Dokuzuncu Bölüm – “Ji Han’ın bir kız arkadaşı olamaz!”

T- Ara & Davichi – We Used to Love 

Kang Hyuk onu hırsla öpmeye başladığında Ji Ah için zaman durdu sanki…

Genç kız gözleri faltaşı gibi açılmış halde donakalmıştı. Kang Hyuk kendisini öyle sıkı tutuyordu ki, kolları acımaya başlamıştı. Genç adamın alkol kokan sıcak nefesi yüzünü yakıyordu, yumuşak saçları yanaklarına dokunuyordu. Ve dudakları; o yumuşak, ama o tutkulu dudakları… Ji Ah’nın güzel dudaklarını acıtırcasına kendi dudakları arasında eziyordu Kang Hyuk, içindeki tüm acı ve öfkeyle yaralı bir hayvan gibiydi. Gözleri kapalı, yıllardır sevdiği kadına tüm aşkını, tüm tutkusunu ve acısını kanıtlamak ister gibi hırsla öpüyordu onu!

Sonra gözleri hafifçe aralandı ve genç adam birdenbire durakladı.

Ji Ah’nın gözünün kenarından süzülen bir damla gözyaşını görmüştü…

İşte o anda Kang Hyuk kendine geldi: Yüzü Ji Ah’nın yüzünden ayrıldı, onun kollarını tutan elleri gevşedi, ve Kang Hyuk hayret içinde kıza baktı. Hayret ve utanç içinde.

“B-ben…” diye kekeledi. Şaşkındı, hatta kendisi de şoktaydı. Tanrım, az önce ne halt etmişti?!

Ji Ah ise aynı anda gözlerini ona çevirdi ve iki eski arkadaş bir saniye göz göze geldiler: Kang Hyuk, Ji Ah’nın gözlerinde hayret, öfke ve hayalkırıklığını okudu ve kalbini yerinden sökmüşler gibi hissetti. Ama en çok… en çok da kocaman bir hüzün vardı bu gözlerde. “Neden… neden yaptın?!” der gibi bakıyordu bu gözler, “Ben sana güvenmiştim,” der gibi bakıyordu, “Sen benim en iyi dostumdun… Senin yüzünden en iyi dostumu kaybettim!” diye bağırıyorlardı sanki! Ji Ah ona kısacık bir süre yaşlı gözlerle baktı, sonra hiçbir şey demeden arkasını döndü, koşmaya başladı. İki saniye içinde evin bahçeye açılan kapısından içeri girdi, gözden kayboldu. Kang Hyuk’sa olduğu yerde bronz bir heykel gibi kaskatı kalakalmıştı…

Ji Ah hıçkırıklarını zaptetmeye çalışarak içeri girip koşar adımlarla kendi odasına giderken, bahçeye açılan kapının hemen yanındaki duvara yaslanmış olan patronunun yanından geçtiğini hiç bilemedi. Min Woo ise kendini son anda kenara atmayı başarmıştı, soluk almaya bile çekinerek onun uzaklaşmasını bekledi. Ji Ah onu duyamayacak kadar uzaklaşınca da tuttuğu soluğu verdi.

Genç adamın başı dönüyordu: Neye daha çok şaşıracağına şaşırmıştı! Daha Ji Han’ı öpmek üzere oluşunun şokunu atlatamadan iki çalışanı arasında böyle bir sahneye şahit olmak Min Woo’nun sinirlerini iyice bozmuştu. Genç çocuk gülse mi ağlasa mı bilmez bir vaziyetteydi: Kang Wook’un gay olduğu az önce yaptığı şeyle kanıtlanmış durumdaydı! Min Woo “olamaz yaa!” dercesine yüzünü buruşturdu: Bu çocuk kendisine defalarca masaj yapmıştı ulan! Kim bilir kendi muhteşem vücuduna dokunurken bu sapık herifin aklından neler geçmişti?! Olamaz, olamaz yaaa! Min Woo kendini kullanılmış gibi hissediyordu! 😛

Ama hemen sonra, kendisinin de ondan pek farkı olmadığını düşündü ve fena halde sarsıldı: Kang Wook bir hışımla odaya dalmadan önce kendisi de çocuğu öpmek üzereydi! Şoförünü öpmek üzereydi!!! Min Woo inleyerek elini yüzüne vurdu; bu yaptığından feci halde utanıyordu. Daha doğrusu, utanmaktan çok, kendine öfkeleniyordu: Onca güzel, çıtır kız dururken… Bir erkeğe, hem de kendi şoförüne… nasıl olur da… Aaaaghh!

Aslında Min Woo’nun şimdiye dek böyle şeylerle hiç sorunu olmamıştı: Bu piyasada pek çok gay vardı ve Min Woo her zaman açık fikirliliği ile övünürdü: Kendini, eşcinsel haklarını destekleyen ileri görüşlü bir sanatçı olduğuna inandırmıştı. Ayrıca pek çok gay hayranı vardı. Ama… şimdiye kadar bir gay tarafından taciz edilmemişti! Ve elbette kendisi de bir erkeğe ilgi duymamıştı! Bu iki korkunç durum birden aynı anda nasıl başına gelirdi yaa?!

Böylece Kang Hyuk en yakın arkadaşının güvenini kaybetmiş, Min Woo ise aslında eşcinselliğe hiç kafa yormamış olduğunu algılayıp alt üst olmuş vaziyetteyken Ji Ah’nın durumu da onlardan daha iyi sayılmazdı: Genç kız koşarak kendine ayrılan odaya gitmiş, kapıyı kapatıp yığılır gibi kapının hemen dibine çökmüştü. Gözlerinden sicim gibi yaşlar iniyordu. İşin tuhafı, Ji Ah da bu yaşların gerçek sebebini bilemiyordu: Genç kız Kang Hyuk’a karşı büyük bir öfke hissetmeyi umarak bekledi. Ama… ama asıl hissettiği, yakıcı bir hüzün oldu…

Gözlerinin önüne Kang Hyuk’un az önceki perişan hali geliyordu. Onun umutsuzca “Unutmadım de… Lütfen unutmadım de,” diye fısıldayışı… Zavallı bir kukla gibi kollarının yana düşmesi…

“Gerçekten unuttun mu…” demişti. “Oysa… oysa ben bir gün bile unutmadım!… Ben tüm hayatım boyunca o günün hayaliyle yaşadım: Nihayet sana kavuşacağım günün… Ama senin umrunda bile değildi, değil mi…”

Ji Ah acıyla yutkundu. Eğer izin verseydi…

Eğer Kang Hyuk konuşmasına izin verseydi, “Hayır,” diyecekti. “Ben de unutmadım.”

“Bir gün bile unutmadım…

Ama unutmayı çok istedim Kang Hyuk… Bunu deliler gibi istedim!

Ne yazık ki olmadı…

Habuki sözümüzü asıl unutan sendin Kang Hyuk: O sözü vermemizin üzerinden daha birkaç hafta geçmeden her şeyi unuttun sen! Bir kalemde silip attın!

Gerçekten böyle bir söz vermiş olan bir insan, iki hafta, sadece iki hafta sonra başka biriyle çıkmaya başlar mıydı?!”

Mabel Matiz – Filler ve Çimen

Şimdi her şeyi hatırlıyordu Ji Ah: O güzel, o inanılmaz günü iyi hatırlıyordu. Nasıl olduğunu kendisi de anlamadan deli bir cesaretle “Mesela… mesela senle ben evlensek çok mutlu oluruz!” deyivermişti! Kang Hyuk’a, en yakın arkadaşı ve büyük aşkına bu sözleri söyleyecek cesareti bulabilmişti!

Ve ardından o da oyununa katılınca, “otuza kadar kimseye âşık olmazsak birbirimizle evlenelim” deyince o kadar, ama o kadar mutlu olmuştu ki! Ji Ah ömründe bundan daha mutlu olduğu bir ânı hatırlamıyordu. Kang Hyuk bunları söylediğine göre, o da kendisinden hoşlanıyor demekti, öyle değil mi? Yoksa neden böyle bir söz versin ki? Çocuk kalbi uzun zamandır en yakın arkadaşından hoşlanıyor olmanın vicdan azabını ne zamandır içinde taşıyordu, ama birdenbire onun da kendisinden hoşlanıyor olma ihtimali belirince Ji Ah’nın kalbi bu kez umutla çarpmaya başlamıştı.

Ama… bu kadar büyük bir umudun ardından gelen hayalkırıklığı da çok büyük oluyordu: Gencecik bir kızın dünyasını başına yıkacak kadar büyük…

Aslında her şey çok güzel gidiyordu: Gerçekten de o üstü kapalı hoşlanma ilânından sonra iki çocuk birbirlerine daha da yakınlaşmış gibiydiler. Artık okuldaki tüm zamanlarını birlikte geçiriyor, öğle yemeklerini birlikte yiyor, ödevleri kafa kafaya verip birlikte yapıyorlardı. Konuşulmuş bir şey yoktu, ama sanki çıkıyor gibiydiler. Ji Ah artık Kang Hyuk’tan gelecek bir çıkma teklifini bekler olmuştu.

Sonra bir gün, Kang Hyuk okula gelmedi. Ertesi gün geldiğinde ise sabah sınıfa girer girmez Ji Ah’nın yüzüne bile bakmadan geçti, Ji Ah’nın iki çaprazındaki yerine oturdu. Ji Ah ona selam vermek için neşeyle elini salladığını, ama çocuğun görmemiş gibi başını çevirdiğini hatırlıyordu. Kızcağız fena halde bozum olmuştu. Tam o sırada kimya hocası sınıfa girince Ji Ah oturduğu yerde oturmak zorunda kaldı.

Tenefüs zili çalıp hoca dışarı çıkınca Ji Ah da hemen ayaklandı: Kang Hyuk’a bu triplerin sebebini sormak için sabırsızlanıyordu!

Ama daha sırasından bile kalkamadan sınıf arkadaşları Min Young ve Ga In tarafından yolu kesildi. İki kızın da gözleri heyecanla parlıyordu:

“Hey Ji Ah, söylesene, Kang Hyuk’la Min Seo arasında ne var?? Dün onları Han nehrinde el ele görenler olmuş!”

Ji Ah’nın başından aşağı kaynar sular döküldü. “N-nasıl… nasıl yani?” dedi kızlara hayretle, “Emin misiniz? Kang Hyuk mu?” Kızlarsa birbirlerine bakıp “Bunun hiçbir şeyden haberi yok!” “Of Ji Ah yaa, biz de Kang Hyuk’un en yakın arkadaşısın diye sen bilirsin sanmıştık…” diye söylenerek hayalkırıklığıyla yanından uzaklaştılar. Ji Ah olduğu yerde öylece kalakaldı. Zavallı kızın başı dönüyordu: N-nasıl… nasıl olur??

Neden sonra kendini toparladı, bacakları titreyerek yerinden kalktı. Kang Hyuk’a bu dedikoduların doğru olup olmadığını sormalıydı. Kang Hyuk sınıftan çıkmıştı. Ji Ah onu okulun koridorlarında ararken bir yandan da ilk şoku atlatmış, kendi kendini teselli etmeye başlamıştı: Çok saçma, olur muydu öyle şey? Kang Hyuk ve Min Seo ha? İkisinin doğru dürüst muhabbeti bile yoktu, ne çıkması?? Ji Ah kantine inerken her şeyin bir dedikodudan ibaret olduğuna inanmış, hatta gülümsemeye bile başlamıştı.

Sonra… onları gördü.

Kantinde, en köşe masadaydılar. Yan yana oturuyorlardı. Hatta fazla yakın oturuyorlardı! Min Seo çocuğun boynuna sarılmıştı, gülerek bir şeyler anlatıp duruyordu. Kang Hyuk’sa yüzündeki hafif dalgın ifadeye rağmen uysalca duruma boyun eğmişti; kızın elleri kendi saçlarını karıştırırken onu sessizce dinliyor, arada bir söylediklerine kısa cümlelerle cevap veriyordu. Kantindeki herkes de onları izliyor, bu beklenmedik sürprizin heyecanıyla kıkırdaşıp duruyorlardı. Öyle ya, Kang Hyuk okulun en yakışıklı çocuklarından biriydi; Min Seo ise tüm kaprisine ve iticiliğine rağmen zengin ve güzel bir prensesti. Şimdiye dek hiç bir arada görmedikleri bu ikili birdenbire sevgili olmuştu! Bundan büyük haber olur mu?

Ji Ah ise gördüklerinin şokuyla nefes bile alamaz vaziyetteydi. Gene de kendini toparladı; yüzüne bir gülümseme kondurdu. Ve neşeli adımlarla ilerleyip ikilinin yanına geldi.

“Selam millet,” diye cıvıldadı, “Duyduğuma göre çıkmaya başlamışsınız. Tebrikler!”

Min Seo - Kim Min Seo

Min Seo - Kim Min Seo

Kang Hyuk şaşkınca ona bakakalırken Min Seo çocuğun koluna girdi, Ji Ah’nın gözlerinin içine bakıp gülümsedi:

“Evet ya, öyle oldu… Teşekkür ederiz Ji Ah…”

“Ama ben senin bu sevgiline kızmak zorunda kalacağım,” dedi Ji Ah da gülümseyerek. Ve yarı şaka-yarı öfkeli Kang Hyuk’a döndü: “Bu büyük haberi benden nasıl saklarsın, ha?! Neden en yakın arkadaşına daha önce söylemedin bakayım?”

Kang Hyuk “ben… şey…” diye gevelerken Min Seo onun sözünü kesti:

“Kusura bakma Ji Ah’cığım, her şey çok ani gelişti… Sevgilime kızma, olur mu?” Ve uzanıp Kang Hyuk’un yanağına ateşli bir öpücük kondurdu. Kantindeki herkes “ooooo!” diye bağırıp alkış tutmaya başlayınca Ji Ah da kendini gülmeye zorladı. Kang Hyuk ve Min Seo’yla biraz daha konuştuktan sonra: “Neyse, benim gidip matematik ödevini tamamlamam gerekiyor, görüşürüz sonra,” dedi ve kaçar gibi uzaklaştı yanlarından.

Koşar adımlarla kantinden çıktığında artık tahammül sınırının sonlarına gelmişti. Bahçeye çıkıp kimsenin kendisini göremeyeceği bir köşeye geldiğinde ise o ana kadar tuttuğu gözyaşları, bir sel gibi boşandı gözlerinden…

Kang Hyuk… artık başkasının sevgilisiydi…

Bu o kadar beklenmedik ve o kadar büyük bir darbeydi ki, Ji Ah midesine sağlam bir yumruk yemiş gibi hissediyordu. Genç kız adeta fiziksel bir acı çekerek olduğu yerde iki büklüm, öylece kalakaldı…

Neden sonra kendini toparlayıp ayağa kalkmayı başardığında çoktan ikinci dersin ortasına gelmişlerdi… Ji Ah ayaklarını sürüyerek yürüdü, okul bahçesinden çıktı…

Önce nereye bile gideceğini bilmeden sokaklarda avare avare dolaştı. Sonra varoş mahallelerin birinde kirli bir kuaför gördü, hırsını saçlarından çıkarmak ister gibi içeri girip saçlarını kısacık, erkek gibi kestirdi! En sonunda ise kendini bir barda buldu: Ji Ah’nın ilk defa içki içmesi o güne rastlar…  Kafası güzel olunca yapay bir neşe gelmiş yüreğini doldurmuştu. Çılgın bir vurdumduymazlıkla kendini sahneye atmıştı Ji Ah: Sahnedeki rock grubu elemanlarıyla şarkı söylemeye başlamış, bayağı da iyi söylemişti. Öyle ki, üniversiteli gençlerden oluşan grubun gitaristi ona gruplarına katılması için teklifte bile bulunmuştu!

Ertesi günse, önce hiçbir şey olmamış gibi davrandı Ji Ah. Kang Hyuk’la her zamanki gibi kanka modunda takıldı, ona şakalar yapıp güldü. Görünüşte saçlarından başka bir değişiklik yok gibiydi. Ama sonra ikisi birlikte nehir yolundan eve dönerken pat diye:

“Ben liseden sonra okulu bırakmaya karar verdim,” demişti arkadaşına. “Bir rock grubunda şarkı söylemeye başladım. Bundan sonra üniversiteye hazırlanmakla falan vakit kaybetmeyeceğim! Hem yakında albüm yapınca ünlü olacağız, böyle dertlerim kalmayacak!”

Ama Kang Hyuk’un o zaman ona nasıl öfkelendiğini, “Buna izin vermeyeceğim, tamam mı? Notların çok iyi, harika bir üniversitede harika bir bölüm kazanacaksın, bu fırsatı nasıl tepersin, nasıl, haa?” diye onu kolundan tutup sarstığını iyi hatırlıyordu Ji Ah. İşte o anda kızın duyguları karmakarışık olmuştu: Bir yandan genç adamın canını yaktığı, onu üzdüğü için vahşi bir zevk almış ve onun kendisi için bu kadar endişelendiğini görüp fena halde mutlu olmuştu: Kendisi Kang Hyuk için önemliydi, hem de çok önemli! Yoksa neden saçmaladığı için ona bu kadar kızsın ki? Ama diğer yandan “yine de asla beni sevgili olarak görmeyecek,” diye düşünmüştü acıyla, “en yakın olduğumuzu zannettiğim zamanda gidip başkasıyla çıkmaya başladı… Kang Hyuk beni asla bir dosttan öte sevmeyecek…”

Ve o gün Ji Ah kendi kendine yemin etti: Verdikleri o sözü unutacaktı! O aptal konuşmayı hiç yaşanmamış sayacaktı! Zaten böyle bir hayalin gerçek olmasının da imkânı yoktu…

Ve böylece, Kang Hyuk’u tamamen aklından çıkarabilmek için bütün gücüyle uğraştı Ji Ah. Derslerine yoğunlaştı, iyi bir yeri kazandı. Üniversitede başkalarıyla tanıştı, birkaç sevgilisi oldu. Bu arada Kang Hyuk da Min Seo ile üniversitenin son sınıfına kadar bir dargın bir barışık çıkmaya devam etmişti. Ji Ah kıza bayılmasa da artık kabullenmiş, hatta onunla iyi arkadaş olmuştu; arada bir ikisiyle “acaba düğünüzüde hanginizin nikâh şahidi olsam??” diye şakalaşıyordu. Doğrusu iyi atlatmıştı, ilk aşkının verdiği büyük acıyı yenmişti! Daha doğrusu öyle zannediyordu…

…bu geceye dek…

Şimdiyse Kang Hyuk’un yaşlı gözleri aklından çıkmıyordu. Onun o perişan hali…

“Gerçekten unuttun mu…

Oysa ben bir gün bile unutmadım!”

Ve elbette gözlerinde çakan o vahşi ışıkla bağırışı: “Seni seviyorum, duy işte, sana yıllardır âşığım, SENİ DELİLER GİBİ SEVİYORUM!” Ve dudaklarına kapanıp kanatırcasına öpüşü…

Ji Ah istemsizce elini dudaklarına dokundurdu. Sanki… sanki onun dudaklarının dokunuşunu hâlâ hisseder gibi ürperdi bir an.

Sonra acıyla içini çekti. Gözlerinden yaşlar inmeye devam ederken: “Neden,” diye düşündü, “Neden beni bir kez daha paramparça ettin Kang Hyuk?! Neden tam da artık iyileşmişken o büyük yarayı yeniden kanattın?? Neden…”

Ve hıçkırıklara boğularak ağlamaya başladı…

*************************************************************

“Vay canınaaa, demek bunca zamandır Min Woo’yla çalışıyordun haa? Ji Aaaaah, çok şanslısııııın!”

Ji Ah hafifçe gülümseyip başını önündeki kahveye eğdi. İçinden: “Ah ne demezsin…” diye geçirse de bunu arkadaşına söyleyemezdi. Kızcağıza bütün olanları anlatacak olsa zavallı küçük dilini yutardı! O yüzden sadece Min Woo’nun yanında şoför olarak çalışmaya başladığını söylemiş, Kang Hyuk’un da kahyalık yapmaya başlamasından ve dün gece yaşananlardan hiç bahsetmemişti. Zaten artık bahsetmesine gerek yoktu: Bu sabah uyandığında Kang Hyuk çoktan gitmişti. Min Woo onun sabah erkenden kendisine gelip işten ayrılmak istediğini anlatmıştı Ji Ah’ya. Genç yıldız nedense çok şaşırmış görünmüyordu. Ji Ah ona biraz da çekinerek:

“Neden… istifa ettiğini size söyledi mi?” diye sorunca umursamazca elini sallamıştı:

“Kitapçı dükkanını idare etmesi için istediği gibi birini bulamamış… O dükkanın kendisi için önemli olduğunu, batmasına göz yumamayacağını söyleyip benden özür diledi. Elbette ben de anlayışlı bir patron olduğum için onun ayrılmasına izin verdim.”

Ji Ah çaktırmamaya çalışarak derin bir soluk aldı. Böylesi herkes için daha iyi olmuştu. Dün geceden sonra Kang Hyuk’la yüz yüze gelmeye cesareti yoktu.

Üstelik Min Woo ona da: “Bugünlük sen de izinlisin… Ben gün boyu sette olacağım zaten, sen de çık dolaş,” deyince genç kız iyice rahatladı. Doğrusu böyle bir araya gerçekten ihtiyacı vardı. O da uzun zamandır görüşemediği arkadaşı Young Hee’yi aradı: Genç kızın çocuksu neşesi ona her zaman iyi gelirdi.

Gerçekten de Ji Ah kendini şimdiden iyi hissediyordu: Young Hee onun şoför olarak çalışıyor olmasını hiç yadırgamamış, hatta feci halde imrenmişti. Heyecanla arkadaşını dürtüklüyor:

“Anlatsana, hadiiii, anlatsana, Cha Min Woo gerçekte de TV’de olduğu kadar şeker mi? Evde en çok ne yapmayı seviyor? En sevdiği yemekler neler? Ayyy, bir gün beni de onunla tanıştırırsın di miiiii?” diye neşeyle cıvıldayıp duruyordu. Ji Ah’ysa onun heyecanlı kıkırdamalarından fırsat buldukça gülerek cevap yetiştirmeye çalışıyordu. Young Hee onu ağzının içine düşecek gibi heyecanla dinledi, en sonunda büyük bir gıptayla içini çekti:

“Aaaahhh, ne şanslısın! Kim bilir Min Woo sayesinde daha kimlerle tanışacaksın?? Oysa bana bak, açıldığı günden beri nerdeyse her gün buraya geliyor, So Ji Sub’ı görmeye çalışıyorum ama bir kere bile ona rastlayamadım!”

Ji Ah gülümseyerek cevap vermeye hazırlanıyordu ki, birdenbire cafenin kapısı açıldı, tüm başlar giren kişiye döndü. Ji Ah neşeyle arkadaşının kolunu dürttü: “Ji Sub-şi’nin yerini tutmaz ama bak burda kim var?”

İçeri giren tüm güzelliği ve asaletiyle Hyo Rim’di: Genç kadın kendinden emin bir biçimde yürüyerek cafenin sipariş verme noktasına kadar ilerledi, hemen koşturarak onu saygıyla selamlayan baş garsona gülümsedi: “Merhaba Myung-a. Ji Sub Oppa belki buradadır diye geldim ama sanırım bugün de cafeye uğramadı, öyle mi?”

Baş garson saygıyla eğilip bükülerek: “Çok üzgünüm Hyo Rim-şi, kendisi sabah telefon etti, bugün işleri varmış…” deyince de bir an kısacık iç çekti, ama hemen sonra yine gülümsedi:

“Neyse, ne yapalım… Selamımı söylersiniz… Ben de gelmişken sizin ünlü kahveli pastanızdan şöyle büyük bir porsiyon alayım. Bugün sette ilk günüm, oradaki arkadaşlara götürmek istiyorum da…”

Baş garson: “Hemen efendim!” diyerek tezgah arkasına koştururken Hyo Rim hafifçe gülümsedi. Sağa sola bakmasa da cafedeki tüm başların ona döndüğünü ve insanların kendisini işaret ederek neşeyle konuştuğunu biliyordu. Genç kadın siparişin beklendiği kısma doğru ilerlerken göz göze geldiği müşterilere hafif bir baş selamıyla gülümsüyordu. O sırada, ileriki masada oturan ve kendisine ısrarla bakan iki kızı gördü. Bir an durakladı. Kızlardan biri fena halde tanıdıktı…

O sırada kendisine tanıdık gelen kısa saçlı kız gülümseyerek başıyla selam verince Hyo Rim birden hatırladı: Bu Min Woo’nun şoförüydü yahu! Genç adamla reklam çekiminde karşılaşmışlardı… Hyo Rim “Bu kadar güzel yüzlü olduğu için onu kız zannettim, hay Allah…” diye kendi hatasına güldü. “Yanındaki kız arkadaşı olmalı…” Sonra o da gülümseyerek Min Woo’nun şoförüne selam verdi.

Young Hee ise nerdeyse heyecandan bayılacaktı:

“İnanmıyoruuuuuum! Hyo Rim-şi sana gülümsedi! Sana selam verdi!! Ottukeee??? Ji Ah, sen şimdiden ünlülerle arkadaş olmuşsun, ne güzel yaaa!”

Ji Ah hafifçe sırıttı: Galiba Young Hee’ye Kökler dizisinde ufak bir rol aldığını söylemek için iyi bir zaman değildi. Kız bu kadarcık şeyden bile heyecanlanıyorsa figüran olduğunu duyunca şoka girerdi. O yüzden önündeki kahveyi işaret etti:

“Hadi hadi kahveni soğutma, ona o kadar para verdik! So Ji Sub güzel yüzünü gösterme ihtimali sayesinde paraları götürüyor maşallah!”

Young Hee kıkırdadı: “Doğru söylüyorsun! Neyse, kendisini göremesek de Hyo Rim-şi’yi gördük, o yüzden bugünlük Ji Sub-şi’yi affediyorum!” Ji Ah da gülerek kendi kahve kupasını kaldırdı, Young Hee’ninkine kadeh tokuşturur gibi çarparken: “Di mi yaa? O zaman Ji Sub’ın şerefine!” diye bağırdı.

İki arkadaş neşeyle kahvelerini yudumlarken Hyo Rim de pastasını almış, cafeden ayrılmıştı…

*************************************************************

Min Woo o gün sette fena halde keyifsizdi. Genç adam kendi sahnelerini zorlanarak tamamladı, sonra bir süre ara verip yapımcı şirketin devasa binasındaki dinlenme odalarından birine çekildi. Bir süre uyuduktan sonra kendine geleceğini umuyordu.

Önceki gece nerdeyse hiç uyuyamamıştı: Ji Han’ı öpmek üzere olduğu o an aklından çıkmıyordu. Onu gıdıklarken çocuğu öpmek öyle doğal görünmüştü ki… Ama nasıl böyle düşünebildiğini şimdi aklı almıyordu; Ji Han erkekti ulan, erkek!

Ya o şahit olduğu öpüşme sahnesi?? Min Woo Ji Han’ı zorla öpen Kang Wook’u düşününce öfkeyle yumruklarını sıktı; nedense duruma fena halde bozulmuştu. Nerdeyse Kang Wook’un yakasına yapışıp “kovuldun pislik!” demek isteyecek kadar bozulmuştu bu işe. Neyse ki o sabah Kang Wook kendisi gelip istifasını bildirmişti. O da bütün gece uyumamış gibi görünüyordu, gözlerinin altı halka halkaydı. Min Woo hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi: “Pekala… Sen nasıl istersen…” deyip genç adamın istifasını kabul etmişti, ama aslında içten içe büyük bir rahatlama duymuştu. Yoksa aynı evin içinde üçü birden yaşamaya nasıl devam ederler, bilemiyordu. Durum tek kelimeyle uygunsuz olurdu… Uygunsuz ve çok garip…

Min Woo dinlenme odasında kısacık bir süre kestirdi, ama bu bile ona iyi geldi. Sonra gözlerini açıp gene aynı düşüncelerin beynine üşüştüğünü görünce iç çekip ayaklandı: Daha fazla uyuyamayacaktı, iyisi mi sahnelerini bir an önce tamamlayıp eve gitmeliydi…

Böyle düşünüp üst kattaki stüdyoya çıkmak üzere asansöre doğru ilerledi. Asansör çağırma düğmesine bastı.

Yukarı çıkan asansör olduğu katta durup kapısı açılınca Min Woo şaşkınlıkla durakladı: İçeriden Hyo Rim, elinde bir pasta kutusuyla şaşkınca kendisine bakıyordu.

“Ah… Merhaba Min Woo,” dedi Hyo Rim kendisini toparlayıp yüzüne hafif bir gülümseme kondururken. Min Woo da: “Selam…” diye mırıldandı, ama sesi gönülsüz çıkmıştı. Sonra içeri girdi ve 11. Kat düğmesine basmak üzere panele uzandığında zaten basılmış olduğunu gördü. Hyo Rim onu göz ucuyla süzüyordu, hafifçe gülümsedi:

“Ben de stüdyoya çıkıyorum… Unuttun mu, birazdan birlikte ilk sahnelerimizi çekeceğiz!”

Min Woo sıkıntıyla somurttu: Unutmamıştı, eski sevgilisinden ilk görüşte etkilenmiş rolü yapacağı aptal sahnelerin çekileceği düşüncesi sabahtan beri canını sıkan şeyler arasında (Kang Wook ve Ji Han konularından sonra) üst sıralara oynuyordu.

“Unutur muyum, o sahneleri çekmeyi dört gözle bekliyorum!” dedi alaycı bir tavırla.

Hyo Rim birden kalbinin kırıldığını hissetti: Son olanlardan sonra araları biraz olsun düzelir sanmıştı, ama anlaşılan Min Woo her zamanki uyuzluğundaydı. Genç kız elindeki pastayı çocuğun suratına geçirme hissini zorlukla zaptederken sinirle:

“Eminim öyledir,” diye söze başladı, “Dövüş sahnelerinde ne kadar yeteneksiz olduğunu biliyoruz, sen ancak böyle sakin sahneler çekebilirsin ne de olsa!”

Min Woo’nun gözleri öfkeyle irileşti: Genç adam bir hışımla eski sevgilisine döndü: “Hah! Sen onu bile doğru dürüst yapa- AYYYYYY!”

Fate/Stay Night – Unmei no Yoru

Birdenbire sağlam bir sarsıntıyla lafı yarıda kaldı ve asansör iki kat arasında durdu! Min Woo korkuyla bir çığlık atmış, az önce boğmak istediği kızın boynuna sarılmıştı. Aynı anda elektrikler de gitti. Acil durum lambasından yayılan cılız ışığın altında kalınca Min Woo’nun ödü kopmuştu! Genç yıldız kapıyı yumruklayıp bağırmaya başladı:

“N’oluyo yaa?? Annecim, çıkarın, çıkarın beniii!” Çocuk o kadar çok bağırıp gürültü yapıyordu ki Hyo Rim:

“Bi’ sessiz durur musun?! İzin ver de asansörde kaldığımızı haber vereyim!” diye kendisi de bağırmak zorunda kaldı. Min Woo bunun üzerine çenesini kapamayı akıl edebildi, ama gözleri hâlâ korku doluydu. Hyo Rim asansördeki acil telefonuna uzandı, karşısına çıkan kişiye durumu anlattı. Telefonu kapadıktan sonra Min Woo’ya döndü:

“Önemli bir şey yok, elektrikler gitmiş… Hemen gelmesini bekliyorlarmış ama bina görevlisi bey yine de bizi asansörden çıkarmak için birilerini göndereceğini söyledi.”

Min Woo cevap bile veremeyip korkuyla baktı onun yüzüne. Hyo Rim onun korkaklığına gülmeden edemedi:

“Omoo, şu koskoca Cha Min Woo’ya da bakın siz! Asansörde kaldı diye ödü koptu zavallıcığın!”

Ama aynı anda Min Woo’nun normal olmayan halini fark etti ve kaygıyla durakladı: Çocuğun yüzü loş ışıkta bile fark edilecek derecede renksizleşmiş, gözleri korku ve panikle açılmıştı. Hyo Rim endişeyle onun kolunu tuttu:

“Sen iyi misin? Biraz oturmak ister misin?”

Min Woo ise fısıltı gibi çıkan bir sesle:

“Ben… Benim klostrofobim var… Nefes alamıyorum…” dedi ve öksürmeye başladı. Öyle çok öksürüyordu ki, ayakta duramadı ve yığılırcasına yere oturdu. Hyo Rim’se fena halde korkmuştu, hemen çocuğun başına çöktü, onun gömleğinin üst düğmelerini açıp yüzünü yelpazelemeye başladı. Bir yandan da:

“Min Woo bana bak! Bana bak dedim! Bir şey yok, birazdan burdan çıkacağız, bir şey yok tamam mı?!” diye bağırıyordu. Min Woo korkuyla onun koluna yapıştı. Genç çocuk gerçekten de nefes almakta zorlanıyordu, Hyo Rim onun bir çeşit panik atak geçirdiğini fark etmekte gecikmedi. Min Woo’nun iki kolundan sıkıca tuttu, onu kendi gözlerinin içine bakmaya zorladı:

“BANA BAK! Bir şey yok, tamam mı, BİR ŞEY YOK! Şimdi benimle birlikte nefes alıp vermeye başlayacaksın! Haydi, benle birlikte: Nefes al, nefes ver… Al… ver… Evet, işte böyle!”

Min Woo’nun gözleri hâlâ korkuyla dolu olsa da Hyo Rim’in dediğini yaptı. Bir yandan da geçmişinden gelen o korkunç anılarla baş etmeye çalışıyordu: Babası onu cezalandırmak için sık sık karanlık bir odaya hapsederdi. Küçük çocuk ağlaya ağlaya uyuyup kalırdı… Min Woo gözlerini sıkıca yumup bu anıları uzaklaştırmaya, Hyo Rim’in yaptığı gibi nefes alıp vermeye odaklandı. Nefes al… nefes ver… nefes al… nefes ver…

Az sonra nefes alışverişleri düzene girmişti. Hyo Rim coşkuyla: “Aferin! İşte böyle!” diye bağırdı ve dayanamayıp onu kucakladı. Min Woo da boğulmak üzere olan bir adamın can havliyle kurtarıcısına yapışması gibi sıkıca sarıldı ona. Başını kızın omzuna gömerken kesik kesik solumaya devam ediyordu.

Hyo Rim’se birdenbire tuhaf duygularla dolmuştu. Kollarının arasında tuttuğu bu güçsüz, yardıma muhtaç insan, biraz iyileşince yeniden kendisinden nefret etmeye başlayacaktı… Ne acıklı… Ama genç kız yine de ona karşı kalbinde giderek büyüyen bir merhamet hissetmekten kendini alamıyordu. Büyük bir merhamet… ve sevgi. Hyo Rim, daha iki dakika önce suratına pasta fırlatmak isteyecek kadar öfkelendiği bu adama karşı ne kadar zayıf olduğunu düşününce dudakları hüzünlü bir gülümsemeyle büküldü… Ve genç kız, büyük bir şefkatle, hâlâ kendi göğsünün üzerinde kalbinin hızlı hızlı atışını hissettiği genç adamın sırtını hafifçe patpatlamaya başladı.

Gerçekten de işe yaramıştı: Min Woo sırtını okşayan yumuşak dokunuşlar ve Hyo Rim’in o tanıdık kokusu ile kısa süre içinde sakinleşti, kalp atışları ve nefes alıp verişleri normale döndü. Genç adam bir an bu güzel kızın beyaz boynundan kendi yanağına yayılan sıcaklığı içine çekmek ister gibi gözlerini kapatıp öylece durdu. Sonra birden, yaptığı şeyin uygunsuzluğunu fark edip yavaşça geriye çekildi. Aynı anda Hyo Rim de kendine geldi. Sesine mesafeli bir ton takınmaya çalışarak:

“Daha iyi misin?” diye sordu.

“Hıhı, evet…” diye mırıldandı Min Woo. Ve gözlerini kaçırırken biraz gönülsüzce de olsa ekledi: “Sağol..”

Hyo Rim hafifçe gülümsedi. Sonra aldırmaz bir tavırla az ilerideki pasta kutusunu işaret etti: “İstersen biraz pasta atıştırabiliriz… Şekerli birşeyler yemek moralimizi düzeltip sabretmemize yardımcı olur…”

Min Woo bir an diyetini düşünüp itiraz edecek oldu, ama sonra vurdumduymazlıkla “her neyse…” diye mırıldandı. Şaka maka karnı da bayaa acıkmıştı hani! Onun itiraz etmediğini görünce Hyo Rim neşeyle pasta kutusuna uzandı.

Böylece iki asansör tutsağı 51 Cafe’nin ünlü kekini afiyetle yemeye başladılar. Min Woo ağzı dolu dolu:

“Mmmm, bayaa iyiymiş,” diye mırıldandı, “Nerden aldın?”

“51 Cafeden,” diye cevap verdi Hyo Rim. Sonra birden aklına gelen haberin ilginçliği ile ekledi: “Ah, bu arada pastayı alırken senin şoförünü de aynı cafede kız arkadaşıyla gördüm!”

Min Woo’nun koca bir lokma keki ağzına götürmekte olan eli birdenbire havada asılı kaldı. Genç adam dehşetle kıza baktı:

“NE?!”

Hyo Rim onun sert çıkan sesini duyunca şaşırmıştı: Niye böyle bir tepki vermişti ki? Min Woo’ysa kendini ele verdiğini anladı ve kekeleyerek durumu düzeltmeye çabaladı:

“Ahah, yani, şeyy… Kız arkadaşı olduğunu nerden anladın? Belki de normal arkadaşıydı…”

“Olabilir tabii,” diye omuz silkti Hyo Rim. “Sadece çok samimi görünüyor, kafa kafaya vermiş gülüşüp duruyorlardı. Yani çok yakın oldukları kesin… Ama sadece samimi arkadaş da olabilirler tabii…”

“Normal arkadaşıdır… Ji Han’ın bir kız arkadaşı olamaz!” diye kestirip attı Min Woo. Ama nedense suratı asılmıştı. Hyo Rim ona şüpheyle baktı. Bu ne öfke, bu ne celaldi be?

“Neden olamayacakmış?” dedi şaşkınca. Sonra birden aklına gelen ihtimalle gözleri irileşti: “Yoksa?!… Yoksa şoförün gay mi??”

Bu defa ağzına attığı kek Min Woo’nun boğazında kaldı! Genç aktör bir yandan öksürürken bir yandan da: “Ne alâkası var yaa??!” diye bağırdı, “Zavallı Ji Han’ın güzel bir yüzü var diye neden herkes onu gay zannediyor?? En yakın arkadaşları bile ona asılırken zavallıcık normal bir hayat süremeyecek mi?!”

Hyo Rim iyice şaşkınlaşmıştı, ellerini kaldırdı: “Tamam tamam, bir şey demedim… Niye bu kadar öfkelendin ki? Onu benden başka gay zannedenler de mi oldu?!”

“Aynen öyle!” diye bağırdı Min Woo, hızını alamamıştı. Sonra birden ses tonu düştü. Genç adam suratını astı, gözlerini kaçırıp mırıldandı: “Dün gece kahyamı Ji Han’a ilân-ı aşk ederken yakaladım…”

“NEEEEEYYYY????” Hyo Rim sahneyi gözünün önüne getirdi: Min Woo’nun kahyası, şoförüne…

Gotye – Somebody that i used to know

Genç kız birdenbire kahkahalarla gülmeye başladı. Min Woo ona şaşkın, biraz da bozulmuş bir biçimde bakınca da kahkahalar arasında:

“A-afedersin! Sadece… ” diye açıklama yapmaya çabaladı, “Ben sadece olayın komikliğine takıldım: İki erkek çalışanının aşk sahnesine mi şahit oldun?! Olaya bak! Hem de kahya şoföre diyosun… Ahahahah!”

Genç kız gözleri yaşaracak kadar gülerken karşısında somurtuk bir biçimde oturan Min Woo’nun da hiç istememesine rağmen yüzü gevşedi, genç adam birdenbire kendini Hyo Rim’in kahkahalarına katılırken buldu. Hyo Rim arada bir gözlerini siliyor, bir yandan da:

“Ay ölücem! Allah’tan evinde bahçıvan, uşak falan çalışmıyor, yoksa düşünsene, kahya şoföre, şoför bahçıvana, bahçıvan uşağa, sonra hepsi uşağa…!” deyip yeniden kopuyordu! Min Woo’nun da siniri bozulmuştu, Hyo Rim olayı böyle canlandırınca kendisi de gülmesine engel olamadı. İki genç uzun süre karşılıklı kahkahalar attılar. En sonunda susabildikleri zaman Min Woo’nun gülmekten yanak kasları ağrımıştı:

“Aaahh, ağzım uyuştu,” dedi ve elleriyle yanaklarını mıncıklamaya başladı: “Senin yüzünden ağız kenarı kırışıklıklarım olacak!”

“Ama fena mı oldu, ben şahsen ne zamandır böyle gülmemiştim,” dedi Hyo Rim hâlâ sırıtarak. Min Woo gözlerini kaldırdı ve onunla göz göze geldi: Genç kız gülmekten yorulmuştu, hızlı hızlı soluyordu. Yanakları loş ışıkta bile fark edilecek kadar pembeleşmiş, saçlarının düzgün topuzuysa hafifçe dağılmıştı. Min Woo onun böyle doğallık içinde neşeyle gülerken ne kadar tatlı olduğunu düşünmeden edemedi.

Tam o anda birdenbire asansörün ışıkları yandı, ve kabin hareket etti. Min Woo gene ilk anda “annecim!” diye ufak bir çığlık atmıştı, ama Hyo Rim hemen sevinçle:

“Korkma! Elektrikler geldi, hareket ediyoruz!” diye onun kolunu sıktı.

Gerçekten de asansör sorunsuzca yükseldi ve 11. Katta durdu. Kapı açılır açılmaz Hyo Rim dışarı çıkıp derin bir nefes çekti: “İşte özgürlük!”

Ve gülerek elini uzattı, hâlâ dizleri titreyen Min Woo’nun elini tutup onu kabinden çıkardı.

Min Woo başını kaldırdı ve kendisine gülen gözlerle bakan eski sevgilisine baktı. Genç adam şaşkındı, Hyo Rim’i uzun zamandır böyle gülen gözlerle kendisine bakarken görmediğini düşündü. Oysa… gülmek ne çok yakışıyordu ona! Min Woo kafası karışmış bir biçimde durakladı. Çok tuhaf, ama… gözlerini onun güzel yüzünden alamıyordu.

Ancak aynı anda arkalarında bir ses:

“Hyo Rim-a! Nasılsın benim tatlı kardeşim??”

Diye çınlayıverdi.

Hyo Rim merakla arkasını döndü ve genç kızın gözleri sevinçle açıldı: Hemen Min Woo’nun elini tutan elini bıraktı ve kendisine neşeyle gülümseyen aktörün kucağına koşturdu:

“Ji Sub oppa! Aman Tanrım, seni ne zamandır görmüyorum! Nerden çıktın böyle?!”

So Ji Sub genç kıza sevgiyle sarıldı, sonra gerçekten kardeşiymişçesine onun burnuna hafif bir fiske vurdu:

“Bugün cafeye uğradığın haberini aldım… Sonra dedim ki ne zamandır bizim kızı görmüyorum, hazır buralardayken sete uğrayıp bir halini hatrını sorayım.” Sonra hafifçe sırıttı: “Ama bizim kız yarım saattir ortalarda yok! Nerdeyse gidiyordum…”

“Ah sorma başımıza gelenleri, elektrikler gidince asansörde kaldık!” diye feryat etti Hyo Rim ve gülmeye başladı: “Neyse ki akıl sağlığımızı kaybedecek kadar kapalı kalmadan kurtulduk ordan. Değil mi Min Woo-şi?”

Böyle dedi ve arkalarında durup onları taşlaşmış gözlerle izleyen Min Woo’ya dönüp gülümsedi.

Min Woo’nunsa suratı sirke satıyordu. Genç yıldız somurtarak:

“Ya… Aynen…” diye cevap verdi. Hyo Rim onun bu tavrına şaşkın gözlerle bakarken So Ji Sub tüm sempatikliğiyle güldü:

“Sevgili Cha Min Woo şoku henüz üzerinden atamamış… İsterseniz siz içeri geçip birer bardak yeşil çay için de kendinize gelin… Ben zaten gidiyorum…” dedi ve Hyo Rim’in: “Ama oppaaa… Daha konuşamadık bile…” diye sızlanmalarına aldırmadan: “Üzgünüm tatlım, ama bir fotoğraf çekimim var, ona geç kalıyorum… Başka zaman bol bol konuşur hasret gideririz,” deyip onu iki yanağından öptü.

Min Woo ise bu sahneyi büyük bir hınçla izliyordu. İçinden: “Pis herif…” diye geçirdi, “Ne mal olduğunu bilmesem ben bile bu samimi hallerine inanacağım…”

Ve kendi kendisine fena halde öfkelendi: Az önce Hyo Rim’e olan büyük nefretini unutup onu sevimli bulduğu için kendisine kızarak arkasını döndü, Ji Sub sunbae’ye veda etme nezaketi bile göstermeden çekti gitti…

*************************************************************

“Gerçekten miiii??? So Ji Sub sete mi geldi yaniii???”

Min Woo somurttu: Ne vardı ulan bunda bu kadar büyütecek?? Hoşnutsuzlukla:

“Evet, ne olmuş yani?” diye homurdandı, “İmza mı isteyecektin yoksa?”

“Evet, tabii ki!” diye neşeyle bir çığlık attı Ji Ah. “So Ji Sub benim en sevdiğim aktördür!” Sonra bir an durakladı ve telaşla ekledi: “Sizin ardınızdan tabii… İkinci en sevdiğim demek istedim…”

Min Woo’yu bu açıklama bile tatmin etmemişti, genç yıldız somurtmaya devam ederek:

“Hıh, aktörlüğü de matah bir şey olsa,” diye mırıldandı. Bir an sustu, ama gazını alamamış olmalı ki saydırmaya devam etti: “Hadi genç kızları biraz anlıyorum: Olgun erkekler onlara çekici gelir, So Ji Sub da kırkına yaklaşan yaşlı bir adam olduğuna göre böyle saf kızların aklını başından alması bir anlamda doğal sayılır… Ama Ji Han, senin gibi akıllı bir genç adam So Ji Sub’ı neden sever ki?! İşte bunu aklım almıyor!”

Ji Ah kendi kendine sırıttı: Ah bir bilsen o akıllı genç adam dediğin şoförünün genç ve sağlıklı bir kız olduğunu, diye geçirdi içinden… Ama hemen kendini toparladı, ciddi bir sesle:

“Misa’daki rolünden sonra kendisini çok takdir etmiştim efendim,” diye cevapladı. “Ona olan hayranlığım tamamen bunun üzerine kuruludur, fiziksel özelliklerinin bununla hiçbir ilgisi yok!”

Min Woo dudak büktü. Ama başka bir şey demedi. Şoförünün bu nefret ettiği adama hayranlık duyması gururunu biraz incitse de yapacak bir şey yoktu.

Sonra birden, canının eve gitmek istemediğini fark etti. Kıza döndü:

“Haydi, nehir kıyısına inip içelim! Bugün çok stres yaşadım, biraz olsun kafa dağıtmak istiyorum!”

Ji Ah şaşkınca saatine baktı: “Ama efendim, saat geceyarısına yaklaşıyor… Yarın sabah yine erkenden sette olmanız gerekmiyor mu?”

“Umrumda değil! Hadi, sana ne diyorsam onu yap! Şurda bir yerde durup bira alalım ve nehir kenarında içelim!” diye tutturdu Min Woo. Ji Ah yorgunlukla içini çekti ve “emredersiniz…” diye mırıldandı. Min Woo bir şeyi tutturdu mu ondan vazgeçirme imkânı olmadığını çoktan öğrenmişti…

Az sonra iki kafadar ellerinde birer şişe bira, nehir kenarındaki bankların birine oturmuş karşıda görünen şehrin ışıklarını seyrediyorlardı. Min Woo şoförüne kaçamak bir bakış attı: Ona dünden beri sormak istediği o kadar çok şey vardı ki, genç adam nereden başlayacağını bilemiyordu. Mesela Kang Wook’un Ji Han’ı delirmiş gibi öpmesinin ona neler hissettirdiğini delice merak ediyordu. Ji Han onun gay olduğunu daha önceden biliyor muydu, yoksa yeni mi fark etmişti acaba? Öte yandan, bir de kendisiyle Ji Han arasında geçen o tuhaf sahne vardı ki, düşündükçe Min Woo’nun hâlâ yüzü kızarıyordu. Gerçi bu akşam Ji Han kendisini setten almaya geldiğinden beri oldukça doğal davranıyordu; aralarında hiçbir şey geçmemiş gibiydi. Ama Min Woo yine de kendisinin gay olmadığını şoförüne açıklamak için sabırsızlanıyordu; genç yıldız muhabbete bir giriş yolu bulmak için kıvranmaktaydı.

Ji Ah ise dalgındı. Min Woo’nun kendisini öpmek üzere oluşunun şaşkınlığı Kang Hyuk’un beklenmedik ilân-ı aşkının sürprizinden sonra silinip gitmişti. Genç kız Min Woo’nun davranışındaki tuhaflığı sorgulayacak durumda değildi bile. Onun aklı dünden beri Kang Hyuk’a takılmıştı: Acaba şimdi ne yapıyordu? Kesinlikle çok üzgün ve pişmandı; Ji Ah emindi buna. Ama… ama bir yandan da bunca yıldır içinde taşıdığı yükten kurtulduğu için bir rahatlama hissediyor muydu acaba? Kendisi bu yükten kurtulurken… onu şimdi Ji Ah’nın omuzlarına yüklediği için… Hem neden daha önce bir şey söylememişti? Neden bunca yıl beklemişti?? Eğer kendisine bu kadar âşıksa senelerce süren Min Seo muhabbeti de neydi?!

“Öhöm… Eşcinsellik hakkında ne düşünüyorsun Ji Han?”

Min Woo’nun damdan düşer gibi gelen bu sorusuyla Ji Ah birden daldığı düşüncelerden ayıldı. Şaşkınca patronuna baktı. “Efendim?”

Min Woo’ysa şaşkın ve korkulu bir biçimde dudaklarını ısırdı: “Yuh lan, bodoslama girişin de bu kadarı!” diye küfretti kendine. Şoförünün Kang Wook’la ikisinin olayına şahit olduğundan haberi yoktu, Min Woo hemen durumu düzeltmeye çabaladı:

“Ehem, yani, şeyy… Muhabbet olsun diye sordum, sakın yanlış anlama! Yani dün geceyle… yani şeyy… sen ve benim olayımızla bir ilgisi yok!”

Kahretsin! Kang Wook’tan bahsetmemek için kendi öpücüğünü ortaya atmak da neydi şimdi?! Min Woo durumu iyice batırdığının farkında, artık nerdeyse kontrolünü kaybetmiş bir biçimde can havliyle atıldı:

“Hayır! Ben eşcinsel değilim! Valla değilim!”

Ji Ah ağzı açık bakakaldı ona. Sonra birden, dün gece çocuğun kendisini öpmek istercesine üzerine doğru eğilmesini anımsadı ve jeton düştü: Doğru ya! Bir de o olay vardı, değil mi…

Aynı anda Min Woo’nun histerik bir biçimde: “Valla ben eşcinsel değilim!” diye bağırdıktan sonra sokak fenerinin loş ışığında bile fark edilecek kadar kızarmış olduğunu fark etti ve…

Birdenbire gülmeye başladı. Bir yandan da içinden: “Zavallı Min Woo’cuk… Eşcinsel değilsin tabii, ben de erkek değilim zaten…” diye geçiriyordu. Ama bunu patronuna söyleyemezdi elbette, o yüzden onun içini başka türlü rahatlatmaya çabaladı:

“Elbette biliyorum efendim, neden öyle olduğunuzu düşündüğümü zannettiniz ki? Eğer dün geceki gıdıklama oyunumuzdan bahsediyorsanız, biz yalnızca eğleniyorduk. Ta ki size yeniden uyku bastırıp başınız benim omzuma düşene kadar…”

Min Woo birden feci halde rahatladı: Oh beee, çocuk kendisini öpmek üzere olduğunu anlamamış, sadece yorgunluktan sızıp kaldığını zannetmişti! Min Woo sevinçle:

“Öyle ya! O sırada benim o kadar çok uykum vardı ki, başımı tutacak halim bile yoktu, öylece uyuyakalmak üzereydim…” Bunu deyip derin bir nefes aldı, yeniden gülümsemeye başladı. Ji Ah onu yüzünde acımayla karışık hafif bir gülümsemeyle seyrediyordu: Ah be çocuk, ne kadar safsın, diye geçirdi içinden. Ne düşündüğün öyle belli ki… Ve seni kandırmak öyle kolay ki…

jaejoong – for you it’s separation to me it’s waiting 

Min Woo ise neşeyle sırıtarak birayı fondiplemişti. Tam o sırada gökyüzünde bir yıldız kaydı. Min Woo heyecanla bağırdı:

“Yıldız kaydı! Yıldız kaydı Ji Han! Hadi dilek tutalım!”

“Tamam,” dedi Ji Ah hafifçe gülümseyerek ve gözlerini kapadı. İçinden: “Kang Hyuk’u elimden alma, ne olur Tanrım,” diye geçirdi, “Onun dostluğu olmazsa ben, ben olamam…”

Min Woo’ysa içindeki müthiş rahatlamayla gülümsemeye başlamıştı. Alkolün dumanladığı aklında yanıp sönen ilk dilek: “Ah… Şu anki huzuru hiç kaybetmesem keşke…” oldu: Kışın ortasında olmalarına rağmen kendilerini üşütmeyen bir hava… Gecenin karanlığında karşıdan görünen şehir ışıkları, nehrin yaldızlanan sularının hafif şıpırtıları, ve yanındaki bu çocuk… Min Woo başını çevirip yanındaki güzel yüzlü çocuğa baktı, sevgiyle gülümsedi. Onun varlığı gerçekten kendisine iyi geliyordu.

Ji Ah ise hülyalı gözlerini gökyüzüne dikmişti.

“Kayan yıldızlara bakıp neden dilek tutarız, biliyor musunuz?” dedi birdenbire. Min Woo şaşkınca ona döndü ve başını iki yana salladı: “Hayır. Nedenmiş?” Ji Ah gözlerini Min Woo’ya çevirdi ve tatlılıkla gülümsedi:

“Kayan yıldızlar aslında bir insana âşık olmuş olan meleklerdir,” diye söze başladı. “Oysa meleklerin insanların dünyasına gelmesi aslında yasaktır, onlar bizi sadece uzaktan seyredebilirler… Ama bazen, içlerinden birisi, dünyada izleyip korumakla görevli olduğu insana âşık olur… İşte o zaman o insana sadece uzaktan bakmak ona yetmez olur… Ve yanacağını bile bile dünyaya gelmeye kalkışır…”

Ji Ah bakışlarını Min Woo’dan alıp tekrar gökyüzüne çevirdi. Yüzünde hafif buruk bir anlam vardı. Ama dudaklarında tatlı gülümsemesi hâlâ duruyordu.

“İşte o gördüğümüz ışık topları, aslında insanların dünyasına girmeye çalışan meleklerdir: Yanacaklarını bile bile ateşe koşan melekler… Ancak tam da yanacakları anda Tanrı’ya yakarırlar: “Tanrım! Ben cezama razıyım; ama ne olur benim aşkıma şahit olan insanoğullarını mutlu et!” Ve Tanrı da onların bu fedakârlığını karşılıksız bırakmaz: Onların aşkından yanmasına şahit olan tüm insanların o anki dileklerini kabul eder… İşte böyle…”

Min Woo büyülenmiş gibi baktı ona. Dili tutulmuştu sanki. Bu hikâye nedense içine fena dokunmuştu. Ji Ah’ysa ona dönüp gülümsedi:

“Annemin anlattığı bir masaldı… Biz çok küçükken yaz aylarında evimizin terasına çıkar, yıldızları seyrederek uyurduk… Uykuya dalmadan önce annem ablamla bana masallar anlatırdı. Bu da onlardan biri işte…”

Min Woo’nun hâlâ bir şey demeden onu izlediğini görünce hafif bir utangaçlıkla elini salladı: “Aaah, biliyorum, siz şimdi “atma Ji Han, o dolap kadar evin neresinde teras var??” diyorsunuz değil mi… Ama biz önceden… yani, annemle babamın vefatından önce şimdikinden birkaç sokak yukarıda müstakil, iki katlı bir evde otururduk…” Ji Ah burukça gülümsedi, ve hafif bir sesle sözlerini tamamladı: “Ama babamın vefatından sonra borçlarımızı ödemek için evimizi satmak zorunda kaldık…”

Min Woo birden ne diyeceğini bilemedi. Beceriksizce kıpırdandı, sonra acemi bir biçimde: “Şeyy… Çok üzüldüm, başın sağolsun…” diye mırıldandı. Ji Ah buruk da olsa gülümsemeye devam ediyordu: “Teşekkür ederim… Neyse işte, annemin anlattığı bir masaldan nerelere geldik…” Sonra soran gözlerle patronuna baktı: “Ne dersiniz, artık kalkalım mı? Geç oldu, ayrıca hava giderek soğuyor, biraz daha dışarıda kalırsanız üşüteceksiniz…”

Min Woo gözlerini çocuğun yüzünden ayırıp kendini toparlamaya çabaladı:

“Evet… Doğru diyorsun… Hem yarın sabah erkenden sette olmam gerek…”

Böyle deyip ayağa kalkmak üzere bir hamle yaptı. Ama bir defada fondiplediği bira hiç fark etmeden onu çakırkeyif yapmıştı bile; genç adam birden dengesini kaybetti, olduğu yerde yalpaladı.

“Min Woo-şi!”

Ji Ah şimşek gibi fırlayıp ayakları birbirine dolanan genç adamı düşmeden yakalamıştı. Min Woo’nun yüzüne endişeyle baktı:

“İyi misiniz?! Bir şey olmadı, değil mi?!”

Min Woo ise yüzünü şaşkınca ona çevirdi ve midesine bir yumruk yemiş gibi oldu: Ji Han, kendi kolunu sıkı sıkı tutuyordu. Güzel gözleri endişeyle kendisine çevrilmişti. Min Woo onun saçlarından, boynundan yükselen kokuyu hissetti ve iyice başı döndü: Ji Han’ın kokusu… Hayır, hiçbir parfüme benzemiyordu bu koku. Ama çok, çok güzeldi… Min Woo şoförünün kendisine çok yakın duran yüzüne baktı, ve şaşkınca yutkundu: Ji Han’ın pürüzsüz teni… Burnunun üzerindeki hafif çiller… Bir şey söylemek üzere bekler gibi hafifçe aralanmış, güzel, pembe dudakları…

Genç adam kıza büyülenmiş bir biçimde bakıyor, gözlerini ondan alamıyordu. Sonra kızın cevap beklediğini fark etti ve aklını toplamaya çabaladı:

“Ben… ben iyiyim… Şeyy, başım dönüyor biraz…”

“Gelin, bana yaslanın, arabaya kadar birlikte yürüyelim…” dedi Ji Ah tüm iyi niyetiyle. Ve çocuğun kolunu kendi omzuna aldı, ona elinden geldiğince destek olmaya çabalayarak: “Haydi, araba çok uzak değil zaten, ha gayret…” deyip onunla birlikte yürümeye başladı.

Min Woo’ysa…

Bundan daha birkaç gün önce olsa hemen Ji Han’ın elinden kurtulur, “tamam, ben kendim yürüyebilirim!” diye diklenirdi. Birdenbire duygusallaşmasını alkole ve Ji Han’ın acıklı hikâyesine bağlardı. Ji Han’ın güzelliğini “nerdeyse benim kadar güzel… kız olsa çok hoş olurmuş…” diye hafif bir kıskançlıkla kabullenirdi.

Ama Min Woo fark ediyordu ki, artık bunların hiçbirini yapamıyordu: Şoförünün kendi kolunu omzuna alıp onun belinden tutarak kendisini arabaya kadar yürütmesi çok, çok hoşuna gidiyordu. O kadar ki, bu kısa yol hiç bitmesin istiyordu Min Woo. Kendisininkine yaslanan bu ince ama güçlü beden, artık onun dokununca ateşe değmiş gibi kaçtığı değil, dokunmaktan mutluluk duyduğu bir insana aitti… Bu insan erkek olsa bile!

Min Woo zihni alkolle bulutlanmış olsa da, bir tek şeyi bütün berraklığı ile anlamıştı:

Ji Han’dan çok… ama çok hoşlanıyordu…

-Dokuzuncu Bölümün Sonu-

Reklamlar

37 thoughts on “Dokuzuncu Bölüm – “Ji Han’ın bir kız arkadaşı olamaz!”

  1. Eğlenceli bir bölümdü okurken sürekli kıkırdadım hatta arada kahkaha attım:)

    ben şımarık çocuksu min wooyu çok seviyorum ondan yanayım. en çok onun olduğu yerleri seviyorum. diğer yavruda kızı severken diğer kızla çıkmış illa bir sebebi vardır ama olmaz çok geç kaldı. nasıl geçerli bir nedeni olacak onuda merak ediyorum.

    açıkcası ji ahın kang hyuku sevdiğini düşünmemiştim biraz şaşırdım. birlikte olmalarını istemem unutsun sadece arkadaş olsunlar. kang da çok saf seviyo söylemiyo bir de başka kızla çıkyo hiç hoşlanmadım. sanırım ben gıcık tipleri seviyorum. dizilerde de baş roldeki gıcık tipleri severim hep ilk defa love raindeki doktor hoşuma gitti ama rolü az gülüşü çok tatlı:)

    çok güzel bir bölümdü ellerine sağlık ayrıca teşekkürler:) okuyucu isteği min woo ile jin ah sahneleri artsın:)

    • @asiruh: sağol canım 🙂 min woo takımı bir kişi daha kazanıyor! 😀 dediğin gibi, kang hyuk’un başkasıyla çıkmasının bir sebebi vardır mutlaka, onu ileride öğreneceğiz. ji ah da bir zamanlar ona karşı boş değilmiş… ama bunca zaman sonra eski bir ateş yeniden alevlenir mi, onu bilemiyorum. gıcık tipleri seviyorsan tam yerine geldin, min woo tam bir kdrama esas erkeği 😀 😀

      okuyucu isteği göz önüne alınacaktır 😉 senin de ellerine sağlık ^^

  2. Işık dedi ki:

    Off! Hikarucum naptın sen yaa.. Giriş Harlequen, gelişme Romcom, sonuç Tiyatral olmuş. Ben de Kang Hyuka hayır Jin Ah forever diyorum :)) Çok güzel bir bölümdü, uzun olmasıyla bu kadar bekletmeni birazcık affettirdin hadi 😉 Ellerine sağlık Okuyucu isteğine katılıyorum; Min Woo ile Jin Ah sahneleri artsın :))

    • @ışık: evet farklı türleri karıştırıp çorba yaptım biraz 😛 vayyy, kang hyuk’a tepkiler büyüyor! ama durun, daha hikâyeyi onun açısından görmedik bile… affedildiğime sevindim 😀 arayı bu kadar açmam bir daha, merak etme 😉 bu güzel yorum için teşekkür ederim ışıkcım 🙂

  3. İçim burkuldu ama aynı aşkla kavrulan iki dostun birbirlerine bu kadar yakın olup birleşememe hikayeleri ve fondaki şarkıların muhteşem uyumu. Eğlendiğim gerçeğini yadsımadan üzülerek okudum bu bölümü.

    Kayan yıldızlar hakkında onlarca hikaye duymuştum ama bu en güzeli (: Ellerine yüreğine sağlık canım.

    Kang Hyuk ne durumda şu an merak içindeyim. Hissettiği büyük acıya ortak olup omzumu ödünç vermek istiyorum resmen noona şevkatiyle 😦 O kızın olayına dair derin hikayeler yazdım kafamda ama bu aralar izlediğim türk dizilerinin etkisinden olmasını ümit ediyorum zira bunca entrikayı bir türk kötüsü bir de meksika kötüsü ortaya çıkarıp uygulayabilir 😀 Kızııım yolarım o saçları çek git hikayeden ve bir daha da görünme 😀 Şaka şaka olayın aslını astarını öğrenmeden olmaz 😀

    Kimseler kıymetini bilmiyor Kang Hyuk şi (: Ulcimaa bebeğim ben seni çözdüm (:

    Forever Kang Hyuk ❤

    • @ohyoonjoo: senin kang hyuk fangirl’lüğünü daha da artıran bir bölüm oldu, değil mi? açıkçası geçmişte kalan hikayeye ben de üzülmüyor değilim; yarım kalan, hiç yaşanamamış aşklar, biten aşklardan daha çok üzer beni…

      kayan yıldız hikayemi beğendiğine çooook sevindim! 🙂 öyle bir anda aklıma esiveren bir masal oldu..

      kang hyuk’la ilgili bir sahne yazmayı düşünmüştüm, onun neler hissettiğiyle ilgili; ama bölüm çok uzayacaktı. o yüzden o cepheyi bir sonraki bölüme bırakıyoruz. min seo haininin olayını da mutlaka öğreniciğiz 😉

      yorumlayan ellerine sağlık canım ^^

  4. harmonyhalmeoni dedi ki:

    Mükemmelin de mükemmeli bir bölümdü. Bir önceki bölümde “saf” dediğim Ji Ah meğerse aşk acısıyla kıvranan yaralı ceylanmış da haberim yokmuş. 😛 Yalnız Kang Hyuk, madem seviyordun bu kızı, ne diye gittin sözün kırkı dolmadan başka kız buldun be arkadaş? Umarım mantıklı bir açıklaman vardır, gittikçe batıyorsun… :/
    Gülmekten öldüm, annemleri uyandıracağım biraz daha sesli gülersem. 😀 Ne şeker sahneler vardı öyle. 😀
    Klostrofobi olmazsa olmazdı zaten, böyle baba mevcutsa her türlü ruhsal hastalık görülebilir bu çocukcağızda, obsesif kompulsif de çıkar yakında, demedi deme. Ama Hyo Rim ve Min Woo yakınlaşmasından hoşlanmadım, ben Ji Ah – Min Woo taraftarıyım. O kıza zaten hiç tahammül edemiyorum, gıcık şey nolucak, hıh. -.- Gerçi Min Woo’yu krizin eşiğinden döndürdü ama yine de sevmiyorum ben bu kızı.
    Hem sonra So Ji Sub’a olan düşmanlık neyin nesi ki? Merak ettim şimdi… ” İçinden: “Pis herif…” diye geçirdi, “Ne mal olduğunu bilmesem ben bile bu samimi hallerine inanacağım…” Ne derdin var yavrucuğum senin Ji Sub’la? Bir kuyruk acısı var ama hadi hayırlısı. 😛
    “Elbette biliyorum efendim, neden öyle olduğunuzu düşündüğümü zannettiniz ki? Eğer dün geceki gıdıklama oyunumuzdan bahsediyorsanız, biz yalnızca eğleniyorduk. Ta ki size yeniden uyku bastırıp başınız benim omzuma düşene kadar…” Ne işlek zekalı kız bu ya, anında hallediyor meseleyi, tebrik ediyorum cidden. 😀 Ji Ah 4ever!! Aja aja! ❤
    Ve son olarak, ben de diğer yorumlara katılıyor ve izleyici özel isteğiyle "Min Woo- Ji Ah" bölümlerine ağırlık vermeni rica ediyorum, lütfen bizi bu zevkten bırakma unni. ^____^ Görüşmek üzere. ~

    • @harmony: güzel yorumların için teşekkür ederim canım ^^ Ji Ah tam bir yaralı ceylanmış gerçekten 🙂 Kang Hyuk’unsa bu hareketinin altında mantıklı bir açıklama vardır mutlaka, yoksa hiç seveni kalmayacak 😛

      Değil mi, kötü ebeveynler çocukta her türlü travmayı bırakabiliyor 😦 Hyo Rim-Min Woo ikilisini pek sevmedin demek, hmmm… Biraz nabız yokluyordum, ama gönüller Ji Ah – Min Woo’dan yana 🙂

      So Ji Sub’la ilgili bir geçmişte bir şeyler yaşandığı kesin. Bundan da bahsedeceğim ileride, meraklanmayın 😉

      Cidden yaa, fazla zeki bu kızımız 😀 Ben olsam orda toparlayamazdım heralde 😀 😀 Gerçi Min Woo da inanmaya dünden razı, onun o saflığına bayılıyorum 😀

      Tamamdır, bir sonraki bölüm bol bol Min Woo-Ji Ah sahnesi gelecek, sözüm olsun 😉 Yorumun için çok teşekkür ediyorum tatlım, sevgilerimle ^^

  5. Ji Ah’ya cok uzuldum bu bolum. Meger bir zamanlar karsilikliymis hisleri. Kang Hyuk’un da kesin makul bir aciklamasi vardir, ya da yanlis anlasilmalar olmustur diye dusunuyorum. Galiba herkes boyle dusunuyordur. Bosver Ji Ah’cim, dun dundur; sen bugune ve Min Woo’ya bak! 🙂

    Min Woo safim da hala anlamadi ya.. 🙂
    Bu arada az daha Hyo Rim sirri ogrenecek demistim ama korktugum basima gelmedi. Ogrense simdiye kadar bende olusturdugu iyi izlenimini bozacak eylemlerde bulunabilirdi. 🙂

    Bir sonraki bolumu merakla bekliyoruz efenim!!

    • @köroğlu: evet ji ah’nın da kang hyuk’a karşı boş olmadığını gördük. bu işleri daha da kızıştıracak gibi. ama sen “yeni aşk her zaman eskisini döver” diyenlerdensin galiba 😛 😀

      min woo harbiden saflığın sınırlarını zorluyor 😛 valla bu saatten sonra ji ah’nın kız olduğu neyse de rüyalarında gördüğü kız olduğunu nasıl algılayacak, ben de merak ediyorum! o_O 😀

      hyo rim konusunda da çok başarılısın köroğlucuğum, bir sonraki bölümde olacakları sezmişsin bile 😉

      yorumun için çok teşekkür ederim canım ^^

  6. güLefşan dedi ki:

    İşte beklenen bölüm geldi sonundaaa 😀

    “ama anlaşılan Min Woo her zamanki uyuzluğundaydı.” bu cümleyi nedense çok sevdim 😉
    Bu hikayeyle ilgili o kadar çok merak edilen şey var ki. Mesela hyo rim bu çocuğun nesine aşık oldu yada şunu daa çok merak ediyorum aslında, ne değişti de çocuk bu kadar uyuz biri oldu. hep mi böleydi yoksa hyo rim’le alakalı ne oldu da bu hale mi geldi. 2 soruyu iç içe sorunca aha da böyle saçma bir cümle oldu işte 😀

    “Hyo Rim, daha iki dakika önce suratına pasta fırlatmak isteyecek kadar öfkelendiği ‘bu adama karşı ne kadar zayıf olduğunu’ düşününce dudakları hüzünlü bir gülümsemeyle büküldü…” ah ulan ahhh diyorum ve derinlere dalmadan geçiyorum bu cümleyi.

    yaaa!! bunların arasında ne geçti böyle? min woo, hyo rim’e karşı neden bu kadar nefret dolu?! asıl soru min woo, hyo rim’i zamanında gerçekten sevmiş miydi? sevdiyse neden onu terk etti ?? Sevenleri ayırmayın arkadaş !! 😀

    ee şey kem küm.. 🙂 bu hikaye kaç bölüm sürecek ortalama? yani ona göre aşk sahneleri vs ne zaman gelir diye bi tahmin yapıcam kendimce. şu an 9dayız ama herhangi bi yakınlaşma yok ( fiziksel olacaktı kıl payı kaçırdık) asıl merak edilen tabi birbirlerinin bedenlerini değil ruhlarını sevmeleri. 😀 ne dedim ben yaa :D:D

    hımmm.. min woo-hyo rim-ji sub.. hımmm.. 😀 bu cephede bişiler olmuş galiba geçmişte.. nese izleyelim görelim ilerki zamanlarda 🙂 bakalım altından nasıl bir hikaye çıkacak..

    başlarda kang hyuk’u pek sevmesem de ji ah’ın ilk aşkı olduğunu okuyunca birazcık kanım kaynadı.. hatta ulan boşver min woo bebesini sen kang hyuk’a var ji ah diyesim geliyor.. kızım sen nasıl bir yazarsın yaa 😀 hangi çifti okusam onları yakıştırıyorum vuslata ermelerini istiyorum.. bir bölüm içinde kız bi onda bi bunda 🙂 ji ah’ı ikiye böleyim ben en iisi.. yalnız geçmişteki kang hyuk-ji ah ikilisini düşününce, tüm bu yaşananlar yanında min woo cidden bebe gibi kalıyor da neyse. gene konuştukça konuştum.. bakalım ilerki bölümlerde daha neler neler okuyacaz 😉

    “Ji Han’dan çok… ama çok hoşlanıyordu…”
    wuhuuuu!! sonunda dank etti kafaya min wooCan 😀 Ama bişiler olmasını ummak için daha çok erken gibi, he? Daha ortada çözülmemiş bi kang hyuk-ji ah olayı var..

    Aha günlerdir beklediğim bölüm geldi, okudum ve ne olduğunu anlamadan bitti 🙂 gene boşluğa düştüm, zaman nasıl geçecek şimdi :S

    Tebrikler, Teşekkürler, Tevgiler Taygılar efenimm 😀

    • @gülefşan: vuuu, bu ne güzel yorum böyle! kpss telaşı içinde vakit ayırıp böyle uzun uzun yazdığın için teşekkür ederim tatlım ^^

      evet ya, daha açığa çıkması gereken çok şeyler var 😉 hyo rim-min woo arasında yaşananlar da bunlardan biri.. hatta so ji sub da işe dahil olmuş bir zamanlar 😉 hiç merak etmeyiniz, zamanı gelince hepsi bir bir cevaplanacak 😉

      hımm, bazı cümleler kendi yaralarımıza da dokunuyor galiba…

      hikaye kaç bölüm sürecek tam bilmiyorum ama 17-18 falan diye tahmin ediyorum. daha az da olabilir… olayları bağlayışıma bağlı 🙂 ruhsal, hatta fiziksel yakınlaşma konusunda ise “çok çok az kaldı!” diye bir ipucu verebilirim 😀

      vayy, kang hyuk’u bile sevdirdim demek size 🙂 hehehe, işte böyle iki arada bırakırım ben adamı! 😀 😀 şaka bi yana valla nasıl oluyor bilmiyorum ama hikayelerimdeki iki esas oğlan da birbirinden tatlı oluyor; ben de aralarında kararsız kalıyorum genelde 😛 tabii bunda seçtiğim aktörleri cidden çok seviyor olmamın da bir etkisi vardır mutlaka 🙂

      kang hyuk’la ji ah’nın büyük bir geçmişi var; ama min woo da aradaki farkı yavaş yavaş kapatmaya başlayacak: genel istek üzerine min woo-ji ah sahneleri bir sonraki bölümde artıyor; isterseniz kimin tarafını tutacağınızı bir de o zaman konuşalım 😉

      ayrıca merak etme sevgili okuyucum, bir sonraki bölüm çabuk gelecek bu sefer 😉

      sevgilerimle ^^

  7. morzambak dedi ki:

    offfffff lan o ne bölümdü öyle 😀 çok eğlendim, öfkelendim, şaşırdım, üzüldüm ama min woo nun ”öhömm… eşcinseller hakkında ne düşünüyorsun jin ah” dediği sahnede kayışı kopardım 😀 sonra kendi kendine kızmaları falan baya komikti ama jin ah için üzüldüm bende baştan beri kan hyuk gibi jin ah ın onu dosttan öte görmediğini düşünüyodum ama öle değilmiş…ama kesinlikle kang hyuk’un verdikleri sözden bir hafta sonra başka bi kızla çıkmasının çok mantıklı bi açıklaması vardır bencede bu arada ben jin ah ve kang hyuk taraftarıyım yav bi kerede ikinci erkek esas kızla mutlu olsun ya eh sizde ters köşeler kraliçesi olarak yaparsınız bir güzellik bu morzambak için dimi sevgili hikaru neyse çookk uzattım yeni bölümü sabırsızlıkla bekliorum yeni bölümde görüşmek üzere 😀

    • @morzambak: 😀 😀 o diyalogu ben de çok eğlenerek yazdım, sizi de güldürdüğüme çok sevindim ya 😀 tipik min woo safı işte…

      ji ah’nın da bir zamanlar kang hyuk’a âşık olması süpriz oldu değil mi? ama aslında taa 2. bölümde ipucu vermiştim, kang hyuk ve ji ah kısacık da olsa aynı anıyı hatırlamışlardı… kang hyuk’un mantıklı bir açıklaması olduğu doğru; bakalım bu açıklama siz okuyucuları tatmin etmeye yetecek mi? 😉

      vuuu, kang hyuk takımı bir kişi daha kazandı! çaktırma, ben de genelde 2. erkekleri tutarım; ama hikayenin sonunu bağlarken genel isteği göz önüne alıcam sanırsam 🙂

      yorum için teşekkür ederim canım ^^

  8. tuba hn dedi ki:

    okuyup yorum yapmadan geçenlerden biride benin utanarak söylüyorum, karakterleri çok beğendim ve çok başarılı anlatım şeklin var hikaye çok güzel gidiyor su ji sub oppayı daha çok görsek keşke diğer bölümü heyecenla bekliyorum 😉

  9. Diğer çinguların yorumlarını okuma fırsatım olmadı ama benim için şaşırtıcı bir bölümdü.

    Min Wooşi sağ olsun o duygu fırtınasını tam anlamıyla hissedemedim 😀 Daha çok Min Woo ne anladı nasıl yorumlayacak gibi komik şeyler düşündüm 😀 Çok komik bu adam =D

    Min Woo iki felaketin birden başına geldiğini düşünüyor ama bir durup da önünü göremiyor beceriksiz! 😀 Güzelim kızı hala erkek sanıyor, hiç mi Coffee Prince izlememiş bu çocuk! 😛

    Oyyy sözün arkasında neler varmış, geçen bölüm basit bulmuştum sözü ama konu derinleşti. Geçen bölümdeki yorumumun birazını geri alıyorum! 😛 Demek iki taraf içinde gerçekten önemliymiş söz, bu aklıma gelmemişti. Çünkü Ji Ah’nın geyik yaptığını düşünmüştüm -bugünkü davranışlarından yola çıkarak- değilmiş, o da zamanında aşıkmış; boş atıp dolu tutmuş üstelik… Kesin yine yanlış anlaşılma var, Kang Hyuk başkasıyla çıkacak adam değil, yani günümüzde değil, öğrenciyken bilemeyeceğim 😛 Min Seo meselesini çok feci merak ediyorum!

    “…bu geceye dek…” Hikaruuuuuuuuuuuuu şoklardan şok beğendim sayende! 😀 Ne demek bu?! Daha geçen gün Kang Hyuk’la Young Hee’nin arasını yapmıyor muydu bu kız? Vay anasını sayın seyirciler!

    Ben ki bu bölüme kadar has Min Woo’cuydum, şu an benim bile duygularım karıştı, hafiften Kang Hyuk’a yöneldim 😛 Ben böyle yön değişmeye hazırken Ji Ah ne yapsın şimdi:)) Hak veriyorum kıza 😛

    Asansör sahnesi biraz daha devam etse neler olurdu acaba… Min Woo Ji Sub gelene kadar gayet ılımlıydı, kıskanç şey 😛 Misa’yı izleyip de Ji Sub hayranı olmamış insan evladı var mıdır bu dünyada acaba? 😀

    …“nerdeyse benim kadar güzel… kız olsa çok hoş olurmuş…” ilahi Min Woo! 😀

    Neyse son anda kabullendi hoşlandığını, Ji Ah’nın kız olduğunu anladığında nasıl ferahlayacak kim bilir:))

    Ellerine, emeğine; hayal gücüne sağlık! 🙂 Aydınlatıcı bir bölüm olmuş, Ji Ah’nın iç dünyasını öğrenmek tahminsiz bıraktı beni ama olsun 😀 Güzeldi.

    Yeni bölümde görüşmek üzere^^’

    • @mydestiny: muhaha, min woo her şeyi domine etti demek 🙂 sen de haklısın, o çocuktan her şey beklenir, gidip ortalarına bile dalardı bizim narsist prens. “min woo dur allahını seversen, zaten ortalık karışık!” deseler yeridir! 😀 😀

      ya işte, bir koreliysen kopi prinsı izlemek olmazsa olmazlardan biri; kız-erkek ayrımının bu kadar az olduğu bir ülkede böyle şeylere hazırlıklı değilsen çok canın yanabiliyor 🙂 🙂

      evet canım, geçen bölümde de dediğim gibi bu sözün bir de ji ah tarafı vardı. şimdi açıkçası ji ah’nın da halinden anlıyorum; il woo gibi taş bir adam, üstelik çok iyi anlaşıyorlar, üstelik her derdinde imdadına koşmuş; yani bu kız bu çocuğa aşık olmasın da ne yapsın?? ama araya kara kediler girmiş ki bunca yıldır bu aşk yaşanamamış… min seo’nun olayını elbette ileride öğreneceğiz 😉

      asansör olayında min woo’yu ilk kez hyo rim’e karşı bu kadar iyi niyetli gördük. demek ki geçmişte gerçekten birbirlerini sevdikleri bir dönem olmuş… orada neler olduğuysa bir başka bölümün konusu 😉

      senin de ellerine sağlık canım, yeni bölümde görüşürüz ^^

  10. çok güzel flashbackler vardı bu bölümde o_O kang hyuk kesin numara yapıyordur, başına bişey geldiği için kızdan ayrılmaya çalışıyordur dedim ama ünvde de çıkmaya deva etmiş diğer kızla, demek ki öyle bir şey değil :S??? kang hyuk ve ji ah’ın lise döneminde çalan filler ve çimenler şarkısı da çok güzeldi 😀
    kahya şöföre şöför bahçıvana muhabbetine de ne güldüm heee ama yakında o da olur yani 😀 :))))))))))))))))))))
    ve o kayan yıldız masalı! tüylerim diken diken olduuu 😀 çok severim ben böyle masalları :)))))

    ama en güzeli de 51k ve jisub muhabbeti 😀 harbiden ben korede olsam jisubı görmek için kafeden çıkmaz jisubı bayaa da zengin ederdim 😀 😀 😀 çok doğru tespit 😀 min woo yavrusu neden öyle dedi peki? bir çapkınlığını mı görmüş jisubımın aaaa , varsa öyle bişi bana da söyleyin efem 😀 bi kulağını çekeyim 😀 o değilde oppaaa diye ona sarılan men olmalıydım mennn !!! 😀 😀 😀

    • @makinosev: hımm, neler olmuş da kang hyuk senelerce bu kızla kalmış acaba? 😛 biraz daha merak ediniz 😀 filler ve çimen şarkısına ben de bayılıyorum; aslı sağolsun ilk ondan öğrenmiştim bu parçayı..

      hehehe, o espriyi yapmasam olmazdı! tren geliyo, düt dütt! 😀

      masalları sevdiğini bilmez miyim?! 😀 min woo’nun kıza aşık olması için son bir altın vuruş gerekiyordu, o da bu masalla geldi 😉 😀

      veee elbette senin için özel olarak konuk edilmiş olan ji sub’ımız hikayemizi şereflendiriyor! 😀 😀 min woo ji sub’a neden gıcık, onu açıkladığım zaman küçük dilini yutabilirsin canım 😛 😀 ahaha, tamam kızma kötü bişey değil 😀 hyo rim rolü için han ga in’i ikna edemezsek seni oynatırız, sen de bol bol sarılırsın yahuşukluna 😀 😀

      • anaaam bildim bildim kesin kang hyuk a bir şey oldu! benden kaçmaz benden kaçmaaz 😀 ama ne oldu ki acep? 😀
        masalseverim ivet, çok mu belli ediyorum 😀 ben ve min wooyu hemen tavladınız agashi D:
        isteeeriiik isteeeriik jisubıı isteriiik 😀 s eve seve rolü alırım, bu durumda han ga in’in başına aniden bir şey gelse ve rolü ben kapsam, kızmazsınız di mi? kısmazsıınıız kızmazsınııız 😀

  11. minekibuu dedi ki:

    eline sağlık canım 🙂
    yarım kalan aşklara içelim bir ara 😛 Kang Hyuk ah be kuzum onca zaman susulur mu? hdi sen sustun ji ah sen neden 30 geç demedin az iş atsaydın, buralara dayanmasaydı bu durum. kitapçı dükkanında mutlu yaşlı çift olsaydınız. mahallenin çocuklarına kitap okuyup, sallanan sandalyede sızsaydınız fena mı olurdu 😛 (itinayla, alternatif olay yazılır)
    minwoo jiah yıldızlar bir kiss vakkası daha dedim ama, yine ellerim bomboşa bağlandı :/
    ben hiç kayan yıldız görmedim, benim baktığım taraftaki melekler çok istikrarlı, görev bilinciyle aşık oluyor diye düşünüyorum, sırf bu yüzden dilek tutamıyorum hıh! aşık melek istiyorum ben de!!!

    • @mine: ah ahhh, yarım kalan aşklara içersek ben küfelik olurum 😛 kang hyuk da ji ah da pek bi salaklarmış ablası, doğruya doğru 😛 ahah, sen öyle yazınca gözümde canlandı valla, pek şirin bir yaşlı çift olurlardı…

      öyle her bölüm her bölüm kiss vakası olmaz 😛 biraz az olmalı ki değeri artsın 😉

      “ben hiç kayan yıldız görmedim, benim baktığım taraftaki melekler çok istikrarlı, görev bilinciyle aşık oluyor diye düşünüyorum, sırf bu yüzden dilek tutamıyorum hıh! aşık melek istiyorum ben de!!!” ahahah, koptum bu yorumuna! 😀 😀 öyle görev bilinci yüksek melek de hiç çekilmez ayol, hıh! 😛 😀

      sağolasın var olasın, güldürdün sabah sabah 😀

  12. Kang Hyuk aile baskısına geldi bence o nedenle çıktı o kızla 🙂 Beni ilgilendirmez baskı falan adam olsundu da sözünün eri olsundu! Ben Min Woo-Ji Ah taraftarıyım arkadaş 🙂 Esprileri çok iyi kullanıyosun çok eğlenceli bir anlatımın var^^ Aslında hikayeyi dün okuyacaktım fakat malum okul olmayınca kardeşlerim pcyi ele geçiriyorlar (:

    Bu sabah uyanırken aklıma Ji Ah’ın sette yaşadıkları geldi ama öyle bir canlandırmışım ki gözümde filim gibi… Bir an ya ben bu sahneyi nereden hatırlıyorum ki diye düşündüm hikaye aklıma gelmio 🙂 filim mi dizi mi düşün düşün en sonunda hatırladım uyku sersemi hafıza bu kadar oluyo 😀 İşte sahneyi dizi gibi hatırlamama neden olacak derecede iyi bir anlatımın var 🙂

    Yıldız kaymasıyla ilgili hikayeni sevdim çok güzel.. Ben de nereden duydum hatırlamıyorum ama ne zaman bir melek ağlasa, ya da bir iyilik perisi üzülse kayarmış yıldızlar 🙂 Ama senin hikayeni daha çok sevdim 🙂 Haa Bu arada rüyalara ne oldu ya çok merak ediyorum. Rüyalar hikayeden daha bir güzel oluyo sanki, yada hikayenin etkisiyle öyle oluyo bilemedim 😀 Bu hikayeden sonra tarihi bir hikaye de yazabilirsin gerçekten başarılı yani 🙂

    • @sessizgemi: hımmm, ilginç bir tahmin. neden olmasın? 😉 ama çocukcağız “nasolsa 30’a kadar yolum var, biraz başka kızları da göreyim” demiş olabilir, ahahah 😀 😀

      vayyy, böyle bir etki yarattığımı bilmiyordum; gerçek filmlerle karıştırdın öyle mi? harikaymış! 😀 ben de dün gece senin mahzen hikayene başladım, ama gece gece okunmaması gerekir diye bir not düşmeliymişsin, feci korktum yav 😀 😀 gerçekten çok canlı bir anlatımın var, yazdıkların gerçekmişçesine gözümün önünde canlandı. en kısa zamanda dönüp bitireceğim 😉

      meleklerin üzülmesiyle ilgili hikâye de güzelmiş 🙂 rüyalara tabii ki devam edeceğiz; hatta hemen bir sonraki bölümde yeni bir rüya sahnesi geliyor. yalnız tarihi hikayeler genelde çok sayko oluyor; burdaki rüya sahneleri de onlara yakın tatta oldu :S ben biraz daha yumuşak, tatlı, komik şeyler yazmayı seviyorum; sanırım bütün bir hikayeyi sadece tarihi bir drama üzerine kuramazdım…

      yorumun için çok teşekkür ederim tatlım ^^

      • Evet dizilerle karıştırdım o anki yüz ifadem anlatılmaz yaşanır 🙂 Rüya sahneleri güzel ama sanırım haklısın. Tarihi bir hikaye yazmak aynı zamanda çok yorucu olur… 😀 Mahzeni bilerek geceleri okunması için teşvik ediyordum bende 🙂 Sessiz bir ortamda karanlık bir ortamda olunca korku hikayeleri daha güzel bir etki bırakıyor çünkü 😀 ahahahaa 😀 Karanlık Öyküler Kuşağı koydum adını da 🙂 Teşekkür ederim arkadaşım beğendiğin için çok mutlu oldum 🙂

  13. Özür dilerim,biyane,sorry,sumimasen ama iyi bok yedin dimi sen şimdi Kang Hyuk.Arkadaşın ellerinden kayıp gidiyor bre oğlum.İlk önce bir açılsaydın da sonra kızın çilek dudaklarına yapışsaydın arkadaşlığınız bozulmazdı belki te allahım ( çok sinirlendim :D) Ah ah Ji Ah’ım dertli kızım etrafında neler dönüyormuş meğersem değil mi?

    Ahaha Min Woo oğlum sen bir geri dur ya.Orada ne ekşınlar dönüyor sen hala muhteşem vücudunun peşindesin ahashsadghsd.
    “Olamaz, olamaz yaaa! Min Woo kendini kullanılmış gibi hissediyordu!” huahahah ay buralarda kendimi tutamadım artık.Min Woo’nun hayalleriyle oynandı.Kirlendi çocuk 😀

    Neler oluyor yahu.Bir gün bile unutmadım ne demek.Madem bu kızı bu kadar seviyordun 2 hafta sonra başka biriyle çıkmak ne demek.Hikaru sen ne ali cengiz oyunları döndürüyorsun burada.Beynim kulaklarımdan aktı bak şimdi 😀 Oyy Ji Ah evladımın içinde neler varmış,neler yaşamış.Ya bu Kang Hyuk ne halt yemeye başka kızlarla çıktı ki şimdi.Aşkınızı doya doya yaşasaydınız ya gençler.
    İçim acıdı bak şimdi.Hikayesi çok tanıdık mı geldi ne.Benim değil de tabi bir arkadaşımın başına gelmişti de ayınısı 😛

    Oysa bana bak, açıldığı günden beri nerdeyse her gün buraya geliyor, So Ji Sub’ı görmeye çalışıyorum ama bir kere bile ona rastlayamadım!”kıh kıh kıh enişteciğimize uzanan eller kırılsın 😀 Hyo Rim de evil mi çıkacak artık çıksın ya geril geril tef gibi oldum.Yoksa kibar bir kızcağız,iyi de bir yandan seveceğim sevemiyorum kesin bir dalgası çıkacak diye 😀

    Ne asansör sahnesi yazmışsın.Bir Secret Garden’da böyle dehşetli izlemiştim bir de burada aynı dehşetle okudum.Ay bu Min Woo’nun da ne dramı varmış adeta acıların çocuğunun Kore versiyonu olmuş 😀 Ya Min Woo anlamıyor da Hyo Rim sen anla bari kız ulan o kız.

    Allah’tan evinde bahçıvan, uşak falan çalışmıyor, yoksa düşünsene, kahya şoföre, şoför bahçıvana, bahçıvan uşağa, sonra hepsi uşağa” ahahagahhsgahsg.Ji Sub süprizi de ne güzel olmuş öyle.Ne bu kankalık Makino kızmasın Hikarucum.

    Ah Min Woo senin de muhabetin betermiş be yavrucum ya.Pat diye böyle sorular mı sorulur.Oy bu bölüm çok güldüm he.Ne iyi geldi Hikaru bir bilsen.Yıldız hikayesi de ne güzelmiş yahu öyle.Hiç bilmiyordum bak.Hikaye içinde ayrıca didaktiksiniz de mirim 😀 Min Woo gümbür gümbür geliyor.Kang Hyuk sen derdine yan.Ellerine sağlık tekrar tekrar ,çok eğlendim bu bölüm ^^ Öperim.

    • @egosantrik: kang hyuk kızımızın çilek dudaklarına yapışıp kaldı ama bir çuval inciri de berbat etti 🙂 sen bu kang hyuk’a sinirlenmek için bahane arıyosun gerçi, fark etmedim sanma 😛

      ahahah, min woo bi dur allasen zaten ortalık karışık diyosun 😀 😀 narsist prens işte…

      kang hyuk’un başka bir kızla çıkmasında bir bit yeniği var elbette, mal mı bu çocuk? 😛 ama neler döndüğünü görmemiz için uzunca bir süre bekleyeceğiz efenim.

      hyo rim’i sevelim, doğayı koruyalım. evil da çıksa bence iyi bi nedeni var!

      asansör sahnemi beğendiğine sevindim kuzum 😀 ahaha, min woo tam bir küçük emrah! 😀 😀 ji sub sürprizini yaptıktan sonra makino’yla konuştum, sorun yok houston. ama han ga in yerine hyo rim karakterini makino’ya oynatıcaz, söz verdik 😀 😀

      min woo’nun muhabbetine doyum olmuyo cidden yaa 😀 şapşal işte… eğlendiğine sevindim egosantrikcim, sen de yorumunla güldürdün beni her zamanki gibi. ellerin dert görmesin! öperim cnmm ^^

  14. hain çingu seni ne yapmalı bilmem ki kang ıma ne acı çektiriyorsun yaaaaa . hem kızımızda ona yanıkmış yazık olmuş onca sene heba olmuş. bence bir yanlış anlaşılma var ve hemen çözülmeli bari şimdi kavuşsun garipler. bu kız min wo ya varmasın. min woo da silkinip eski sevgilisine dönsün yazık o kızda nasıl seviyor hala onun bunca öküzlüğüne rağmen unutamamış. ay içimi döktüm rahatladım. ji ah da madem seviyodu bunca senen söyleseymiş hem kangımın üzerine gidin o da söylememiş ufff çok üzüldüm ben yazık bana ağlarım ama 😦

    so ji süprizi çok güzeldi ah ah ne beğenirim ben onu . klostropobi olayıda enteresandı secret garden tadı aldım korktum falan. yine can alıcı bir bölümdü hadi yeni bölüm gelsin ve kang mutlu olsun lütfennnn please .)

    • @winpohu: zaten oyuncu’yla ikiniz bana çemkire çemkire bir hal oldunuz olum! iki kişi, kalabalık olan diğer tarafın yapmadığı kadar baskı yapıyorsunuz, korkarım sizin yöne doğru kayıcam 😀 “bari şimdi kavuşsun garipler. bu kız min wo ya varmasın” demişsin, ben de du bakalım, gün doğmadan neler doğar diyorum 😉

      hyo rim’e ben de üzülüyorum yaa… gerçi MLR’de min hee’ye de üzülüyordum; nooldu gene kırdım kızın kalbini 😛 neyse…

      so ji sürprizini beğendiniz demek, laylaylom 🙂 aaa çok doğru diyorsun; asansör+klostrofobi tam bir secret garden sahnesi olmuş! yazarken fark etmemiştim…

      yorum için ellerine sağlık bebişim, ayrıca kang’ın mutluluğu için döktüğün gözyaşları gözlerimi yaşartıyor… 😀

  15. Bölümün adından türettiğim yorum: Min Woo hala Ji Ah’ın kız olduğunu anlayamamış olduğu. Kafasına aldığı darbeler yüzünden mi bu çocuk böyle oldu bu ne ya fff.

    2.paragraftaki anlatıma bittim! Kang Hyuk sana erkek ol, sevdiğini söyle böyle acı çek çek olmaz dedik de bunu yap demedik ki!! Ağzına tuvalet terliğiyle vurmak istiyorum seni küçük sözde “aşk çocuğu”! iyi mi oldu böyle yaptın da ha? Ha? Ha?! Min Woo’nun ilk düşündüğü şeylere ayrı koptum ama. Orda iki çalışanının öpüştüğünü görmüş o “bu çocuk bana masaj yapıyodu ya” diyo ahahaha. Haklı o da bi yerde tabi ama komik yinede asdfghjklş.

    Bak! Demiştim işte Kang Hyuk’dakinin görev bilinci olduğunu. 2 hafta sonra biriyle çıktığına göre kafasında zaten öyle bir şey yokmuş sonradan gelmiş asdfghjklş. Ji Ah da bıraksın artık ilk aşkının peşini. Öptü geçti bitti işte ne diye düşünmeye devam ediyo ya T_T hayır Min Woo da onu öpecekti ne diye onu düşünmüyo bu kız şimdi ya T_T
    Kang Hyuk’un istifa ettiğini öğrendiğimdeki tepkim: hiç gelmemek üzere gidersin inşallaaahhh. Ji Ah’ın kafasını karıştırmaz daha da gözünmezsin inşallaaaaaaahhhh

    Bende nasıl bi kafa yapısı varsa Min Woo’nun hem Ji Ah’ı hem de Hyo Rim’i almasını istiyorum asdfghj.

    Hyo Rim’in şu “Ay ölücem! Allah’tan evinde bahçıvan, uşak falan çalışmıyor, yoksa düşünsene, kahya şoföre, şoför bahçıvana, bahçıvan uşağa, sonra hepsi uşağa…!” tepkisine + rep asdfghjkfvljsfnvsjnvşsjetneunfşljvnşljnfşvjsnf

    “Ji Ah ise dalgındı. Min Woo’nun kendisini öpmek üzere oluşunun şaşkınlığı Kang Hyuk’un beklenmedik ilân-ı aşkının sürprizinden sonra silinip gitmişti” NEDEN GİTTİ?!!! Öyle bi adamın kendisini öpme girişimi unutulur mu?!! Ji Ah sen de az odun değilsin he -.-

    Ben bu Min Woo’nun kendini anlatamayışını yerim ya. Allan salağı, mal varlık ❤ ❤

    Bu kız madem şu; “ “Öyle ya! O sırada benim o kadar çok uykum vardı ki, başımı tutacak halim bile yoktu, öylece uyuyakalmak üzereydim…” Bunu deyip derin bir nefes aldı, yeniden gülümsemeye başladı. Ji Ah onu yüzünde acımayla karışık hafif bir gülümsemeyle seyrediyordu: Ah be çocuk, ne kadar safsın, diye geçirdi içinden. Ne düşündüğün öyle belli ki… Ve seni kandırmak öyle kolay ki…” paragraftaki gibi düşünüyor. Ne diye gidip elin varlığı gereksiz Kang Hyuk’u düşünüyor ki? Aaa ayıp ama. (sınavlar bittikten sonra en iyisi ben jong il woo’nun bi dizisini bir şeysini izliyim de karaktere olan antipatim ona da bulaşmasın O_O)

    Bölüm bitmesin diye okuma hızımı düşürdüysem de bitti ya T_T yeni bölüm ne zaman gelir ki? 😦 hemen gelse keşke 😦 Min Woo kendine bunu itiraf ettiğine göre artık öğrence keşke Ji Ah’ın kız olduğunu :/ yazık ya kendini gay sanıyor garibim 😦

    Babasının Min Woo’yu yakın takip için tuttuğu gazeteci Ji Ah ve Min Woo’nun bu yakın duruşlarını görüntüye alıp “genç kızların sevgilis Cha Min Woo aslında gay mi?” şeklinde gazetelere sunmaz dimi? Benim kuruntum ve hayal gücüm bu dimi? E bunu da yapmasın artık o baba ya

    Eline, emeğine, kafandan geçen her bir kelimeye sağlık hikaye çok ama çok güzel gidiyo 😀 şu saatten sonra twitter ve blogrollda her an takipteyim yeni bölüm geldi mi diye. Sonraya bırakmakla olacak gibi değil artık 😀

    • @seyma: sanırım artık fark ettin şeymacım, kız onun önünde soyunmadıkça bizimki gerçeği anlayamayacak, ajaksalhjsak 😀 😀

      kang hyuk 2 hafta sonra biriyle çıkmasına çıkmış, ama acaba neden? bunun altında bir çapanoğlu aramak gerekli 😉

      ji ah ilk aşkının peşini bıraksın diyorsun ama bunca yıl sonra eski bir ateşin birdenbire alevlenmesi onu bir tuhaf yaptı, meraklandırdı: bu olayı tam olarak çözmeden kafasından atabilmesi mümkün değil..

      oovvv, sen min woo’nun kendisinden bile daha min woo’cu çıktın! 😀 iki kızı birden alamaz, kusura bakmayın, yazarınız biraz feminist 😀

      hyo rim’in “kavak yelleri” tepkisi onun da zaman zaman komik bir insan olabildiğini kanıtlıyor 🙂 min woo’muzun kendisini anlatamayışı ise apayrı bir olay zaten. tam bir şapşal 😀

      yeni bölümü haftasonu ekliyorum canım. haftada bir tane yazmaya çalışıyorum ama her zaman mümkün olmuyor :/

      bu arada gazeteci muhabbetini iyi hatırladın; onu oraya boşuna koymadım (nıhahaha! *hain kadın gülüşü*)

      ben de bundan sonra sana twitter’dan haber veririm o zaman 😉 yorumlayan ellerine kollarına sağlık, çalışmalarında kolay gelsin ^^

      • bi umut diyordum fark eder diye ama tamamen kestim yani yok kendinin gay olduğunu kabul etti Ji Ah’ın kız olduğunu kabul edemedi sonuçta 😀

        altında bi sebep olduğu belli zaten her halinden de işime gelmiyor bi sebep düşünmek 😀

        yani ilk aşk sonuçta ama üzerinden onca zaman geçmiş, kalbine acı bir şekilde gömmüş ne de olsa tekrar tekrar düşünüp kendine daha fazla acı çektirmesin kızcağız diye öyle diyorum yoksa olayın Kang Hyuk’u sevmememle hiçbir alakası yok 😛

        biraz öyle oldu ama ne yapayım Hyo Rim’den bir türlü soğuyamadım ondan seçim yapamadım 😀 ama tabi ki gönlümün 1.kadını Ji Ah 😀 -yanlış anlaşılmayayım şimdi- 😀

        e yani senin de işin falan oluyordur oturup bütün gün hikaye yazacak halin yok :/ olsun artık ne yapalım beklicez mecbur ^^

        her taşın altından Min Woo’nun babası çıkacak modunda psikopata bağladım ya O_O

        teşekkürler hatta tekrar teşekkürler ^^

  16. oyy bunca bölümdür ji ah’ın günahını almışım ben yaa üzüldüm şimdi 😦 diyordum ki insan yanıbaşında böyle tatlı böyle romantik bi kanka olur da ondan nasıl etkilenmez, nasıl gerçekten kanka modunda takılabilir, bu kızın hiç mi hormonu yok o.O ama varmış.. o da normal bi kızmış çok sevindim 🙂 ama.. yanında bi kız gördü diye hemen vazgeçmiş kuzudan, bi dur daha 30’a kadar yolu var neden böyle yapıyosun diye bağırasım geldi haa 😦

    min woo yine yorumlarıyla beni gülme krizine soktu. Bu çocuk kendisine defalarca masaj yapmıştı ulan! Kim bilir kendi muhteşem vücuduna dokunurken bu sapık herifin aklından neler geçmişti?! Olamaz, olamaz yaaa! Min Woo kendini kullanılmış gibi hissediyordu! ahahaşlhfalskdf ay ölücem ya 🙂 çocuğun düşündüğü şeye bak yaa 🙂

    hyo rim de kafa kızmış haa, asansördeki yorumlarına çok güldüm 🙂 aşçı bahçıvana bahçıvan uşağa falan filan 🙂 elalemin dramın bunların eğlencesi oldu valla tüü 🙂 ama çok sık rastlanır bi manzara değil haklılar geyik çevirmekte, bi de min woo gibi bi çocuk için tam bi travma 🙂

    51k’ya ben de gitmek istiyorum kiii 😦 ji sub kendi elleriyle bize kahveli pastasından yedirse mesela oy oy 🙂 ji ah’ın yerinde olsa hyo rim’le sıkı kanka olurdum, jisub’la yakınlaşma fırsatı kaçar mı 🙂 yeni bölümlerde de görürüz umarım kendisini 🙂 yıldız hikayesine de bayıldım bu arada, konsepte ne güzel uydu, hafif çakırkeyf bi min woo ve kayan yıldızlar oy oy 🙂

    yeni bölümde görüşmek üzere yazarcım, eline sağlık^^

    • @masal: ji ah da normalmiş, evet 😀 açıkçası ben de öyle düşünüyorum: insanın jung il woo gibi bir kankası olacak da ona karşı bazı hisler beslemeyecek; imkânsız! 😀 😀 ama ji ah’nın kang hyuk başkasıyla çıkmaya başlayınca fena halde kalbinin kırıldığını ve tüm duygularına set çektiğini de anlayabiliyorum.

      min woo her durumda olduğu gibi yine kendini düşünüyor 😀 hyo rim’inse kafa bir insan olabileceğini ilk defa gördük. “elalemin dramın bunların eğlencesi oldu valla tüü” ahaha, öyle oldu biraz, di mi? 😀

      51 cafeye bir gün hep beraber gidecek, ji sub’ı görene kadar da çıkmayacağız! 😀 yorumun için teşekkür ediyorum tatlım ^^

  17. İşler iyice karışıyor Ji Ah Min Woo aşkı büyürken diğerleri de kendilerini unutturmuyor ne olacak bakalım ilerde 🙂

    Min Woo kendimi kullanılmış hissediyorum mu ne diye düşünmüştü ayy manyak diyesim geldi 😀 Ondan da ancak böyle düşünceler beklenirdi:)

    Ji Sub’u bu bölümde beklemiyordum açıkçası bir sonraki kafeye gidişlerinde çıkar diyordum ama bir de ne göreyim Ji Sub’cum ben geldim yaptı bize 😀 Sonra bir daha gelir ama di mi çingu? Gerçekte göremiyoruz bari burada görüp de sevinelim 😀 Ama bi gün çok iyi bir çocuk olursak şirinleri bile görebileceğimize göre Ji Sub’umuzu da görebiliriz diye umuyorum 😀 😀

    Veee ellerine sağlık yine süper yazmışsın ^^

    • @canlina: hahah, evet min woo olaylara her zamanki gibi kendi penceresinden bakıyor 😀 ji sub yeniden konuğumuz olacak; önemli bir karakter kendisi 😉 bir gün iyi birer çocuk olup ji sub’ı ve tüm koreli aktörlerimizi göriciğizz! 😀 😀 senin de ellerine sağlık ^^

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s