz de hatırlıyoruz…”

Ji Ah dudaklarını ısırdı, ona bakmadan hafifçe başını sallayıp onayladı. Dün gece olanları şimdi hatırlıyor olmayı bırak, bütün bir ömrü boyunca unutabileceğini sanmıyordu!

Min Woo anlayışlı bir biçimde gülümsedi:

“Senin bu durumdan son derece rahatsız olduğunu fark edebiliyorum… Ve sanırım sebebini de biliyorum.”

Ji Ah’nın birden kalbi sıkıştı: “Eyvah!” Genç kız heyecan ve korkuyla: “Demek sonunda anlamış!” diye düşündü. “Kız olduğumu artık biliyor! Ama zaten beni öperken bile bunu anlamamış olsa biraz tuhaf olurdu…”

“Evet biliyorum: Aramızdaki işveren-çalışan ilişkisinden dolayı sıkılıyorsun…”

Ji Ah birden: “Ha??” diye kalakaldı. Min Woo’ysa anlayışlı patron havasında gülümseyerek sözüne devam ediyordu: “Ama lütfen sıkılma… Bundan sonra sana patronluk taslayacak değilim.”

Ji Ah derin bir nefes verdi: Genç kız rahatlamayla karışık biraz da hayalkırıklığı hissediyordu. Nasıl olurdu yaa, Min Woo onun kız olduğunu teninin yumuşaklığından, kokusundan da mı anlamamıştı? Yoksa bunca zamandır erkek kılığında gezmekten bu kadar mı bakımsız olmuş, erkekleşmişti?? Ji Ah birden fena halde üzüldü, sonra da çocuğa hırslandı: Şuracıkta üstünü başını yırtıp: “Kızım ulan ben, kızzz!” diye bağırmamak için kendini zor tutuyordu!

“Hatta belki de artık birlikte çalışmamamız en iyisi…”

Ji Ah birdenbire Min Woo’nun sözleriyle kendi kadınca alınganlıklarından sıyrıldı ve şak diye gerçek dünyaya döndü: İşten kovulmak üzereydi!

Genç kız korkuyla atıldı: “Ama efendim, ben-”

“Yanlış anlama, senin ve ablanın tüm masraflarını karşılayacağım elbette!” diye çabuk çabuk açıkladı Min Woo. Sonra tatlılıkla onun yüzüne baktı: “Ben sadece ikimizi eşit bir konuma getirmeye çalışıyorum…”

Ji Ah bir an durdu. Sonra buruk bir biçimde:

“Eğer bana hiç çalışmadığım halde para verecekseniz kendimi aşağılanmış hissederim Min Woo-şi,” dedi genç yıldıza. “O yüzden… o yüzden ya işimi korumama izin verin, ya da bırakın başka bir iş bulayım!”

Min Woo şaşkınlıkla ellerini kaldırdı: “Vovv… Dur, dur, sakin ol! Tamam tamam, vazgeçtim… Şoförüm olarak… hayır, asistanım olarak kalmaya devam edebilirsin!”

Ji Ah derin bir nefes alıp başını salladı. Gözle görülür biçimde rahatlamıştı. Ama sonra, yeniden dudaklarını ısırdı. Erkek olmadığını artık bir biçimde söylemesi lâzımdı.

“Bakın Min Woo-şi, ben aslında-” diye söze başladı.

“Bana artık Min Woo-şi deme! Min Woo de. Ayrıca şu kibar konuşma olayından da vazgeç!”

Ji Ah şaşkınlıkla “Ama-“ diye itiraz edecek oldu, Min Woo’ysa ışıl ışıl gözlerle onun sözünü kesti: “Anlamıyor musun, artık ben senin patronun olmaktan önce, erkek arkadaşınım! Ve sen de… Eee…” Min Woo bir an durdu, sonra bir tuhaf olmuş biçimde ekledi: “Hımm, sanırım sen de benim erkek arkadaşım oluyorsun…” Ama genç adamın yüzünden bu işten pek hoşlanmadığı anlaşılıyordu. Ji Ah fırsat bu fırsat diye hemen atıldı:

“İşte bakın, ben de onu diyorum, erkek arkadaş değil de-“

“Evet haklısın, erkek arkadaş demeyelim, sevgili diyelim!” diye onun sözünü tamamladı Min Woo. Genç adam heyecanla yerinden fırladı, salonda hızlı hızlı yürümeye başladı: “Aslında bu olanlar çok tuhaf… Yani…” Yeniden elini başına götürüp bir an durdu, sonra sinirli sinirli güldü:

“Ben… ben böyle bir ilişki yaşayacağımı asla düşünmezdim! Ama şu anda hiçbir şeyden pişman değilim! Gerçekten! Seni öptüğüm için pişman değilim! Senden hoşlanıyorum Ji Han, bir erkek olmana rağmen senden hoşlanıyorum, hatta belki de bu yüzden hoşlanıyorum senden!”

Ji Ah birden irkildi: “Anlamadım?? Ben erkek olmasam benden hoşlanmaz mıydınız? Ee, yani hoşlanmaz mıydın?”

“Bilmem, belki de…” diye dudak büktü Min Woo. “Erkek olmasan bu kadar güvenilir bir insan olmazdın belki. Senle her şeyimi açık açık paylaşamazdım, birbirimizi bu kadar iyi anlıyor olmazdık… Bilirsin, kız milleti biraz daha içten pazarlıklıdır..” Böyle deyip şirince göz kırptı. Ji Ah ise iyiden iyiye bozulmuştu.

“Yaa…” dedi bozuk bir sesle. “Demek… kız milletini içten pazarlıklı buluyorsun.”

“Evet, ne sinsidir onlar!” dedi Min Woo yüzünü buruşturarak. Ji Ah öfkeyle dişlerini sıktı.

“Ama bunca zamandır sevgililerini bu sinsi kızlardan seçiyordun, yanlış mıyım??”

Ji Ah aslında kendi cinsinin “sinsi” diye adlandırılmasına bozulmuştu ama Min Woo onu tamamen yanlış anladı. Genç adam ufak bir kahkaha attı:

“Ahaha! Demek şimdiden kıskançlıklara başladın! Bu ne hız böyle??”

Urban zakapa 지겨워

Sonra kanepede Ji Ah’nın hemen yanına oturdu. Genç kızın elini tuttu. Ji Ah hafifçe irkildi. Başını kaldırıp Min Woo’ya baktığında, onu sevgiyle kendisini süzerken buldu.

“Bak, sana karşı dürüst olacağım,” dedi Min Woo. “Ben gay değilim derken ciddiydim. Sen ilgi duyduğum ilk erkeksin. Ama şu anda senden başkasını gözüm görmüyor. Erkek falan dinlemeden seni öpmek, sana dokunmak istiyorum!”

Ji Ah korkuyla yutkundu: “Gulp!” Min Woo ise devam ediyordu:

“Ama bu durum ne kadar sürer, bir süre sonra yeniden kızlar ilgimi çekmeye başlar mı, öyle bir durumda ne olur, inan ki hiçbir fikrim yok… Yani kızları sinsi bulduğum gerçek; ama dolgun göğüslü, uzun bacaklı bir hatun da kanımı kaynatmaya yetiyor, doğruya doğru!”

Genç adam muzipçe güldü. Ji Ah ise ona gıcık olmayı bekleyerek içini yokladı. Ama aksine, bu samimi tavır hoşuna gitmişti. Aynı anda, Min Woo da yüzündeki çocuksu ifadeyle ona baktı:

“Ama şu anda senin mesela göğüslerinin olmamasının inan ki hiçbir önemi yok: Dedim ya, gözüm senden başkasını görmüyor… Elbette erkek zaaflarım her zaman var olacak, taş gibi hatunları görünce her zaman salyalarım akacak, ama yanımda istediğim, güzel anları paylaşacağım kişi sen olacaksın… Beni anlıyorsun değil mi?”

Ji Ah hafifçe başını salladı. Genç kız ne diyeceğini bilemiyordu. Min Woo’nun kendisine sevgiyle bakan gözlerini görünce kalbinde derin bir sızı hissetti: Çocuğa kız olduğunu söylediği anda kendisine olan tüm güvenini bir anda yerle bir edecek, “kızlar sinsidir!” yargısını iyice güçlendirmiş olacaktı.

Ama… ama bunu daha ne kadar saklayabilirdi ki? Üstelik de sevgili olmak üzerelerken… Bir an önce söylemek en iyisiydi. O yüzden genç kız cesaretini topladı ve:

“Bakın, tüm bunlar iyi hoş da, benim size, yani sana anlatmam gereken daha önemli bir şey var,” diye söze başladı. “Bak Min Woo, sen gerçekten de gay değilsin… Zaten ben de gay değilim… Birbirimizi çekici bulduk, çünkü-”

“Tamam, boşuna yorulma, ben bunların farkındayım,” diye onun sözünü kesti Min Woo. “Senin gay olmasan bile beni çekici bulman kadar doğal bir şey olamaz, hatta çekici bulmasan insan olduğuna bile şaşardım! Bense… hımm, sonuçta çok güzel bir yüzün var, bakma dolgun göğüs falan dedim ama güzel yüz de benim için önemlidir… Ama ondan da öte, hayatımda ilk defa birinin kişiliğinden bu kadar etkileniyorum…”

Genç yıldız durakladı. Ji Ah’ya duygulu gözlerle baktı. Sonra uzandı, kızın alnına düşmüş bir tutam saçı kulağının arkasına attı. Ji Ah ister istemez ürperdi bu dokunuştan.

“Sen gerçekten özel bir insansın,” dedi Min Woo duygu yüklü bir sesle. “Belki de şu anda hayatta en çok güvendiğim, en çok inandığım insansın… İyi ki seninle tanışır tanışmaz sana iş teklif etmişim!” Ve genç yıldız yine böbürlenmeden edemedi: “Zaten tam bir insan sarrafıyımdır, öhöm!” Sonra, gözlerindeki sevgi dolu pırıltı ile yeniden ekledi: “Ama aynı zamanda, çok da şanslıyım: Herkes senin kadar dürüst, senin kadar yürekli bir arkadaş bulamaz…” Bunları söyledikten sonra Ji Ah’nın yüzüne doğru eğildi, ve fısıldayarak ekledi: “…ve sevgili de!”

Ve dudaklarını Ji Ah’nın dudaklarına dokundurdu. Ji Ah yine tüm hücrelerine kadar ürperdi: Genç kızın aklında az önceki cümleler çınlıyordu: “Şu anda hayatta en çok güvendiğim insansın…”

Bu güveni bir anda nasıl paramparça edecekti, Tanrım?!

Hüzünle içini çekti. Min Woo’ysa onun içlenmesi ile daha da duygulanmıştı, genç adam bir eliyle kızın başının arkasından tuttu, Ji Ah’nın üzerine doğru eğildi ve öpücüğü derinleştirdi. Ji Ah’nın kokusu tüm hücrelerini doldurmuştu; Min Woo’nun bu kokuyla başı dönmeye başlamıştı. Ji Ah’yı öperken içinden: “Bunun bu kadar doğal geleceğini hiç düşünmezdim,” diye geçiyordu. “Ben biseksüelmişim de haberim yokmuş!” Oysa şimdi, bu güzel dudakları öpmek ona ne kadar iyi geliyordu!

Ji Ah ise allak bullaktı. Genç kız artık bütün dengesini şaşırmıştı; vicdan azabı, tutku, sevgi birbirine karışmıştı. Kız sarhoş gibi: “ama ona söylemeliyim…” diye düşündü, ama neyi söylemesi gerektiğini bile hatırlayamaz haldeydi. Beyninin arka fonunda: “ama ona söylemeliyim..” cümlesi dönüp dururken kendisi de Min Woo’nun güzel dudaklarının tadına kapıldı…

Min Woo’ysa Ji Ah’nın tüm yüzünü öpücüklere boğmuş, daha fazlasını istemeye başlamıştı. Ji Ah’nın belinde duran eli yavaşça yukarı doğru uzandı, kızın üzerindeki gömleğin düğmelerini teker teker açmaya başladı.

İşte o anda Ji Ah kendine geldi! Birden öpüşmeyi kesti, elleriyle yakasını kapatıp irileşmiş gözlerle Min Woo’ya baktı:

“Ne yapıyorsun?!”

“Hiiiç, çok tatlısın, biraz daha yakınlaşmak istiyorum,” dedi Min Woo aldırmazca, ve yeniden ona doğru uzandı. Ama Ji Ah ani bir hareketle yerinden fırladı. Gözleri korku doluydu.

“Ben… ben sanırım odama gitsem iyi olacak!” dedi ve Min Woo’nun “hey, ne-“ demesine bile kalmadan koşar adımlarla uzaklaştı!

Min Woo ise kanepenin üzerinde kalakalmıştı. Genç adam hayalkırıklığı ile bir nefes verdi, ve bir an Ji Han’ın peşinden gitmeyi düşündü; tam da işler hızlanırken böylece bırakılır mıydı canım?? Ama sonra düşündü ve:

“Çocuk haklı…” diye mırıldandı, “Sen o kadar duygular muhabbeti yaptıktan sonra çocuğa one night stand muamelesi yaparsan o da kaçar tabii… Yavaştan almayı öğrenmen gerek Min Woo, yavaştan al…”

Ama yine de acıklı gözlerle az önce Ji Ah’nın oturduğu yere bakıp iç çekmeden edemedi…

***************************************************

“İçeri gelin, Kang Hyuk-şi!”

Kang Hyuk Hyo Rim’in peşinden eve girdiğinde yüksek tavana, bembeyaz duvarlara, her halinden çok pahalı olduğu anlaşılan dekorasyona hayranlıkla bakmış, genç yıldızın gerçekten iyi kazandığına hükmetmişti. “Eh, elbette öyle olmalı, Hyo Rim-şi Kore’nin en popüler yıldızlarından biri,” diye düşündü genç adam kendi kendine.

Ama yine de salona girdiği andaki ihtişama hazırlıklı değildi. Kang Hyuk ağır varaklı koltuklara, pirinç saksılara, duvardaki kocaman yağlıboya tablolara, özellikle bir duvarı boydan boya kaplayan ve tavana dek uzanan kütüphaneye hayret ve hayranlıkla bakakaldı.

Hyo Rim hafifçe gülümsedi ve biraz mahcup bir tavırla:

“Şeyy, bunların tümü aile yadigarı eşyalar,” diye açıkladı; “Bizim… şeyy, anne tarafından soyumuz kral Hyojong’a dayanır da… Hatta belki duymuşsunuzdur, Kökler dizisi için beni düşünmelerinin asıl sebebi buydu…” Evin duvarlarını işaret etti: “Burası da aslında bana ait değil, aileme ait bir malikâne; ben de burada hâlâ anne ve babamla yaşıyorum… İşte öyle…”

Genç kız hafifçe kızarırken Kang Hyuk onun mahcup hallerine şaşırmadan edememişti. Sinema ve televizyon dünyasının parlayan yıldızının daha havalı olmasını beklerdi. Üstelik şimdi öğrendiğine göre Hyo Rim soyluydu da. Ama karşısındaki gayet normal, mütevazı bir genç kızdı.

“Aileniz şimdi burada mı?” diye sordu. Hyo Rim: “A, hayır, Hindistan’a gittiler,” dedi. Sonra muzipçe güldü: “Bundan böyle dünyayı gezmeye karar verdiler de… Neyse, içecek olarak ne alırsınız?”

Kang Hyuk: “Hiçbir şey almam, teşekkür ederim,” derken aynı anda iki minik köpek havlayarak köşeden çıkıp salona daldılar. Hyo Rim neşeli bir çığlık attı ve onları kucakladı:

“Ooooyy, kimler gelmiş! Ji Sub, Jun Ki, siz misafirimize hoşgeldin demeye mi geldiniz bakiym? Oy benim oğluşlarım!”

Hyo Rim bir yandan minik köpekleri gıdıklayarak severken diğer yandan da gülen gözlerle Kang Hyuk’a dönmüştü: “Bana ailemi sormuştunuz ya, işte benim ailem burda ajuşi,” dedi gülerek. “Ji Sub’la Jun Ki tam dört senedir benimle birlikteler. Artık ailem gibi oldular…”

“Gerçekten çok tatlılar,” dedi Kang Hyuk ve çömelip köpeklerden birini okşamaya başladı: “Ama bunlar çok ufak görünüyor, söylemeseniz yavru zannederdim…”

“Glen of Imaal Teriyeri onlar, bu kadar büyüyorlar,” dedi Hyo Rim. Sonra ayağa kalktı, yüzünde hâlâ az önceki gülüşün izleri dururken: “Biz en iyisi çalışma odama geçelim,” dedi. “Size anlatacaklarımı ciddiyetle tartışmamız gerekecek…”

Az sonra iki genç, çalışma odasındaki maun sehpanın iki tarafındaki koltuklarda karşılıklı oturuyorlardı. Genç kız Kang Hyuk’un tüm itirazlarına rağmen “lütfen deneyin, aşçımızın özel tarifidir,” diye çocuğun eline bir meyve kokteyli tutuşturmuş, bir tane de kendine doldurmuştu. Kendi kadehini hızla başına dikti, söze nasıl gireceğini bilemiyordu. Ama bunu yapmak zorundaydı.

Nihayet:

“Kang Hyuk-şi, korkarım hem sizin hem de benim için kötü haberlerim var,” diye başladı. “Ben…” Bir an durdu, başını kadehine eğdi. Sonra hafif bir sesle sözünü tamamladı: “Dün gece Ji Ah ve Min Woo’yu öpüşürken gördüm!”

Keremcem – Nerelere Gideyim

Kang Hyuk birdenbire içine asit dökmüşler gibi tam kalbinde derin bir yanma hissetti. Demek… demek sonunda korktuğu başına gelmişti! Genç adam sesinin titremesine engel olabilmek için oturduğu koltuğun kenarını bütün gücüyle sıktı:

“Nasıl… Nerede gördünüz?”

Hyo Rim ona üzüntüyle bakıyordu: “Min Woo’nun evinin önünde… Ben… ben onları takip etmiştim…” Sonra hafif buruk bir biçimde gülümsedi: “Min Woo Ji Ah’nın kadın olduğunu biliyor derken yalan söylemiyordum…”

Bir an durdu, sonra asıl söylemesi gerekenleri hatırlayıp kendini toparladı: “Bakın… Sizin Ji Ah’ya olan ilginizi biliyorum. Bense…” Genç kız bir an durakladı, bunu söylemek kendisi için çok zordu. Ama devam etmek zorundaydı, yutkundu ve sözünü tamamladı: “Bense Min Woo’yu unutamıyorum… Ayrılmamızın üzerinden tam üç sene geçtiği halde o aptal, o bencil, o şımarık herifi unutamıyorum! O yüzden… o yüzden ben…”

“O yüzden siz de bana işbirliği yapıp ikisini ayırmamız teklifinde bulunacaksınız,” diye onun sözünü tamamladı Kang Hyuk. Hyo Rim biraz şaşkın:

“E-evet, ben-” diye söze başlamıştı ki Kang Hyuk sertçe ayağa kalktı, genç kıza haşin gözlerle baktı:

“Üzgünüm ama ben böyle bir şey yapamam!” Sonra bir an durdu, kaşlarını çattı ve başına bir ağrı saplanmışçasına kaşlarının arasını ovuşturdu. Tekrar konuşmaya başladığında sesi kırıktı: “Bakın… Ji Ah’nın beni sevmesi için hayatımı bile vermeye razıyım!… Ama… ama onun mutsuzluğuna sebep olacak bir şey yapmayı asla, ama asla düşünemem… O yüzden sizin entrikalarınıza dahil olmam mümkün değil!”

Böyle dedi ve hızlı adımlarla yürüyüp odadan çıktı. Hyo Rim arkasından: “Bir dakika!-” diye seslenecek oldu; fakat genç adam çoktan kapıyı arkasından çarpmıştı bile. Hyo Rim hayalkırıklığı içinde tekrar koltuğuna oturdu…

Kendini evden dışarı atan Kang Hyuk’unsa gözleri yaşlıydı: Dün gece Ji Ah’nın geri gelmemesinin sebebini anlamıştı. Dünden beri kendisini bir defa bile arayıp özür dilememesinin sebebini anlamıştı.

Anlamıştı ki güzeller güzeli biricik aşkı, bir defa daha ellerinin arasından kayıp gidiyordu…

***************************************************

Tom Jones – Sex Bomb

Min Woo neşeli bir ıslık tutturmuştu: Genç adam banyodan çıkıp odasına geçti, aynanın karşısında çıplak vücudunu keyifle süzmeden edemedi:

“Heyt bee! Tam bir seks bombasısın adamım! Ji Han senin bu vücudunu görünce kendinden geçecek!”

Genç yıldız ayna karşısında pazularını sıkıp kendi kendine sırıtmaya başladı: “Haha! Zavallı Ji Han, beni ne kadar kıskansa yeridir! Bir onun o çiroz kollarını, incecik belini düşün, bir de benim şu kaslı vücuduma bak, heyt beee!” Sonra bir an duraklayıp dudak büktü: “Hımm… Gerçi o çiroz haliyle katır kuvveti var çocukta… Ama iyi ki kaslı-maslı değil, böyle feminen, ince bir vücudu olması çok daha çekici…” Min Woo hülyalı bir biçimde Ji Ah’nın narin figürünü düşündü bir an.

Ama hemen sonra, başını sallayıp kendine geldi: Daha dün gece bu fiziksel yakınlaşma işini yavaştan almaya karar vermemiş miydi? Öyle ya… İşleri aceleye getirmeden, yavaş yavaş ilerleyip zavallı kırılgan Ji Han’ı ürkütmemesi lâzımdı…

Sonra bir an durdu. Bu arada… kendisinin de bu işin iki erkek arasında nasıl olacağı hakkında hiçbir fikri yoktu. Acaba şey mi…

Birden feci halde utanarak ellerini yüzüne kapattı! Hayal etmeye bile utanıyordu, aaahhh!

Ama öte yandan… Ji Han’la birlikteyken onun o sıcaklığına fena halde kapılıyor, her şeyi unutuveriyordu… Ya bu gece de aynı şey olur, ikisi birden gaza gelir de şeye karar verirlerse…

“Ovvv, benim bu işi bir an önce öğrenmem lâzım!” diye düşünüp şimşek gibi laptopunun karşısına geçti Min Woo. Arama çubuğuna gay porn yazdı ve gelen videoları bir öğrenci titizliğinde izlemeye başladı.

O sırada Ji Ah ise akşamın yemeğini hazırlamakla meşguldü. Ama genç kız buzdolabında Min Woo’nun bugüne ait özel yemeğinin kalmamış olduğunu görünce tereddütle durakladı: Acaba kendisi sipariş verse mi, yoksa Min Woo’ya bir danışsa mı? Ona sormanın daha akıllıca olduğuna karar verip mutfaktan çıktı, merdivenleri tırmanmaya başladı.

Genç yıldızın odasına gelince umursamazca kapıyı tıklatıp içeri daldı: “Min Woo, akşam için lahanalı somon yemeğinden kalmamış, acaba sipariş-“

Ama gördüğü manzara karşısında zavallı kızın lafı boğazında kaldı: Odada yarı çıplak bir Min Woo, gözlerini bilgisayar ekranına dikmiş, pür dikkat garip bir şeyler izliyordu!

Tam da o anda ekrandan bir erkek sesi: “Evet sevgilim, evet! İstiyorum!” diye arzuyla bağırmasın mı…

Ji Ah’nın suratı karmakarışık olurken Min Woo basılmış olmanın paniği içinde:

“Ji Han!! Dur, inan ki açıklayabilirim!” diye bağırıp kapıya doğru bir hamle yaptı! Ama tam o anda belindeki havlunun kenarına basıp tökezledi, havlu açılıp yere düştü! Ji Ah ufak bir çığlık atıp ellerini yüzüne kapadı, sonra hemen dışarı kaçtı. Kapıyı arkasından kapatırken:

“B-ben… ben en iyisi sonra geleyim!” diye bağırdı ve koşarak merdivenlerden gerisin geri inmeye başladı. Zavallı kız şoktaydı – az önce sevgilisini porno izlerken yakalamıştı! Hem de… gay pornosu! o_O

Min Woo ise o odadan çıkar çıkmaz inleyerek yatağa gerisin geri oturuverdi.. Çok pis rezil olmuştu yaaa!… Daha iki gün önce “ben gay değilim! Sen ilgi duyduğum ilk erkeksin!” diye bağırırken şimdi bu videoyu izlerken yakalanmak… Min Woo hırsla yerinde tepinmeye başladı, bir yandan da ağlar gibi vıyaklıyordu: “Aişşşşş!!! Rezil oldum, rezillll! Ottukeee???”

O sırada mutfağa kaçmış, bir bardak su içip kendine gelmeye çalışan Ji Ah ise bu akşam bir daha Min Woo’nun yanına gitmeyeceğini iyi biliyordu!

***************************************************

Daisy OST – Final Song

Fırlattığım ok havada süzüldü, ve az ilerideki geyiği tam kalbinden vurdu. Etrafımızdakiler hayranlık nidaları atarken Prens Bongrim de bana dönüp gülümsemişti:

“İyi atıştı Jong Hwa! Tam bir saray muhafızından beklenecek cinsten!”

Saygıyla gülümseyip önünde eğilerek selamladım onu: “Teşekkür ederim veliaht prensim…”

O gün prensle birlikte avlanmaya çıkmıştık. Çevremizdeki kalabalık prense eşlik eden maiyetiydi. Bongrim artık veliaht prens olduğu için (ve maalesef prens So Hyun’un katili hâlâ yakalanmadığı için) majesteleri kral ona bu adamların sürekli olarak eşlik etmesi için emir vermişti. Tüm bu kalabalığın ve resmiyetin olmadığı eski günlerimizi öyle özlüyordum ki…

Bongrim birden, sanki tam da benim düşüncelerimi duymuş gibi adamlarına döndü:

“Siz şu aşağı taraftaki patikadan gidin! Jong Hwa ve ben şu sağdakini takip edeceğiz. Soğuksu pınarının kaynadığı açıklıkta sizinle buluşuruz, anlaşıldı mı?”

Adamlarda bir dalgalanma oldu, bir tanesi şaşkınlık içinde: “Ama efendim-” diyecek oldu; ama Bongrim çatık kaşlarla onun sözünü kesti: “Ben ne diyorsam öyle yapın!”

Bunun üzerine adamlar eğilerek selam verdiler ve geri geri yürüyüp çevremizden çekildiler. Şimdi Bongrim’le ikimiz kalmıştık. Ona hafifçe gülümsedim ve saygılı konuşmayı bir tarafa bırakarak:

“En sevdiğim arkadaşımı özlemiştim,” dedim. Bongrim gülümseyerek omzumu sıktı: “Ben de öyle!”

Ormanın derinliklerine doğru birlikte yürümeye başladık. Bongrim düşünceliydi. Zaten zavallı arkadaşım ülkesine döndüğünden beri gün yüzü görmemişti: Prenses Hee Jin’in idamından beri birkaç ay geçmiş olmakla beraber yarattığı korkunç etki hâlâ taptazeydi. Ülkenin değişik köşelerinden her gün isyan haberleri geliyordu. Veliaht prensi gerçekten de kralın bizzat kendisinin öldürdüğüne inananların sayısı azımsanamayacak kadar çoktu. En başta da Prenses Hee Jin’in annesinin soyunun da dahil olduğu Noron klanı geliyordu: Soylu noronlar yaşlı kralı artık apaçık eleştirmeye, tahttan çekilmesini talep etmeye başlamıştı.

Bense, tüm bu karmaşanın tam ortasında kalmış olan sevgili dostum için içtenlikle üzülüyordum.

“Bongrim,” dedim yumuşak bir sesle. “Seni çok düşünceli görüyorum. Sen… iyisin değil mi?”

Bongrim bana dönüp hafifçe gülümsedi: “Benim için endişelendiğini iyi biliyorum sevgili dostum… Ama merak etme. Ben gayet iyiyim.”

Sonra durdu, hüzünle içini çekti: “Ben iyiyim iyi olmasına da… ülkenin durumu için aynı şeyi söyleyemeyeceğim…”

Kalbim korkuyla sıkıştı. Bilmediğim şey değildi, ama yine de bunu veliaht prensin ağzından duymak içimde büyük bir sıkıntının büyümesine yol açmıştı.

“Biz… bir şey yapamaz mıyız?” diye sordum. “Noronlarla majestelerinin arasını düzeltmek, halkı yatıştırmak için yapacak bir şeyler olmalı! Yoksa… korkarım daha çok kan dökülecek…”

Bongrim kaşlarını çattı. Ağır ağır: “Bunları ben de düşünüyorum,” dedi. “Yaşlı Go Han’la konuştum. Onun kralımıza çok hizmetleri olmuştur, sen de biliyorsun… İşte o bana bir akıl verdi. Sanırım onun dediği gibi yapacağım…”

“Nedir o?” diye sordum merakla. Ama sonra haddimi aştığımı düşünüp kekeledim: “Afedersin! Yani ben… eğer benim de sana yardım edebileceğim bir şeyse, tüm kalbim ve yeteneklerimle emrindeyim!”

Bongrim bana dönüp sevgiyle gülümsedi: “Biliyorum Jong Hwa… Senin dostluğundan ve sadakatinden hiçbir şüphem yok… Ama bu iş, yalnızca benim yapabileceğim bir şey… Olay şu ki, Noron klanının yeniden gönlünü alabilmek için Prenses Hee Jin’in kız kardeşi He Ran’la evlenmem lâzım…”

Birden dünya durdu sanki. Olduğum yerde sallandım… 

Şimdi artık kuşların ötüşünü duyamıyordum. Az önce yüzümü okşayan bahar yeli birden buz kesmişti. Bütün dünya karanlığa boyanmıştı sanki. Hiçbir şey göremiyordum.

Demek ölmek böyle oluyordu…

Ama hayır… Ölmüyordum. Allah kahretsin ki ölemiyordum!

Bongrim’in sesini, yıllar ötesinden gelirmişçesine de olsa duymaya devam edebiliyordum çünkü:

“… He Ran benim ölmüş amcamın kızıdır, onun çocukluğunu bilirim… Ve Tanrı bilir ya, ona asla o gözle bakmamıştım… Ama şimdi mühim olan ülkemizin şu düştüğü kara günlerden kurtulması: Ve bunu sağlamanın tek yolu da bu politik evliliğin gerçekleşmesi ve yengem Hee Jin ve ailesine itibarlarının iade edilmesinden geçiyor…”

Bongrim durdu ve bana baktı. Uzun süredir hiç sesimin çıkmaması merakını çekmiş olmalıydı. İşte o zaman toparlandım. Kendime bile yabancı gelen bir sesle:

“Demek… demek öyle,” diye mırıldandım. “Eğer yapılması gereken buysa…”

“Evet, öyle,” dedi Bongrim. Ve içini çekti: “Tanrım, zavallı kıza acıyorum: Daha ablasının yasını tutmadan zoraki bir evliliğe zorlanacak… Ama ne yazık ki başka çare yok…”

Başını iki yana salladı ve yürümeye devam etti.

Bense, kalbimde korkunç bir acıyla oracıkta kalakaldım…

***************************************************

Ji Ah keskin bir çığlıkla uyandı. Genç kız apar topar yatağından fırladı, şimşek gibi bir hızla Min Woo’nun odasına koşturdu. Kapıyı tıklatıp girdiğinde Min Woo yatağında korkudan açılmış gözlerle bir köşeye büzülmüştü.

“Ne oldu? Yine kabus mu?” dedi Ji Ah kesik kesik soluyarak. Min Woo dehşet içinde başını salladı. Ji Ah hemen gerisin geri koşturdu, dolaptan bir şişe su kapıp geri geldi. Min Woo’ya pet şişeyi uzatırken alnı endişeyle kırışmıştı. Yatağa oturup elini hâlâ dehşetle derin nefesler alıp veren çocuğun omzuna koydu:

“Korkma… Sadece bir kabustu… Korkacak bir şey yok…”

“Ama anlamıyorsun… O duygular… O üzüntü, o kalp kırıklığı… Her şey o kadar gerçek ki…” diye fısıldadı Min Woo. Genç adamın hâlâ elleri titriyordu. Zorlukla birkaç yudum su içerken Ji Ah onu üzüntüyle seyrediyordu. Min Woo şişeyi dudaklarından çekti, ve boğuk bir sesle:

“Biraz… bahçeye çıkıp hava alalım olur mu?” diye mırıldandı, “Yoksa göğsümdeki bu ağırlık hiç gitmeyecekmiş gibi hissediyorum…”

Ji Ah “tamam” anlamında başını salladı ve yataktan kalkmasına yardım etmek için genç yıldıza elini uzattı.

Jaejoong – I’ll Protect You

Az sonra iki genç gece ayazına aldırmadan evin bahçesine çıkmış, havuz kenarındaki şezlonglarda oturuyorlardı. Min Woo üzerindeki battaniyeye sarılmış, gözlerini havuzun evden gelen loş ışık altında parlayan sularına dikmişti. Kısık bir sesle:

“Bazen iki hayatım olduğunu zannediyorum,” diye mırıldandı. “Rüyalarımda gördüklerim, hissettiklerim öyle gerçek ki, orada da bir hayat yaşıyor gibiyim! Ve bu durum beni mahvediyor…” Ji Ah’ya dönüp acıklı gözlerle baktı: “Hiç tanımadığım insanlara dostum, hiç bilmediğim bir kadına aşkım demenin ne kadar tuhaf ve sarsıcı olduğunu anlayabiliyor musun Ji Han?”

Ji Ah yalnızca başını sallayabildi. Genç kızın nutku tutulmuştu, Min Woo’nun her kabus görüşünde neden bu kadar sarsıldığını şimdi daha iyi anlıyordu. Min Woo:

“Üstelik yaşananlar öyle korkunç şeyler ki, tüm bunları geçmiş hayatlarımın birinde yaşamış olma fikri bile beni delirtmeye yetiyor,” diye devam etti. “Tanrı aşkına, rüyamda bir prensesin idamını izledim ben Ji Han! Kim bilir bundan sonra ne gelecek; belki kendim de birini öldüreceğim!” Min Woo titreyen ellerini yüzüne kapattı. Ji Ah ise ne diyeceğini bilemiyordu. Genç kız bir yandan rüyaların ayrıntılarını delice merak ediyor, diğer yandansa Min Woo’nun şu perişan hali fena halde içine dokunuyordu. Ellerini yüzüne kapatmış, dehşet ve çaresizlik içinde titreyen bu genç adam yüreğini parça parça etmişti.

Birden uzandı, ve Min Woo’nun saçlarına dokundu. Min Woo şaşkınca ellerini yüzünden indirdiği zaman, Ji Ah’yı şefkat ve sevgiyle kendi başını okşarken buldu.

“Korkma…” dedi Ji Ah yumuşacık bir sesle. “Tüm bunlar ne anlama geliyor bilmiyorum ama birlikte çözeceğiz… Her şeyi birlikte aşacağız… Artık yalnız değilsin Min Woo…”

Min Woo’nun birden gözleri doldu: Ji Ah ona öyle tatlı bakıyordu ki, genç adamın kalbi kuş gibi hafifledi sanki. “Yalnız değilim…” Bu düşünce ne kadar güzeldi! İnsanın içini nasıl da ısıtıyordu!

“Gerçekten… hiç yanımdan ayrılmayacaksın, değil mi?”

Min Woo’nun çocuksu bir sesle sorduğu bu soru Ji Ah’nın kalbini bir defa daha titretti. İki gündür yaşananlar kızın başını döndürmüş, onun gerçek duygularını çözmesine hiç fırsat bırakmamıştı. Ama şimdi Min Woo’nun ona yalvarırcasına bakan güzel gözlerini görünce yüreğinden bu çocuk saflığındaki gence doğru ılık ılık bir şeyler aktı sanki… Ji Ah birden onu sarıp sarmalamak, dünyanın tüm kötülüklerinden korumak isterken buldu kendini.

Şimdi Min Woo onun patronu değildi artık. Kore’nin en büyük yıldızlarından biri de değildi. Şimdi Min Woo, onun sıcaklığına muhtaç, korkmuş bir çocuktu.

Ji Ah yüreğindeki bütün sevecenlikle gülümsedi ve Min Woo’ya doğru uzanıp onun başını kendi omzuna doğru çekti. Genç adama sıkıca sarılırken:

“Sen istemedikçe yanından ayrılmayacağım,” diye fısıldadı.

Min Woo’yu tam kalbinden vurdu bu sözler. Genç adam az önceki tüm kaygılarını unuttu; kendisine sarılan sevgilisine o da sıkıca sarılıp başını onun omzuna gömdü. Ji Ah’nın boynundan yükselen sıcaklığı içine çekmek istercesine gözlerini yumdu.

Ji Ah’ysa kollarının arasındaki bu çocuğun kendisi için ne kadar değerli olduğunu hüzünle karışık tuhaf bir mutluluk içinde fark ediyordu: Başlarda şımarık bir velet olarak gördüğü bu ufaklığı zamanla içtenlikle sevmeye başlamıştı. Bu… aşk mıydı? Hayranlık mıydı? Yoksa başka bir şey mi? Ji Ah şu anda bunu tam olarak anlayacak kadar duygularını çözememişti. Tek bildiği, Min Woo’ya sarılmanın kendisini çok iyi hissettirdiğiydi.

İki genç uzun süre sarmaş dolaş, böylece kaldılar. Sonra Ji Ah, yavaşça geri çekildi. Min Woo ise kollarını onun sırtından ayırmadan başını kaldırdı ve karşısındaki yüze baktı. Ji Ah’nın yüzündeki sevgi dolu anlamı görünce bir kez daha sevinçle gülümsedi. İki genç göz göze geldiler.

Bu defa Ji Ah uzandı ve karşısındaki çocuğun dudaklarına tutku dolu bir öpücük kondurdu.

Min Woo’cuksa bu öpücüğe hazırlıksız yakalanmıştı: Şimdiye kadar olayları başlatan hep kendisi olmuştu; hatta şu ana kadar Ji Han’ın kendisine olan duygularından bile emin değildi. Ama şimdi, dünün utangaç çocuğu kendisini büyük bir sevgi ve şehvetle öpmüştü! Min Woo Ji Han’ın içinden çıkıveren bu ateşli sevgili karşısında bir an alıklaşsa da, kendini çabuk toparladı. Ve kendisini öpmüş, geri çekilmek üzere olan kızı tuttu, yeniden kendine doğru çekti ve onun öpücüğüne aynı biçimde karşılık vermeye başladı.

Şimdi iki genç dünkünden de daha ateşli bir biçimde öpüşüyorlardı. Ji Ah: “Tanrım, bu delilik!” diye düşünürken yakaladı kendini. “Ne yapıyorum ben böyle?! Biraz daha devam edersem kız olduğumu anlayacak!” Ama bir yandan da tuhaf bir biçimde artık hiçbir şeyi umursamaz haldeydi: “Ne olacaksa olsun,” diye geçirdi içinden. “Artık umrumda değil… Ne olacaksa olsun…”

O sırada Min Woo boğuk bir inilti çıkardı ve diğer şezlongda oturan kızı hızlı bir hareketle kendi kucağına çekti. Bu sırada ikisinin üzerindeki battaniyeler de kaymış, yere düşmüştü: Şimdi vücutları ince pijamaların üzerinden birbirine yaslanıyordu. Min Woo bir koluyla Ji Ah’nın sırtından kavradı, onu iyice kendisine doğru çekti.

“Ji Han…” diye fısıldadı öpücükler arasında. Ji Ah bir an için korkuyla kasıldı: Evet, işte anlamıştı!

Ama birdenbire, genç kız ne olduğunu bile anlayamadan pençe gibi bir el koluna yapıştı ve onu fırlatır gibi çekip ayağa kaldırdı. Ji Ah gözlerini açar açmaz nereden geldiğini bile anlayamadığı bir tokat yüzünde patladı!

“AHHH!”

“BABA!” Ji Ah’nın çığlığı, Min Woo’nun haykırışına karışmıştı. Ji Ah bahçedeki çimenler üzerine yanağında feci bir sızıyla düşerken orta yaşlı adamın Min Woo’nun yakasını kavradığını dehşetle fark etti: Cha Kyu Won, gözlerinden ateş saçar gibi bakıyordu:

“BU NE REZALET??!!!” diye kükredi! “Min Woo, sen ne halt ettiğini sanıyorsun, ha?!”

Min Woo birden sertçe silkindi, yakasını babasının elinden kurtardı. Ve hemen, yere düşmüş olan sevgilisinin başına koşturdu: “Ji Han! İyi misin canım?”

“Bunu nasıl yaparsın?! Aile şerefimizi ayaklar altına aldın!” diye kükredi Cha Kyu Won bir kez daha. Hızlı adımlarla yürüyüp oğlunun yanına geldi, elindeki tomarı tokat gibi onun suratına çarptı: Min Woo, yere saçılan kağıt tomarının bir sürü fotoğraf olduğunu hayret içinde fark etti. Kendisinin… ve Ji Han’ın fotoğrafları… Dün gece, arabaya yaslanmış öpüşürlerken çekilen fotoğraflar…

“Cha Min Woo! Bu rezil ilişkiye derhal son vereceksin, yoksa!…” diye haykırdı Cha Kyu Won. “Yoksa!…”

Min Woo başını kaldırdı, ve babasının bir kaya sertliğinde bakan acımasız gözleriyle göz göze geldi. Kyu Won, şu anda her türlü kötülüğü yapabilirmiş gibi görünüyordu…

-On Birinci Bölümün Sonu-

Reklamlar

41 thoughts on “On Birinci Bölüm: “Artık yalnız değilsin…”

  1. bölüm bittiğinde bir wooaw dedim yani. nasıl bir bölümdü:)

    öncelikle min woo nun salaklıklarına düşündüklerine ve söylediklerine gül gül karnıma ağrılar girdi:) sen nasıl bir insansın min woo her eve lazım neşe kaynağı. evde olsa çekilmez ama olsun:)

    bu arada gay durumu gayet iyi bence olmazsa olmazdı. ayrıca min woo eşcinsel pornosu izlerken ben gülme krizine girdim. öyle böyle değil çok fena hemde:))) ama sonra rüya gelip birde hafif tonda müzik gelince oh dedim yoksa gülmekten ölücektim:)

    ama o rüya neydi öyle daha önce rüya kısımlarında hiç böyle tepki vermemiştim. kızla evleneceğini söyleyince prens min woo dan önce ben hiiih demişim. fena şeyler olacak bakalım…

    sonra birde rüya dolayısıyla yakınlaşma olunca bir sevindim ki ama o baba nerden çıktı nasıl bir sondu o__O bu bölüm şok şok şok yaşadım üst üste:) hayal gücüne sağlık diyim çok eğlenceli ve şok edici bir bölümdü. yüz kaslarım ağzım burnum bende değil şu an:)

    hele o baştaki uyarıyı okuyunca zaten gülme krizi ile başladım hikayeye:) yalnız nerde bunda cinsellik bence uyarılık bir durum yok:)

    köpeklerin ismi de fena yalnız:))
    teşekkürler:)

    • @Asiruh: çok teşekkür ederim canım, ben de yorumunla ağız-kulak mesafem sıfıra inmiş bir biçimde yazıyorum şimdi 🙂 min woo’nun salaklıklarına ben de bayılıyorum, yazarken acayip eğleniyorum. evde çekilmez ama, doğru diyorsun! 😀

      gay durumunu biraz çekinerek yazdım; malum, hassas konular bunlar… ama o porno muhabbetini eklemeden edemedim, böyle basılmak çok fecii bir durum olmalı, hayal ettikçe gülüp duruyorum 😀 Allah düşmanımın başına vermesin derler ya, aynen öyle 🙂

      rüyalarda durum giderek karışıyor… ama bu sayede asıl hikayeye bağlamamıza az kaldı 😉

      ve bölüm sonu: evet, hevesinizi kursağınızda bırakmış olabilirim, baba da kötü zamanlama konusunda sun ah’yla yarışır! 😛

      cinsellik pek yoktu, evet. yine de uyarayım dedim, belli mi olur… benim küçük okurlarım da var! 😛

      beğendiğine çok sevindim, yorumun için çok teşekkür ediyorum ^^ yeni bölümde görüşürüz o halde 😉

      • Işık dedi ki:

        Çekinerek yazdığın yerler gayet dikkatli, özenli ve eğlenceliydi cnm. Onlar hikayeye gerçeklik katmış. İki hikayenin bağlanmasını ve Min Woo’cukun 😀 gerçeği öğrenmesini iple çekiyorum ^^

  2. joseonginseng dedi ki:

    Yine çok güzel bir bölümdü gülmekten karnım ağrıdı 😀
    İşin kötü tarafı JJ’ye gay damgası öyle bir yapıştı ki sanki hep öyleymiş gibi hissediyorum 😀 Gitti çocuğun kariyeri =P 😀
    Babası görmeseydi iyidi ama burda Ji Ah dan bir itiraf bekliyorum artık en azından babaya karşı adam oğlunu gay sanıyor yazık günah.. İşler 2si için güzel gidiyor şimdilik ama kız olduğunu öğrenince tersine dönücek ben şimdiden ona üzülmeye başladım 🙂
    Ellerine sağlık yeni bölümü 4 gözle beklemekteyim! 🙂

    • @joseonginseng: teşekkür ederim nomu 🙂 şu lafına bittim: “İşin kötü tarafı JJ’ye gay damgası öyle bir yapıştı ki sanki hep öyleymiş gibi hissediyorum” ahahah, JJ duymasın! 😀 😀 baba olayı fena oldu ya… sezgilerinde haklısın, min woo ji ah’nın kız olduğunu öğrenince fena olacak… senin de yorumlayan ellerine sağlık, yeni bölümde görüşmek üzere 😉

  3. Işık dedi ki:

    Hikaru’cum, o kadar muhteşem bir bölümdü ki hangi birini yazacağımı bilemiyorum.. “benodamagidiyorumhadisizeiyigeceler” bileşik panik kelimesinden Min Woo’nun olayı mantığa bürüme çabalı düşüncelerine kadar kahkahadan yerlerde kıvranmama mı, JongHwa-BongRim konuşmasında gözlerimin doluşuna mı,MinWoo’nun rüyadan etkilenmesinde yüreğimin burkulmasına mı, KangHyuk-HyoRim yakınlaşmasına sevinmeme mi, JiAh-MinWo +18 sahnelerinde gülümsememe mi :)) İnsanı duygudan duyguya sürükleyen, çok akıcı, çok gerçekçi, çok eğlenceli, çok çok güzel bir bölümdü.. Her bölüm çıtayı biraz daha yükseltiyorsun.. Hayal gücüne, yazım yeteneğine, eline sağlık canım ^^

    • @ışık: sağol canım benim 🙂 🙂 siz böyle şeyler söyleyince nasıl mutlu oluyorum anlatamam 🙂 “benodamagidiyorumhadisizeiyigeceler” beklediğimden de güzel tepkiler aldı, ahaha 😀 min woo’ysa yavrum her şeyi kendince bi mantığa oturtma çabasında, saf kuzu 😀 😀 kang hyuk ve hyo rim yakınlaştı mı henüz bilemiyoruz gerçi, bana daha çok çatıştılar gibi geldi 😀 ama belli olmaz bu işler, love shuffle durumlarını severim 😉 güzel sözlerin için çok teşekkür ediyor ve artık çalışmaya gidiyorum (inşallah!) 😀 😀

  4. bana mazlumu getirrin yada en iyisi kendimi vuracağım . ne ettin çing sen ya . kancığımın sahnelerinde yine içim cız etti. nasıl kıyıyorsun sen benim yavruma .

    bu kız aşık dostum sen ne dersen de sevgili olayını bile hiç itiraz etmedi her şey gün gibi ortada bu kız dünden razı bitmiştir. min wooo salağı da bu bölüm beni çok güldürdü sen o sahneleri nasıl yazdın kok bravo tebrikler . baba darbesi de cuk oturmuş oh olsun şapka çıkarıyorum . oyuncu kızımızda müttefik bulamadı ee benim kangcığım asil çocuk öyle hile hurda işine girmez ama olsun kızım sen vaz geçme kur entrikalarını belkim tutar he he 🙂

    başka ne kaldı her şeyi söyledim işte sen gelecek bbölüm beni mutlu et .çingu yazık bana 🙂 ellerine sağlık .

    • @winpohu: ahahah, mazlum’u getiricez sana, kıyma kendine 😀 😀 kang’a ne çok acı çektirdim ben be… valla ben bile üzüldüm inan ki 😛 😛 ohyoonjoo parçalayacak beni zaten, du bakalım…

      bu kız dünden razı bitmiştir diyosun… gerçi kang onu başkasını severken bile kabul eder, ama siz kangcılar bunu istemezsiniz elbette. min woo’nun salaklık yaptığı sahneleri yazmaya bayılıyorum, en eğlendiğim yerler onlar oluyor 🙂 baba darbesi çok fena oldu, ama peşlerinde onları fotoğraflayan bir paparazzi varken bu olmalıydı… kang asil çocuk, ama hyo rim belki de onu razı eder, hmm??

      senin de ellerine sağlık kok’cum. gelecek bölümde de biraz üzülebilirsin, ama kang’a da artık daha iyi davranıcam, söz 😉

  5. bölüm sırasında paso çığlık atmak istedim. twitterda +18 +16 muabbetlerini görünce “lan noluyo” demiştim ama korktuğum kadar değilmiş 😀

    ben; ji ah’ın utanmasını, min woo’nun “biseksüelmişim de haberim yokmuş” lafını ve kang hyuk’un “ji ah’ı üzecek bir şey yapmam ben” demelerini yerim ya. min woo’nun fanıyım zaten her halimden belli ama kang hyuk adamsın demek istiyorum. Hyo Rim de adam olsun bozmasın asabımı ne hareketler o öyle yok unutamadım ayrılsınlar falan. ayrılırlarsa sana dönecek sanki -.-

    min woo mal! eli ji ah’un bütün vücudunu yoklasa da o kızı anadan doğma görmeden anlayamıcak kız olduğunu belli. bir de porno izliyo allam yarabbim ya ilişki sırf cinsellikten mi oluşuyor evladım bi dur sabret kız bişi söylicek sana dimi ama. bi söylese araştırmalara girmek zorunda da olmayacak tabi asdfghjklsgjdşfjdf.

    biliyordum! tamam arabayla izleyenin hyo rim olduğunu tahmin etmemiştim belki ama min woo’nun babasının tuttuğu gazetecinin onları görmüş olduğunu biliyordum! ya min woo’nun babası bari anlasın şunun kız olduğunu da düşük gelirli biri olduğu için oğluyla birlikte olmasına karışsın fff. hayatlarında kız mı görmediler de anlamıyorlar ji ah’ı ya fff. min woo ama arkasında durur ji ah’ın ya da ji ah artık isyanlara gelip söyler kız olduğunu. hoş o zaman da min woo yaşadığı şok yüzünden toparlayamaz kendini ya neyse.
    ya baba niye geldi of ya!! ne güzel min woo artık anlayacaktı (yani anlardı artık dimi adfghjklş)

    ellerine sağlık bölüm cidden harikaydı daha söylicek bir şeyim yok 😀 -yuh zaten nasıl olsun fff-

    • @seyma: evet uyarıyı biraz aşırı tutmuş olabilirim. better safe than sorry 🙂

      kang hyuk’u takdir etmeden olmaz, di mi? hyo rim’i de anlamak lazım ama, kızcağız nasıl seviyorsa düşün artık… tabii biraz gurursuz bir durum, orası öyle…

      “min woo mal! eli ji ah’un bütün vücudunu yoklasa da o kızı anadan doğma görmeden anlayamıcak kız olduğunu belli.” ahahah, koptum bu yorumuna! 😀 😀 o zaman bile: “ji han?? n’oldu, hadım mı ettiler seni??” deme ihtimali var! 😀 😀 hemen pornolara falan daldı ama işte erkek milleti anacım, böyle çabucak sonuca gitmek istiyor 😀 😀

      gazeteciyi bi tek sen tahmin ettin galiba (bi bakmam lazım), güzel tahmindi, tebrikler ^^ baba da ji ah’yı şoför çocuk olarak bildiği için o karanlıkta pat diye anlaması zor görünüyor; ama ji ah duruma müdahale edip “durun, ben kızım!” diye bağırırsa başka 😛 henüz olaylar nasıl gelişecek ben de bilemiyorum, karar veremedim… bakalım 😉

      ellerine sağlık canım, çok eğlenceli bir yorumdu, bayıldım 🙂 yeni bölümde görüşürüz 😉

  6. morzambak dedi ki:

    oha o ne bölümdü öle 😀 valla hikaru gözlerim yollarda kalmıştı yeni bölüm yeni bölüm die beklediğime değmiş doğrusu ama diğer bölüm için çok fazla bekletme öle bi yerde bitirmişsin ki heran çatlayabilrm 🙂 valla bölüm baştan sona HARİKAYDI tebrik ederim cnm bu bölümde yine çok güldüm min woo ya ah min woo sen ölme emi 😀 ama rüyada ise bi o kadar üzüldüm sonra uyandıktan sonraki hallleri falan baya etkilendm 😦 sen bu işi gerçekten iyi biliosun hikaru taktir ettim doğrusu seni helal olsun aynen böle devam 🙂 Gelelim kang hyuk a işte aşkına hayran oldğm kişi yine beni yanıltmadı playfull kisste de bong joon gu oh ha ni yi böle sevmişti ama karşılık bulamamştı ve bu hikayede de sanırım kang hyuk karşılık bulamıcak çünkü jin ah iyiden iyiye kapıldı min woo rüzgarına ama bence kang hyuk hyo rim in teklifini kabul etcek sora bunların arasında bişeyler olcak ( çok mu klişe oldu sanki 🙂 ) yazar sensin tabi ama ne yalan söleyeyim bn hala jin ah ve kang hyuk un sevgili olmaları konusunda ümitliyim 🙂
    Ve final baştada söledim öle bi yerde bitti ki bnce gelecek bölümde babası bu durumdan yada min woo nun jin ah a olan aşkından yararlanp istediklerini yapması için min woo zorlayacak tam olarak nasıl olacak kestiremiorum ama gelecek bölüm min woo nun başı çok ağrıyacak ztn rüyalarında da beter durumda üzüldm şimdi min woo ya 😦 neyse sevgili hikaru hayal gücüne emeğine sağlık umarım bi dahaki bölüm için çok fazla beklemeyiz 🙂 gelecek bölümde görüşmek üzere cnm bu 🙂

    • @morzambak: 😀 😀 çok sağol canım, beklediğinize değdiği için mutluyum 😀 hep bunu diyorum ama bu sefer kesin, yeni bölüm 1 hafta içinde gelecek 😉 yine değişik ekşınlar düşünüyorum, bakalım 😛

      rüya dokunaklıydı gerçekten… uyanınca olanlar da öyle. o kısım hikayemizin dramatik kısmını oluşturuyor. gerçi kang hyuk’un çilesinin de onlardan geri kalır yanı yok; kang hyuk çok asil çıktı değil mi; playful kiss’teki joon gu şirini gibi 🙂 tahminler çok mantıklı tahminler, hatta yaklaştın diyebilirim 🙂 ama hyo rim’le kang hyuk arasında bir yakınlaşma olacak mı, o konuda ser verip sır vermiyorum 🙂 🙂

      gelecek bölüm min woo’nun çok başı ağrıyacak, bu konuda haklısın. zaten rüyalarda da şansı gülmüyor garibimin… ama ben mutlu soncu bir yazarım; kimseyi sonsuza kadar mutsuz etmem, korkmayınız 😉

      senin de ellerine sağlık, yeni bölümde görüşmek üzere ^^

  7. Çok güzel bir bölümdü Hikaru ellerine sağlık.

    “Benodamagidiyorumhadisizeiyigeceler!” ahahah 😀 Ne güldüm burada yahu! 😀 Çok yaşa sayın yazar 🙂

    Kang Hyuk şiirler şarkılarla anılara düşüp kendinden geçmiş ah ah acıdım şimdi. Biraz sabret Kang Hyuk mutlu sona ne kaldı şunun şurasında? 😛 🙂 Teselli edesim geliyor ama yine de sonuna kadar Min Woo’cuyum :))

    Hyo Rim zeki olduğu kadar hızlı da çıktı. Hatuna bak, gitmiş Kang Hyuk’u bulmuş, yuh! Bu karakter kötüleşmeye mi başlıyor bana mı öyle geliyor? Min Woo ile karşılıklı gıcıklaşmalarını seviyordum ama böyle sinsi davranınca hafif soğudum kadından. Titre ve kendine gel Hyo Rim ajumma, Min Woo başkasına aşık! Kang Hyuk’un, Hyo Rim’e yaptığı çıkış çok dürüst, asil bir hareketti, takdir ettim:) İnşallah sonradan niyeti bozmaz.

    Min Woo’nun cinsiyet körlüğü Ji Ah’nın özgüvenini zedeledi yine 😀

    Min Woo’nun araştırmacı öğrenci ruhuna çok güldüm, zavallı ne halde yakalandı ahahah 😀 Bölümün bombasıydı! 😀

    Tarihi dramamız… Jong Hwa’nın çekilecek çilesi varmış, gitti sevdiği kız :/

    Son sahne çok feci bir yerde bitti nasıl bekleriz bir sonraki bölümü O.o

    • @mydestiny: sağol canım, eğlendiğine sevindim 🙂 “Benodamagidiyorumhadisizeiyigeceler!” sayesinde iyi güldürdüm sizi galiba 😀 ama diyorum ya, o durumda hangi kız olsa utanır ve kaçardı, yani hepimiz ji ah’yız 😀 topuk topuk topuk! 😀 😀

      kang hyuk’u teselli edesin geliyor ama min woo’cusun demek, ahaha 😀 merak etme, onu teselli etmek için ohyoonjoo ve winpohu başta, bir sürü noona’sı sıralanmış bekliyor 🙂 🙂

      hyo rim aksiyon adamı çıktı değil mi? eh, ortalığı biraz karıştırmak lazım 🙂

      ji ah garibimin çilesi bitmiyor! kız resmen üzerini parçalamak üzereydi artık, “benim de memelerim var, niye bana tahta deyip duruyosun, böhü!” diyerekten 😀 😀 min woo’nun iltifat ederken batırması eğlenceli oluyor 😀 😀

      porno muhabbetinden çekinsem de şimdi iyi ki koymuşum o kısmı diyorum, okurlar sevdiyse sorun yok 🙂

      en kısa zamanda bir sonraki bölümde görüşmek üzere ^^

  8. tuba han dedi ki:

    nasıl bi bölümdü öyle bittince hayal kırıklığına uğradım, omo omo demekle geçirdim bu bölümü,, eşcinsel pornosu izlediği bölümde koptum gülmekten,, güzel bölümdü eline sağlık canım =)

    • @tuba: sağol canım, beğendiğine sevindim 😀 😀 min woo’nun saflıkları olmasa ben bu sahneleri yazamazdım, teşekkürler onun şapşallığına gitsin 😀 😀 çok sağol yorumun için ^^

  9. Hain Hikaru Zalım hikaru fırt fırt

    İnsanda bir dmla vicdan olmaz mı ya diye bitireceğim bu yorumumu da son anda babadan gelen Osmanlı tokadı sayesinde yumuşatılmış bir yorumla atlatacağını bildirmek isterim 😀 Gerekli çemkirmelerimi yapmamışım gibi asdasdasd

    Kang içim sızladı seninle birlikte ben sana fena kapıldım bebeğim üzülme senin yerin benim yanım ve hatta yanımızda Pohuşi de var artık ^^ Biz sana bakarız kuzum Cennet canına minnet

    Hyo Rim denen sevdalı kızımıza söylediği her sözüyle her cümlesiyle yeşilçamdan fırlamış bir jön havası uyandı kendisinde ve yürüdüğü her yolda hafif bir meltemle o saçları dalgalandı o büyüsü yayıldı etrafa resmen 😀

    Kızlar geldiği için geciken bilgi akışı yüzünden o geceyi nasıl geçirdi zavallı Kang’cım. Toplanın anlatayım bir ara size. Gözüne bir gram uyku girmedi, telefonunu defalarca eline aldı ama korkusundan açıp soramadı sevdiği kadına işin gerçeğini. Düşüncelerinde ki o siyah hayalin gerçek olduğunu duymaya cesareti yoktu. Yıllar önce düştüğü o örümcek ağı yüzünden sevdiği kadını başka bir adama yolladığı gerçeğini düşünmek hayat enerjisini emdi bütün gece.
    Ne yapacağını nereye gideceğini bilemedi. Bir iki yudum içti ama eli içkiyede fazla yanaşmadı biliyordu kendisini kaybederse koşarak Ji Ah’a koşacağını. Kendisine sığınak yaptı kitapların arasında sabahladı ağlayarak. Ve günün ilk ışıklarıyla da kızın evine gitti bilinçsizce yürüyerek.

    Siz oturmuş burada yaramaz bir oğlan çocuğunun aşk oyunlarına gülüp eğlenirken ben Kang ile dertler derya olmuş diye şarkı çığırıyordum 😦

    Neyse daha da içli yazı yazmayayım gidip ağlayayım mı napayım bilemedim bak!

    Hikaru cadısı gerekli detaylara dair sana yeterince twitter çemkirmesi yollamışımdır umarım. Ellerine sağlık senden hala bir Kang güzel çocuktur ama bu nedenle diye başlayan bir bölüm bekliyorum bak halkı geç biliçlendirince zavallı çocuklar çok çekiyor biliyorsun. Neyse Noonaları hep burada (:

    • @Ohyoonjoo: Ohhh, haftalık cadı çemkirmesi dozumu da aldığıma göre hayatıma gönül rahatlığı içerisinde devam edebilirim 🙂

      behey zalım diyosun yani. evet zalımım, hayınım ben 😛 kang, sen ve pohuşi’ye mutluluklar diliyorum; ama bak çocukcağızı paylaşırken iki tarafından çekiştirip parçalamayın sakın 🙂

      hyo rim tam bir yeşilçam artistiydi bu bölümde. havalı gacı 🙂 kang’ı ise bir sen anlarsın.. bu arada çok geyiğe vurdum ama yukarıda yazdıkların feci olmuş, flashback’lerle senin bu cümlelerini araklayıp kang’ın acınası halini anlatmak vardı… vah yavrum vah 😦 😦

      kang hyuk’a hakkını teslim ediciğiz, sen hiç korkma sevgili cadıcım 🙂 geçmişteki sırların açığa çıkmasına çok azz kaldı!

      ellerine sağlık bu güzel yorum için ^^

      • Finali yazsan bile eylemlerim devam edecek biliyorsun ^^ Hayınsın zalımsın ama seviyorum seni bak kıymetimi bil 😀

        Kang olayına geri döneceğini düşünmediğimden ben aktarayım 2. adamın halini demiştim. Okuyucu gay porn da kitlenip kahkaha krizine giriyordu o sırda malum 😦 Kang’ımın hakkını yedirmem ulaaaağn 😛

        Ellerine sağlık yeniden kuzum :* Çemkirmelerimi twitterdan yoğunlukla yapıp burada daha hanım hanımcık yazma fikri hoşuma gitti bu arada 😀 Kanıt yok arkadaşııım Nerede baskı yapmışım nerede isyan çıkarmışım 😛

  10. minekibuu dedi ki:

    Öncelikli not: bir önceki bölüm benim kalas kişiliğim için pek romantikti o nedenle yorum için toparlanamadım 😛 sorry sorry
    Gelelim bu bölüme,
    Hayallerim yıkıldı  sun ah ve menajer görecek, menaşer köpürürken, sun ah yaşasın ünlü damat diye çığlıklar atarak minwoo nın boynuna sarılacaktı 😦
    Coffe prince kafalı minwoocum bir düşün allasen öptüğün toprak değil tanı lan!
    Hyorim e üzüldüm 😦 ama elden ne gelir elimizde boşta Kang var bir parça ondan tatmaz mısınız ;P
    “Ah ah… Zavallıcık… Kolay değil tabii, benim gibi bir dünya yıldızı ona kendisinden hoşlandığını söyledi. Çocukcağız kalp krizi geçirse yeridir!” ah canım benim nasılda hemen jiah ın durumunu (!)
    Kang hyuk bebem teselli için sana açılan oyuncu, kimbap ve acumma kolları varken sen ne üzülüyorsun cık cık! Bugün kaç şanslı kuzu bu kolların hepsine sahip ki 😛
    Minwoonun yemek boyunca konuşması çok sevimli geldi, aşk sarhoşu bebe kıyamam 🙂 (nasıl sevgi dolu bir bnunayım bu çift için ahaha –cadının gazabını göze alarak hem de-)
    “Evet haklısın, erkek arkadaş demeyelim, sevgili diyelim!” diye onun sözünü tamamladı Min Woo. Genç adam heyecanla yerinden fırladı, salonda hızlı hızlı yürümeye başladı: “Aslında bu olanlar çok tuhaf… Yani…” Yeniden elini başına götürüp bir an durdu, sonra sinirli sinirli güldü” bu manzaraya bile dayanabilen jiah a madalyasını melichan versin isterim 😀
    ““Ama şu anda senin mesela göğüslerinin olmamasının inan ki hiçbir önemi yok: Dedim ya, gözüm senden başkasını görmüyor… Elbette erkek zaaflarım her zaman var olacak, taş gibi hatunları görünce her zaman salyalarım akacak, ama yanımda istediğim, güzel anları paylaşacağım kişi sen olacaksın… Beni anlıyorsun değil mi?” KOPTUMMM! Kavgada söylenmez minwoo kuzum ya ağır giydirdin jiah a 😛
    “Min Woo’ysa Ji Ah’nın tüm yüzünü öpücüklere boğmuş, daha fazlasını istemeye başlamıştı. Ji Ah’nın belinde duran eli yavaşça yukarı doğru uzandı, kızın üzerindeki gömleğin düğmelerini teker teker açmaya başladı.” Bu durumda da durup kaçmayı başaran jiah için madalya hafif kalır uygun bir şey bulamıyorum hatta 😀 mili bunu da düşünüp ödüllendirsin bence  minwoo konusunda dayanımı olanlara verilecek ödülü ancak o belirleyebilir ;P
    Kang canım yaaa 😦 jian mutluysa ben de mutluyum mantığına ….! Safsın evladım gel nunalar eğitecek seni 🙂 bu böyle gitmez yani.
    “Heyt bee! Tam bir seks bombasısın adamım! Ji Han senin bu vücudunu görünce kendinden geçecek!” bu cümle çok yakışmış. Yazarın eline sağlık 🙂 düşünüp icraata geçmeye kalkıp utanmıyor musunuz aaah deli oluyorum :/ Jiah DUUUURRRR! Açma kapıyı (fonda açmam açamam gösteremem kalbimi(!) kimselere çalmalıydı! Hıh!)
    Rüyaların aydınlanmasını dört gözle bekliyorum. Hikaru alttan alttan mesaj vermiyorsundur umarım. Minwoo diye düşünürken rüyadaki gibi ellere vermezsin bence Jiah ı VERMEZSİN Dİ Mİ? VERMEZSİN VERMEZSİN. Unutma #minwoocuyuzbiz!
    Babada tam gelecek zamanı buldu piiiii! Babayı kesin oyuncu cadı göndermiştir, koş koş senin star gay oldu diye cık cık cık!
    Yazara not: Mine okuma ve yorumlama görevini eksiksiz tamamlamıştır 🙂 Ancak aynı feribotta yolculuk ettiği insanlar tarafından garip bakışlarla taciz edilmiştir. Kimden ötürü? SENDEN ÖTÜRÜ ;p

    • Oh olsun sana hak etmişin uyumsuz cadı huh Kang bebeğim bak dostunu düşmanını iyi bil annem sen yine bu iki gün sonra açacak yine kollarını sana sen inanma bunun saf ve masum görünen vaatlerine 😀

      Baba candır (: Haber vermezsem olur muydu hiç huh

      • minekibuu dedi ki:

        amaaan cadı durmamış yorumuma da yetişmiş. sen kendi süründürdüğün jihyunu bir düzlüğe çıkar elin 2. namcasını savunacağına cık cık cık. hatta jihyun 2. değil 1. namca ayrıca yaptığın ayıba bakmadan, kangla aramıza giriyorsun. ki ben seni ortak ettim teselliye!
        yok azizim yaranamıyorsun bu cadıya. ağzınla daniel tutup önüne koysan neden öptün yaladın vs. diye çemkirecek 😀

      • @mine, oyuncu: durun cadılar, siz kardeşisiniz! kavga etmeyin, güzel güzel paylaşın namcaları 😀 😀 yalnız mine, şu yorumuna yarım saattir gülüyorum: “ağzınla daniel tutup önüne koysan neden öptün yaladın vs. diye çemkirecek” ahahahahahahha! 😀 😀 😀

        @mine: bu upuzun ve komik yorumla kendini affettirdin bacım, şüphen olmasın 😀 “Coffe prince kafalı minwoocum bir düşün allasen öptüğün toprak değil tanı lan!” hay ağzına sağlık, kopi pirınsın han kyul şaşkolozu gibi kızı öpüp öpüp anlamıyorlar ya, artık buna da yuh diyorum 🙂 yani hiç kız öpmedim ama heralde erkek öpmekle kız öpmek arasında bayaa bi fark vardır 😀 😀

        min woo’ya bayaadan ısınmışız bu bölüm. aşk sarhoşu halleri ohyoonjoo ve winpohu hariç tüm kızların yüreğini eritmeyi başardı 🙂 gerçi arada ji ah’ya da giydirdi, bildiğin tahta dedi hatuna, ama olsun di mi 🙂

        “(fonda açmam açamam gösteremem kalbimi(!) kimselere çalmalıydı! Hıh!)” ahahaha, aklıma gelmiş olsa koyardım 😀 😀

        “Hikaru alttan alttan mesaj vermiyorsundur umarım. Minwoo diye düşünürken rüyadaki gibi ellere vermezsin bence Jiah ı VERMEZSİN Dİ Mİ? VERMEZSİN VERMEZSİN. Unutma #minwoocuyuzbiz!” buna şimdilik keh keh gülmekle ve “izleyin görün” demekle yetiniyorum 😉 rüyalar gerçek hayata bağlanacak, ama acaba nasıl bağlanacak? rüyalarda yaşananlar şimdiki zamanda da yaşanacak mı? yoksa bunlar min woo’ya “bak kızı bu sefer de elinden kaçırma ha!” dercesine bir uyarı mı? hepsi ve daha fazlası, azzzzz sonraaaa! (yani az bi zaman sonra :P)

        feribottaki insanların deli olduğunu düşünmeleri pahasına (!) okuyup yorumlandığın için sağolasın, var olasın mine cadım benim. en has cadıların başısın 😀 😀

  11. O nasıl bir uyarı yazısıdır;”Analar babalar, siz de çocuklarınıza sahip çıkın kardeşim, aaa…” gülme krizine girerek başladım hakayeye:))
    Vay Min Woo çoştu;tutabilene aşk olsun,yakaladığı yerde götürüyor kızı.Ama bu onun ne kadar mal olduğu gerçeğini yüzümüze yüzümüze çarpıyor^^Kız olduğunu daha nasıl anlamaz ya.Sahiden çok şaşkın bu çocuk.Hele ki porno izleyip yakalandı ya iyice koptum:)Hışşt Min Woo aklın fikrin cinsellikte azcık rahat dur yaw^^Ji han her ne kadar kendine itiraf etmesen de biliyoruz seviyorsun çocuğu.Kendini kandırabilirsin ama bizi asla:)

    Kang Hyuk;üzülme kuzu ya:( Yazık,üzülüyorum ben bu çocuğa.Ama suç senin be kang! Onca yıl bekledin de bekledin.Şimdi mutlu aşk yoktur diye içlenip dur.Tekrar ediyorum;sen daha iyilerine layıksın.Mesela;Hyo Rim’e^^(Yazara burdan selam ederim bu konuda) Lafı açılmışken Hyo Rim seni yeşilçamdan fırlamış hissettim.Onları ayıralım falan.Olmadı;okuduğun onca kitap sana bir şeyler öğretmeliydi.(Asilsin kızım sen kendine gel azcık o_O)Kang cevabı verdi aslanım benim:)Böyle devam et,fakir ama gururlusun.Takdirlerimizi yolluyor ve mutlu aşk yoktur şiirini okumaya devam et diyoruz:)

    Rüyadaki hikaye de şoka uğradım resmen.Gitti kız en yakın arkadaşa.Hemi de velihat prense.Neler olacak o rüyada merakla bekliyorum.

    Ve final;o ne tokattı birdenbire!Kraldan sonra babaya ağır küfürler sarfettiğimi belirtir.Tokatlara gelesin diyorum.Tokat sesi bizim evde yankılandı resmen:( Çok heyecanlı bir yerde bitti ama:(

    Unutmadan sayın yazar nerede menajer ve sun ah.Her an bir yerden çıkacak diye bekledim durdum.Yoksa başka şeyler peşindeler de bizim mi haberimiz yok^^

    Hikaye daha da heyacanlı,daha güzel,daha bir hoş oluyor:)Çok güzel ve çok eğlenceli bir bölümdü.Ellerine,kalemine sağlık.Merakla yeni bölümü bekliyorum:)

    • @rosa: uyarmak lazım, nolur nolmaz: min woo’nun bu bölümlerde maşallah libidosu tavan yaptı, kız-erkek demeden saldırıyor ji ah’ya 😀 😀 “Hışşt Min Woo aklın fikrin cinsellikte azcık rahat dur yaw^^” bu bölüm komik olsun diye bu muhabbeti biraz abarttım, ama artık normal kdrama sınırlarına döniciğiz 😉

      kang’a üzülmeyen kalmasın! 😀 valla haklısın canım, onca sene bekle bekle, elin iki günlük oğlu gelip kapsın 😛 acıklı bir durum… hyo rim’le olur mu olmaz mı, yoksa gerçekten mutlu aşk yok mudur, bi bekleyip görelim 😉

      rüyadaki hikayemiz yavaş yavaş sona yaklaşıyor… bu hikayenin acıklı olacağını daha önceden söylemiştim.

      finalde demek baba küfürlerden nasibini aldı 😀 heyecan dorukta bitirdim; o yüzden yeni bölümü en kısa zamanda ekleyip sizi bu ızdıraptan kurtaracağım 🙂 çok teşekkür ederim canım, yorumunla beni mutlu ettin 🙂 sevgiler ^^

  12. Öhö öhöm… Bir süre rötar yapıp okumakta geciktiğim için kendime kızıyorum ve bir yandan okuyup bir yandan yorum yapmak için iki sayfayı da hazır ederek başlıyorum 🙂

    “Benodamagidiyorumhadisizeiyigeceler!” ahahahaaa 😀 anlamak için iki kere okudum 😀

    Şiirler çok güzel..

    Şarkılar da çok güzel.. Şu Daisy’i bir yerde duydum ama hatırlamıyorum pc de var sanırım fakat tam adını bilmiyorum hikayenin ortasında iki saat nette dolaşmama sebep oldu yine de bilgi edinemedim :/

    Bu Min Woo iyi hoş da aklından zoru var anlaşılan bir türlü anlamıyo neler döndüğünü 😀

    ahahaa Teriyerlerin adı JiSub ve JunKi ha 😀

    Ahh şimdi Kang Hyuk’a cidden üzüldüm.. Sevgili yazar arkadaşım sana sesleniyorum Kang Hyuk’u Ji Ah’sız mutlu etmenin bir yolunu bul lütfen!

    Cha Kyu Won sen nerden çıktın be adam! Tamam haklı ama olmadı ki böyle O_o

    Hmm garip bir yorum oldu bu sanırım ama hem okuyup hem de başka bir sayfa açıp aynı anda yorum yaptım 🙂

    Ellerine sağlık Hikaruivy 🙂

    • @sessizgemi: ah benim sana kızmaya hiç hakkım yok, çok merak ettiğim halde ne zamandır mahzen’i bitiremedim 😦 sabah olunca aklıma geliyor, gece okuyayım da etkisi artsın diyorum; gece olunca bir bakıyorum geç olmuş, yatmam lazım… ama haftasonunda falan şöyle oturup keyifle okuyacağım inşallah 😉

      şiirleri aklıma geldikçe ekliyorum. kang hyuk kitap kurdu ve beyefendi bir insan olduğu için ona şiir olayları çok yakışıyor… daisy ise daisy filminin kendisinden. o filmde de jun ji hyun oynuyor; güzel diye duydum ama izlemedim.

      teriyerlerin adı jisub ve junki ya 😀 hyo rim rol arkadaşlarının anısını köpeklerinde yaşatıyor, ahahah 😀

      kang için üzülmeye devam! 😀 biraz daha içinizi parçaladıktan sonra onun için birtakım güzellikler düşüneceğim 😉

      ve cha kyu won: onun neler yapabileceğini hep birlikte göreceğiz 😉

      senin de ellerine sağlık canım, yorumun için teşekkür ediyorum ^^

  13. ahahah iyice düğünlerdeki piyanist şantör amcalar gibi alın olmuşsun he.”Alın lan şu çocukları ortadan eah yeter be”
    Ah Hyo Rim çok üzülüyorum ben bu kızın dramına.Min Woo ayrıl da gel oğlum ulan yeter kızı vantuz gibi çektin he. Hala da kız olduğunu anlayamadı ya valla bu çocuğun hormonlarıyla oynanmış ,tövbe allahım bişiyler olmuş bu çocuğa.

    “Benodamagidiyorumhadisizeiyigeceler!” burada artık tepine tepine güldüm kok. Kız ne dese bilemez tabi şimdi.Ben olsam odama gitmeyi bırak ayaklarım popoma vura vura koşarak uzaklaşırdım bir süreliğine ortamdan :D“Ah ah… Zavallıcık… Kolay değil tabii, benim gibi bir dünya yıldızı ona kendisinden hoşlandığını söyledi. Çocukcağız kalp krizi geçirse yeridir!” ahahahahasah sürekli gülme efekti almak istiyorum bu bölüme ya.Narsist hep narsist işte ne diyeceksin Koskocaağğ Min Woo bu yani kolay mı 😀 Kandırdığına üzülüyorsun da kızım ne kaz kafalı çocukmuş ulan bu kızı erkeği hala ayırt edemiyor tey allahım.

    Bu Hyuk’un da romantikliği adamın iliğini kurutur yeminle.Kız gidiyor oğlum bir şeyler yap artık.(benim işime geldiğini söylememe gerek yok sanırsam :D) Vah yazık hala gün sayıyor bu çocuk.Allahım sen başa verme.Yazık valla bu çocuğa da.Sen de bu Hyuk’a edebi kimliklerle torpil geçiyorsun valla.Böyle olunca sevecek gibi oluyorum da Min Woo’yu düşünüyorum hemen geçiyor nihahaha.Hyo Rim ve Hyuk lafım size çocuklar sizin mayanız temiz böyle alengirli işler sizin harcınız değil gibi sanki be anacım.Ne dersiniz?

    Min Woo çakalı da kıza nasıl davranılacağına biliyor.Yılların deneyimi var tabi üzerinde 😀 Patronu ona “seninle yok olmaya da razıyım” deyip onu öpmüştü lan… ahsjhsdjdg Ben de bir dumur olurdum,bir sıtkım sıyrılırdı kız haklı hanımlar beyler.Bu bölümde tek tek cümleleri yorumlamak istiyorum aslında ama hayat hikayesi olacak yine diye de geri duruyorum.Bu bölüm çok güzel,çok komik olmuş.Kaç kere kahkaha attım belli değil he 😀 😀 Bir konuştursan şu kızı dünya ne güzel bir yer olacak bir bilsen Min Woocum.Bir sus ,bir sakin ol şampiyon ama yok ille papağan gagalamış gibi konuşacak.Bir de içine ettin zaten ortamın.Kız olsa hoşlanmayacakmış da bilmem ne.Ne biçim yutacaksın o lafları görmek bile istemezsin kendini 😀 😀 Aha kızlara hakaret mi etti o
    Hieyytt ne diyorsun ulan sen.Huhahahaas hala anlamadın sanırım.Tüh boyun posun devrilmesin he mi senin.Allah olaylar kızıştı 😀

    Ji Sub ile Jin Ki mi ahsahahga.Ay şimdi düşüp bayılacağım yeminle.Nerden buldun olum sen bu isimleri be.Koskoca adamlar kızın oğluşu mu olmuş peheyt 😀 😀 Ayağa kalkıp Kang Hyuk’u alkışladım.Gözümsün Hyuk,afferim(sırtını da pat patladım)

    Püüü rezil kapat kapat neler izliyorsun oğlum sen.Ahahaha kız da gördü heğğh adın sapığa çıksın şimdi de gör gününü.Kızım sen de kapıyı vurduktan sonra izni bekleyeydin ya zbam diye girdin odaya.Bu bölümün müzikleri de çok güzel he.Hepsini listeme ekleyeceğim derhal.Keremcem’i de özlemiştim valla.Hele bu şarkısı candır

    .Oh Ji Ah da ekşına girdiğine göre bu iş tamamdır.Hyukçular derdine yanabilir artık nihahaha.Bu gaddar baba nerden çıktı şimdi yeaa.Valla güneşin önüne geçen bulut gibi herif he.Bir adamı mutlu etmiyor.Neyse eline sağlık.Sayende kırış kırış olacağız hep beraber he.Krem paralarımız,ilerleyen yıllarda gerdirme paralarımız hep senden ona göre.Yeni bölümü de deli gibi merak ediyorum bu baba güldürmez bunların yüzüne.Öperim^^

    • @egosantrik: öyle olmuş di mi? ooo, egosantrik hanımlar da burdalarmış! 😀 😀

      “Min Woo ayrıl da gel oğlum ulan yeter kızı vantuz gibi çektin he. Hala da kız olduğunu anlayamadı ya valla bu çocuğun hormonlarıyla oynanmış ,tövbe allahım bişiyler olmuş bu çocuğa.” Ahahahah 😀 😀 İnsan zeki (!) olmayagörsün 😀 Hormonları yerinde ama, bölüm boyunca bizim kıza defalarca hallenmesinin başka sebebi olamaz! 😀 Ayrıca çok çakal, aynen dediğin gibi. Allah popçunun çapkınından korusun, amin! 😀

      “Bu Hyuk’un da romantikliği adamın iliğini kurutur yeminle.Allahım sen başa verme.” Zavallı Hyuk geçmiş zaman romantiği, onun da işi zor… Edebi kimliklerle torpil geçeceğiz elbette; Min Woo’nun ünü, parası, ışıltısı yanında Kangcığım Hyukcuğum azıcık ezik kalıyor.. “Hyo Rim ve Hyuk lafım size çocuklar sizin mayanız temiz böyle alengirli işler sizin harcınız değil gibi sanki be anacım.” Doğrudur, ama aşk insana neler yaptırır be kok’um…

      Ji Sub’la Jun Ki ya! Hyo Rim de bizim kafadan, oppalarının ismini hayvanlarında yaşatıyor! 😀

      Bu arada yorumlarını okurken bazen maç izliyormuşum gibi hissediyorum 😀 😀 Hikayeyi maç anlatan spiker gözüyle yorumluyorsun: “Aha kızlara hakaret mi etti o” “Allah olaylar kızıştı” “Ahahaha kız da gördü heğğh adın sapığa çıksın şimdi de gör gününü.” falan, çok eğleniyorum inan ki! 😀 Hep böyle devam et kok’um! 😀

      “Oh Ji Ah da ekşına girdiğine göre bu iş tamamdır.Hyukçular derdine yanabilir artık nihahaha.” Valla o iş belli olmaz, ters köşe yapma hakkımı her zaman saklı tutuyorum 🙂

      Krem paranı hesabına yatırdım, onunla Kimbra konserine gitme ama, o para ilerisi için 😀 😀 Ellerine sağlık, yine iyi güldüm sayende 😀 😀

  14. vaoooov gibisinden bir sonla bitti ki ama bu!Şu an şoklardayım ben o_O hiç ikinci kişinin babasının adamı olacağı aklıma gelmedi.“AHHH!” diye okuyunca da dedim menajerimiz mi geldi yoksa falan sandım.Hatta o berbat babayı unutup gitmiştim ben n’etcekler şimdi bunlar? 🙂

    uyarıyı görünce bizim saf artık onun kız olduğunu anlayacak dedim ama yok yine olmadı 🙂 Ahh kendi kendine saçma düşünceleri,Ji Ah’ya yakalanması falan çok komikti 😀 😀 ben dedim iyi iyi kız aşağıdaymış yakalanmayacak sen yakalattın hemen.Bir daha tahminde bulunmayacağım ben 😀

    Kang Hyuk da tam kendinden bekleneni yaptı umarım Hyo Rim de saçmaladığını fark eder de vazgeçer bundan.Ahh artık kendilerine eziyet çektirmesinler ama yaaa…Zaten ‘Nerelere Gideyim’ diye şarkıyı görünce ah Kang Hyuk ah demekten alamadım kendimi.

    Ellerine sağlık hikaruivy :)) :))

    • @canlina: 11 çok feci bir sonla bitti, ama neyse ki 12. bölüm yoldaydı 😉 baba hikayemizin kötü adamı olduğuna göre ortalığı karıştırmak gerektiğinde kendisini hikayede göreceğiz…

      “uyarıyı görünce bizim saf artık onun kız olduğunu anlayacak dedim ama yok yine olmadı” ahahah, doğru diyorsun, uyarı böyle bir beklenti yaratmış olabilir 😀 😀 porno izlemeyi diyorsun değil mi, yakalanması gerekiyordu ama! 😀 😀 kang hyuk’a ise sempatiyi artırmaya çalıştım; çünkü buna ihtiyacı olacak 😉

      yorumun için teşekkür ederim tatlım ^^

  15. Vuouaoeouov! desem? 😀 Bölüm sonuna verdiğim tepkiyi gördünüz efenim, açıklamaya gerek duymuyorum, yine harikalar yaratmışsınız. ♥ Yalnız tam yerinde kesmişsin unni, 16 olduk gel gör ki hevesimiz kursağımızda kaldı, yapılır mı bu, ha söyle? 😛 Yok yok, gayet doğru zamanda doğru yerde bitiş olmuş bence, feci merak sardı beni. Açıkçası uykum olmasa 12. bölümü silip süpüreceğim ama gözlerimi açık tutamıyorum, bianeee… Dün gece uyumayıp Coffee Prince izledim, final yaptım bugün de, e dolayısıyla azıcık uykusuzluk oldu bende. Ama heyecandan kalkamadım başından… A, Coffee Prince demişken, hikayenin tadına şimdi daha bir varabildim. İzlemek gerekiyormuş cidden, şu anda tamamen canlanıyor sahneler gözümün önünde. Tabii yazarın mahareti en önce gelir, cümlelerin sıralanışı, kelime hazinesi. Gerçekten ellerine, emeğine sağlık. ^_^ Okurken yaşıyorum.

    Hım, bölüme bakarsak… Bir kere yanılmışım, yanlış tahmin. İki takipçi tamamen beklediğimin dışında kişiler çıktı. Ama tam da gerekli kişilermiş cidden, iyi ki yanılmışım yani. 😀 Sonracığıma, öpüşmeleri filan iyiydi, hoştu, yerindeydi. Bir yorumda “dikkat ederek yazdım, malum hassas konular” demişsin, bence tam tadında olmuştu oralar, ne eksik ne fazla. 😉 Gay pornosuysa komedi, söyleyecek söz bulamadım, ahahaha yazık çocuğa. 😀 😀

    Köpek isimleri çok acaipmiş ya, nedir sırrı? 😛 Ben tahmin yürütüp bundan önceki bir bölümde gördüğümüz So Ji Sub’la bir bağlantısı olduğunu düşünüyorum o Terrier cinsi Ji Sub’un. Bu arada araştırma ruhuna şapka çıkartılır, yeni bir köpek cinsi tanıdım sayende. 🙂 🙂 Neyse, saçma bir tahmin oldu ama aklıma geliverdi öyle. 😛

    Imm, gelecek bölümü yarın sabaha bırakıyor, hayal gücüne, emeğine, yüreğine sağlık diyor ve kaçıyorum unnicim. Kanda! ^.^

    • hahah, hevesin kursağında kalsın canım, 16 da erken, eheh 😀 coffee prince’i izledikten sonra erkek kılığında kız hikâyeleri bambaşka geliyor, değil mi? 😉 bu konuda SKKS ile birlikte çığır açan dizilerden biridir bence…

      bu bölüm ji ah ve min woo’nun sevgili olmaya alıştıkları bölüm oldu, öpüşüp koklaşmalar olmadan olmazdı 😀 gay muhabbetini kararında bulduğuna sevindim, belli bir ayarda yazmak gerçekten zordu benim için…

      köpek isimlerinde bir sır olduğu gözünden kaçmamış 😉 ji sub’a bağlıycam yine.

      senin de ellerine sağlık tatlım, tatilinin tadını çıkar ^^

      • ahahah, yakışırrr! 😀 ji sub senin köpeğin olsun, ahahah! 😀 😀 ajuşi de yırtık dondan çıkacak vakti tam buldu yani… 😛 biz de seni özlemiştik, hatta küçük siren’i daha çok özledik ama çaktırmıyoruz 😛

      • puhahhahah olsun valla :)))))))))))))))) 😀 ajussiyi ben çok pis mimledim, yıldızım barışmaz artık 🙂
        ebet hiç çaktırmadınız ama ben anladım özlediğinizi 😀 mesai saatlerim yüzünden beyin ölümüm gerçekleşmedeönce kalan kırıntılarla yeni bölüm yazmaya başlayayım ben o zaman, geriye benden hatıra kalır 😛

      • eveeeetttt! 😀 😀 isterük de isterük 😀 senin o şefin midir müdürün müdür artık feci kızıcam ama, bu ne böyle kardeşim?! kaç aydır işlerin azalacak diye bekliyoruz, daha da artıyor mübarek.. 😛

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s