Onuncu Bölüm: “Ben seninle birlikte yok olmaya da razıyım…”

Moon and Sun – Back in Time

Sarayın önündeki büyük meydanın tam önünde, ayakta dikiliyordum. Tam karşımda, büyük bir halk yığını var. İnsanlar büyük bir merak ve korkuyla bekliyor. Ortalık mahşer yeri gibi; konuşanlar, bağıranlar, ağlayanlar… “Olamaz, bu gerçek olamaz değil mi?” “Kral bunu kendi gelinine nasıl yapar?!” “Sadece gelini değil, aynı zamanda yeğeni de!” İnsanlar olup bitenlere inanamıyor.

Ben de öyle…

Görevimin gerektirdiği gibi hiç kıpırdamadan dimdik durup delici gözlerle karşımdaki kalabalığı süzerken aslında gerginlik ve üzüntüden oluk oluk terliyordum. Bu olanlara ben de inanamıyorum. Büyük bir kabusun içinde gibiyiz, her şey gerçek olamayacak kadar korkunç! Ama ne yazık ki… hepsi gerçek…

Prens Bongrim’in bile bütün çabalarına, tüm dil dökmelerine rağmen engelleyemediği korkunç bir olay gerçekleşmek üzere… 

Ve kabusu daha da dayanılmaz yapmak üzere, uzaktan onun geldiğini görüyorum…

İnsanlar onu ve annesini taşıyan taht-ı revanı görünce saygıyla iki yana açılıyorlar. Taht-ı revanı taşıyan dört hizmetli ilerliyor, tam meydanın kenarında, merdivenlerin başladığı noktaya kadar gelip duruyorlar. Taht-ı revan indiriliyor, içeriden solgun yüzlü iki kadın çıkıyor: He Ran… ve annesi.

İkisi de o kadar solgun ki her an yere yığılıverecek gibi görünüyorlar. Ama asaletlerini hiç bozmadan ilerliyor, meydanın en önüne kadar geliyorlar. O sırada He Ran’la göz göze geliyoruz.

Ama o, hemen gözlerini kaçırıyor…

Kalbime sivri uçlu bir bıçak saplanır gibi oluyor: Benden nefret etmekte haklı, hem de yerden göğe kadar haklı! Ne demiştim ona? “Ben, kraliyet töre bakanı Cha Im Woon’un oğlu Cha Jong Hwa, size burada şerefim üzerine yemin ediyorum ki, sizi ve hanedan üyelerini uğursuz bir kaderden korumak için kanımın son damlasına kadar savaşmaya hazırım!”

Ama… tutamadım sözümü…

Onu, ve ailesini koruyamadım…

Tam o anda kalabalık dalgalanıyor ve insanlardan bir uğultu yükseliyor: Sarayın büyük demir kapıları ardına kadar açılıp kolları zincirlenmiş tutsak beliriyor, muhafızlar arasında meydana getiriliyor.

He Ran’ın annesinin fenalaştığını, He Ran’ınsa onu düşmekten korumak için son anda koluna yapıştığını fark ediyorum. İçim o kadar eziliyor ki, onların yanına doğru koşmamak, görevimin başında kalabilmek için bütün gücümü sarf edip başımı çeviriyorum.

Tutsak prenses çok, çok yorgun görünüyor… Yüzü kireç gibi bembeyaz… Günlerdir yemek yemediği belli… Anlaşılan o ki, umrunda da değil. Eşini kaybettikten sonra hayata küsmüş, kaderini kabullenip ölümü bekliyor… Okçuların hedefi olan yere yöneltilip elleri kenardaki tahtalara bağlandığında hiç itiraz etmiyor. Sanki şimdiden bambaşka bir âlemde gibi…

Aynı anda saray kapıları bir defa daha açılıyor ve yaşlı kral maiyetiyle birlikte dışarı çıkıyor. Kralın biraz arkasında yürüyen Prens Bongrim’le göz göze geliyoruz. Zavallı arkadaşım bana umutsuz bir yüzle bakıyor: Anlaşılan o ki, kralı bir türlü ikna edememiş. Acıyla yutkunuyorum.

Kralın çıkışı ile birlikte kalabalıkta bir uğultu daha yükseliyor. Herkes heyecan ve korku içinde: Bütün bunlar gerçekten yaşanıyor olabilir mi?! Kral, kendi yeğenini, ölen oğlunun eşini, hem de böyle bir yöntemle tüm halkın gözleri önünde idam mı ettiriyor gerçekten?! Kimse bir şey demiyor ama herkesin beklentisi son anda kralın: “Prenses Hee Jin’i bağışlıyorum… Kendisi oğlumun bana emanetidir,” demesi yönünde.

Oysa yaşlı kralın gözleri bir kaya kadar sert bakıyor:

“Vatana ve kralına ihanet edenlerin sonu böyle olur!” diye kükrüyor. “Yapan kim olursa olsun, ihanet suçu asla affedilemez! Bugün burada gördükleriniz, törenin hükmü karşısında en üst düzeydeki soyluların bile dokunulmaz olmadığının bir göstergesidir!”

O sırada Bongrim’in krala yaklaştığını görüyorum. Arkadaşım büyük bir saygıyla kralın önünde eğiliyor:

“Majesteleri! Ne olur bu seferlik affetseniz… Benim, oğlunuz veliaht prensin hatırı için yengem Prenses Hee Jin’i affederseniz, beni ve tüm Chosun halkını berhudar etmiş olursunuz…”

Kalabalıktan onaylar gibi mırıltılar yükselirken kral:

“ASLA!” diye kükrüyor! “O kadın beni cinayetle suçladı! Bir kul, kralına nasıl böyle bir ithamda bulunabilir?? Üstelik arkamdan işler çevirdi, cinayeti araştırmaya kalktı… Bana karşı kurulan bir komplonun başı, bu hain kadındır! O yüzden bağışlanması söz konusu bile olamaz!”

Ve bu sözleri söyledikten sonra komutana sert bir hareketle işaret veriyor: Komutan emrindeki okçulara dönüyor: “Herkes yerini alsın! Hazır! Nişan al… Atın!”

Bongrim’in umutsuz bakışları ve kalabalığın soluğu kesilmiş sessizliği arasında havada uçan okların ıslık gibi sesi duyuluyor:

“Pat!” “Pat!” “Pat!”

Ve genç kadının göğsünde son bulmaları sadece bir saniyede gerçekleşiyor… Ama o sırada, ve hemen sonrasında oluşan sessizlik, asırlar sürüyor sanki…

Ve sessizliği bir kadın çığlığı yırtıyor:

“HEE JIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIINNNNNNNNNNNNNNNNNN!!!!!”

Prensesin yaşlı annesi feryatlar ederek kanlar içindeki kızına doğru bir hamle yaparken He Ran onu güçlükle zapt ediyor. Zavallı sevdiğimin gözleri ıpıslak, bir yandan yağmur gibi yaşlar dökerken, bir yandan da acıdan çığlıklar atan annesine engel olmaya çalışıyor. Yaşlı kadın daha fazla dayanamayıp acıdan iki büklüm olmuş halde yere yığılırken ben de kendime daha fazla engel olamıyorum. Görevmiş, sorumlulukmuş, her şeyi bir kenara fırlatmaya hazır, He Ran’a doğru koşmak üzere bir hamle yapıyorum.

“HAYIR!”

Birdenbire, birisi kolumu sıkıca tutup gitmeme engel oluyor. Şaşkınca bakışlarımı bu kişiye çevirince onun en yakın arkadaşım Ha Rim olduğunu görüyorum. Ha Rim, her zamanki şakacı tavrının aksine çok ciddi bir biçimde bakıyor bana. Gözlerinden ateş saçar gibi bakıyor. “Hayır…” Onun kararlılıkla bakan gözleriyle göz göze geliyorum, ve kaslarım gevşiyor: Ha Rim, haklı… He Ran’ın yanına gidersem bu her şeyi daha da berbat etmekten başka bir işe yaramaz… Oysa şimdi prenseslerinin idamını izlemiş olan halk, patlamaya hazır bir bomba gibi… Onların sakince dağılmasını sağlamak benim görevim…

Kalbime kırık cam parçaları batarken zavallı sevgilimi tüm acısıyla baş başa bırakıp arkamı dönüyor, gözlerimde yaşlarla, meydanın öteki ucuna, halkın olaysız biçimde dağılmasını sağlamak üzere ilerliyorum…

*********************************************

Min Woo o gün sette hiç olmadığı kadar dalgındı. Bir gece öncenin akşamdan kalmalığını henüz üzerinden atamamıştı. Asistan kızlardan birinin:

“Buyrun efendim, kahveniz,” diye uzattığı kahveyi hafif bir teşekkür kelimesi mırıldanarak aldı. Ve hemen başına dikti: Ayılması ve kendini işe konsantre olmaya zorlaması gerekiyordu…

Ama aklı Ji Han’la dopdoluyken bunu nasıl yapabilecekti, doğrusu bilmiyordu…

Dün gece alkolün verdiği tatlı vurdumduymazlık yerini yeniden kaygılarla dolu bir gerçekliğe bırakmıştı. Min Woo dün geceki duygularını ne yazık ki hâlâ tüm canlılığı ile hissediyordu: Şoförüne karşı hissettiği o yoğun duygular… Ama şimdi ayık kafayla düşününce bunun durumu çözmek yerine iyice karmaşıklaştırdığını fark ediyordu: Acaba piyasadaki diğer gay aktörler gibi undercover mı yaşamak zorunda kalacaktı? Kore toplumu örneğin Japonya ya da Amerika gibi değildi; bir erkeğe ilgi duyduğu anlaşılırsa piyasadan tamamen dışlanabilirdi! Ayrıca… Min Woo Ji Han’dan hoşlanıyordu da, çocuk kendisi hakkında ne düşünüyordu bakalım? Daha gay olduğu bile belli değildi; hatta Hyo Rim haklıysa bir kız arkadaşı bile olabilirdi! Min Woo kaşlarını çatıp kahve kupasını öfkeyle önündeki sehpaya çarpar gibi bıraktı. Ve içini çekip önündeki senaryo metnine uzandı…

Yaklaşık beş saatlik duraksız çalışmadan sonra Min Woo’nun pili tamamen bitmişti. Yönetmenin “kestik!” demesiyle birlikte az önceki enerjik hali bir elbise gibi üzerinden sıyırdı, yorgun bir nefes verdi. Kendisine uzatılan havluyla terini silerken yönetmenin “İyi işti Min Woo-şi!” diye kendisini tebrik etmesini donukça gülümseyerek hafif bir baş selamıyla cevapladı. Bu sırada oyunu kameraların arkasından izleyen Soo Hyun onun ve hemen yanında asistanlardan birinin verdiği suyu başına dikmiş içen Hyo Rim’in yanına gelmişti:

“Tebrikler Min Woo, Hyo Rim-şi, ikiniz de bir harikaydınız,” diye gülümsedi menajer. Sonra ikisinin birden ortasına geçip gülümseyerek fısıldadı: “Bu arada bu akşam ikiniz için Seoul Tower’daki lüks restoranların birinde rezervasyon yaptırdım; unutmadınız değil mi? Biliyorsunuz ki birlikte yemek yemeniz ve dostluk mesajı vermeniz dizinin promosyonu için harika bir reklam olacak!”

Hyo Rim tatlılıkla gülümsedi: “Siz hiç meraklanmayın, elbette unutmadım Soo Hyun-şi… Orada olacağız, değil mi Min Woo?” Min Woo ise somurtarak homurdandı, bu emrivakiden hiç mi hiç memnun değildi. Ama Soo Hyun sinirli bir sırıtışla onun omzunu sıkınca “Tamam beee…” diye mırıldandı. Bu türden dostluk, hatta flörtleşme gösterilerine mecbur olduğunu biliyordu; en azından dizi bitene kadar. O yüzden somurtarak Soo Hyun ve Hyo Rim’e döndü: “Saat sekizde orada olacağım… Ama o zamana kadar beni rahat bırakın tamam mı, eve gidip dinlenmek istiyorum!”

Tam o anda, stüdyonun giriş kapısında tiz bir ses çınladı:

“MİN WOO-Şİİİİİİİ!!! Açın kollarınızı, en büyük hayranınız geldi!!!”

Min Woo’nun gözleri inanmazlıkla irileşti: “Owww, yooo!” (Yalan Dünya – Çağatay sesiyle okuyunuz 😛 ) Gerçek hayattaki kabusu, dev deniz anası Sun Ah, nasıl olduysa buraya da girmişti! Onu uzaktan seçmiş olan genç kadın neşeyle elindeki pinik sepetini işaret edip bağırdı:

“Size kedi balığı getirdim! Kendi ellerimle pişirdim, şimdi de kendi ellerimle yedireceğim, hu huuuu!”

Min Woo telaşla Soo Hyun’a döndü: “Hyung, ben hemen burdan uzuyorum! Sun Ah’yla sen ilgileniyorsun tamam mı? Hadi eyvallah!” Ve genç kadını hiç işitmemiş gibi arkasını dönüp kulise doğru koşturdu. Hyo Rim şaşkınca Soo Hyun’a baktı:

“Bu kadın da kim, Soo Hyun-şi?”

“Min Woo’nun şoförünün ablası,” dedi Soo Hyun canı sıkkın bir biçimde. Geçen sefer Sun Ah’nın elinden zor kurtulduğunu unutmamıştı; üstelik şimdi işi daha da zor görünüyordu:  Sun Ah kendisini engellemeye çalışan set görevlilerini iki hamlede sağa sola itmiş; Min Woo’nun az önce dikildiği yere doğru koşturmuştu. Soo Hyun’un yanına gelince:

“Min Woo-şi nereye kayboldu?! Yoksa onu siz mi içeri yolladınız??” dedi adamı azarlar bir sesle. “Onunla konuşunca sizi de şikayet edeceğim Soo Hyun-şi! Geçen sefer bana “ben seni ararım” diye söz verdiniz, ama ne aradınız ne sordunuz! Ayıp ayıp, aaa!”

“Bildiğiniz gibi çok yoğun çalışıyoruz; ama bir fırsatını bulunca arayacaktım,” dedi Soo Hyun zoraki gülümseyerek. İçindense: “Seni arayacağımı söylemesem o gün beni bırakacağın yoktu ki cadaloz kadın!” diye geçiriyordu. Sun Ah dudak büktü:

“Beni yemeğe çıkaracağınıza söz vermiştiniz… Hem kariyer fırsatlarını da tartışacaktık…” Sonra birdenbire aklına gelen şeyin heyecanıyla bağırdı: “Oh, bu arada fark etmedim sanmayın: Kökler’in geçen haftaki bölümünde Ji Ah’yı da oynatmışsınız; hem de Çinli prenses rolünde!!! O role ablası olarak ben daha çok yakışmaz mıydım haa, şu endamıma, şu güzelliğime bakın!” Sun Ah böyle deyip havalı havalı poz verirken Soo Hyun’sa:

“Ehehe, elbette orası kesin de, o sahneler çekilirken biz daha tanışmamıştık,” diye zorlukla sırıttı. İç sesi ise “ne prensesi ulan, seni ancak büyücü cadı olarak oynatırım ben beee!” diye bağırıyordu.

Aynı anda ikilinin atışmalarını keyifle dinleyen Hyo Rim’in gülümsemesi dudaklarında dondu.

Ji Ah…

Sun Ah Ji Han değil, Ji Ah demişti… Ve Ji Ah’nın prenses rolünde oynadığını söylemişti… Hyo Rim şaşkınlıkla nefesini tuttu: Tüm bunlar ne demek oluyordu?!

Yoksa… yoksa Min Woo’nun şoförü…

Hyo Rim birdenbire sert bir hareketle arkasını döndü, hızlı adımlarla yürüyerek odadan çıktı. Genç kızın kaşları ciddiyetle çatılmıştı: Bunu öğrenmenin tek bir yolu vardı…

*********************************************

Min Woo üstünü değiştirip kendini stüdyonun dışına attığında derin bir nefes aldı. Ji Ah her zamanki gibi onu arabasının içinde bekliyordu. Genç yıldızın halini görünce tatlılıkla:

“Çok yorgun görünüyorsunuz… Hemen eve gidiyoruz değil mi efendim?” diye sordu.

Min Woo bir an durakladı. Sızım sızım sızlayan eklemleri, eve gidip akşam yemeği saatine kadar dinlenmeyi delice istiyordu. Ama öte yandan… Genç adam şoförünün profilden görünen beyaz boynuna kaçamak bir bakış attı. Sonra gözlerini camdan dışarı çevirdi, ilgisiz olmaya çalışan bir sesle:

“Hayır…” diye mırıldandı, “Bugün hava çok güzel… Şöyle dışarıda, mümkünse pek fazla insan olmayan bir yerde biraz dolaşmak istiyorum…”

Ji Ah bir an düşündü: Pek fazla insan olmayan bir yer… Tereddütle patronuna döndü:

“Şeyyy, şehir dışına çıkabiliriz ama bilmem ki ister misiniz? Kuzey doğuya doğru, okyanus kenarında çok güzel piknik yerleri, kırlık alanlar biliyorum ama yol en az bir-bir buçuk saat sürer…”

“Olsun, gidelim,” dedi Min Woo hevesle. “Hadi vakit kaybetme, gazla bakalım!”

“Siz nasıl emrederseniz!” dedi Ji Ah ve gazı kökledi.

Katzenjammer – Demon Kitty rag 

Yaklaşık bir buçuk saat sonra iki genç kendilerini küçük bir kasabanın çarşısında dolaşırken buldular. Ji Ah bildiği dağ yollarında bisikletle dolaşmayı teklif etmiş, bu öneri Min Woo’nun aklına yatınca da genç kız direksiyonu en yakın kasabaya doğru kırmıştı. Bisiklet kiralayacak bir dükkan ararlarken kendilerini bir insan kalabalığı içinde bulunca şaşkına döndüler. Ama Ji Ah durumu anlamakta gecikmedi; az ötede kasaba meydanının girişine asılmış bir afişi işaret etti:

“Bugün burada panayır varmış… Kalabalık o yüzden olmalı…”

Min Woo’ysa sıkıntıyla yüzünü buruşturdu: “Olamaz yaa! Şimdi burda biri beni tanırsa bütün kasabaya imza dağıtmak zorunda kalırım!”

Ji Ah düşünceli düşünceli: “Evet ya… Böyle bir sorunumuz var, değil mi…” diye mırıldandı. Ama hemen sonra, az ilerideki bir dükkan gözüne ilişti. Genç kızın bir anda gözleri parladı, Min Woo’yu kolundan tuttu:

“Gelin benle! Bir fikrim var!”

Az sonra Min Woo başında bir peruk, gözlerinde güneş gözlüğü ve pantolonunun üstüne giydiği kocaman bir etekle dükkandan çıktığında Ji Ah eseriyle gurur duyuyordu! Sırıtarak Min Woo’ya baktı:

“Bayan olmak size çok yakıştı Min Woo-şi!”

“Kes sesini,” diye homurdandı Min Woo. Altındaki uzun eteğe yüzünü buruşturarak baktı, neyse ki etek ayakkabılarını saklıyordu da çıkarması gerekmemişti; yoksa bu Ji Han utanmadan kendisine topuklu ayakkabı giymesi için de ısrar ederdi! İçini çekip şoförüne döndü: “Hadi bir an önce bisiklet kiralayıp çıkalım bu kasabadan!”

Böylece sağa sola bakarak kasabanın çarşısında yürümeye başladılar. Ji Ah sağlı sollu tezgahların kurulmuş olduğu bu yol boyunca kız kılığındaki Min Woo’nun yanında yürürken sırıtmadan edemiyordu: Dışarıdan bakan biri kadın olanın kendisi, erkeğinse yanındaki uzun saçlı güzel hatun olduğunu asla anlayamazdı! Ji Ah kendi kendine hınzırca sırıtırken hemen yanından geçtikleri tezgahın başındaki yaşlı kadın:

“Güzel kızı bulmuşsun, gülersin tabii di mi köftehor!” diye laf attı ona. “Gel de madem güzel sevgiline hoş bir takı al!”

Ji Ah sırıta sırıta tezgâha yaklaştı. “Nelerin var bakalım ajumma?” diye sordu yaşlı kadına. Kadın: “Ooo, neler yok ki, bak rengarenk kolyelerim, bileziklerim var…” diye tezgahtakileri işaret etti. Ji Ah bakınca ışıl ışıl parlayan rengârenk taşlı kolyeleri, bilezikleri gerçekten beğendiğini fark etti. Bir an düşündü, akşam Young Hee’nin doğumgününe davetliydi, doğru dürüst bir hediye almaya fırsatı olmamıştı, o halde bunlardan birini neden almıyordu? Böyle düşünüp neşeyle mavi bir bilekliği işaret etti:

“Tamam, şunu alıyorum ajumma! Ne kadar?”

“Sevgiline beğenip beğenmediğini sormayacak mısın?” dedi kadın yan gözle Min Woo’ya bakıp. Min Woo’ysa o sırada tam bir tikky hatun gibi eliyle kendini yelpazelemek ve gözlerini iri iri açarak oflayıp puflamakla meşguldü: Şuradan bir an önce kurtulsalar iyi olacaktı!

“Hadi ama Ji Haaaan, n’apıyorsun sen orda??” dedi sabırsızca. Ji Ah alelacele yaşlı kadına döndü:

“Sen hemen paket yap şunu ajumma, bizim hatun biraz kaprislidir de! Şimdi beni beklettin diye triplerden triplere koşar…”

Böyle deyip hemen uzatılan kolyeyi aldı, parasını verdi ve Min Woo’nun yanına koşturdu. Hâlâ ikisini izleyen yaşlı kadına rol kesmek için Min Woo’ya sevimlice sırıttı:

“Geldim işte hayatım! Haydi gidelim!”

Ve şaşkın Min Woo’yu çekiştirerek, bir yandan da kıkırdayarak panayır alanında ilerletmeye koyuldu. Biraz uzaklaşınca Min Woo’nun bir şey sormasına fırsat kalmadan:

“Ajumma ikimizi sevgili sandı!” diye güldü, “Size kolye aldığımı sanıyor! O yüzden öyle davranmak zorunda kaldım, kusura bakmayın…”

“Ha… Tamam…” dedi Min Woo şaşkınca. Bir an durdu, sonra merakla sordu: “Peki kolyeyi kime aldın?”

“Ha, akşam yakın bir arkadaşımın doğumgünü partisi var da… Ona aldım,” dedi Ji Ah umursamazca. Min Woo durakladı ve yan yan şoförüne baktı: Yoksa… Ji Han’ın kolye aldığı kişi, Hyo Rim’in bahsettiği şu kız arkadaş olabilir miydi? Genç yıldız tam ağzını açıp sormak üzereyken Ji Ah heyecanla ilerideki bir dükkanı işaret etti: “Oh! İşte bisikletçi şurda! Haydi Min Woo-şi, bir an önce alalım bisikletlerimizi!”

“Ta-tamam!” dedi Min Woo şaşkınca ve kendisini sürükleyen kızın hızına yetişmek için koşturmaya başladı. Ama bu uzun etekle koşmak da çok zor oluyordu canım, bacaklarına dolanıp duruyordu! Ji Ah gülmesini zor bastırarak patronuna baktı: Onu bu halde görmüştü ya, artık gözü açık gitmeyecekti!

*********************************************

Hyo Rim büyük bir hayretle derin bir nefes verdi: Gözlerini ekrandaki kızdan ayıramıyordu.

Az önce Kökler dizisinin ikinci bölümünü izlemeye başlamış; bölümde Çinli prenses rolü oynayan kızın sahnelerini elleri titreyerek arayıp bulmuştu. Kızın yüzünün tam olarak göründüğü yerde görüntüyü dondurdu. Ve kanının donduğunu hissetti:

Evet: Ekrandan kendisine gülümseyerek bakan yüz, aşırı makyajlı ve uzun saçlı bir perukla da olsa, Ji Han’a aitti…

*********************************************

The Classic OST – Me To You, You To Me

“Ama çok yavaşsın Ji Han, eğer bu hızla sürmeye devam edersen hava kararınca ancak tepede olacağız! Üstelik akşam yemeği için Seul’e dönmem gerekiyor biliyorsun!”

Ji Ah gıcık olmuş bir biçimde dişlerini sıktı ve homurdandı: “Sizin de pedal çevirmeniz gerekmiyor mu efendim??”

“Bu etekle çeviremediğimi söyledim ya! Etek pedallara dolanıyor,” diye dudak büktü Min Woo. Ji Ah dişlerini gıcırdattı: “Artık şehir merkezinden oldukça uzaktayız efendim, peruktan ve etekten kurtulabilirsiniz…” Ama Min Woo: “Olmaz, riske atamam…” deyince içinden Min Woo’yu kadın kılığına sokma konusundaki dâhi (!) fikrine sövmeye başladı!

Zavallı Ji Ah’cığın şanssızlığı bisikletçide sadece çift bisikletleri kalmış olmasıydı: Genç kız tek direksiyonlu iki oturaklı bu bisiklette mecburen öne oturmuş, ama Min Woo’nun tembelliğini hesaba katamamıştı. Şimdi döne döne yükselen kır yolunda kendi ağırlığı yetmiyormuş gibi bir de Min Woo’yu taşımak fazlasıyla zordu! Ji Ah: “Bu ay maaşımı çifte maaş istesem yeridir,” diye geçirdi içinden, “Bu herif yüzünden fıtık olucam lan!”

Neyse ki Ji Ah’nın pili bitmek üzereyken güzel manzaralı bir yer bulup durabildiler. Min Woo kuru dalların ve yaprakların kapladığı yere oturmadan önce şöyle bir burun kıvırdı, Ji Ah’nın oturması için yere bir şeyler sermesini bekliyordu. Ama şoförünün yorgunluktan sereserpe yere serildiğini görünce içini çekip beklemekten vazgeçti, genç kızın hemen yanına oturuverdi. Sağına soluna bakındı, sonra yüzünü buruşturarak kafasındaki peruğu çıkardı: “Pöfff, şu kirli şeyi de kafama taktım ya…”

“Merak etmeyin, ölmezsiniz…” diye mırıldandı Ji Ah. Şu anda hiç kapris çekecek durumda değildi.

Min Woo da peruğu ve eteği çıkarmış, onun yanına uzanmıştı. Şoföründen yana kaçamak bir bakış attı: Acaba ona kız arkadaş meselesini sorsa mıydı?

Bir süre iki genç de sustular. Sonra Min Woo çekingence:

“Bu arada… Akşam doğumgünü partisine gideceksin öyle mi?” diye söze başladı. Ji Ah’dan uykulu bir: “Hıhı…” geldi. Min Woo yerden bir parça ot kopardı, onu elinde evirip çevirmeye başlarken:

“Bu arada… geçenlerde başıma garip bir olay geldi. Sana anlatmadım ama geçen gün Hyo Rim’le birlikte asansörde kaldım ben, biliyor musun? İşte o gün Hyo Rim çok tuhaf bir şey anlattı: Seni bir kızla beraber 51 Cafede gördüğünü söyledi. Söylediğine göre çok samimi gibiymişsiniz. Hatta senin kız arkadaşın olduğunu iddia etti ama ben tabii Ji Han’ın kız arkadaşı olsa ben bunu bilirdim dedim. Yani tamam, her şeyini bana anlatman gerektiğini iddia etmiyorum ama sonuçta ben çalışanlarıma arkadaş gibi davranan bir patronum, sen de beni samimi bulup anlatırsın diye düşündüm. Kız arkadaşın ya da erkek arkadaşın varsa bunu anlayışla karşılarım.” Sonra birden durdu, heyecanla ekledi: “Öhöm, yanlış anlama sakın, erkek arkadaş derken bir şey ima ediyor değilim, yani bunlar doğal-”

Min Woo’nun sözü yarıda kaldı: Soluna doğru dönüp yanında yatan çocuğa bakınca Ji Ah’nın çoktan uyku moduna geçmiş olduğunu görmüştü. Min Woo uyuz bir biçimde yüzünü buruşturdu: Lan! Bir saattir boşuna mı çene çalıyordu??

Sonra “neyse…” der gibi bir ifadeyle hafifçe yerinde doğruldu, elindeki kuru ot parçasını Ji Ah’nın yüzüne yaklaştırdı. Ji Ah burnunu kırıştırdı ama uyanmadı. Min Woo’nun muzipliği tutmuştu, elini başının altına destek yapıp diğer elindeki otla kızın burnunu gıdıklamaya başladı. Zavallı Ji Ah eliyle sinek kovar gibi hareketler yapıp uykuya devam ettikçe Min Woo neşeyle kıkırdıyordu. Bir yandan da Ji Ah’nın güzel yüzüne yeniden hayran olmadan edemiyordu; bir erkek için ne kadar güzel bir yüzdü bu! Bu düzgün burun, bu dolgun dudaklar estetik olabilir miydi acaba? Min Woo anlamak istercesine Ji Ah’nın yüzüne iyice yaklaştı, saçları onun yüzüne değdi…

Birdenbire Ji Ah’nın gözleri “winkkk!” diye açıldı ve genç kız ani bir refleksle burnunu kendi burnuna dayamış olan Min Woo’yu alaşağı etti!

Şimdi Min Woo yerde yatıyor, Ji Ah onun tepesinde faltaşı gibi açılmış gözlerle ve hızlı hızlı soluyarak neler olduğunu kavramaya çalışıyordu. Min Woo’nun da gözleri korkuyla açılmıştı, genç çocuk panikle kekeledi:

“Ji-Ji Han! B-benim ben! Kötü bir niyetim yoktu!”

Ji Ah o anda kendine geldi, çocuğun yakasını kavrayan elleri gevşedi: “Ah, özür dilerim Min Woo-şi, ben-”

Ama genç kızın sözü yarım kaldı: Hemen arkalarından cırlak bir ses:

“Püüüüüü, utanmaz arlanmaz adi adamlar! Ormanın ortasında işi pişirmeye utanmıyor musunuz terbiyesizlerrr??!!” diye çınladı.

Ji Ah ve Min Woo şaşkın gözlerini sesin geldiği yöne çevirdiklerinde elinde koca bir merdaneyle orta yaşlı bir köylü kadının kendilerine doğru koşarak geldiğini gördüler. Kadın bir yandan da bağırmaya devam ediyordu: “Püüüü, ahlâksız herifler! Şehirler yetmedi, şimdi de bizim köyümüze mi dadandınız pis homolar!”

“KAÇ, KAÇ, KAÇ!” Min Woo Ji Ah’nın koluna yapışıp panikle yerinden fırladı, iki genç kendilerini bisikletin üzerine zor attılar! Min Woo bu defa öne geçmişti, pedallara yüklenirken:

“Sıkı tutun Ji Han!” diye bağırdı. Ve tüm gücüyle pedallara asıldı! Bisiklet hızla yokuş aşağı inmeye başlarken kızgın kadının yanından geçtiler, kadın merdaneyi şöyle bir salladı ama neyse ki isabet ettiremedi! Min Woo zafer dolu bir çığlık attı:

“Hahaha! O işler öyle kolay değil cadı kadın!”

“Min Woo-şi, dikkat! Önünüze bakın!” diye bağırdı Ji Ah. Neyse ki Min Woo önündeki tümseği zamanında gördü ve bisikleti kurtarmayı başardı. Sonra Ji Ah’ya bakıp bir defa daha neşeyle bağırdı:

“Vuhuuuuuuuuuuuuu! İşte budur! İşte bu, Ji Han!”

“AAAAGHHH, ÖNÜNE BAK ÇOCUUKKK!” diye bağırdı Ji Ah yine. Artık saygıyı-maygıyı bir tarafa bırakmıştı, bu genç yaşında buralarda ölmek istemiyordu!

Beyaz bisiklet Ji Ah’nın çığlıkları, Min Woo’nun kahkahaları arasında dağ yollarından hızla inerken Seul’ün kuzeyinde güneş batmaya başlamıştı…

*********************************************

“Evet arkadaşlar, bu kadar görüntü almak yeter… Şimdi lütfen genç çiftimizi rahat bırakalım…” dedi Soo Hyun ve deminden beri yemek masasındaki Min Woo ile Hyo Rim’i fotoğraflayıp duran onlarca muhabiri dışarı çıkardı. Kendisi de çıkıp kapıyı ardından çekerken ikisine göz kırptı: “Haydi size afiyet olsun!”

Onların çıkışından sonra Min Woo derin bir soluk aldı ve yüzündeki sahte gülümsemeden kurtuldu. Hiçbir şey demeden önündeki yemeği didiklemeye başladı. Hyo Rim’se düşünceliydi. Genç kız, sabahtan beri beynini kemirip duran düşüncelerle boğuşuyordu. Yemeğine yumulan Min Woo’ya kaçamak bir bakış attı: Min Woo şoförünün kadın olduğunu bilmiyordu galiba, değil mi? Hyo Rim birlikte oldukları günlerden beri Min Woo’nun kadın çalışanları işe almadığını iyi biliyordu. O yüzden Min Woo’nun bu işten haberi olmasa gerekti… Ama öte yandan, genç adamın asansörde kaldıkları zaman “Ji Han’ın kız arkadaşı olamaz!” diye abartılı tepkiler vermiş olmasının da bir sebebi olmalıydı…

Min Woo ise aynı anda Ji Han’ın kendisini buraya bıraktıktan sonra gideceği partiyi düşünüyordu: Nedense bu parti işi aklına fena takılmıştı. Acaba Ji Han o hediyeyi gerçekten de kız arkadaşına mı almıştı? Normal arkadaş olan bir kızla bir erkek birbirlerine öyle kolyeymiş, yüzükmüş, almazlardı galiba; öyle değil mi?

Genç adam en sonunda çatalını masaya bıraktı: Yararı yoktu, kafasına bu iş takılmışken yemek bile yiyemiyordu. Birden ayağa fırladı.

“Min Woo?? Ne yapıyorsun?”

Hyo Rim’in hayalkırıklığı yüklü sesini duyunca bir an düşüncelerinden sıyrılıp dünyaya döndü:

“Efendim? Haa, şeyy…” Omuz silkti Min Woo: “Ben daha fazla yemeyeceğim Hyo Rim, sen yemeklerin keyfini çıkar. Benim gitmem gereken bir yer var da…”

Böyle dedi ve kızın cevap vermesine bile fırsat bırakmadan hızlı adımlarla salonu bir baştan bir başa geçip gözden kayboldu. Hyo Rim olduğu yerde kalakalmıştı. Bir an, hayalkırıklığı ile dolan gözlerini Min Woo’nun kaybolduğu noktaya dikti. Sonra birden, ani bir hareketle kalktı, çantasına uzandı ve kendisi de Min Woo’nun kaybolduğu köşeye doğru koşar adımlarla ilerledi…

*********************************************

Ji Ah karaoke bara girdiği anda arkadaşlarını görmek için çevresini araştırıp dururken birdenbire iki kız hemen önüne damladılar:

“Hiiiii, Ji Aaaaah! Çok uzun zamandır görüşemedik, nasılsın canım benim??”

min hyung

min hyung

“Kısa saç sana çok yakışmış!” İki kız kendisine sarılıp şapır şupur öperlerken Ji Ah da: “Park Ha! Se Na! Sizi görmek ne güzel!” diye neşeyle cıvıldıyordu. Kızlar hemen onun kollarına yapıştılar, Ji Ah’yı kendi masalarına doğru çeke çeke götürürlerken konuşmaya devam ediyorlardı: “Ne iyi oldu da görüştük! Young Hee’nin doğumgünü olmasa üniversitedeki arkadaşlarla bir araya gelemeyeceğiz…” “Min Hyung kimle geldi tahmin bile edemezsin: Ha-neul!”

“Nasıll??? Yoo In Na’ya benzeyen ufaklık mı?” Ji Ah’nın ağzı açık kalmıştı. Park Ha gülerek “hişşşt, duyacaklar!” diye kıkırdadı, “Açıkçası ikisi çıkıyor mu çıkmıyor mu biz de hâlâ anlayamadık ama Min Hyung’un Ha Neul’a eskisinden biraz daha farklı davrandığı kesin…”

Park Ha ve Se Na birbirlerinin sözünü keserek neşeyle anlatmaya devam ederken Ji Ah yüzünde koca bir gülümsemeyle iyi ki gelmiş olduğunu düşünüyordu: Kızları aylardır, hatta belki yıllardır görmemişti; hayat koşuşturması içinde insan ister istemez kopuyordu arkadaşlarından… Young Hee sayesinde üniversite arkadaşlarıyla bir araya gelme fırsatı bulmuştu, ne iyi!

Birdenbire Ji Ah masanın ucunda oturan kişiyi gördü ve gülümsemesi dudaklarında dondu:

Kang Hyuk…

Aynı anda Kang Hyuk da gözlerini kaldırdı ve Ji Ah’yla göz göze geldi. Genç adamın yüzünden hafif bir tebessüm geçer gibi oldu. Başını hafifçe eğip kızı selamladı. Ji Ah’ysa o kadar şaşırmıştı ki selam bile veremeden öylece kalakalmıştı. Kang Hyuk’u burda görmeyi hiç mi hiç beklemiyordu!

“Ji Aaaaaaaahhh! N’aber tatlım??” Masanın diğer ucundan Young Hee rüzgar gibi koşturarak gelmiş, en sevdiği arkadaşına sarılmıştı bile. Sonra kızın ellerine yapıştı: “Pastaya yetişemeyeceksin zannetmiştim! Neyse ki geldin, o zaman hemen pastanın kesilmesine geçebiliriz!” Böyle dedi ve ortalıkta dolaşan garsonlardan birine işaret etti. Ji Ah ise kendini toparlamıştı, hemen arkadaşının kulağına eğildi:

“Kang Hyuk’u da mı davet ettin? Sadece üniversite arkadaşlarımız olacak zannediyordum…”

“O da üniversite arkadaşımız sayılır, aynı okuldan olmasak da birlikte az takılmadık,” diye cevapladı Young Hee. “Çağırmasam ayıp olurdu…”

Tam o sırada pasta geldi ve herkes alkışlamaya, neşeyle bağırıp çağırmaya başladı. Ji Ah da mecburen sesini kesip ortamdaki şamataya dahil olmak zorunda kaldı. Ama zavallıcık fena halde gerilmişti. Kang Hyuk’un olduğu tarafa bakmamaya çalışıyordu. Ortamdaki diğer insanlarla konuşup gülüşüyor, Kang Hyuk orda değilmiş gibi davranıyordu.

Ama çabaları boşunaydı: Pasta kesilip herkes bir köşede kendi dilimini yemeye başladığı anda birdenbire omzunun üzerinden bir ses:

“Ji Ah…” diye fısıldadı.

Taru – Me Too Flower OST

Ji Ah’nın tüyleri diken diken oldu. Hemen sağına soluna bakınıp kaçacak bir delik aradı; ama az önce çevresinde olan tüm arkadaşları başka köşelere dağılmışlardı. Ji Ah yerinden bile kıpırdayamadan Kang Hyuk onun kolunu tuttu ve yüzünü kendine doğru çevirdi. Ji Ah çaresizlikle derin bir nefes aldı. Yapacak bir şey yoktu. Cesur olmaya çalışarak bakışlarını kaldırdı ve Kang Hyuk’la göz göze geldi.

Ve genç kız birden üzüntüyle sarsıldı: Kang Hyuk ona öyle acıklı, öyle özlem dolu gözlerle bakıyordu ki… Üstelik genç adamın gözlerinin altı çökmüştü, sanki günlerdir uyumamış gibi görünüyordu. Yine de hafifçe, ama burukça gülümsedi Kang Hyuk:

“Nasılsın?”

“Ben… şey, iyiyim…” diye mırıldandı Ji Ah. “Sen… sen iyi misin peki?”

Kang Hyuk buna cevap vermek yerine acıyla gülümsedi. “Nasıl iyi olayım?” der gibi gülümsemişti. Ji Ah birden dostu için fena halde üzüldüğünü hissetti: Zavallı çocuk o günden beri kendini yiyip bitiriyor olmalıydı…

“Aslında ben… özür dilemek istemiştim,” dedi Kang Hyuk sonra. “Şey için… O gün olanlar için işte… Ben… aptalca davrandım. Ne olur bağışla beni…”

Böyle dedi ve başını önüne eğdi. Ji Ah’nın içi sızladı: Kang Hyuk’u böyle görmek isteyeceği son şeydi.

Ama…

Ji Ah bir an durdu, sonra elini uzattı ve Kang Hyuk’un kolunu tuttu.

Kang Hyuk hayret ve beklenti yüklü bakışlarla ona bakınca genç kız dudaklarını ısırdı. Utancından pembeleşmişti. Ama bunu konuşmak zorundaydı. Cesur olmaya çalışan bir biçimde:

“Bak…” dedi. “Ben aramızda bir tatsızlık olmasını istemiyorum, tamam mı? Eskisi gibi olmak istiyorum, her şeyi unutalım!”

Kang Hyuk ona ıstırap dolu gözlerle baktı. Sonra hafifçe başını eğdi.

“Ben… Ben bunu yapabileceğimi sanmıyorum… Özür dilerim…” diye mırıldandı ve arkasını dönüp yürümeye başladı.

Ama o sırada geri kalanlar karaokeye başlamış, seçilen şarkıyı kimin söyleyeceği tartışmaları alevlenirken gruptakilerden biri: “Bu şarkı tam Kang Hyuk’la Ji Ah’lık!” diye bağırınca herkes birdenbire aynı şeyi söylemeye başlamıştı: “Evet ya! Aynen öyle!” “Kang Hyuk, Ji Ah! Gelin, bu şarkıda düet yapmanız lazım!” “Haydi gençler!”

Min Hyung ve Park Ha koşturarak geldiler, şaşkınlık içinde neler döndüğünü anlamaya çalışan Ji Ah ve Kang Hyuk’un koluna girip ikisini de sahneye sürüklediler. Bu sırada Se Na hayretle olanı biteni izleyen Young Hee’nin kulağına eğilip:

“Bu ikisi hâlâ çıkmıyor mu? Bunca yıldır hepimiz aralarında bir şey olmasını bekleyip duruyoruz ama jetonları paraşütlüymüş, bir türlü düşmedi!” diye sırıttı.

Young Hee hayretle: “Ama onlar kanka!” deyince de Se Na kızın kafasına hafif bir şaplak atıp güldü: “Aman be Young Hee, sen oldum olası hep saftın zaten! Kanka ayağı ne ayağıdır bilirsin kızım, erkekle kızdan kanka olur muymuş??”

Young Hee duyduğu şeyin şokunu hazmetmeye çalışırken Ji Ah ve Kang Hyuk’sa ellerine tutuşturulan mikrofonlara hayretle bakmakla meşguldüler. Min Hyung neşeyle bağırdı:

“Hadi oğlum, bu şarkıyı hiç mi duymadınız?? Önce sen başlıyorsun Kang Hyuk!”

Jason Mraz – Lucky

Kang Hyuk şaşkınca başını salladı ve ekranda yazılı olan sözlere bakıp söylemeye başladı:

“Do you hear me / I’m talking to you / Across the water across the deep blue ocean / Under the open sky / Oh my, baby I’m trying”

Sonra Ji Ah sözü devraldı: “Boy I hear you in my dreams / I feel you whisper across the sea / I keep you with me in my heart / you make it easier when life gets hard”

Ve ikisi birden nakaratı söylemeye başladılar: “I’m lucky I’m in love with my best friend… Lucky to have been what I’ve been…”

Seyircilerden alkışlar, ıslıklar yükselmeye başladı: “Vuuuu! İşte buuu!” “Süpersiniz gençler!”

Ji Ah bir yandan şarkıyı söylemeye devam ediyor, bir yandan da hayretle Kang Hyuk’a bakıyordu. Şarkının sözlerini gerçekten de içinde hisseder gibiydi: Kang Hyuk “beni duyuyor musun, seninle konuşuyorum,” dediği anda onu ne kadar zamandır gerçekten duymadığını anlar gibi olmuştu. Sonra kendi sözleri gelmişti: “Ben seni rüyalarımda duyuyorum… Seni hep kalbimde saklıyorum… Hayat zorlaşınca onu kolaylaştırıyorsun…”

Ne kadar da doğruydu! Kang Hyuk şimdiye dek hep hayatını kolaylaştırmıştı…

Sonra… İkisi birden “şanslıyım ki en iyi arkadaşıma âşığım” diye söylemeye başlayınca Ji Ah kıpkırmızı olduğunu hissetti. Kang Hyuk da şaşırmış, sesi utangaç çıkmıştı bu bölümde. Ama seyirciler onları çığlık çığlığa alkışlamaya başlayınca Kang Hyuk yarı şaşkın, yarı mutlu gülümsedi. Ve ışıl ışıl gözlerle Ji Ah’ya baktı. Ji Ah da ona baktı. Ve kendisi de gülümsedi.

Evet, Kang Hyuk gibi bir dostu olduğu için çok şanslıydı… Aralarında her ne geçmiş olursa olsun, çok şanslıydı…

Ve şarkıyı daha güçlü bir sesle söylemeye başladı.

Tam da o sırada, Min Woo partinin yapıldığı mekâna gelmiş, kocaman, loş ve gürültülü barda Ji Ah’yı arıyordu. Sonra gözleri sahneye takıldı ve birdenbire gözleri hayretle açıldı.

Sahnede Ji Han… ve Kang Wook vardı! İkisi birbirlerine gülümseyerek düet yapıyorlardı. Söyledikleri şarkı ise…

Min Woo birdenbire dizlerinin titrediğini hissetti: “En iyi arkadaşıma âşık olduğum için şanslıyım” mı…

Genç adam öfke ve kıskançlıktan titremeye başladı. İçinden hınçla: “Ji Han… Sen bunu bana nasıl yaparsın??” diye bir düşünce geçti. Öfkeden kısılmış gözlerle sahneye baktı, sonra ani bir hareketle arkasını döndü, yürümeye başlarken cebinden telefonunu çıkardı.

Aynı anda Ji Ah ve Kang Hyuk da şarkının son notalarını tamamlamış, büyük tezahüratlar altında sahneden inmişlerdi. Ji Ah yanıbaşında: “Çok güzel söylediniz! Gerçek bir düet gibiydi!” diye kendilerini tebrik eden Park Ha ve Ha Neul’a utangaçça gülümseyip teşekkür etti. Sonra Kang Hyuk’a döndü. Şimdi biraz daha rahatlamıştı. Tatlılıkla gülümsedi:

“Güzel bir şarkıydı, benle paylaştığın için teşekkür ederim…”

“Asıl ben sana teşekkür ederim,” dedi Kang Hyuk. Genç adamın da gecenin başından beri ilk defa yüzünde bir rahatlama ifadesi belirmişti. Bir an durakladı, sonra cesaretini toplayıp Ji Ah’ya doğru bir adım attı:

“Ji Ah… Şeyy, eğer senin için de sakıncası yoksa biraz dışarı çıkıp ko-”

“Ah, bir dakika Kang Hyuk!” Ji Ah o sırada zır zır ötmeye başlayan telefonunu çıkardı ve yüzü buruştu. Arkadaşına döndü: “Min Woo-şi arıyor! Hemen cevap vermezsem ne kadar huysuzlanacağını bilirsin! Bekle, ben bunu dışarıda cevaplayıp hemen geliyorum…”

Genç kız böyle dedi ve telefonu açıp barın gürültülü ortamından dışarıya doğru ilerledi. Kang Hyuk bir defa daha, onun ardından bakakalmıştı…

Ji Ah bardan dışarı çıkıp telefonunu kulağına götürdü: “Alo? Alo?? Min Woo-şi?” Ancak karşıdan ses gelmiyordu. Ji Ah yüzünü buruşturup şaşkınca telefonu indirdi, ekrana baktı.

DBSK – Why Did I Fall in Love with You?

Tam o anda, arkadan birisi rüzgar gibi gelip koluna yapıştı ve kendisini çekiştirerek yürütmeye başladı! Ji Ah “n’oluyo yaa??” diyerek bu davetsiz misafirin yüzünü görmek için döndüğü zaman şaşkınlıktan ağzı bir karış açıldı:

“Min Woo-şi!”

“YÜRÜ!” Min Woo sert bir sesle bu tek kelimeyi söylemiş, sonra hırsla kızı çekiştirmeye devam etmişti. Ji Ah’yı çeke çeke binadan çıkardı, barın önüne park ettiği arabaya kadar yürüttü; sonra onu yan koltuğa oturtup şoför koltuğuna kendisi geçti! Gaza hırsla yüklendiğinde Mustang büyük bir homurtuyla ileri fırladı.

Aynı anda, biraz gerideki bir arabanın da farları yandı. Mustang’dekilerin haberi bile olmadan bu araba arkalarından takibe başladı…

Bu arada Ji Ah ise resmen aptallaşmıştı: Min Woo’ya ne diyeceğini bilemeden, korkuyla bakıyordu. Acaba ne yapmış da patronunu bu kadar kızdırmıştı? Min Woo burnundan soluyor, öfkeyle ileri bakıp son derece sert ve tehlikeli manevralarla kullanıyordu arabayı. Ji Ah korkuyla emniyet kemerini taktı ve çenesini kapattı. Çocuk bu haldeyken sorular sorup onu daha fazla kızdırmanın hiç gereği yoktu!

Yaklaşık on beş dakika sonra araba sert bir frenle Min Woo’nun malikânesinin önünde durdu. Min Woo arabadan inip kapıyı sertçe çarptı, sonra Ji Ah’nın kapısını açıp: “İn!” diye emretti. Ji Ah korkmuş gözlerle indi arabadan. Olabildiğince tatlı bir sesle:

“Efendim… bilmeden bir hatam mı oldu?” diye sordu. “Eğer ne hata yaptığımı söylerseniz, ben-“

“Ben gay değilim tamam mı!” dedi Min Woo birden onun sözünü keserek.

Bu laf o kadar alakasızdı ki Ji Ah yanlış duyduğunu zannetti: “Pardon, siz ne-“

“Sen gay olabilirsin! Hatta az önce gördüklerime bakılırsa kesinlikle öylesin!” dedi Min Woo sertçe. Genç adamın hâlâ öfkeden kaşı gözü seğiriyordu. Sonra bir an durdu. Başını yukarı doğru kaldırıp elini alnına götürdü ve sinirden gülmeye başladı. “Ah Tanrım… Bu olanlar öyle saçma ki..”

Ji Ah ise ne yapması, ne söylemesi gerektiğini bilememenin çaresizliği içerisindeydi. Ezik bir biçimde:

“Min Woo-şi, bakın ben gerçekten ne demeye çalıştığınızı anlamıyorum,” diye söze başladı, “Ben ne yaptım da sizi bu kadar kızdırdım? Lütfen bana doğru dürüst anlatır mısınız??”

Min Woo bunun üzerine başını indirdi, çocuğa döndü. Gözlerini kısıp öfkeyle baktı şoförüne:

“Bunu nasıl yaptığını bilmiyorum!” diye bağırdı. “Ama gay olduğuna göre belki de başından beri planın buydu! Evet, tabii ya!” Hızlı hızlı yürüdü, hâlâ arabanın yanında dikilen Ji Ah’nın yanına kadar geldi. Eliyle kızın çenesinden tutup kaldırdı, kendisine bakmaya zorladı. Ji Ah korkuyla yutkundu: Karşısındaki gözler hınç doluydu.

“O halde tebrikler!” diye tısladı Min Woo. “Beni oyuna getirmeyi başardın! Benim gibi, şimdiye dek yalnızca güzel kadınlarla birlikte olmuş, son derece yüksek standartları olan bir adamı baştan çıkardın! Doğrusu bravo, tebrik ederim!”

Ji Ah hayretle gözlerini kırpıştırdı: “E-efendim??”

“Evet doğru duydun!” diye bağırdı Min Woo. Genç adam hâlâ öfkeli görünmeye çalışıyor, ama başaramıyordu, dudakları titremeye başlamış, gözleri dolmuştu. Ji Ah’nın çenesini bırakmadan, ona bir adım daha yaklaştı. Şimdi aralarında on santim bile yoktu. Ji Ah Min Woo’nun nefesini yüzünde hissedince midesinden tüm vücuduna doğru bir ürperme yükseldi.

“Doğru duydun,” dedi Min Woo tekrar. Sesi titriyordu. “Senden hoşlanıyorum! İstesem tek bir hareketimle Seul’ün en güzel kızlarını yatağımda bulabilecekken, ben, bir erkek olan şoförümden hoşlanıyorum! Bu ne demek, anlayabiliyor musun??”

Ji Ah konuşma yetisini kaybetmiş halde, iri iri açılmış gözlerle bakakaldı yalnızca. Min Woo’nunsa gözlerinden birer damla yaş süzüldü. Dudakları titreyerek:

“Bu, mahvoldum demek…” diye fısıldadı. “Kariyerim, hayatım, her şeyim alt üst olacak demek…”

Ve Ji Ah’ya doğru son bir adım daha attı ve gerileyen kızı arabaya yapıştırdı. Ji Ah’nın kaçacak yeri kalmamıştı, arabayla Min Woo’nun vücudu arasında sıkışmış haldeydi. Genç kız bir yandan kalbi korku ve heyecanla atarken, diğer yandan gözlerini Min Woo’nun yaşlarla dolu güzel, badem gözlerinden alamıyordu. Duydukları yüzündense başı dönüyordu: Min Woo… kendisinden hoşlanıyordu öyle mi??

“Beni bitirdin Ji Han…” diye fısıldadı Min Woo. Genç adamın nefesi Ji Ah’nın yüzünü yaladı, Ji Ah başını geriye attı. Min Woo’ysa onu iyice beter etmek ister gibi yüzünü iyice yaklaştırdı bu yüze:

“Ama artık umrumda değil,” dedi nefes gibi bir sesle. “Ben seninle birlikte yok olmaya da razıyım!”

Ve hâlâ çenesini tuttuğu Ji Ah’yı kendisine doğru çekti…

Dudakları birleşirken Min Woo heyecan ve hazla titredi: Ah Tanrım, gerçekten de kendini mahvediyordu! Ama… ama her şeye rağmen, Ji Han’ı öpmek ne kadar güzeldi!

Ji Ah’nın da gözleri kapanmış, yaşadıklarıyla sarhoş olan kızın gözlerinin önünden sarı çiçekler çağlayanı akmaya başlamıştı. “Rüyadayım galiba,” diye düşündü Ji Ah… “Aman tanrım, Kore’nin en büyük starlarından birini öpüyorum!”

Ama hayır: Rüyada değildi. Yaşananlar gerçekti.

O kadar gerçekti ki, bu an’ın tanığı bir çift davetsiz misafir de karşılarındaki manzarayı biri şok, diğeriyse sevinç içinde izliyorlardı…

-Onuncu Bölümün Sonu-

Not: Min Hyung ve Ha Neul, masalevi’nin şahane romantik hikâyesi Kalp Hırsızı‘nın karakterleridir 😉

Reklamlar

35 thoughts on “Onuncu Bölüm: “Ben seninle birlikte yok olmaya da razıyım…”

  1. Ceycung’un yeni dizisi de nasıl denk geldi hakikaten he.Tam Min Woo’nun rüyalarına uygun resimler.Telepatine sağlık 😀 Bu rüyalar nereye gidiyor asıl hikayeden daha çok merak ediyorum ben.Diğer hikayede Min Woo’nun kazanacağı belli nasıl olsa ahahaahhddhs.Aha şimdi beni öldürecekler.O oklara ben geleceğim 😀

    Vah evladım kendini gay sanıyor.Aklında neler çeviriyor.Ömrümüzden acaba kaç bin yılı böyle şeyleri düşünerek harcıyoruz.Yazık valla.Yapıverelim gitsin.( o iş öyle olmuyor işte diyorsun dimi :D)

    Aha Unni geldiyse eğlence gelmiş demektir 😀 Unniyi durdurabileceğini düşünenin aklına şaşarım zaten.Hyo Rim biraz çabuk şüphelenmedi mi 😀 Biraz süründürmen lazımdı önüne zibilyon tane kanıt vermen 4365437 yıl geçmesi lazımdı ki anca heeğğ lan yoksaya gelseydi olay.Ben dizilerde böyle gördüm o yüzden alışık değilim böyle zeki karakterlere:D

    Ahahahashs Ceycung’un bu tipi ne yeaa.Değme kız eline su dökemez.Hay maşallah kütür kütür olmuş 😀 Bu Min Woo’ya da arada evlat olsa sevilmez diyesim geliyor.Oğlum bu çıtkırıldımlık yahu yuhh 😀

    “Püüüüüü, utanmaz arlanmaz adi adamlar! Ormanın ortasında işi pişirmeye utanmıyor musunuz terbiyesizlerrr??!!” Aha hikayemizin mahallenin namusundan sorumlu türk teyzesi de geldi,tam olduk 😀 😀 Ekşına doyamadı bunlar bu bölüm.Arkadan gerilimli bir müzik açtım Ji Ah ile beraber tef gibi oldum ben de bisiklet sahnelerinde 😀 Yok yok bu Hyo rim çok zeki.Adamın aşırı tepkilerinin altında yatanları nasıl anladın be ablam sen.Aklını seveyim aklını valla 😀

    Park Ha ile Se Na mı sen çok dizi izlemişsin evladım galiba 😛 Ji Ah ulan niye unutalım diyorsun ki sen madem gönlün de var.Üzülmesine de kıyamıyorsun madem.Emin değilsin zahir.Gerçi benim işime geliyor nihahaha.He bir de Young Hee’nin dramı var değil mi ah ah 😀 Aha Min Woo’dan da beklenen çalım geldi bakalım gole çevirebilecek mi.Maç çok heyecanlı devam ediyor sayın seyirciler.Gözler Ji Ah’a döndü ve beklenen an geldi dudufududuf.Amağğn bu arkadan belirenler kim ola ki.Magazinciler diyeceğim onlar duruma neden şok olsun,neden sevinsin.Kang Hyuk ile Young Hee mi acaba.

    Çok heyecanlı bir bölümle karşımızdaydın kok.90 dakikada tempo hiç düşmedi.Ellerine sağlık^^

    • @egosantrik: diil miiiiii! valla süper güçlerimden korkmaya başlıycam, keşke başka bir şey dileseymişim, haha 😀 rüyalar gün geçtikçe daha sayko oluyor, o hikâyede mutlu son beklemeyin 😦

      hahhah, min woo kendini gay sanmaya devam ededursun hyo rim olayı çözdü bile! hatırlarsanız menajer ajuşi de ji ah’nın kız olduğunu şıp diye anlamıştı. sorun min woo’da yani 😀

      “Ahahahashs Ceycung’un bu tipi ne yeaa.Değme kız eline su dökemez.Hay maşallah kütür kütür olmuş” ahahah, ben de fotoğraftan çok bu yorumuna koptum! 😀 😀 😀

      köylü teyze her yerde köylü teyzedir diyorum 🙂 hakkaten ekşını abarttım galiba, çocukcağızlar ordan oraya koştur koştur perişan oldu 😛

      park ha ve se na’yı kaçırmamışsın, son izlediğim diziler isim bulma konusunda esin kaynağım oluyor sağolsunlar 😀 ji ah’nın kafa karışıklığını da iyi çözmüşsün, kang hyuk’u dost olarak kaybetmek istemiyor ama onunla sevgili olmaya da hazır değil. min woo ise tam bir son dakika golü attı, nıhahah 😀 min woo’cular bu bölüm çok mutlu olacak eminim 😀 son olarak davetsiz misafirlerimizin kim olduğunu bir sonraki bölümde öğreneceğiz efendim 😉 senin de ellerine sağlık kuzum, yeni maçlarda görüşmek üzere! 😀

  2. harmonyhalmeoni dedi ki:

    Sonunda sonunda!!! İşte buuu! \(^__^)/ Daha ne kadar sürdürecekti bu “Ben aşık değilim” yalanını, merak ediyordum. Uzatıp da uzatan, bizi fıtık eden senaristlerden olmadığın için çok teşekkürler unnim, gerçekten sağol, bayılıyorum hikayelerine. ^__^

    Min Hyung’la Ji Ah üniversite arkadaşı çıktı ha? 😀 Süper olmuş orası, cuk oturmuş. 😀 Bu arada ben ne zamandır Kalp Hırsızı’na yorum bırakamadım, okuyorum da yorum yazamadan çıkmak zorunda kalıyorum hep, hatırlattığın iyi oldu, bir ara açığı kapatacağım, farz oldu. 😀

    İlk sahne fenaydı, göz göre göre gitti kızcağız. Kral da ne pis adam ya, artık kesin biliyorum ki oğlunu o öldürdü, yoksa bu kadar tepki vermezdi. Kızın araştırması filan gözüne batmış olacak ki direk işi idama götürdü. Hayvan! Sinirlerim bozuldu, sustum, blogu kapattırmayım şimdi. 😛

    Neyse hemen konuyu değiştireyim en iyisi, Soo Hyun’un Sun Ah’la atışmalarında gülmekten öldüm, adamcağızın içinden geçenleri okurken özellikle, ahahaha. 😀 Ve sonunda çekirdek kadrodan birisi durumu çakabildi, mutluyum. 😉 Hyo Rim’cim, bak bilirsin pek sevmeyiz birbirimizi, iyisi mi bu bilgiyi doğru yerlere sakla e mi güzelim, öyle ulu orta ilana filan kalkışma, bak benden söylemesi… Hikayeyi bastırıp saçını başını yoldurtma, tamam mı canım? (!) Unni güveniyorum sana, zaptet şu sırlar alemini çözen karakterini. 😀

    Bisiklet sahneleri çok hoştu, ben de bu yaz başlıyorum öğrenmeye, babamla konuştum, alacak bana, dönem bitince alışverişe çıkıyoruz. kız olmak yakışmış bi kere, doğruya doğru. 😀 Resim seçimlerin mükemmel, söylemiş miydim? Bu resimleri nerden buluyorsun unni, gerçekten de araştırmaların takdire şayan. Min Woo’nun kızın yüzüne eğilmesi, Ji Ah’ın o meşhur vurdu kırdı refleksi, sonrasında köylü teyzenin çığırışı filan tam duygu değişimi yarattı. 😀 Önce bir “voah” sonra “O_o” en sonda da bir “neöyh,haaaah” 😀 Hımm, “pis homolar” lafını hiç sevmedim köylü teyzenin ağzında yalnız, ne biliyorsun teyzecim, homo momo sanane ya, alla alla! >.< (Bu teyze homoyu nerden biliyor bu arada? Bence bir köylü homo diye değil de eşcinsel diye bilir.. Tabi Kore köylüsünü bilemicem. :D)

    Bu aradaa "I'm lucky. I'm in love with my bestfriend" mi? O_o "Kanka ayakları ne ayaklarıdır, bilirsin." mi? Bu ne ya, o zaman benim kankalarımı da süzgeçten mi geçirsem, napsam? 😛 Ne diyorsun unni, bak şimdi kendimi kötü hissettim, yok öyle bir niyetim, biz sadece arkadaşız. 😀 Şarkı ayrı alem ya, bu ikisine özellikle söyletmeleri daha da alem! (şarkı seçimlerine bayıldığımı belirtmeden geçemeyeceğim. not: bu şarkıyı ilk dinleyişimdi) Tabi çocuk görürse deliye döner, kıskançlık damarları çatlar, yalan mı yani? Sonra da kıza olan duyguları tavan yapar böyle, pat diye kalakalırız biz de. 😀 Bir de o kimliği belirsiz iki takipçi. Hemen tahmin ediyorum: Young Hee ve Kang Hyuk. Çekirdek kadroda olup barda bulunan bir ikisi vardı… Ama niye hemen peşlerine takıldılar ki? Kız çocuğa açık açık "bekle geleceğim telefondan sonra" demişti, şaşırdım yani… :S

    “Beni bitirdin Ji Han…” / “Ama artık umrumda değil,” / “Ben seninle birlikte yok olmaya da razıyım!”
    1. ştonk! 2. ştonk! 3. ştonk!

    "Ve hâlâ çenesini tuttuğu Ji Ah’yı kendisine doğru çekti…

    Dudakları birleşirken Min Woo heyecan ve hazla titredi: Ah Tanrım, gerçekten de kendini mahvediyordu! Ama… ama her şeye rağmen, Ji Han’ı öpmek ne kadar güzeldi!"

    Ve final ştonk'u:

    “Aman tanrım, Kore’nin en büyük starlarından birini öpüyorum!”

    Diğer bölümü sabırsızlıkla bekliyorum unni. ^^ Ellerine sağlık. 🙂

    • @harmony: çok teşekkür ederim tatlımmm! benim gibi sabırsız bir senaristiniz olduğu için şanslısınız, eheh 😀 😀

      min hyung’u ne zamandır göremedik, şahsen ben çok özlemiştim, dayanamayıp dahil ettim hikâyeye 😉 masalcım kulakların çınlasınnn! 😛

      ilk sahne kesinlikle fenaydı 😦 daha da fenası gerçek olaylara dayanıyor olması. bak şu sayfada “enthronement” başlığı altında okuyabilirsin: http://en.wikipedia.org/wiki/Hyojong_of_Joseon

      soo hyun-sun ah sahnesi bu sefer kısa oldu ama sun ah bu işin peşini bırakmaz! 😀 hyo rim’se durumu anladı, şimdi bu bilgiyle ne yapacağını göreceğiz 😉

      bisiklet sahnelerini ben de eğlenerek yazdım 🙂 bisiklet sürmek candır, hele şimdi bu güzel havalarda tam zamanı! köylü teyzemiz homo demek yerine aslında başka bir laf ederdi ama o kadar terbiyesiz olmak istemedim, öhömm 😛

      kanka işine gelince: valla ben de o lafa pek inanmam, yani kızla erkek arkadaş olabilir bence, neden olmasın? ama erkekler pek öyle düşünmüyor sanırım, yani mesela ekşi sözlük erkeklerin “siz kızlar da çok safsınız” diyen entry’leriyle dolu :/ yani bilemiyorum, sen yine de dikkatli ol, sen tamamen arkadaş gibi görebilirsin ama karşındaki öyle düşünmüyor olabilir :S

      lucky şarkısını ben çok severim ya 😀 ayrıca evet tam kang hyuk’a göre bir şarkı oldu 😉

      veee son sahne: kıskançlık böyle durumlarda gerçek duyguları ortaya çıkarmada en etkili yöntemdir, hahah! 😀 😀 😀 takipçilere gelince, hımmm, yorum yok 😛

      diğer bölüme derhal başlıyorum şekerim ^^ ellerine sağlık, bu uzun uzun yorumunla beni çok mutlu ettin 😉 jalga! ^^

  3. BU NASIL BÖLÜMDÜ BÖYLE O_O

    min woo’nun rüyalarında ilerleyen o olaylar bire adeta yeni bi hikaye gibi o bi sürükleyici hikayenin kendisi bi sürükleyici falan baya iyi 😀 olayların içinde olaylar yaşattırıyorsun adeta 😀

    min woo’yu kız kıyafetleriyle gördüğüm o resimde yüksek sesli bi kahkata atma gereksinimi duydum cidden kız olmak ona çok yakışıyo fghjkdlfsgdkdf. ama şöyle bir şey de var; min woo, ji ah’a kafası yana yatık izlerken ki hali anlatırken koyduğun o resim kalp ritimlerimde ani bir bozulmaya sebep oldu. ama sonra yaşlı teyzenin “homolar” dediği yerde koptum. aha dedim min woo’nun babası değil bu kadın her şeyi ortaya dökecek diye ama min woo iyi kaçtı bebeğim ❤

    allam şu hyo rim'deki aklın 1/3ünü min woo'ya vereydin ne olurdu?! o da anladı bi min woo kaldı anlamayan şapşal ya. kendini gay sanıyor, triplere giriyor falan bitiyorum şu hallerine ahahaha.

    bölüm boyunca "kang hyuk yok oh be" diye gezerken onların düet yaptığı yerde içim cıs etti. o nasıl şarkıydı öyle ya? sanırım bu kang hyuk için bi + gibi bir şey oldu. ama sonrasında min woo'nun o koyduğun resmiyle hatlar koptu iyice. hangisine daha çok üzüleceğimi şaşırdım yırtıyorum kendimi adeta şurda fff.

    min woo son sahnede coolluğuna coolluk katarken ve ben hayran hayran bunu okurken bir anda "ben gay değilim" demesi bütün gözümdeki karizmasını yitirdi sdfghjklsfjrsdnvfdsv. tamam çocuğum değilsin sen merak etme şeklinde şevkat göstermek istedim ona. tabi sonradan ji ah'ın üzerine doğru yürümesi falan derken 2 saniye önce kaybettiği karizmasını tekrar kazanmasını sağladı. standartlarını yerim senin olm!! ji ah da zaten mest oldu canım benim.
    min woo'nun babasının tuttuğu gazeteci olduğunu düşündüğüm şu adam da şu güzel sahneyi bozmayaydı iyiydi -.- sapık mı o ya ne diye izliyo bıraksın çocukları ne yaparlarsa yapsınlar alla alla.

    bölüm cidden çok güzeldi ellerine sağlık demek yetmiyormuş gibi hissediyorum desem yeri 🙂

    • @seymsomething: 😀 😀 😀 teşekkür ederim canım, o en baştaki tepkin ne güzelmiş öyle?? 😀 😀

      tarihi hikayeyi de sürükleyici bulmana sevindim. biraz karanlık bir hikaye olmakla beraber o da enteresan yerlere gidecek 😉

      ceycung’umuza kız olmak bile yakışıyo yaaa, adam nasıl bir yaratıksa… ama evet, o başını yana eğip baktığı fotoğrafa ben de bitiyorum yalan değil (JJ hayranları bu kısmı okumayın! :P) adam yakışıklı beyler…

      vayyyy, sonunda senin bile kang hyuk’a azıcık da olsa sempati duymanı sağladıysak ne mutlu! 😀 o şarkı tam kang hyuk’luktu, bir kore dizisinde olmazsa olmazlardan olan karaoke sahnesi yazacaktım, ben de bu şarkıyı seçtim.

      min woo son anda da min woo’luğunu konuşturup konuya “ben gay değilim” diye girdi di mi, tam ondan beklenir bir hareket! 😀 😀 😀 ama sonra karizmayı bir toparladı pir toparladı. bu çocuk boşuna yıldız olmamış, IQ düşük olsa da star kumaşı farklı bir şey demek, ajskjsajsak 😀 😀

      senin de yorumlayan ellerine sağlık canım, böyle güzel yorumlarla gaza geliyor hemen yeni bölümü yazmaya başlıyorum (hatta şimdi başlıycam bile 😉 ) sevgiler ^^

  4. Ellerine sağlık oldukça güzel bir bölümdü Kang Hyuk ile azıcık sevinip sonrasında derbeder olduk 😀 Yetmedi yanına bir kuzu daha geldi Kalp Hırsızı’ndan 😀 Toplaşıp içmeye mi gitsek napsak 😀

    Sun Ah unni yine süper bir giriş yaptı hikayeye ama gelişme ve sonuç bölümlerinde rolü kaptırdı maalesef 😦 Olsun bunada razıyız 😉

    Rüya sahnesi çok rahatsız ediciydi. Acı çeken sevdiğine sırt dönmek Ow Yooo! Acı dolu bir geçmiş, rüya… Adı ne oplursa olsun bu adam mutluluk getirmez. Ayrıca merak ettiğim bir detay Kang Hyuk beylerde ortaya çıkacak mı rüyalarda??? Yoldan geçen adam rolü bile olsa bekliyorum saygılar

    Bu arada Min Woo şi kız olarak çok tatlıymış yesinler onu 😀 Seçtiğin şarkılara ba-yıl-dım… Min woo kaprisli çocuk falan ama istedin diye tarihi kıyafetlerle dolaşmaya başladı 😛 Söz de dinlermiş unnisinin kuzusu 😀

    Finalde şok olan kız ise sevinç naraları atan babasının tuttuğu gasteci muhabir vb gibi birileri midir 😀

    Hneul ile Minhyung çok şeker olmuşlar hikayede ve mutlular 😀 Sena ismini duyunca önce The Melody in Dreams den Sena gelecek sanmıştım ama farklı biri olduğunu anladım sonunda 😀

    Yeniden ellerine sağlık (:

    • @Ohyoonjoo: şu an ağlıyor ve cevap yazıyorum, biliyor musun? 😛 senden min woo’nun bu kadar ön planda olduğu bir bölümde çemkirmelerle dolu bir yorum almamak ne büyük saadet cadıcım! 😀 😀 sağolasın var olasın!

      derbeder kuzuları toplayıp içmeye gitmek iyi fikirmiş 😉 ama bence min hyung’u ha neul teselli eder, o da olmazsa masal’ın ta kendisi var! 😛 sen iyisi mi kang hyuk’la meşgul ol 😉

      rüya sahnelerinin kraliçesi sensin, oyun’daki sürrealist rüyalar beni benden alıyor 🙂 burdaki rüyalara ise aslında kang hyuk’u da bir biçimde dahil etmeyi düşündüm, zaten il woo sağolsun moon&sun olsun, iljimae olsun bir sürü malzeme vermiş zamanında (hatta en başta onu prens bongrim ya da diğer yakın arkadaş ha rim yapma planım vardı) ama o zaman bu topluca reenkarne olma olayı hikayeyi rooftop prince’e dönüştürecekti. yok böyle iyi, rüyalarda sadece ji ah ve min woo görünüyor, diğerleri tanımadığımız yüzler.

      min woo’m benim yaaa, noona’sını duydu, hemen tarihi diziye başladı! bi de jun ji hyun’un hanboklu resimlerini bulaydım eyiydi… hatun hanbokçunun torunuyla evlendi ama bir tane bile güzel, eski zaman prenseslerine benzer fotoğrafı yok ulan! 😛

      finaldeki iki kişiye dair en iyi tahmin senden geliyor! on puan on puan on puan! 😀

      yorumun için teşekkür ederim tatlım ^^

      • Gece arkadaşlarla eğlenip yıllardır söz verip bir türlü yiyemediğimiz kokoreçle yaptığımız finalin mutluluğu ile gördüm hikayeyi. Ondan bu çemkirmesiz hallerim (: Kang Hyuk için büyük hayallerim var okutup adam ediciiim yarim diye kolumda gezdiriciiim ulen ben onu 😀

        Yorumumu tekrar okudumda ne çok detay yazmışım öyle 😀 Okuyucu yorumlarının uzun olmasından kaynaklanan kısa süreli kıskançlık buna yöneltmiş olabilir beni 😀 Olsun 10 puanıda kaptığıma göre Uri kang hyukşi fighting ! diye bağırıyor ve blogundan uzaklaşıyorum 😀

        Sevgili Ji Ah için fotoğraf piyasasına da bir göz atayım ben sen yeter ki iste mutlkaka kıyıda köşede bir ekşını vardır bu kızımızın 😀

        Kuzum benim, gözyaşı dökmenee sebep olmuşum bak ghene içim daraldı bi burukluk çöktü içime 😀 Artık çemkirmeden hayatta durmam merak etme sen, merak etme sen (Ferdi tayfur hırıltısıyla ):D

  5. Yeni bölümün gelmesiyle sevinçle okuyayım derken,şok geçirdim diyebilirim.Nasıl giriş oldu bu böyle o_O
    Kral; tez vakitte isyanlara gelesin,tahttan devrilesin diyorum.Elime geçerse başına her şey gelebilir diyorum.Resmen herkesin içinde katletti gelinini;vicdansız kalpsiz:( Yalnız asıl hikayeden çok ben rüyada neler olacak daha çok merak ediyorum.Hiç iyi şeyler olmayacak gibi geliyor:((

    Asıl hikayeye dönersek;Sun Ah ve menejer arasındaki konuşmalar çok güzeldi.Aralarında bir şeyler olacak gibi geliyor.(ya da ben öyle olsun istiyorum)
    Hyo rim;akıllı kız iki dakikada çözdü olayı.Ama bu durumu şimdilik kendisine saklamasını tavsiye ediyoruz:D

    Bisiklet sahneleri hoştu.Min Woo’nun kız hali çok tatlıydı,bir süre daha öyle takılsaydı da gülseydik:D Kızan teyzeye ise koptum.”Şehir yetmiyor köyümüzü de kirletiyorsunuz” teyze pek bir sinir yapmış:D

    Kang Hyuk’a üzüldüm;tam da ne güzel şarkılarını söylediler.Bakışmalar,gülüşmeler hop kız yine kaçtı ellerinden:(Üzülme kang hyuk sen daha iyilerine layıksın:D

    Ve final;Min Woo tamam anladık gay değilsin;bağırma orda şurda.Ama öptün ya kızı aferim:D
    Ellerine sağlık güzel ve heyecanlı bir bölümdü.Devamını da heyecanla bekliyoruz efendimD

    • @rosa: ah sorma canım, kral injo böyle bir adammış, gerçek bunlar… kore tarihi de yer yer epeyce sayko olabiliyor o_O

      sun ah ve menajerimizi son zamanlarda biraz ihmal ettik, ama birkaç bölüm içinde onlar odaklı sahneler de yazacağım 😉 hyo rim’se elde ettiği bu bilgiyle neler yapacak, yakında izleyeceğiz.

      min woo’nun kız hali süperdi di mi? 😀 bu ilişkide kim kadın kim erkek karıştı cidden 😀 teyzemizse ahlak bekçisi mübarek, vardır böyle tipler her yerde 😛

      “Üzülme kang hyuk sen daha iyilerine layıksın:D” ahahah, tam bir kanka tesellisi olmuş bu 😀 😀

      min woo da orda burda bağırıyor ama zavallı içinde ne fırtınalar yaşıyor! kolay mı böyle bir şeyi kabullenmek?? 😀 ama sonunda gözünü kararttı, ben de takdir ettim kendisini (öhöm :P)

      yorumun için çok teşekkür ederim rosa, sevgilerimle ^^

  6. Ya bir daha bu hikayeyi okurken bir şey içmemem lazım ölüyordum gülerken, bir kaşık kolada boğuluyordum ya! 😀 Diyaloglara bitiyorum, hikayeye bayılıyorum özellikle rüya kısımları çok güzel gidiyor 🙂 Jetonları paraşütlüymüş ha 😀 Çocuk sonunda delirdi kafayı yedi yazık^^ Yine çok güzel bir bölümdü, hayal gücüne sağlık arkadaşım 😉

    • @sessizgemi: hikayenin başına “yiyip içerken okumayınız” diye not düşmeliyim 😀 rüyaları beğenmenize seviniyorum, çünkü benim için yazması en zor olan kısımlar onlar oluyor… min woo’yu en sonunda delirttiler, evet! 😀 teşekkür ederim canım, mahzen’de görüşmek üzere 😉

  7. morzambak dedi ki:

    YAŞASIN yeni bölüm valla bi geldi tam geldi rüya yine süperdi ya gerçekten bayıldım HARİKAYDI 😉 yav bu kang hyuk un hali nolcak ya 😦 bi türlü mutlu olamadı zaten ikinci erkeklerin kaderi esas kızla mutlu olamamak 😦 neyse kang hyuk a ve bütün kore dizilerindeki ikinci erkeklere bu kadar üzülmek yeter 😀 gelelim min woo ya yine bu bölümde de çok güldüm keretaya 🙂 hele o teyze Allah iyiliğini versin emi 🙂 ama min woo yu çok taktir ettim doğrusu sonunun ne olacağını düşünmeden aşkını itiraf etti coffee prince de de gong yoo kızı erkek sanmasına rağmen aşkını ilan etmişti o an aklıma geldi ah aşk sen nelere kadirsin demekten kendimi alamadım 😀 hyo rim valla kız çözdü olayıda bundan sora ne olcak daha da merak ettim hyo rim napcak ji ah ı bu kız yüzünden zor günler mi bekliyor ne nedir sevgili hikaru gelecek bölüm aydınlat bizi lütfen 😀 haa unutmadan bu park ha ve se na çatı katı prensinden mi teşrif ettiler senin bu diziye yoksa sadece isim benzerliğimi 😀 neyse çok sevgili hikaru emeğine sağlık valla yeni bölümü yine sabırsızlıkla bekliyorum yeni bölümde görüşmek üzere 🙂

    • @morzambak: hoşgeldin morzambak 🙂 rüyalarda heyecan artıyor 😉 kang hyuk’a ise topluca üzülüyoruz, “nolucak bu çocuğun hali??” diyerekten… aslında ben genelde dizi izlerken 2. erkekleri tutarım, o yüzden kang hyuk’a da bir güzellik düşünebiliriz, hiç belli olmaz kısacası 😉

      öte yandan, kang hyuk düzgün ve sevilesi bir adam ama asıl eğlence min woo gibi arıza karakterlerden çıkıyor 🙂 ve bu bölümde aslında yürekli biri olduğunu da ispatladı; böyle bir durumda duygularına sahip çıkmak kolay bir şey değil! benim de aklıma coffee prince’in han kyul’u geldi yazarken 😉 hyo rim ji ah’nın başına biraz bela olabilir, ama gelecek bölümde göreceksiniz ki hyo rim’in ilginç bir hamlesi olacak 😉 park ha ve se na tamamen isim benzerliği; yoksa o cadı se na’yı hikayeme almazdım, haha 😀 😀 senin de ellerine sağlık canım, teşekkür ediyorum ^^

  8. Işık dedi ki:

    Süper ötesi bir bölümdü Hikarucum, ellerine yüreğine sağlık. Özellikle en sevdiğim dizim Moon&Sun ve en özel dizim Me too flower müziklerini seçmene çok mutlu oldum. Heyecan dozu yüksek bir bölümdü. Özellikle son bölüm muh-te-şem-di \(^o^)/ Ben Min Woo cephesindeyim biliyorsun. Her ne kadar huysuz, şımarık ve kaprisli bir çocuk olsa da içinden duygularını “herşeye rağmen” kabul edebilen güçlü bir erkek çıktı ^^ Hikayenin gidişatı çok iyi. Yeni bölümleri heyecanla bekliyorum.

    • @Işık: Sağol canım benim ^^ Moon & Sun’la ilgili bir şey eklersem zaten direk sen aklıma geliyorsun 🙂 Me Too FLower’ı sevdiğini de yeni öğrendim bak.. Bölümün son kısmı siz Min Woo’cular için yazıldı; hatta bir önceki bölümde bol bol Ji Ah – Min Woo sahnesi yazacağıma söz vermiştim, sözümü tuttum 😀 “Her ne kadar huysuz, şımarık ve kaprisli bir çocuk olsa da içinden duygularını “herşeye rağmen” kabul edebilen güçlü bir erkek çıktı” Çok doğru bir tespit. Yorumun için teşekkür ederim ^^

  9. nasıl ben bu kadar geç gördüm anlamadım 2 gün olmuş şans eseri bir bakim yeni bölüm gelmiş mi dedim ooo çoktan gelmiş sağır sultan duymuş bir ben duymamışım:)

    bölüme gelecek olursak ben bayıldım tabiki:) min woo’un salak şaşkın hallerine bitiyorum:) sadece o olsa hikayede hayır demem yani:) resmen bölüm boyunca sırıttım:)ölümmüş kang hyukmuş beni etkilemedi:)(etkilemiyo napim kalpsizim ben acımıyom çocuğa)

    yalnız ben abladan daha sert tepki bekliyordum kardeşinin dizide oynadığını öğrenince gayet normal karşıladı. ablası ji ahın dizide oynadığını söyleyince hye rim ile min woo da öğrenecek zannettim bir an. hikayedeki tek salak ve saf olduğu için haberi yok daha ama olsun en çok bu hallerini seviyorum:)

    en son kızın tepkisi beni benden aldı yalnız “Aman tanrım, Kore’nin en büyük starlarından birini öpüyorum!” düşündüğü şeye bak kız tam aşık olmadı anlaşılan o nedenle senin onu kang hyuk’a döndürme ihtimalin geldi aklıma.aslında kızın kimle olduğuna ben pek takılmıyorum. min woo ile ji ah birlikte eğlenceli anlar yaşattığı için seviyorum:)

    önümüzdeki bölüm ne olacak acaba min woomuzun kıymetli yüzüne bir tokat patlatmaz umarım:)teşekkür ediyor yeni bölümü merakla bekliyorum:)

    • @Asiruh: 😀 😀 Olsun geç olsun da güç olmasın 😀

      Ahah, diğerlerine hiç acımıyorsun demek 😀 Ama bir yerde haklısın, Min Woo’nun şapşal hallerinin eğlencesi de bir başka oluyor…

      Aslında var ya, Sun Ah konusunda haklısın, onun ortalığı dağıtması lâzımdı! 😀 Ama bölümü belli bir uzunlukta tutmak için o cepheye fazla dalamadım… Biz Sun Ah’nın TV’de kardeşini ilk kez gördüğünde dellenip Tazmanya canavarı gibi ortalığı yıkıp geçtiğini, ama Soo Hyun’un yanına geldiğinde ilk şoku atlattığını varsayalım 😀

      Şu noktayı da çok iyi görmüşsün: “düşündüğü şeye bak kız tam aşık olmadı anlaşılan o nedenle senin onu kang hyuk’a döndürme ihtimalin geldi aklıma” Evet Ji Ah’dan şimdilik Min Woo’ya karşı fazla bir ilgi, sevgi göremedik. Ama ilk bölümlere göre yine de çocuğa epeyce ısındı sayılır, ne dersin? Min Woo onu öpünce ilk anda şok olması ve olaya bu açıdan bakması normal; ama acaba Min Woo kızımızın gönlünü kazanmayı da başaracak mı? 😉

      Yorumun için çok teşekkürler canım, ellerine sağlık ^^

  10. güLefşan dedi ki:

    Stajdı dersti vs derken yeni bölüm gelmiş de gidiomuş bile :))
    Çingu yaa!!! bu nasıl bir bölümdü böle?! eski kore’de hep bişiler olmasını, prenses’in kurtulmasını istedim 😦 kral da neymiş öle, hem oğlunu hem gelinini öldürdü !! nese gece gece sinirlerime hakim olayım :s
    bölüm nasıl başladı bitti anlamadım,, her zamanki gibi çok güzeldi. geçenki gibi uzun yorum yapamıyorum.. bi daakine telafi etcem 😀
    ellerine sağlık deyip gidiorum.. sevgiler saygılar ;))

    • @gülefşan: yok yok bölümler bir yere gitmiyor, korkma sen 😀 ne zaman uygunsan o zaman gel 😉

      eski kore’de çok fena şeyler oluyor… bütün dram ve korku ögelerini o kısma yükledim, zavallıcıklara hiç acımıyorum 😛 gerçek olaylar böyle ama, benim bir suçum yok 😛

      bölümü beğendiğine sevindim canım ^^ bir sonrakinde görüşmek üzere o zaman 😉

      • güLefşan dedi ki:

        HikaruCan !! 🙂 Güneş ve Ay’ın tüm bölümleri word dosyası halinde kayıtlı mı sende? Rica etsem bana atabilir misin onu? geçenlerde bilgisayarımda kapsamlı bi temzlik yaptım tüm kore arşivimi sildim, çok oyalanıorum ders çalışamıorum die :S şmdi birazcık pişmanım 😦 Güneş ve Ay’ı tek tek toplasam çok zamanımı alcak,, bide bilgisayar çok takılıo,, word halinde gönderebilirsen çok sevinirim 😛 mail adresimi yazayım: serenalti_81@hotmail.com şimdiden teşekkür ederim.
        kendine ve Min Woo’ya ii bak sevgili yazarım :))

  11. oy oy oy diyorum sadece, bu nasıl bi bölüm böyle yazarcım naptın senn 🙂 Ben seninle birlikte yok olmaya da razıyım da ne demek ve bunu min woo söylüyor haa!! o may gatt diye bağırmak istiyorum çağatay koçtuğ edasıyla 🙂 🙂

    son sahnenin etkisinden kurtulup genel yorumlarımı yazsam iyi olacak 🙂 şu rüya kısımları gittikçe daha da ilginç olmaya başladı, neredeyse ana hikaye kadar merakla takip ediyoruz efendim 🙂 hikayeye koyduğun resimler şahane bu arada, hikaye yazmış biri olarak resim bulmanın ne kadar zor olduğunu biliyor ve seni takdir ediyorum gerçekten 🙂

    geçen bölümde de yazmıştım ya min woo’da o tatlı han kyul tavırlarını gördükçe yiyesim geliyo yaa yazık kendini yedi bitirdi bi bölümde 🙂 ama hyo rim çakallığını konuşturdu valla, sun ah’ın bi lafıyla tüm olayı çözdü, kadın zekası işte, ji ah söylemezse bizim min woo daha 40 yıl anlamaz neyin ne olduğunu 🙂

    Sen hemen paket yap şunu ajumma, bizim hatun biraz kaprislidir de! Şimdi beni beklettin diye triplerden triplere koşar ahahahah ji ah erkekliğe iyi alıştı var ya süper kıvırıyor artık. gezi kısımlarında çok güldüm ya 🙂

    kang hyuk ji ah düeti de ne güzeldi cuk diye oturmuş lucky buraya, eline sağlık valla 🙂 kuzum yine yine geç kaldı ama, min woo dan bikaç dakika erken davransaydı belki ne güzel şeyler olacaktı ama bu 2. adamlarda gram şans yok kardeşim yapacak bişe yok valla 🙂 haneul ve min hyung’u hikayede gördüğüme çok sevindim 🙂 burada henüz sevgili olmamışlar, e kocaman 8 ay atladık o arada takılmışlar demek ki 🙂

    son sahneden sonra neler olacak merak ediyorum. ji ah sen gay değilsin, ben kızım der mi? düşük bi ihtimal.. ben de sizden hoşlanıyorum der mi? ki pek de hoşlanmıyor bu aralar, sadece hayran anladığım kadarıyla. kız ne tepki verir bilemedim valla okuyup görücez artık 🙂

    2 gündür ne güzel okuyordum ben yaa hemen bitti bölümler 😦 tez elden yeni bölümde görüşmek üzere yazarcım^^

    • @masalevi: ahaha, bencil ve kendini beğenmiş min woo’ya da bu lafları söylettik ya, artık gözüm açık gitmeyecek! 😀 😀

      resimleri beğenmenize çok seviniyorum; resmen interneti talan ediyorum uygun resimler bulmak için. hatta bazen bazı resimleri çok beğenip senaryoyu o resmi koymaya uygun bir biçimde değiştirdiğim de oluyor (itiraflarrr! :D)

      min woo’ya han kyul olmak çok yakışıyo di mi yaa? sırf o yüzden şu yanlış anlaşılma olayını uzattıkça uzattım 😛 ama sabrınızı çok zorlamayacağım, yakında bu iş çözümlenecek 😉

      kang hyuk bir defa daha “ellerim bomboş” şarkısı eşliğinde kalakaldı… ah be yavrum, çekecek çilen varmış, kim dedi sana 2. adam ol diye?? 😛 ha neul ve min hyung’u konuk ettik, belki ileride byeol’le jun suh’yu da görürüz, hı? 😀

      son sahneden sonra neler olacak, açıkçası ben de hâlâ karar veremedim… o yüzden de yazma işi biraz gecikiyor 😛 gerçekçi bir şeyler düşünmeye çalışacağım.

      yorumların için çok teşekkür ederim tatlım, okudukça içimdeki yazma isteği kabarıyor 😉 yeni bölümde elimden geldiğince kısa bir süre içinde görüşmek üzere diyelim o zaman 😉

  12. tuba hn dedi ki:

    canım çok güzel bir bölümdü zevkle okudum kan hyuka çok üzülüyorum yeni bölümü 10 günden beri bekliyorum gelsin artıkkk ;(

    • @tuba: sağol canım ^^ bu hafta biraz gecikti kusura bakmayın… biraz da kararsız kaldım yeni bölümde ne olması gerektiği konusunda 😛 ama bitmek üzere, bir-iki gün içinde müzikleri ve resimleri de halledip ekleyeceğim. sevgiler ^^

  13. Bu bölümü okumak için nasıl sabırsızlanıyordum… Sonuçta koskoca Min Woo’muz aşık olduğunu kabul etmişti bir önceki bölümde! Yine de bir türlü fırsat olmadı anca okuyabiliyorum.

    Vicdansız kral! Tarihi hikâyemiz tüm hüznüyle devam ediyor… Nereye varacak bu hikaye çok merak ediyorum cidden.

    Min Woo’nun o kafası karışık ruh halini ve yorgunluğunu ekran başında hissettim resmen. Sun Ah’nın tam bu noktada çıkagelmesi süper komedi oldu hele Çağatayımsı Min Woo daha da süperdi ahaha 😀 Sun Ah’nın olmadık anlarda ortaya çıkmasına bayılıyorum resmen. Min Woo kaçıp gitmeseydi büyük sırrı öğrenecekti yav, hayatı kurtulacaktı resmen ah ah 😀 Hyo Rim zeki kız anında çözdü olayı! Öğrenmesi daha sürer sanıyordum ben, cingöz hemen çaktı olayı =D

    Peruklu min Woo fotosuna bayıldım nasıl da cuk diye oturmuş sahneye 😀 😀 Düet sahnesine ve şarkıya bayıldım. Sözler çok güzel ve tam duruma uygun 🙂

    “Ben seninle yok olmaya da razıyım” sözünü acaba Kang Hyuk mu söyledi hımmm yapıyordum ki son sahnede Min Wooşi patlattı aforizmayı, çok yaşa! :))

    Ama ama son sahne çok güzeldi yahu, devam etsin, bitmesin istedim:) Neler olacak çok merak ediyorum, kız olduğunu söyler mi acaba? İzleyenlerden biri Hyo Rim ki üzüntüyle izledi, peki sevinen gözler kime ait? Tahminim yok, aklıma isim gelmiyor 😀

    “Ji Ah’nın da gözleri kapanmış, yaşadıklarıyla sarhoş olan kızın gözlerinin önünden sarı çiçekler çağlayanı akmaya başlamıştı. “Rüyadayım galiba,” diye düşündü Ji Ah… “Aman tanrım, Kore’nin en büyük starlarından birini öpüyorum!” Ji Ah’nın bu sahnedeki düşüncelerine çok güldüm, takılacak en son nokta buydu bence 😀 Adam gay değilim diyor yahu! 😀

    Geç okumamın avantajı olarak yeni bölüm benim için daha çabuk gelecek, yaşasın! 😀
    Ellerine kollarına sağlık^^’

    • @mydestiny: hoşgeldin canım ^^ evet şansına senin okuduğun günün hemen ertesinde ekledim yeni bölümü 😉 min woo’nun bütün iç gel-gitlerine tanık olduktan sonra son sahnede o veciz ladı patlatmasıyla biten bir bölüm oldu bu 🙂 sun ah tam bir yanlış zamanlama kraliçesi! min woo’nun ondan kaçmasına şaşmamak lazım 😀 hyo rim’se min woo’dan kat kat zeki olduğu için şıp diye anladı.

      peruklu jj resmini bulduğumdan beri böyle bir sahne yazma hevesim vardı; ahaha 😀 😀 cidden kısa saçlı bir ji ah ve peruklu bir min woo yan yana dolaşırken hangisi kız hangisi erkek diye sorsalar tereddütsüz jj’i kız zannederdim 🙂 düet sahnesi de kang hyuk’çuların gönlünü almak için bir sahneydi 😉

      bingo, hyo rim’i doğru bildin 🙂 sevineni de yine 11. bölümde anlayacaksınız.

      “Ji Ah’nın bu sahnedeki düşüncelerine çok güldüm, takılacak en son nokta buydu bence 😀 Adam gay değilim diyor yahu!” ahahah, valla öyle 😀 ama ji ah o şokla ne düşüneceğini bilemedi, mazur gör 😀 😀

      ellerine sağlık, yeni bölümde görüşmek üzere 😉

  14. öncelikle geç kaldğım için sonsuz özürlerimi sunarım kok 🙂

    gelelim bölüme ne yaptın ya seni beni kalpten götüreceksin biliyorsun di mi ? ağlayacağım şuan gözlerim dolu dolu bunu kang cığıma nasıl yaptın hain çingu zalimsin ya . tam bunlar düet falan yapıyordu oldu bu iş derken nerden çıktı o uyuz hem de hemen aşkı ilan etmeler falan oğlum knedine gel sen yıldızsın böyle şeylerle ne işin olur kariyerini düşün geleceğini düşün olur mu hiç cık cık . kız zaten dünden razı hemen de kaptı bizim narsist starı bu ikili oldu ya artık kangcığıma bir yol bul onu mutlu et çingu . tek dileğim bu . yazık yaw ona .

    geçmiş kısmı yine çok güzeldi böyle kahramanın ağzından anlatımları çok seviyorum . prenses de idam edildi bakalım dahah neler olacak . hikayenin bu kısmını çok seviyorum ben kalemine sağlık çingu 🙂

    artık ji ah ın gerçek cinsiyetini bilen biri dahha var benden sölemesi bu kız ortalığı karıştırır. o ikilinin öpüşmesini görenlerde ji ah ın ablası ve starımızın menejeri tabi ki de . yeni bölümde görürşürz bu sefer beni mutlu edecek şerler yaz please . şarkıları da çok sevdim sahnelere çok uymuş . byeee :)=

    • @winpohu: hiç önemi yok canım, ne zaman istersen o zaman oku 😉 ama kang hyuk’cuğun çektiklerinden sonra okumak istemezsen de anlarım yani 😀 😀 ya da ohyoonjoo gibi gelip bana saydırabilirsin, hiç alınmam 😀 😀 zalimim cidden yaa… gül gibi kuzu elleri bomboş kalakaldı gene… kız zaten dünden razı demişsin ama diğer okurlar öyle düşünmüyor, çocuk onu öperken kız “oha, kore’nin yıldızı öpüyor beni” diye düşünüyordu, demek ki o kadar da âşık değil 😉
      hyo rim ortalığı karıştırır mı, 11. bölümde göreceğiz 😉 ama öpüşenleri görenleri tutturamadın 😛 bu sefer beni mutlu edecek şeyler yaz demişsin ama bu bölüm de seni üzeceğim biraz… artık 12’ye kısmetse…
      öptüm tatlım, sevgiler ^^

  15. Anneeeeem bu nasıl bir bölüm böyle?? 😀 😀 Neyse neyse sırayla yazayım 🙂

    Rüya kısmında çok fena şeyler oluyor ne olacak bunların sonunda cidden merak ediyorum.Her şeyin başı o kral bunu biliyoruz da..hmm cecungumuz kralı mı öldürecek ilerde 😛 tamam çok saçma bir tahmin oldu 🙂

    Min Woo’yu “Owww, yooo!” diye çığlıklar atarken hayal edebiliyorum.Sun Ah gibi baş belası görsem benden bile çıkar o ses 😀 😀 Min Woo’dan önce Hyo Rim’in öğrenmesi kötü oldu tabi ama o da yakında öğrenecek zaten Ji Han Ji Han olmadığını 😀 😀 Bir de o saçlar ne Min Wooooooo diyorum.Tabi kolye satan ahjummaya da hak vermeden geçemiyorum 😀 Sırıtırsın tabi Ji Ah sırıtırsın sen!Senin yerinde başkası olsa uçmuş gökyüzüne ulaşmıştı hatta ki 😀 😀
    Ben bunlar bisikletten düşmeden inemezler diyordum ama düşmediler o kadar da beceriksiz değilmiş Min Woo’muz 🙂

    Kareoke sahnesi de çok hoştu.Tam düet yaptıracak şarkıları bulmuş arkadaşları ne şanssa :D:D ama Kang Hyuk’ta hep bir zamanlama hatası var zavallı kuzum benim.Ne olacak bu hali onun?

    Kore’nin en büyük starlarından birini öpüyorum!…İnsan düşüne düşüne bunu mu düşünüyor cık cık cık Ji Ah yani!!Çok sinir oldum şimdi ki ben sana!Ayrıca bunun kıskançlıkla falan bi ilgisi de yok yani sakın yanlış anlama!!
    Hmmm uzaktan görenlerden biri Hyo Rim, üzülüyor da diğeri sevinecek kim ki?

    Ve söylemeden geçemeyeceğim bu bölümdeki tüm şarkılar yerli yerine pat diye oturmuş çok güzel olmuş çingu.
    Ellerine sağlık 😀 😀

    • @canlina: hoşgeldin canım 😀 rüyalarla ilgili tahminin neden olmasın? 😉 her şey olabilir o kısımda..

      ahah, min woo’ya “oww yooo!” repliği çok yakışırdı! 😀 “Sırıtırsın tabi Ji Ah sırıtırsın sen!Senin yerinde başkası olsa uçmuş gökyüzüne ulaşmıştı hatta ki” değil miii?? 😀 ama o saçlarla benden daha güzel kız olurmuş ceycung 😛

      bisikletten düşmeleri de komik olabilirmiş, ama yazıktır, çocuklara bu kadar yüklenmeyelim 😛

      “ama Kang Hyuk’ta hep bir zamanlama hatası var zavallı kuzum benim.Ne olacak bu hali onun?” ahhh, sorma sorma…

      ji ah o şok içinde düşüne düşüne bunu düşündü ya… ama biraz da haklı sanki; daha olayın pek farkına varamadı zavallıcık… hyo rim tahminin doğru 😉 senin de yorumlayan ellerine sağlık canım ^^

  16. işler iyicene kızışıyor, biri şu çocuğa ji ha’nın kız olduğunu söylesinde o da ben de rahatlayayım yahuuu 😀 o değil de çok üzülüyorum ben bu kang hyuk’a 😀
    Masalıma da selam olsun 😀 senin masalından masal’ın masalının içine daldık bir an 😀

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s