Altıncı Bölüm: “Hayatının sürprizini yaşamaya hazır ol Ji Ah!”

49 days – falling tears 

Soo Hyun’un eve fırtına gibi dalıp Ji Ah’yla Kang Hyuk’un şaşkın bakışları altında Min Woo’nun yakasına yapışmasının üstünden on dakika geçmişti. Şimdi dört adam (öhöm, üç adam ve adam kılığında bir kadın) ciddi yüzlerle Min Woo’nun ipad’inin başına toplanmış videonun altındaki yorumları okuyorlardı.

“Min Woo’nun bu kadar şımarık olduğunu bilmezdim,” yazmıştı biri, “Doğrusu büyük hayalkırıklığına uğradım…”

“Boya iskelesine bilerek çarptı! Terbiyesiz herif!”

“Bütün ünlüler ikiyüzlü! Biz ayrılsak da dostuz mesajı verirlerken aslında birbirlerinden nefret ediyorlar! Pis yalancılar!”

Min Woo daha fazla okumaya dayanamadı ve birden yerinden kalktı, odanın içinde bir o tarafa bir bu tarafa yürümeye başladı. Genç çocuğun morali acayip derecede bozulmuştu.

“Al işte, babam yapacağını yaptı!” diye haykırdı, “Beni bitirdi!! Hayranlarım artık benden nefret ediyor! Beni bir daha hiç sevmeyecekler! Böhüüüeeee!”

Sonra da elini yüzüne kapatıp çocuk gibi bağırarak ağlamaya başladı! Soo Hyun ve Ji Ah ona üzgün gözlerle baktılar, ama Kang Hyuk resmen şok olmuştu! Genç adamın aklı almıyordu, yirmilerinin sonunda koskoca bir insan nasıl böyle çocuk gibi davranabiliyordu yahu?! Ama en büyük şoku, Ji Ah’nın yerinden kalkıp onun yanına gitmesiyle yaşadı: Genç kız patronunun koluna elini koymuş, tatlı bir sesle:

“Hemen moralinizi bozmayın Min Woo-şi,” demişti, “Bakın eminim ki bu işi düzeltmenin bir yolu vardır… Hem sizi sevenler o kadar çok seviyorlar ki, bu kadarcık bir şey yüzünden sizden soğumazlar, korkmayın…”

Min Woo ellerini yüzünden çekti, çocuksu yüzünde inanmaya hazır bir bakışla:

“Sahi mi diyorsun?” dedi umutla, “Ama Ji Han, ah napıcam ben, ottukeee??”

Ji Ah sabırla ve tatlılıkla:

“Şimdi yapılacak şey belli,” dedi, “Hyo Rim-şi’yi de ikna edip bir basın toplantısı düzenlemeli ve bu videonun şaka amaçlı çekildiğini anlatmalısınız. Bu basın toplantısında birbirinize karşı çok sıcakkanlı olmalısınız. Bu sizin için zor bir şey olmayacaktır, sizin aktörlük yeteneğiniz düşünülürse çocuk oyuncağı…”

Min Woo ona umutla baktı, sonra bakışlarını Soo Hyun’a çevirdi. Soo Hyun da yüzünde şaşkınlık ve takdir karışımı bir ifadeyle bakıyordu Ji Ah’ya, heyecanla:

“Evet, aynen öyle!” dedi, “Ji Han çok doğru söylüyor! Hyo Rim-şi’yle konuşup birlikte bir basın toplantısı düzenlemenizi ben ayarlarım, merak etme Min Woo!”

“Ayrıca Hyo Rim-şi’nin de bu çıkan haberlerden en az sizin kadar etkilendiğini ve yıprandığını düşünürseniz basın toplantısı düzenleme konusunda hiç zorluk çıkarmayacak, aksine o da çok memnun olacaktır,” diye ekledi Ji Ah. Min Woo birden onun ellerini tuttu ve kızla birlikte yerinde zıplamaya başladı:

“Ah, cidden mi?? İnşallah dediğin gibi olur! Ah Ji Han, şu anda o kadar mutlu oldum ki, sana sarılıp öpebilirim!”

“Eheh, sakin olun efendim, hiç gerek yok…” diye sırıtmaya çabaladı Ji Ah ve endişeyle Kang Hyuk’tan yana bir bakış attı. Arkadaşı hâlâ tiksinti ve hayret dolu bakışlarla Min Woo’yu süzüyordu. Soo Hyun’sa rahatlamış bir biçimde ayağa kalkmıştı:

“Aferin Ji Han, çok makul şeyler söyledin… Ben şimdi gidip gerekli organizasyonları yapacak, ve size tekrar haber vereceğim… Bu arada…” Min Woo’ya gülümseyerek baktı: “Böyle akıllı bir şoförün olduğu için çok şanslısın Min Woo…”

“Biliyorum, Ji Han çok değerli bir eleman,” diye sırıttı Min Woo. Sonra Kang Hyuk’a yan yan baktı, az önceki konuşmaya gönderme yapmak istercesine: “Hatta onu şoförlükten asistanlığa terfi ettirmeyi düşünüyorum, sağ kolum gibi çünkü…” dedi.

“Eh, üniversite mezunu bir insan şoför olmak için fazla donanımlı kalıyor cidden…” diye mırıldandı Kang Hyuk. Soo Hyun’sa ilk kez o anda ortamda dördüncü bir şahsın olduğunu fark etmişti sanki, merakla ona döndü:

“Ee… Bu arada biraz geç olacak ama, sen kimsin genç adam?”

Kang Hyuk’tan önce Min Woo atılıp cevapladı soruyu: “Kang Wook Ji Han’ın arkadaşı olur… Kendisi bugün kâhyam olarak işe başladı!”

Kang Hyuk: “Şeyy, adım Kang Wook değil yalnız-” diye müdahale etmeye çalıştı ama lafları Soo Hyun’un: “Pekala! Ji Han’ın arkadaşı olduğu için bir sorun yok, ama bu son olsun Min Woo, bir daha bana haber vermeden yeni eleman alma,” diyen sert sesi arasında kaynadı gitti. Ji Ah arkadaşına sırıtarak baktı: Bu evde insanın kendi ismiyle çalışmasına imkân yoktu, Kang Hyuk da yakında bunu öğrenecekti!

***********************************************

Biraz sonra Soo Hyun evden ayrılmış, Min Woo ise yaşadığı gerilimli dakikaların stresinden kurtulmak için banyoya girmişti. Kang Hyuk’la Ji Ah baş başa kaldıklarında genç adam ciddi bir ifadeyle kıza döndü:

“Şimdi anlat bakalım, bu şoförlük hikâyesi de neyin nesi?!”

“Asıl sen anlat bakalım, kâhya olma işi nerden çıktı??” dedi Ji Ah hiç altta kalmadan.  “Yani cidden Kang Hyuk, bazen çok acayip davranabiliyorsun! Ben bu işe ihtiyacım olduğu için girdim, ama senin işe ihtiyacın mı var?? Gül gibi ne güzel kitapçı dükkanın var, Min Woo’yla çalışmak da ne oluyor?!”

“Ya ne yapsaydım, seni bu deli adamla baş başa mı bıraksaydım?!” dedi Kang Hyuk birden öfkelenerek. Hızlı hızlı yürüyüp kızın dibine kadar geldi, kaşlarını çatıp bağırdı: “Ji Ah, adam manyağın teki! Beş yaşında çocuk gibi davranıyor! Sen değil miydin son işinden çocuk bakıcılığı yapmak istemediği için istifa eden, şimdi böyle birinin şoförü olmak da neyin nesi??”

“Evet ama sözde yönetici asistanı olduğum o son işten aldığımın iki katını kazanıyorum şimdi,” dedi Ji Ah da hemen. Sonra hafifçe dudak büktü: “Eh, evet, Min Woo-şi’nin bazen insanın sinirlerini zıplattığı doğru; ama aslında özünde iyi bir insan, gerçekten…”

Kang Hyuk alayla: “Hah!” diye bağırdı. Sonra bir an durdu, yeniden: “Peki ama şoförlük ne ayak??” dedi ateşli ateşli, “Sen işletme mezunusun, sekreteri olsan gene anlarım da şoför nedir yahu?!”

Ji Ah omuz silkti:

“Araba kullanmayı severim, bilirsin. Şoför olmak bana koymuyor…”

Kang Hyuk alaycı ve öfkeli bir sırıtmayla: “Hadi canım!” diye bağırdı, “Koskoca üniversite mezunu kız şoför olacak, ha?! Atma be Ji Ah, senin de üzüldüğünü biliyorum…”

Artık Ji Ah’nın da sabrı taşmıştı, genç kız öfkeyle:

“Üzülsem de yapacak bir şey yok!” diye bağırdı, “Min Woo-şi’nin yanında iyi kazanıyorum, ayrıca onunla çalışmaktan memnunum, tamam mı? O yüzden lütfen bana sormadan kendi başına planlar yapıp benim işime burnunu sokma!”

Kang Hyuk birden durdu. Kırgın gözlerle arkadaşına baktı. Ji Ah da duraksadı, genç kız hafif bir pişmanlıkla fazla ileri gittiğini düşündü. Ama gururu baskın geldi, alttan almak yerine kollarını çaprazlayıp kaşlarını çatarak gitti, az ilerideki kanepeye oturdu. Soğuk soğuk:

“Beni korumana ihtiyacım yok,” diye tekrarladı. “Burada kahya olarak çalışma saçmalığına girmene gerek yok! Zaten sen Min Woo’nun kaprisleriyle uğraşamazsın… O yüzden lütfen işi hiç başlamadan bırak…”

Kang Hyuk öfkeyle nefes verdi. Tam bir şey demek üzere ağzını açmıştı ki, banyodan Min Woo’nun sesi duyuldu:

“Ji Haaaaan! Gelip omzuma masaj yapar mısın lütfen??”

Kang Hyuk’un gözleri dehşetle açılırken genç adam soru dolu bakışlarını kıza çevirdi: “İşte bu gibi manyaklıklardan söz ediyordum!” der gibi baktı kıza. Ji Ah’ysa utanmıştı, ama hemen atıldı: “Beni erkek zannediyor! Zaten anlamışsındır! Başka bir şey değil, kötü bir niyeti yok, cidden bak!” Ve yukarı doğru: “Hemen geliyorum efendim!” diye bağırıp banyoya çıkmak üzere merdivenlere doğru koşturdu. Ama Kang Hyuk ondan hızlıydı, büyük bir çeviklikle koşup kızı yarı yolda yakaladı, kolunu tuttu ve kendisine doğru çevirdi. Ateş saçan gözlerle:

“Saçmalama!” diye gürledi, “Yabancı bir adama banyoda masaj mı yapacaksın?! Kusura bakma ama buna izin vermiyorum!”

Ji Ah ne cevap vereceğini bilemeden ağzını açmışken yukarıda banyo kapısı aralandı, Min Woo’nun yüzü eşikte belirdi:

“Hadiii, gelsene çocuğum, su soğumadan jakuziye geri dönmek istiyorum!”

“Ji Han yerine masajınızı ben yapmak istiyorum efendim!” diye bağırdı Kang Hyuk aniden. Ve kızı merdivenlerin ortasında bırakıp basamakları atlaya atlaya üst kata çıktı, banyonun kapısında Min Woo’nun karşısına dikildi. Sırıtarak:

“Ji Han şoför değil mi? Oysa masaj yapma işi kahyanıza ait olmalı,” dedi. “Hem ben çok iyi masaj yaparım, Tay masajı, Endonezya masajı, ne isterseniz hepsini bilirim!”

Min Woo bir an şaşırmıştı, ama sonra dudak büktü: “İyi ya… Gel o zaman…”

Ve tekrar banyoya girdi. Kang Hyuk da sırıtarak onun peşinden girerken: “Yaa Ji Ah hanım, elin herifini mıncıklamana izin vereceğimi sanıyorsan çok yanılıyorsun!” diye geçiriyordu içinden.

Ji Ah’ysa olan biteni şaşkın gözlerle izlemiş, sonra omuz silkmişti. Oh, canıma minnet, diye düşündü; Min Woo’ya masaj yapmanın çok da meraklısı değildi. Genç kız aldırmaz bir tavırla merdivenlerden gerisin geri inmeye başladı…

***********************************************

FT Island – I Hope

Ertesi gün Kang Hyuk oppanın kitapçı dükkanına gelen liseli kızlar büyük bir hayalkırıklığına uğradılar: Kitapçının kapısında: “Bilinmeyen bir süre için kapalı kalacaktır” diye bir not vardı. Çünkü küçük kızların kitapçı ağabeyleri o sırada bir canavarla uğraşıyordu!

Kang Hyuk daha yirmi dört saat dolmadan Min Woo’nun kaprislerinden pes etmişti: Yeni patronu –maalesef!- yaptığı masajdan çok memnun kaldığı için ona saatlerce omuz, boyun, sırt, ve ayak masajı yapmak zorunda kalmıştı! Sonra Min Woo’ya yeşil çay demlemenin inceliklerini öğrenmiş (ve bunu öğrenene kadar tam yirmi yedi kez çayı demleyip çocuğun ayağına getirmesi gerekmiş), ardından –son hizmetçi de iki gün önce istifa ettiği için- tek başına bütün malikâneyi baştan sona çamaşır suyuyla silmişti! Üstelik Min Woo işkenceyi artırmak istercesine o sırada başında durup “Aferin Kang Wook, bir çalışan her konuda patronunun eli ayağı olmalıdır,” diye felsefi tespitlerde bulunuyordu!

Şimdi de basın toplantısının olduğu binanın dışında Ji Ah arabanın şoför koltuğunda patronunu beklerken Kang Hyuk yorgunluktan bitmiş vaziyette yanındaki koltuğa yığılmıştı. Min Woo onu buraya da sürüklemişti – basın toplantısından sonra terlemiş ve yorulmuş olursa enerji içeceği servisi yapmak ve terini kurulamak için!

Kang Hyuk “o enerji içeceklerine asıl benim ihtiyacım var,” diye düşündü ve yorgunlukla içini çekti. Yanında oturan Ji Ah muzipçe baktı ona:

“Şimdiden pes ettin bakıyorum??”

Kang Hyuk onun alaycı gözlerini görünce yerinde doğrulmaya çabaladı: “Hayır, hiç de bile, ben asla- Aaahh!”

Ama ağrıyan sırt kasları genç adamı yeniden koltuğa çivilemişti maalesef… Kang Hyuk: “Ah ah ah, kolum kopuyo koluummm!” diye sızlanırken Ji Ah artık kahkahalarını tutamıyordu. 🙂

O sırada içeride basın toplantısı başlamak üzereydi. İşler gerçekten de tam Ji Ah’nın tahmin ettiği gibi gitmiş, Hyo Rim birlikte basın toplantısı düzenlemeye hemen razı olmuştu. Min Woo onu ilk gördüğünde şaşkınca durakladı: Kızın bütün rengi uçmuştu, benzi sapsarıydı. Bu olay onu da en az kendisi kadar üzmüştü anlaşılan.

“Merhaba Min Woo,” diye selamladı genç starı. O kadar halsizdi ki, Min Woo’ya laf sokacak dermanı bile kalmamıştı. Min Woo da şaşkınca “selam,” diye cevap verdi. Genç adam eski sevgilisinden nefret etmesine rağmen içinden hafif bir burukluk geçti, daha önce Hyo Rim’i bu kadar bitkin ve umutsuz gördüğünü hatırlamıyordu.

Kız sanki onun düşüncelerini okumuş gibi hafifçe gülümsedi:

“Beni böyle gördüğüne şaşırdın, değil mi? Sevinmişsindir de sen şimdi… Gerçi senin halin de benden çok farklı değil, gözlerinin altı çökmüş, anlaşılan geceyi uykusuz geçirmişsin…”

Min Woo hafif bir alayla gülümsedi:

“Eh, çok doğal değil mi? İkimiz de büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız, aptal bir olay yüzünden hayranlarımızın sevgisini kaybedebiliriz! O yüzden iyisi mi şimdilik ateşkes yapalım ve önce şu işi halledelim, tamam mı?”

Böyle deyip elini uzattı. Hyo Rim bir an şaşırmıştı, ama hemen toparlandı, kendisi de hafifçe gülümsedi. Ve o da elini uzatıp çocuğun elini sıktı.

Az sonra patlayan flaşlar altında basın toplantısının düzenlendiği odaya girdiler. İçerisi oldukça kalabalıktı, her gazeteden, her televizyon kanalından muhabir gelmiş olmalı diye düşündü Hyo Rim. Korkudan bacakları titriyordu.

Anlaştıkları gibi, söze Min Woo başladı:

“Birkaç gündür internet siteleri Hyo Rim-şi’yle ikimizin reklam çekimi kamera arkası görüntüleri olduğu iddia edilen video çekimi ile çalkalanıyor,” dedi genç adam rahat bir tavırla. “Bu görüntülerden Hyo Rim-şi’yi bilerek yere düşürdüğüm ve onunla alay ettiğim gibi bir anlam çıkarılmış. Bu dedikoduları çıkaran kişileri esefle kınıyorum. Çünkü bildiğiniz gibi biz Hyo Rim-şi’yle çok iyi dostuz.”

Böyle dedi ve gülümseyerek genç kıza döndü. Hyo Rim ona bakınca bir an içi titredi: Genç adam gerçekten de çok sıcak bir biçimde gülümsüyordu. Hyo Rim bakışlarını zorlukla onun üzerinden ayırıp salondaki gazetecilere döndü:

“Evet Min Woo-şi’nin dedikleri doğrudur,” dedi. “Videodaki görüntüler bir viral market stratejisiydi, yani dikkatleri kampanyamıza daha çok çekmek üzere tasarlanmış bir çekimdi yalnızca… Ama maalesef kötü niyetli kişilerce yanlış anlaşılıp saptırılmaya çalışıldı, o yüzden biz de bu açıklamayı yapmaya karar verdik… Min Woo-şi’yle aramızda bir düşmanlık olduğu dedikodusu kesinlikle gerçek değildir!”

Salonda bir uğultu koptu: Gazeteciler hep bir ağızdan sorular soruyorlardı. Birisi: “Viral market kampanyası mı? Bu iddianızı parfüm üreticileri de doğrulayabilir mi acaba?” diye sorunca bu işi Soo Hyun’un çoktan halletmiş olduğunu bilen Min Woo gönül rahatlığıyla: “Elbette!” diye cevap verdi. Bir başka gazeteci ise:

“Bildiğimiz kadarıyla şu anda ikiniz de kimseyle görüşmüyorsunuz… Acaba bu reklam kampanyasında birlikte rol almakla birbirinize karşı olan eski hisleriniz de tekrar su yüzüne çıktı mı?” diye sorunca Min Woo da Hyo Rim de bir an durakladılar. Ama Min Woo hemen kendini toparladı, çapkın ve gizemli bir gülümsemeyle Hyo Rim’e baktı:

“Bunu bilemem… Bunu ancak zaman gösterir…” dedi ve hemen ardından, adeta utangaç bir biçimde gözlerini kaçırıp hafifçe güldü! Genç adamın jest ve mimikleri o kadar gerçekçiydi ki, salon birden coştu! Gazeteciler birbirlerini ezerek soru sormaya çabalarken Hyo Rim de nefesi kesilmiş bir biçimde genç adama bakakalmıştı…

Nihayet basın toplantısı bitip de genç yıldızlar kulise geçince her şeyi içeriden izlemekte olan Soo Hyun onları sevinç içinde karşıladı:

“İkiniz de harikaydınız Min Woo, Hyo Rim-şi! Özellikle dikkati başka yöne çekmek çok ama çok akıllıcaydı! Şimdi herkes reklam filmini unutup sizin yeniden bir araya gelip gelmeyeceğinizi konuşuyor olacak!”

Min Woo’nun da gözlerinin içi gülüyordu. Çocuksu bir biçimde:

“Sahi miiiiii? İyi yaptım, değil mi Hyungg?” diye bağırıp aniden menajerinin boynuna atladı! Onunla birlikte olduğu yerde zıp zıp zıplarken: “Biliyor musun, öyle demek bir anda aklıma geliverdi! Yoksa nerdeyse “Ahaha, saçmalamayın, Hyo Rim’le ben mi?? Yeniden başlamak mı?? Tanrı yazdıysa bozsun!” demek dilimin ucuna kadar gelmişti ama neyse ki kendimi tuttum!” Min Woo sırıttı ve hâlâ yanlarında duran Hyo Rim’e şımarık bir çocuk gibi baktı: “Ahah, alınmadın diil mi Hyo Rim? Senin de aynı şeyleri düşündüğünü biliyorum…”

Hyo Rim ufak bir kahkaha attı: “Saçmalama! Tabii ki alınmadım, senle bir daha sevgili olmaktansa tavuk kılığına girip reality şovlara çıkmayı tercih ederim!” Min Woo da neşeli bir kahkaha attı. Şu anda işleri düzelttiği için o kadar mutluydu ki, Hyo Rim’in iğneli lafları bile canını sıkamazdı!

“Neyse, bu işi de hallettiğimize göre burda daha fazla kalmama gerek kalmadı,” dedi Hyo Rim ve ayakta dikilen iki adama döndü: “Soo Hyun-şi, kendinize ve bu manyağa iyi bakın… İyi günler!”

“Güle güle Hyo Rim-şi,” dedi Soo Hyun kibar bir reveransla. Min Woo’ysa: “Hadi baaay!” deyip hemen menajerinin koluna yapışmıştı: “Çok acıktımmm! Hadi güzel bir yerde bana yemek ısmarla Hyungnim!”

Adele – Someone like you 

Hyo Rim’se kulisten çıkınca bir an olduğu yerde durakladı. Destek almak ister gibi duvara tutundu ve derin bir soluk aldı. Genç kızın gözleri dolmuştu. Aklından Min Woo’nun soru sorulduğu andaki o bakışı çıkmıyordu… Nasıl da güzel bir bakıştı o, tıpkı… tıpkı eski günlerdeki gibi!

Eski günler… Hyo Rim’in gözleri daldı. O kısacık üç ayı düşündü. Ömrünün en güzel üç ayı…

Seul sokaklarını birlikte arşınladıkları uzun günler geldi aklına: Kış aylarında olmalarını fırsat bilir, atkılarla berelerle yüzlerini iyice saklar, sonra fıldır fıldır gezerlerdi şehirde. Bir seferinde lunaparka gitmiş, dönmedolaba binip yukarıdan şehri seyretmişlerdi. Bir seferinde saatlerce nehir kenarında oturup insanları izlemiş, onlarla ilgili saçma sapan hikayeler uydurup gülmüşlerdi. Sonra sık sık Min Woo’nun evinde buluşur, şarap içip DVD seyreder, ya da langırt oynarlardı (Min Woo’nun yenilince nasıl tepindiği aklına gelince genç kız kıkır kıkır gülmeye başladı: O surat ifadesini unutmasına imkan yoktu!) Min Woo o zaman da çocuksuydu, şımarıktı, hatta bencildi, hepsi doğru. Ama tatlı bir yanı da vardı çocuğun; kibardı, zaman zaman çok hoş jestler yapmakta üstüne yoktu. Min Woo’nun ona kendi elleriyle makarna pişirmesi geldi gözünün önüne.

“Tarifi Soo Hyun Hyungnim’den aldım, eğer kötü olursa onu suçlarsın tamam mı?” demişti gülerek. Ve işin kötüsü gerçekten de çok kötü bir makarna yapmıştı! Ama Hyo Rim’e bu birbirine yapışmış, hamurlaşmış makarna dünyanın en lezzetli yemeği gibi gelmişti…

Hyo Rim çenesinden damlayan yaşla kendine geldi. Burnunu çekip kendi kendine hüzünle gülümsedi.

İnkâr etmenin yararı yoktu… Bu aptal, şımarık, çocuksu oğlanı çok ama çok sevmişti! Hatta belki… evet belki…

..belki hâlâ seviyordu onu… Belki de bu büyük nefreti, o yüzdendi. Kendisinin dağlar kadar büyük aşkını tek bir kalemde yıkıp geçtiği için…

“Ama neden… Neden yaptın?…” diye fısıldadı kendi kendine, hayalindeki Min Woo’yla konuşur gibi. Bu muhteşem güzelliği kendi ellerinle neden yıktın… Neden…

Gözyaşları yanağından damlarken, genç kız dünyanın tüm yükü omuzlarına binmiş gibi ağır adımlarla yeniden yürümeye koyuldu…

***********************************************

David Arkenstone – Secret Wedding 

Yüreğim pırpır ederek ormanın kadim ağaçları arasında ilerliyordum. Sevdiğim, yüreğimin güneşi, kalbimin biricik kraliçesi beni bekliyor! Kuru dalların, yaprakların üzerinde uçar gibi koşuyor, koşuyorum. Ve önüme gelen bir dalı çekmemle birlikte nefesim kesiliyor: İşte orada! Az ötede, hanbokunun eteklerinde yapraklar uçuşarak bekliyor!

Ayaklarımın altında çıtırdayan kuru dalların sesini duyan sevdiğim bana doğru döndü ve pırıl pırıl, siyah inciler gibi parlayan gözleriyle göz göze geldim. Yüreğimde bir güvercin kanat çırparak havalandı sanki…

“He Ran-şi…” diye fısıldadım.

Sevdiğim güzel gözlerini yüzümden hiç ayırmadı, yüzüne güneş gibi bir gülümseme doğarken yavaş adımlarla yürüyerek yanıma yaklaştı. Mermere dökülen su sesiyle:

“Hoşgeldiniz Jong Hwa-şi,” dedi bana, “Bugün gelmeyeceksiniz diye düşünüp endişelenmiştim. Sarayda çıkan olaylardan haberim var. Majesteleri kralımızın veliaht prense çok öfkelendiğini işittim…”

Sevdiğimin sözleriyle bir an için yüreğim sıkıştı: Doğruydu. Bugünlerde saray son derece karışıktı. He Ran’ın olanları veliaht prensin eşi olan ablasından işittiğini biliyordum. Kral Injo ile veliaht prens arasında büyük anlaşmazlıklar doğmuştu. Veliaht prens Chungguk’ta görüp öğrendiği üzre askeri ve siyasi yapıyı tamamen değiştirmek istiyordu. Prensin Çin’deyken Avrupalı dostları da olmuş, onlardan çok şey görüp öğrenmiş, hatta yaşam tarzlarını büyük bir içtenlikle benimsemişti. Kral Injo’ya Hristiyanlığı kabul ettiğini açıkladığı gün sarayda kızılca kıyamet kopmuştu! Yaşlı kral “atalarımızın âdetlerini bir çırpıda nasıl yok sayarsın?!” diye öfkeden kudurmuş, veliaht prensi yanından kovmuştu. Saray muhafızlarından biri olarak ben de tüm bu kargaşanın yakın tanıklarındandım.

Zavallı arkadaşım Prens Bongrim’se babası Kral hazretleri ve ağabeyi veliaht prens arasındaki anlaşmazlıkları gidermek için nafile yere uğraşıp didiniyordu. Arkadaşım ağabeyi veliaht prensten çok daha olgundu; Batı dünyasından gelen yenilikleri akla yatkın bulmakla birlikte babasının endişelerini de anlıyordu. Bir gün dertleşirken bana:

“Toplumumuz geleneklerine son derece bağlı, kapalı bir toplum,” diye açıklamıştı, “Bu insanlara bir anda tüm yaşantılarını değiştirmek istediğimizi nasıl açıklayabiliriz? Aynı şey siyasi ve askeri konularda da geçerli: Bunca yıldır yakın dövüşte, kılıç kullanmada usta olan askerlerimize artık Avrupa’nın silahlarını kullanmaları gerektiğini söylesek bile kaçı bunu başarabilir? Ancak yeni yetişen gençleri bu şekilde eğitmemiz mantıklı olacaktır… Oysa veliaht prens bu gerçeği görmüyor, görse de anlamak istemiyor… O kendini Batı teknolojisinin büyüsüne çoktan kaptırmış durumda ve bir an önce tüm değişiklikler yapılsın istiyor!…”

Bongrim’i üzüntülü gözlerle onaylayarak dinliyordum. Arkadaşım pek çok konuda ağabeyinden daha akıllı, daha ileri görüşlüydü. Ayrıca veliaht prens biraz zayıf yapılıydı; Qing kralı Sohyun’un Mançurya ve Uygurlar üzerine yapılan seferlerde orduya katılıp savaşmasını rica etmesi üzerine Bongrim gönüllü olmuş, ağabeyinin yerine savaşa kendisi katılmıştı. Arkadaşım şimdi o günleri hatırlayıp öfkeyle dişlerini gıcırdatıyordu:

“Hong Taiji Veliaht Prens Soohyun’u bile bile ölüme göndermek istedi! Onun hiç savaş tecrübesi olmadığını bile bile orduya kumandanlık etmesini istemesinin bundan başka bir açıklaması olamaz! Ah Jong Hwa, bir bilsen bu aşağılık insanlardan ne kadar nefret ediyorum!”

Ama ne yazık ki Hong Taiji’nin isteği üzerine yeniden bu çok nefret ettiği insanların arasına, Çin başkentine dönmek zorunda kalmıştı… Ağabeyi ve kral babası arasındaki kavgayı büyük bir üzüntüyle ancak uzaktan takip edebilen arkadaşım için üzülmeden edemedim…

Ama şimdi tüm bunları düşünüp hüzünlenmenin sırası değildi. Şimdi, kalbimin biricik incisi, orkide çiçeğim He Ran’ın yanındaydım. Onu dünyanın tüm kötülüklerinden korumak ister gibi gülümsedim:

“Siz o güzel aklınızı böyle şeylere yormayın. Ben eminim ki Kralımız majesteleri ile enişteniz Veliaht prens aralarındaki anlaşmazlıkları halledip ülkemiz ve milletimiz için en iyisi ne ise onu yapacaklardır…”

He Ran hafifçe kaşlarını çatıp bana baktı. Bir an şaşırdım. Onu kıracak bir şey mi demiştim?

“Kadın olduğum için beni hiçbir şeyden anlamaz sanıyorsunuz, öyle mi?” dedi kırgın bir sesle. “Oysa ben de ülkem ve halkım için en az sizin kadar endişeleniyorum. Kadın olmam benim siyasetten anlamamamı mı gerektirir?”

Hüzünlü ceylan gözlerini bana çevirince kalbim sıkıştı sanki. Kekeleyerek:

“Ne münasebet!” diye bağırdım, “Asla böyle bir şey düşünmedim He Ran-şi! Sizin pek çok erkekten daha zeki olduğunuzu biliyorum! Ve o güzel yüreğinizin olan bitene üzülmemesi elbette mümkün değil… Ama ben… ben yalnızca sizi her şeyden, tüm sıkıntı ve dertlerden korumak istiyorum! O yüzden böyle dedim, lütfen yanlış anlamayın!”

He Ran’ın gözlerindeki kırgınlık yerini hafif bir hüzne bıraktı. Sevdiğim, burukça gülümsedi:

“Teşekkür ederim Jong Hwa-şi… Sizin nazik yüreğinize inancım tam…” Sonra, derin derin içini çekti. Bakışlarını yeniden bana çevirdiğinde güzel gözlerindeki derin kederi görüp sarsıldım.

“Yazık ki yüreğinizden geçenin gerçekleşmesi mümkün değil,” dedi. “Ben de olan biten her şeyin farkındayım, ablamın veliaht prens eniştem için ne kadar endişelendiğini gayet iyi biliyorum. Ülkemiz zorlu zamanlardan geçiyor; Kral hazretleri değişime ayak diremeye çalışırken genç ve heyecanlı eniştem bu değişimi bir an önce hayata geçirmek istiyor. Aralarındaki anlaşmazlık böyle devam ederse korkarım kan dökülecek!”

He Ran’ın dudakları titriyordu. Son sözleri kalbime hançer gibi battı: “kan dökülecek!” Sevdiğimin sözleri, tekinsiz bir geleceğin kehaneti gibiydi: Hem ülkemiz, hem de ikimiz için…

Sanki isyan edersem bu kaderi değiştirebilirmişim gibi haykırdım:

“Hayır! Hayır, böyle bir şeye asla izin vermeyeceğim! Siz korkmayın, o  güzel yüreğinizi daha fazla sıkmayın, ne olur!”

Sonra diz çöktüm, elimi kalbimin üzerine koydum ve sevdiğimin gözlerinin içine baktım. Yüreğimdeki bütün inançla, bütün güvenle baktım bu gözlere, ve şöyle dedim:

“Ben, kraliyet töre bakanı Cha Im Woon’un oğlu Cha Jong Hwa, size burada şerefim üzerine yemin ediyorum ki, sizi ve hanedan üyelerini uğursuz bir kaderden korumak için kanımın son damlasına kadar savaşmaya hazırım!”

He Ran gülümsedi. O gülümseyince güneş daha bir ışıldadı, kuşlar daha güzel ötmeye başladılar, renkler daha da parlaklaştı sanki! Yüreğim mutluluk ve coşkuyla doldu. Ah, bir bilse, onun hep gülümsemesi için canımı bile vermeye razıydım!

Heyecandan titreyen elimi uzattım, onun elini tuttum. Gözlerimi gözlerinden ayırmadan onun da yavaşça diz çökmesini sağladım, bir ağacın dibine, yaprakların üzerine oturduk. Ben sırtımı ağaca dayamıştım, He Ran’sa yavaşça başını omzuma yasladı. Onun güzel saçlarının kokusu burnuma gelince kalbim heyecanla atmaya başladı.

Hiç konuşmadan, öylece, saatlerce oturduk. Saatlerce oturduk, ama bana birkaç dakika gibi geldi. Onun yanında o kadar mutluydum ki… Hayatımı paylaşacağım insanı bulmuştum. “Bugün eve döner dönmez validem ve pederimle konuşup evlilik teklifi göndermemiz konusunu açmalıyım,” diye geçirdim içimden. Daha fazla beklemeye tahammülüm yoktu.

Oysa yazık ki kader, bize bambaşka bir yol çiziyordu…

Min Woo yine kan ter içinde uyandı! Birkaç saniye kalbinin gürültüsünü kulaklarında hissederek ve faltaşı gibi açılmış gözlerle tavana bakarak nerde olduğunu algılamaya çalıştıktan sonra nihayet nefes alış-verişleri normale döndü. Genç adam sıkıntıyla içini çekti: Her hafta en az iki gece bu kabuslarla uyandığı halde bu duruma hâlâ alışamamıştı…

Yavaşça yerinden kalktı, hâlâ bacakları titrer biçimde yürümeye başladı. Kapının altından ışık sızıyordu. Genç adam odasının kapısını açıp merdiven aralığından alt kattaki salona bakınca bir an şaşkınca durakladı: Kang Wook ve Ji Han henüz yatmamış, karanlık salonda kısık sesle TV izliyorlardı.

Min Woo kaşlarını çatıp somurttu: Bu ikisi kendisini uyuttuktan sonra oturmaya devam ediyorlardı demek! Genç adam korkusunu unuttu, içi iki elemanına fırça atma isteğiyle doldu.

Ji Ah ve Kang Hyuk’sa çekimlerde çok yorulan Min Woo’nun 9’da yatağa gitmesi üzerine bir süre ne yapacaklarını düşünmüşler (salondaki ufak langırt masasına ikisi de acıklı gözlerle bakmış, ama bu oyunun çok ses çıkarıp Min Woo’yu uyandıracağına karar verince iç çekerek vazgeçmişlerdi…), ve en iyi seçimin film seyretmek olacağına karar vermişlerdi. Ji Ah Min Woo’nun geçenlerde izlemesi için kendisine verdiği, çocuğun kendi filmlerinden birini seyretmeyi önermişti ama Kang Hyuk: “Zaten yedi-yirmi dört adamın yanındayız, kusucam artık!” diye bunu kati bir dille reddetmişti! En sonunda salondaki DVD koleksiyonunun içinden ikisinin de görmediği vampirlerle ilgili bir korku filminde karar kıldılar. Kang Hyuk kıza sırıtarak baktı:

“Bak, korkup da çığlığı basma ama? Yakalanırsak Cha Min Woo ikimizi de kovar!”

“Hahaha, asıl sen kendine hakim ol,” diye sırıttı ve onun omzuna ufak bir yumruk attı Ji Ah, “benim ne kadar cesur bir kız olduğumu bilirsin!”

“Hadi bakalım,” diye dudak büktü Kang Hyuk. Ama içten içe filmin gerçekten çok korkunç olup Ji Ah’nın korkudan kendisine sarılması için dua ediyordu!

Fakat maalesef Ji Ah’nın dediği gibi olmuştu, kız filmi gözünü bile kırpmadan seyrediyordu. Film gerçi çok kötüydü, ama yönetmen hiçbir masraftan kaçınmamış, kan ve vahşet sahnelerini bol tutmuştu. Fakat buna rağmen Ji Ah’nın korktuğu falan yoktu, kız yüzünde en ufak bir ürkme belirtisi olmadan bakıyordu ekrana. Kang Hyuk en gerilimli sahnelerin birinde Ji Ah’yı yan yan süzmeden duramadı; bu kız neden normal bir kız gibi çığlık atıp kendisinin arkasına saklanmıyordu yaaa?! En sonunda dayanamadı, vampirin aniden bir duvarın arkasından fırladığı ve kurbanına saldırdığı sahnede bile Ji Ah’nın kılının kıpırdamadığını görünce:

“Yav sen niye korkmuyorsun?! Sen ne biçim kızsın bee?!” diye patladı.

Ji Ah’ysa gözünü ekrandan ayırıp arkadaşına sırıttı: “Haha, bunlarla mı korkacakmışım, güldürme beni! Ben vampirlerden korkmam bir ke-AYYYYYYYYYYYY!”

Interview with the vampire OST 

Ji Ah’nın lafı yarıda kalırken genç kız korkuyla bir çığlık atıp Kang Hyuk’un kucağına zıpladı! Kang Hyuk durumdan memnun, kocaman sırıttı: “Yaa, hani korkmazdın??” Ama Ji Ah’nın televizyon ekranına değil, tam kendisinin arkasına doğru baktığını anlayınca genç adamın sırtından soğuk terler boşaldı. Ji Ah’nın hâlâ tek kelime edemeden iri iri açılmış gözlerle baktığı şeyi görmek için yavaşça arkasını döndü, ve…

… Min Woo’yu öfkeyle kaşlarını çatmış, onlara bakarken buldu!

Televizyon ekranından sızan loş ışık, Min Woo’nun yüzünde gölgeler yaratıyor, genç adamın yüzüne hayalet, hatta vampir gibi bir ifade veriyordu. Min Woo genizden gelen deruni bir sesle:

“BURDA NE YAPIYORSUNUUUUUUUZZ?!” diye tısladı. “SİZ BENİ UYUTUP FİLM Mİ İZLİYORSUNUZ?!”

Ayaklarını sürüyerek yürüdü, ekranın karşısına geçti. Sonra histerik bir biçimde:

“Hem de korku filmi!” diye bağırdı. “Ben boşuna kabuslarla boğuşmuyormuşum, kesin uykumda bu filmin sesini duyduğum için kabus gördüm! Siz… siz ikiniz var yaa…”

Ji Ah o sırada kendini toparlamıştı, hemen ayağa fırlayıp kendilerini savunmaya girişti:

“Çok özür dileriz efendim, sizi rahatsız etmemek için filmin sesini en kısık seviyede tutmaya çalışmıştık ama yine de hatalıyız, lütfen affedin! Bakın, hemen kapatıyorum!”

Böyle deyip kumandaya uzandı, kapatma düğmesine basmak üzereyken birden Min Woo:

“Dur, bekle bekle!” deyip engel oldu. Ji Ah ve Kang Hyuk şaşkınlıkla durakladılar. Min Woo düşünüyordu. Sonra birden:

“Çivi çiviyi söker, değil mi?” dedi, “Belki de kabuslu geceleri atlatmanın en iyi yolu daha çok korkmaktır! Evet ya!” Elini alnına koydu ve teatral bir biçimde: “Aman Tanrım, bunu nasıl da düşündüm, ben bir dâhi olmalıyım,” diye mırıldandı. Sonra hızlı adımlarla yürüyüp, hâlâ salak salak dikilip ona boş gözlerle bakmakta olan Ji Ah ve Kang Hyuk’un yanına geldi, onların tam ortasına geçti ve ikisinin birden kolundan tutup kendisiyle birlikte kanepeye geri oturttu:

“Çabuk filmi başa sarın bakayım! Hah, evet işte böyle! Filmi en baştan hep birlikte izliyoruz!”

FT Island – Bing bing 

Ji Ah itiraz etmeden kumandanın düğmelerine basıp filmi başa alırken Kang Hyuk’un suratına patronunu dövmek ister gibi bir ifade yerleşmişti. Son beş dakikası kalmış olan bu boktan korku filmini şimdi en baştan seyretmek zorundaydı, üstelik bu Min Woo denen hıyar Ji Ah’ya fazla yakın oturuyordu! Öfkesini elinden geldiğince gizleyip mümkün olan en kibar sesiyle:

“Eee… Efendim, siz öyle rahat mısınız?” dedi, “İsterseniz siz kanepede oturun, Ji Han’la biz yerdeki minderlere geçelim..” Min Woo ise umursamazca elini salladı:

“Gerek yok gerek yok… Hatta böyle daha iyi, siz korkarsanız yanınızda benim olduğumu bilmeniz iyi gelir!”

Kang Hyuk dişlerini gıcırdatırken Ji Ah hafifçe kıkırdadı: Filmden aslında kimin korkacağını tahmin etmek hiç de zor değildi…

Gerçekten de Min Woo korkulu sahnelerin istisnasız hepsinde yerinde bir kez zıpladı! Her seferinde de Ji Ah’nın ya da Kang Hyuk’un kolunu ya da omzunu sıkıyor, bir yandan da: “Sakın korkmayın! Bunlar yalan, hepsi efekt, ben bu filmlerin nasıl çekildiğini biliyorum beee, şu kan zannettiğiniz şey aşı boyası, o yaraları da bilgisayar efektiyle yapıyorlar!” diye gerekli gereksiz bir yığın açıklamada bulunuyordu! Kang Hyuk dişlerinin arasından: “Elbette efendim… Siz daha iyi bilirsiniz tabii…” diye mırıldandığında Ji Ah gene kıkırdamadan edememişti: Bunca yıllık dostunun o ses tonuyla konuşurken aslında: “Sen söylemesen biz anlamayacaktık di mi gerizekâlı??” demek istediğini çok iyi anlamıştı çünkü!

Zavallı Kang Hyuk’un çilesi bununla da bitmiyordu: Min Woo Ji Ah’ya her sarıldığında çocuğu kızdan ayırmak için yeni bir bahane icat etmek zorundaydı! Birkaç sefer: “Min Woo-şi! Acaba siz kanepenin bu tarafına mı geçseniz? Bakın burdaki yastıklara dayanabilirsiniz…” diye ortaya geçme teşebbüsünde bulunmuş, ama Min Woo oralı olmamıştı. Sonra Ji Ah’yı mutfağa göndermeye çabalamış, “Ji Han, baksana, belki Min Woo-şi filmi izlerken patlamış mısır yemek ister!” deyince Min Woo hemen: “Hayır, ben bu saatte hiçbir şey yemiyorum, diyetime uygun değil!” diye itiraz ederek bu yolu da kapatmıştı… Nihayet Min Woo’nun yine tiz bir çığlık atıp: “Annecim!” diyerek Ji Ah’nın boynuna sarıldığı bir sahnede Kang Hyuk artık dayanamadı; öfkeyle ayağa kalktı, Min Woo’nun kollarını kızın boynundan çekti! Min Woo ona yarı şaşkın – yarı kızgın bakınca da en sevimli haliyle gülmeye çabaladı:

“Ahah… Şeyyyy, efendim, Ji Han üç gündür banyo yapmıyor, kokmuştur şimdi o! Siz korkarsanız bana sarılın, hem ben ondan daha kaslıyım, sizi daha iyi korurum!” Böyle deyip kolunu sıktı, pazularını gösterdi. Ji Ah’nın öfkeden gözleri irileşmişti: “Bana kokmuş mu dedi o?!” Min Woo’ysa şaşırsa mı, kızsa mı bilemeden apışıp kalmıştı: Bu… bu çocuk… bu çocuk kendisine asılıyor muydu ne?!

“G-gerek yok,” dedi şaşkınca, bir yandan da Kang Hyuk’u tuhaf tuhaf süzüyordu. Sonra boğazını temizledi, tekrar kanepede dik oturdu. Ama hafifçe Ji Ah’ya doğru kaymadan edemedi: Ne olur ne olmaz, Kang Hyuk’a fazla yaklaşmasa iyi olacaktı…

Kang Hyuk hayalkırıklığı ile içini çektiğinde ise Min Woo yarı gergin, yarı tiksinmiş biçimde ona kısacık bir göz attı: Artık nerdeyse emindi, bu çocuk kendisine âşık olmuştu!

Genç adam derin derin içini çekti: Ah ah… Genç ve yakışıklı bir yıldız için hayat ne kadar da zordu!…

***********************************************

Gyeongbok sarayı o gün heyecanlı bir kalabalığı ağırlıyordu: Tarihi drama “Kökler”in saray sahneleri burada çekilecekti.

“Ne diyorsunuz?! Olamaz! Bu kadar kısa sürede yeni bir oyuncuyu nerden buluruz?!”

Sarayın iç avlusunun bir köşesinde kendisine ayrılmış olan yerde makyajının tamamlanmasını bekleyen Min Woo ve onun başında dikilen Soo Hyun, asistanıyla konuşurken sesi giderek yükselen yönetmen Han’a şaşkınca baktılar. Adam asistanı adeta itip kakarken: “Ajansı arayın, hemen yeni bir oyuncu göndersinler! Hemen! DERHAL!” diye bağırıyordu. Zavallı asistan kızcağız beline kadar eğilip selam verdi, sonra hızla koştururarak uzaklaştı. Yönetmeninse kaşları çatılmış, şişman adam stresten boncuk boncuk terlemişti. Soo Hyun hızlı adımlarla yürüyüp onun yanına geldi:

“Bir problem mi var yönetmen Han?”

Yönetmenin suratı sirke satıyordu. Ama elinden geldiğince kibar olmaya çabalayarak:

“Maalesef öyle, menajer Song,” dedi, “Senaryoda Çin prensesi olarak bir bölümlüğüne konuk oyuncu olacak olan aktris az önce kaza geçirmiş! Hastaneye kaldırmışlar. Ciddi bir şeyi yokmuş ama bacağı kırılmış. Sizin anlayacağınız bugün onun sahnelerini çekmemiz mümkün değil…”

Soo Hyun ciddiyetle kaşlarını çattı: “Fakat… bugün o sahneleri çekip bu bölümü tamamlamanız gerektiğini söylememiş miydiniz? Montaj ve müziklerin eklenmesi ile birlikte yayın gününe ancak yetişir…”

Yönetmen histerik bir biçimde:

“Evet, maalesef öyle!” diye haykırdı, “Bugün çekimi tamamlamamız gerekiyor! Yoksa yayın gününe asla yetiştiremeyeceğiz! Tanrım, ah Tanrım ne yapacağım?!”

Aynı anda yönetmen asistanı kız korka korka iki adamın yanına yaklaştı:

“Şeyyy, efendim… Ajansı aradım, ama…”

“Ama’sı ne?! Çabuk söyle!” diye bağırdı yönetmen. Kızınsa gözleri korku doluydu:

“E-efendim, şey… Tarif ettiğimiz özelliklerde bir bayan oyuncuları varmış ama… ne yazık ki bugün bir reklam filmi çekimindeymiş!”

Yönetmen Han: “NEE?!! Ne yapacağız?! Ah Tanrım ne yapacağız?!” diye bağırırken kız korkuyla karşısında bekliyordu. Bu sırada ikinci yönetmen ve diğer teknik asistanlar da yönetmenin yanına yaklaşmış, adam hepsine birden bağırmaya başlamıştı:

“Bana bakın! Şimdi herkes tüm tanıdıklarına haber versin! Sektördeki bütün cast ajanslarını haberdar edin: Ellerinde yirmi beş-otuz yaşlarında, güzel, alımlı, kibar görünümlü bir bayan oyuncu varsa derhal yollasınlar! Kostümlerin içine sığabilmesi için elli kilodan fazla olmamalı! Boyu da en az bir altmış beş olmalı! Bugün bu oyuncunun bulunması lâzım, anlaşıldı mı?!”

Tüm ekip çil yavrusu gibi dağılırken Soo Hyun kaşlarını çatmış düşünüyordu. Birden, ani bir hareketle yönetmene döndü:

“Yönetmen Han! Bu rol için oyuncunun tecrübeli olup olmaması ne kadar önemli??”

Yönetmen ona şaşkınca baktı: “Pek… pek önemli değil…” dedi, “Ama rolün hakkını verecek kadar güzel ve alımlı bir bayan olması gerekiyor…”

Soo Hyun yeniden gözlerini kıstı. Güzel ve alımlı… Bunlardan pek emin değildi ama makyaj her derde deva olan bir şeydi, değil mi? Menajer kararlı bir biçimde yönetmene döndü:

“Size bu oyuncuyu getireceğim, lütfen siz kostümleri hazırlatın!”

Ve yönetmenin cevabını bile beklemeden hızlı adımlarla yürümeye başladı. Sadece yönetmen değil,  az ileride makyajının tamamlanmasını bekleyen Min Woo da şaşkınlıkla onun arkasından bakakalmışlardı.

Soo Hyun koşar adımlarla iç avludan çıktı, bir yandan da telefonla konuşuyordu: “Evet, bahçe kapısının önüne gel! Hayır, yalnızca sen gel. Çabuk ol!” Sarayın dış duvarlarına doğru yürürken bu işe girişmekle bir hata yapıp yapmadığını düşünüyordu. Belki de kızı büyük bir riske atıyordu, ama… şu kriz anında başka çare yok gibi gözüküyordu.

Sarayın büyük bahçesinden çıkıp dışarıya açılan kapıya doğru ilerlediğinde aradığı kişinin kendisini beklediğini görüp sevinçle gülümsedi. Genç kıza:

“Hayatının sürprizini yaşamaya hazır ol Ji Ah,” dedi. “Bugün Çinli bir prenses oluyorsun!”

Ve Ji Ah’nın şaşkınlıkla açılan ağzını kapatmasına bile fırsat kalmadan kızı kolundan tuttuğu gibi içeri sürükledi.

***********************************************

Chihayafuru ending

Yaklaşık yirmi dakika sonra kızın kostümünü giyip makyajının yapıldığı paravanın önüne gelip seslendi Soo Hyun: “Hazır mısın Ji Ah? Yanına geliyorum!”

Ve kızın cevabını beklemeden paravanı aralayıp içeri daldı. Bir yandan da konuşuyordu: “Rolünün yazılı olduğu senaryo bölümünü sana getirdiler, değil mi? Ne yapacağını-”

Birdenbire lafı yarıda kaldı: Karşısında, prenses kostümü içindeki ağır makyajlı ve saçları postişlerle desteklenmiş genç kız ayağa kalkıp kendisine döndüğünde menajerin gözleri şaşkınlık ve hayranlıkla açıldı.

Aynı anda Min Woo da somurtuk bir suratla kendine ayrılan tahtvâri geniş koltuğa yayılmış, hayranlarından gelen tweet’leri okuyarak neşelenmeye çabalıyordu. Bir figüran eksikliği yüzünden çekimin gecikmesi sinirini bozmuştu; genç kızın kaza geçirmiş olması falan hiç umrunda değildi. Hatta dikkatli olmayıp kaza geçirdiği için prenses rolünü oynayacak olan genç oyuncuya karşı sempatiden çok öfke duyuyordu!

Birden ortalıkta bir hareketlenme oldu, çekim ekibinden genç bir kız gelip:

“Çekime başlıyoruz Min Woo-şi,” dedi. “Buyrun efendim…”

Min Woo gönülsüz bir biçimde kalktı, platoya doğru ilerledi. Bir yandan da umursamazca:

“Prenses rolü için oyuncu buldunuz demek,” dedi. “Kim peki, adı duyulmuş biri mi?”

“Hayır efendim, no name bir oyuncu kendisi,” diye cevapladı asistan. Sonra az ileriyi işaret etti: “Bakın, işte orada!”

Min Woo umursamaz bir tavırla kızın gösterdiği yöne şöyle bir bakış attı. Eski zaman kıyafetleri içerisinde, uzun saçlı genç bir kızın ayakta dikildiğini fark etti.

Tam o anda, prenses rolünü oynayacak olan genç kız, başını ona doğru çevirdi.

Min Woo’nun birden nefesi kesildi! Genç adam olduğu yerde sendelerken düşmemek için yanındaki asistan kıza tutunmak zorunda kaldı. Asistan kız ufak bir çığlık attı: “Min Woo-şi! İyi misiniz efendim??” Ama Min Woo’nun ona cevap verecek hali yoktu. Genç star, şok içinde karşısındaki kıza bakakalmıştı.

Rüyalarında gördüğü kız, prenses kıyafetleri içerisinde karşısında duruyordu!

-Altıncı Bölümün Sonu-

Reklamlar

30 thoughts on “Altıncı Bölüm: “Hayatının sürprizini yaşamaya hazır ol Ji Ah!”

  1. hihihiihihihi :D:D:D Sonunda beklenen bölüm geldi 😀 Şimdi bu min woo’m Soo Hyun amcayıda sıkıştırır sonraki bölümlerde bu kızın kim olduğunu öğrenmek için 😀 Hahahahaha Min Wooo aferim adamı güzel çıldırtıyorsun snn kaprisini bn ve Ji ah dşnda kmse çekemez ztn 😀 çıldırt çıldırt acıma ona 😀 Eski sevgiliyede acıdım ya bu bölümde ama min woo mun derdini bilmeden anlamadn sdce kndini dşünmesini kndi hislerini dşünmesini hiç svmedm -.- ilişkide krşılıklı empati kurulmalıdır -.- bi sorun varsa bile min woo kaynaklıysa bnce onun derdini anlamaya neler hssttiğini anlamaya çlışmalıydı ^^ yine güzel bir bölümdü teşekkürler ^_______^

    • @meli: güzel tahmin… ama min woo kızı soo hyun’un bulduğunu bilemeyecek 😉 “Min Wooo aferim adamı güzel çıldırtıyorsun snn kaprisini bn ve Ji ah dşnda kmse çekemez ztn” ahaha, doğru söze ne denir? 😉 eski sevgili olaya bir tek kendi penceresinden bakıyor, doğru. ama acaba ne oldu da min woo onu terk etti, bunun cevabını kızımız da bilmiyor galiba… rica ederim, eğlendiğine sevindim, yorumlayan ellerine sağlık ^^

  2. O kadar keyifsiz bir anıma geldi ki bu bölüm, sorma gitsin. Ellerine kollarına sağlık, keyfimi yerine getirdi bu sürpriz bölüm:)

    Kang Hyuk’un, Min Woo’yu tanıdıkça artan şaşkınlığını okurken çok eğleniyorum. Ji Ah resmen kurtarıcı melek oldu : ) Ahaha 😀 Demek ki min Woo’nun isim hafızasında bir sorun var! Ji Ah’yı Ji Han; Kang Hyuk’u Kang Wook yaptığına göre! 😀

    Min Woo-shii! Masaj yaptıracak zamanı iyi buldun! 😀 Kang Hyuk’un kıskançlıkları çok sevimli:) Ayrıca kahya rolüne çok çabuk ısındı. Yazık ama Kang Hyuk’a, Min Woo da çok şımarık yahu 😀 Hele o patronun eli ayağı felsefesi koparıyor beni 😀

    Min Woo ne yaptı da ayrılığa sebep oldu, hala tahminim yok. Sadece yanlış anlaşılma olduğuna eminim. Bizi ters köşe yapıp Hyo Rim-Min Woo şeklinde mutlu son yaparsan hiç üzülmeyeceğim çünkü Hyo Rim karakterini sevdim, kızın hala Min Woo’ya hisler beslediği belli…

    Rüyaların prensesi He Ran’a kocaman alkış! *şakşakşak* 😀 Güzel savundu kadınları:) Yalnız rüyaların sonu kötü gibi görünüyor, hayırdır inşallah 😛

    Ne güzel noktalara değiniyorsun: Geçen bölüm ünlülerin yalnız yanlarına değinmiştin bu bölüm ise Kang Hyuk’un ‘kusucam artık’ lafı hoşuma gitti. Ünlülerin yanında çalışan insanların birçoğu böyle düşünüyordur herhalde 😀

    Knag Hyuk’un “Yav sen niye korkmuyorsun?! Sen ne biçim kızsın bee?!” çıkışına bayıldım 😀 JaeJoong’un öyle bir fotoğrafı da mı varmış yahu?1 Çok korkunç 😀 Photoshop mu yoksa 😀

    Off film sahnelerine çok güldüm, âlemsin Min Woo! 😀 Kang Hyuk zavallım benim, iki kat ünlü tribi çekmek zorunda kalabilir 😀

    Son sahne çok iyiydi! Min Woo nihayet rüyalarındaki kızı buldu ama bakalım çekim dışında konuşabilecek mi? Tanıyacak mı vs vs..
    Ellerine sağlık, çok güzel bir bölüm olmuş her zaman olduğu gibi. Bir sonraki bölümü ciddi anlamda merakla bekliyorum : )

    • @mydestiny: hayırdır canım? inşallah önemli bir şey değil, genelgeçer bir keyifsizlik durumudur seninki…

      kang hyuk bu bölümde şoklardan şok beğendi! 😀 çocukcaazımızın çilesi bitmiyor… kıskançlık sahnelerini ben de çok eğlenerek yazdım, özellikle kang hyuk’un ji ah için olan kıskançlığını min woo’nun kendi üzerine alınması tam min woo’luk bir durumdu değil mi? 😀

      hyo rim-min woo cephesinde yaşananlar yavaş yavaş ortaya çıkacak… ayrıca hyo rim’i şimdilik çok sevdik ama onun çeşitli entrikalar çevirme potansiyelini de aklımızın bir köşesinde tutalım derim 😉

      he ran’ı tarihin ilk feministlerinden yaptık, hadi hayırlısı 😛 bu arada sezgilerinde haklısın, tarihi dramamız biraz acıklı gidebilir 😦

      ünlülerin yalnızlığı meselesine özellikle değinmiştim ama kang hyuk’un min woo’dan şimdiden bıkmış olması tamamen kişisel bir şey. bilemiyorum başka çalışanlar da aynı şeyi düşünüyor mudur? şahsen ben joong ki’nin asistanı falan olsam hiç sıkılmazdım gibime geliyor! 😛 😀

      JJ’in resmini nette tesadüfen bulmuştum, fotoşop mu gerçek mi hiçbir fikrim yok 😀 ama ilk gördüğümde bana çok komik gelmişti, haha 😀

      son sahne yeni bölümde nelere yol açacak ben de henüz kestiremiyorum… bu uzun yorum için çooook teşekkürler mydestiny’cim, ellerin dert görmesin ^^ sevgilerimle, yeni bölümde görüşmek üzere ^^

  3. çingu nerden başlasam ki . birincisi gecenin bu saatinde kahakahalar attığım için ev halkı uyanacaktı .
    şarkılar süper seçim 49 day , ft favorim zaten ama secret wedding ve someone like you, cuk oturmuş çok beğendim.
    kang cığıma neden eziyet ediyor bu min woo he . zavalıcığım kahya oldu hayatından bezdi yazık yaw ona.
    ji ah ‘a olan aşkı yüzünden kang hyukcuğum , min woo tarafından kendisine aşık ilan edildi. yok artık min woo diyorum kendini beğenmişliğinde bu kadarı. tamam narsistsin ama kang hyuk gibi bir yakışıklı dururken hiç giderin yok onu bilesin 🙂
    yazık ya sevdiği kızı kouryacak diye girmedi hal kalmadı.
    ha bir de korku filmi var tabi. min woo nun filmi hilelerini anlatmasına çok güldüm ama yanımda böyle biri olsaydı sopayı yerdi . bir de son beş dk kalmış başa sarıyor uyuz 🙂
    rüya yine çok güzeldi. ji ah ‘ın rüyadaki kıza benzerliği ile de son vuruşu yaptın tebrikler ellerine sağlık çingu 🙂
    yeni bölümde görüşürüz 🙂

    • @winpohu: sağol winpohucum! şarkıları beğendiğine sevindim; someone like you’yu ne zamandır kullanmak istiyordum, sonunda uygun bir sahne buldum, yihuuu 😀 😀
      kang’cığının çilesi bitmiyor! ne olacak bu 2. adamların hali? 😛 min woo’nun onu kendisine âşık zannetmesi de ayrı bir fenomen zaten, burdan da komedi çıkabilir 😀 ahahah, bana sorarsan bence de il woo jj’den daha hoş bir çocuk; ama herkes öyle düşünmüyor. zevkler ve renkler meselesi tabii…
      korku filminde yavrucak korkmamak için hileleri anlatıp duruyordu ablası; yoksa aslında herkesin bildiği şeyler bunlar… haa, sen film izlerken bıdı bıdı yapıp duran adamları sevmiyorsun galiba, okey. ve rüyalardaki kız belli oldu 😉
      ben de yorumun için teşekkür ederim, önce sonbahar esintisinde görüşelim 😉 sevgiler ^^

      • Aslında filmine bağlı çingu bazı filmlerde çıt çıkmasın isterim bazısında durmadan yorum yaparım . burdaki olay ise sadece min woo ya gıcık olmam he he he 🙂
        tamam çingu sonbahar esintisi 2. bölümde görüşelim sende elini çabuk tut 🙂

  4. Çok keyifli bir bölümdü, bir çırpıda okudum çingu 🙂
    Kang Hyuk, Ji Ah ve Min Woo sahneleri bombaydı. İlk başta biraz daha bizim ikili yalnız kalsaydı diye düşünmüştüm ama bölümü okuyunca böyle süper olduğunu anladım. Aynen devam etsin diyorum bu üçlünün maceraları 🙂
    Benim güzeller güzeli Han Ga In’ciğimiz üzme ama. En azından yavuklusu ben olayım aha :p
    Son sahne süperdi, şimdi merakla yeni bölümü bekliyorum^^

    • @Lee: Eğlendiğine sevindim canım ^^ Kang Hyuk’u Ji Ah ve Min Woo’nun burnunun dibine getirirken itiraf edeyim ben de aslında şüpheler içindeydim. Ama şimdilik iyi olmuş gibi görünüyor. Min Woo-Ji Ah yakınlaşması konusunda sıkıntı olmayacak ama Kang Hyuk’un çilesi biraz daha artabilir 😦

      Han Ga In’i üzmeme konusunda ise söz veremiyorum.. Ama bundan sonra onun da daha mücadeleci yanlarını göreceğiz: Kızımız Min Woo’yu geri almak için oyuna dahil olacak! 🙂 Geri alamazsa son bölümde hikayeye Can isimli bir Türk gazeteci sokarız, ahah 😀 😀

      TİÇ’de görüşmek üzere ^^

  5. minekibuu dedi ki:

    Çok güzel bir bölüm olmuş canım. Finale de bayıldım. Min Woo prensesi karşısında aynı kılıkta görmese Ji Ah ın rüyalarındaki hatun olduğunu farketmesi bir ömür sürerdi. Neyse ki şimdi prensesin peşine düşmesi ya da gizliden gizliye araştırması şeklinde eğlenceli durumlar oluşacak gibi 🙂
    Kang Hyuk un Min Woo ya aşık olma durumu, gülmekten çeneme ağrılar soktu. Min woo da haklı bu kadar üzerine düşülmez ki canım. yok masajı ben yapayım yok bana sarıl 😛 oldu canım!
    Yine Hyo Rim e pek üzüldüm. hatunu normalde de sevmemden kaynaklı olabilir. Acaba neden ayrıldılar 😛 az kopya versen diyorum kuzum 🙂 Gerçi min woo ya ayrılmak için ciddi bir sebep gerekmez ama 🙂 3 ay boyunca kıza değer veriyordu jestler vs. de sonra ne oldu aniden. kabuslarla ilişkisi var mı acaba 🙂 rüyasındaki kıza aşık olup hyo rim den sıkıldığını mı fark etti ki 🙂
    Soo Hyun, Ji Ah ı bu halde min woo nun karşısına çıkararak başına daha büyük bir bela açtı. Artık ona sabır ve kolaylık dilemekten başka yapacak birşey yok. Hadi Soo Hyun ayıkla şimdi pirincin taşını 🙂 ahaha
    eline sağlık, yeni bölüm çok beklenmez hem de bu kadar ortam ısıtılmışken 😛

    • @minekibuu: Sağol tatlım, beğendiğine sevindim ^^ Min Woo’nun Ji Ah’yı tanıması için cidden kızı gözünün içine sokmak gerekiyordu, öyle de yaptık 😛 Evet bir sonraki bölüm Min Woo’nun prensesin peşine düşmesi ile geçecek 😉

      Ahahah, aynen öyle! Zavallı Kang Hyuk Ji Ah’yı koruma adına kendini feda etti resmen; masaj yapmalar, bana sarılın demeler… Min Woo da haklı şüphelenmekte.. 😀

      Hyo Rim-Min Woo ilişkisi yavaş yavaş aydınlanacak efenim, merak buyurmayınız 🙂 Bu arada çok esaslı bir tahmin yapmışsın, neden olmasın?

      Soo Hyun bence de aptallık etti, kızı zora soktu. Pirincin taşını ayıklamak da ona düşer! Zaten bi sonraki bölümde belasını bulacak kendisi! 😛

      Çok teşekkür ederim, yeni bölümün üzerinde çalışmaya en kısa zamanda başlıyorum 😉 Sevgiler ^^

  6. Ağlamayı bırakıp onay bekleyen gözlerle öyle mi diyen Min Woo nedense gözümde masum bakışlarıyla çizmeli kedi gibi göründü 😀 Yerim lan seni kerata aahahahaha

    “Yaa Ji Ah hanım, elin herifini mıncıklamana izin vereceğimi sanıyorsan çok yanılıyorsun!” gitti laa gül gibi fırsat ahahaha 😀

    “Yav sen niye korkmuyorsun?! Sen ne biçim kızsın bee?!” diye patladı. Allahım (: Yeavrum yaa ^^

    Zavallı kuzum Kang Hyuk’a kahyalık yaptırırken içim acıdı 😀 Kıyaman İkilimiz film izlerken yerlere düşüyordum 😀 Hain planlarını yediğim seviyorum seni üzülme 😀

    Ji Ah’ın dişiliği ile bu kadar çabuk karşılaşmasını beklemiyordum Min Woo’nun 😀 Sağlam bir Sun Ah parodisi bekliyordum işin aslı (: Kız o olmalıydı beğenmedim yeniden yaz 😛

    Çok eğlendim ellerine sağlık ^^ Kang Hyuk + Kang Wook forever ahahaha

    • @Ohyoonjoo: Di mi yaa, Min Woo’nun masum halleri tam yemelik! Çizmeli kedi, ahaha 😀 Gözleri de benziyor zaten..

      Kang Hyuk beter çıktı! Ah ah, Ji Ah’nın elinden kaçtı gitti gül gibi fırsat 😛 Ama tabii hiçbir şey bedelsiz değil; Kang Hyuk da şövalyelik yapmanın bedeli olarak tüm malikaneyi baştan sona çamaşır sularıyla silmek ve Min Woo’nun felsefi tespitlerine katlanmak zorunda! 😀

      Film izleme sahnelerini yazarken ben de bol bol kıkırdadım 😀 Hain planlar devam edecek elbet 😉

      Sun Ah bu olayı öğrenince kıyametleri koparacaktır zaten! Kardeşi oynar da kendisi oynamaz olur mu? 😛 Bi sonraki bölümde onu da yeniden göreceğiz 😉

      Senin de ellerine sağlık, en kısa zamanda yeni bölümünü bekliyoruz 😉

      • Waaao 😀 İşte bu (: Sun Ah unni baskın Vaaaar diyerek girsin hikayemize yeniden ortam hatun görsün ahahaha Hanım hanımcık kalacak zira Ji Ah kızımız o kıyafetler içinde yazık (:

        Karşısında Min Woo insanı ne şekilde olacak orasıda var şimdi. Kurt postu giymiş kuzu olur mu ki acaba? Bak ya aklıma neler geliyor yine kıhkıkhıh 😀

        Çamaşır suyu ile etrafı silen Kang Hyuk bebesinin ellerine sürdüğü krem sponsoru olaydım anam yavrum yazık sana ^^ Sık dişini alıp kurtarıciim seni hihi

  7. Min Woo hemen zırıldamaya başladın.Oğlum sen ünlüsün aklın alavereye dalavereye yatkın olmalıydı halbuki.Çözümü bula bula Ji Ah buldu.Kızımızda uzman çıktı he maşallah.İki dakikada olayı nasıl çözdü.Yanında ünlü olunca tabi ya havasından ya suyundan.Ahaha ne gömdüm be ünlülere de he 😀 Ayrıca babaya gel hele babaya demek istiyorum püü.Tabi daha onun yaptırdığından emin değiliz ama kim olacak ki başka.Dİğmi Hikaru diğmi atıyor muyum ben yoksa 😀 Bir anda biri çıkıp nnndurruuğnn beğğn yaptığğm diyebilir de 😀

    Bu Min Woo’ya bir şey mi içiriyorlar mütemadiyen yahu.İsimleri bir türlü hatırlayamıyor.Adları bir kağıda yazıp alnına zbam diye yapıştırmak istiyorum.Saygısız şey huh 😀

    Özünde iyi bir insan mı dududududuf arkadan gerilim müziği verin hemen.Tiksinti ile baktığı adama şimdi iyi insan demeler oo Ji Ah’cım ne iş.Öf Kang Hyuk çekil aradan Adana ya.Sana çok üzülüyorum ama kusura bakma kızıyorum da bir yandan.Seviyorsan git konuş ulan bence ya.İş olacağına varır.Gerçi o işler o kadar kolay değil egosantrik dediğini de duyar gibiyim tamam sustum sustum 😀

    Şoför de çok amaçlı maşallah,her eve lazım.Gel masaj yap,çay yap,çorba yap,battım ben bir fikir bul.Bir tane de bana mümkünse.Ahaha Kang Hyuk atıl oğlum atıl kız elden gidecek yoksa kese mi masaj mı git sen yap tabi.

    Ah Hyo Rim ya unut onu unut kızım (Hyo Rim burda arabeske bağlar kendimi unuttum onu unutamıyorum der :P) bundan sana fayda gelmez anacım.Bu kıza da deli üzülüyorum bari buna bir güzellik yap finalde naçizane dileğimdir ^^

    Bu rüya sahnelerinde sanatınıza ayrı hayran kalıyorum sayın Hikaru.Burda da başka bir hikaye var resmen.Hikaye içi hikaye.İnception gibisin 😀 Min Woo’nun da nasıl bir bilinçaltı var mübarek 32 kısım tekmil birden rüyalar baksana 😀

    “Zaten yedi-yirmi dört adamın yanındayız, kusucam artık!” yıh yıh yıh

    Ah Kang Hyuk da klasik bir erkek çıktı.He gülüm he kız korkup senin kucağına atlayacak çok beklersin sen huh 😀 Yih vampir Min Woo silüeti hakikaten korkunç he anneeaağğ.Kang Hyuk al Min Woo kucağına zıplıyor ne güzel değil mi.Zaten seni kendine aşık falan da sandı tam olduk ohh 😀 Kıza kokmuş şakası yaparsın sen haağğ şraaaktt aslında sana yeşilçam dayağı atmak lazım da onu ilerleyen bölümlerde ben bizzat atacağım nihahaha

    En son sahne ne güzel oldu öyle yahu.Min Woo’nun rüyaları gerçek oldu beaah.İsteyen herkesin rüyaları gerçek olsun diyip rüyanız hayrolsun teyzeye de bağladıktan sonra ellerin,kolların,gözlerin,duyuların dert görmesin he mi 😀 Nefis bölüm olmuş.Devamını derhal yazmazsan müdürün kızını keseceğimi biliyor olman lazım 😛

    • @egosantrik: senin bu yorumların beni öldürüyor! ama gülmekten 😀 hiçbir zaman yeter bu kadar çok uzun yazmışsın demeyeceğimin farkındasın di mi? 😉
      min woo tam bir cry baby ablası… başına ne gelse yaygarayı basıveriyor! ji ah’ysa artık iyice bebek bakıcısı rolünü benimsedi 😛 şımarık ünlülerle uğraşma konusunda uzman oldu. ünlülere min woo şahsında iyi laf soktum, hehe 😀 bu sayede ünsüz biri olmanın ezikliğini üzerimden atıyorum galiba 😀 😀 bu olanları babanın yaptırdığı kesin gibi bir şey canım, ordan bir heyecan dalgası yaratmayı düşünmüyordum ama sen aklımı karıştırdın, dur ben bunu bi düşüneyim…
      “Adları bir kağıda yazıp alnına zbam diye yapıştırmak istiyorum.Saygısız şey huh” ahaha, bu fikri tuttum 😀
      “Tiksinti ile baktığı adama şimdi iyi insan demeler oo Ji Ah’cım ne iş” ne iş olacak, kızımız da çocuğa yavaş yavaş ısınıyor (hikaru dünyasında yeni bir aşk doğuyor demek oluyo bu :P)
      “Öf Kang Hyuk çekil aradan Adana ya.Sana çok üzülüyorum ama kusura bakma kızıyorum da bir yandan.Seviyorsan git konuş ulan bence ya” ahahah, burda da koptummm! 😀 abi seviyosan git konuş bence’ye yepyeni bir soluk getirmişsin 😀 hem kızgın hem sevecen, herkese senin gibi bi arkadaş lazım 😀 😀
      kang hyuk’un min woo’ya kese attığı bi sahne yazmalıyım, ehu ehu 😀 hayal ediyorum da süper oluyo! tam bir shounen-ai! 😀 😀
      rüya sahnelerinde hikaye içi hikaye var di mi, inception 😀 evet orda da süregelen bir hikayemiz var, tarihi drama 🙂 ayrıca gerçek tarihi olaylara dayanıyor (ahan da spoiler)
      “Ah Kang Hyuk da klasik bir erkek çıktı.He gülüm he kız korkup senin kucağına atlayacak çok beklersin sen huh” erkek milleti şekerim, en tatlı cici görünenine bile güven olmiyi 😛 genç kızlar bu tavsiyelerimizi kulaklarına küpe yapsınlar 😛 😀
      yeşilçam dayağını hevesle bekliyorum 😀 hatta egosantrik isimli bi karakter yaratayım istersen, bir bölümlük girsin dayağını atıp çıksın 😀 😀
      senin de ellerine kollarına sağlık, sayende bol bol kahkaha attım 😀 yeni bölümde görüşürüz canımcım ^^

  8. harmonyhalmeoni dedi ki:

    Unni naptın sen? O_o Omo Omo OMG!! Tamam, bunu bekliyordum ama böyle beklemiyordum… O_o Sonu neydi öyle? Demek ki prensesimizle bakan oğlumuz karşı karşıya kaldı… Hadi çık işin içinden Min Woo-shi.. Çocuk kısa değil baya uzun bir şok yaşayacak sanırım. Yanındaki kızı fark etmedi etmedi, şak diye aynı kız yine çıktı işte… Ama bence öğrenmeyecek o olduğunu, onu kamufle edeceksin sen, çaktırmadan yeniden devam edecek şoförlüğe, sonra çocuk uzun uğraşlar sonucu (takip filan ederek) bulacak kızı, sonra kişiler çakışacak, aaa bu kız benim şoför müymüş filan olacak… Yaklaştım mı, uzaklaştım mı? Sıcak, soğuk?? 😛 😛

    Nasıl da hemen hallettin video işini, pabuç bırakma unni o vahşi babaya. Kız da aynen tahmin ettiğim karakter çıktı, sevgisini içine gömmeye çalışan, gömemeyince de işi şiddete vuran. Hala sinsi, hala tırsıyorum, evet hala. 😀 😀 Ah bu arada ağlaması kötü oldu yaa, kızın şu dünyada bir tek kendine ait duygusu olmuş, o da uçmuş gitmiş ellerinden. Yahu Min Woo, niye terk ettin sen bu kızı? Ayıp değil mi?? Ne yaptı sana çocuğum?? Ay valla bunlarınki ayrı bir hikaye, bak onun hakkında tahmin bile yürütemiyorum. 😉

    Bölümde favorim:
    “Ama hafifçe Ji Ah’ya doğru kaymadan edemedi: Ne olur ne olmaz, Kang Hyuk’a fazla yaklaşmasa iyi olacaktı…” 😀 Kang Hyuk da az kıskanç değil hani. 😀 Masaj yapmaya kendi çıktı, bi de yazık beğendirmiş masajını. Onun yerinde olsam (yani şey, kız olsaydı benim patronum da, atıyorum. :D) böyle sert sert ovar, kaburgalarını kırılmıştan beter eder, elimde kalana kadar sıkar sıkar sonra bırakırdım, işimden olurdum ama içimde kalmazdı demi. 😀 😀

    Bugünkü yorum hakkımı diğer bölümde uzuuuunca kullandım. Dedim bunda kısa tutayım. Orta seviye bişi yazdım işte, kısa kabul et sen. 😛 Ellerine sağlık, klavyene sağlık, yeni bölümü 4-8-12 gözle bekliyorum. ❤

    • @harmony: işleri biraz hızlandırdık canım! 🙂 min woo’nun büyük bir şok yaşayacağı kesin.. bu arada tahminlerin süper, sıcak hem de çok sıcak diyorum sana 😀

      hyo rim’de biraz sinsilik olduğu doğru 😉 ama kızcağızın çilesi de büyük maalesef… onların cephesinde neler olduğunu da zamanı gelince öğreneceğiz 😉

      kang hyuk’un kıskançlığı ji ah için; ama min woo kendi üstüne alınınca zavallıcık için pek iyi olmadı 😀 😀 haha, senin fikir de süpermiş, hıncını çıkarırdın yani! ama şöyle de bir şey var, min woo yaptığı masajı beğenmezse bu defa ji ah’yı çağıracak, kang hyuk’sa buna katiyyen izin veremez! 😀

      yeni bölümü sanırım pazar gününe yetiştireceğim, o zamana kadar azıcık sabır 😉 sevgiler canım ^^

  9. oh be tahmin ettiğim şekilde tatlıya bağlandı bu video meselesi, ji ah iyice uzman oldu bu asistanlık konusunda, 10 üzerinden 10 veriyorum kızımıza 🙂 ama hyo rim’e çok yazık kii 😦 bu minik bebeğe nasıl da aşık olmuş, hoş jae joong’a aşık olunur o Allah’ın emri ama bu bizim top star tam bi aegyoo yaa 🙂

    kang wook dedi çocuğa ya ahaha 🙂 dizilerde insanların isimlerini asla doğru söylemeyen tonton yaşlılar gibi bizim çocuk, narsizmin son noktası işte, sadece kendi ismini doğru söyleyebiliyor ahaha 🙂

    kang hyuk ölürüm yaa.. bu çocuk nasıl kahya olacak, olur mu ki derken şahane bi komedi çıktı ortaya, bravo Hikaru 🙂 “Yaa Ji Ah hanım, elin herifini mıncıklamana izin vereceğimi sanıyorsan çok yanılıyorsun!” ahaha, o eski günler bitti ji ah’cım, artık kuzuya masaj da yapamayacaksın, artık üzülür müsün sevinir misin bilemedim (ben üzülürdüm dan dann itiraflar 🙂 ) içimdeki fangirl gir içeri 🙂

    min woo’nun rüyalarından 30 bölüm tarihi Kore dizisi çıkar valla, nasıl bi beyin yapısı var Freud gelse çözemez ha 🙂 ama rüya kısmındaki o anlatım.. tebrikler canım, hikayenin anlatımı, o hava nasıl da değişiyor birden, kendimi Choseon hanedanlığının o ortamında hissediyorum okurken, çok güzel çok..

    “Zaten yedi-yirmi dört adamın yanındayız, kusucam artık!” ahaha doğru söze ne hacet, adam bi günde tiksindi min woo’dan yaa 🙂 bi de min woo’nun filmden tırsıp da çaktırmamaya çalıştığı sahnelerde öldüm gülmekten 🙂 “Sakın korkmayın! Bunlar yalan, hepsi efekt, ben bu filmlerin nasıl çekildiğini biliyorum beee, şu kan zannettiğiniz şey aşı boyası, o yaraları da bilgisayar efektiyle yapıyorlar!” “Sen söylemesen biz anlamayacaktık di mi gerizekâlı??” ahaha 🙂 kang hyuk bu çocuğa haddini çok fena bildirir var yaa, her şey ortaya çıktıktan sonra böyle bi sahne beklerim ben mesela 🙂 bi de min woo çocuğun ondan hoşlandığını sanıyor ya 🙂 🙂 🙂 bu meseleden acayip güzel sahneler çıkar diyor ve gerisini sana bırakıyorum, çok güleceğiz belli ki 🙂

    vee rüyalardaki prenses ortaya çıktı, çok da güzel oldu.. bakalım min woo’ya kızımızı kim olarak tanıştıracaklar, gerçek ji ah olarak mı? merak merak..

    şarkılar 10 numaraydı, adele, hong gi kuzusu falan oy oy.. ellerine sağlık canım, gece gece neşem yerine geldi.. yeni bölüm hasretle bekleniyor^^

    • @masalevi: hoşgeldin masalcım ^^ evet her zamanki gibi uzun entrikalarla işi olmayan yazarınız hikaru video olayını bir bölümde halletti 😛 ji ah’nın süper bir asistan olduğunu gördük değil mi, bence min woo bu potansiyeli harcamamalı 😉

      hyo rim’e ben de hak veriyorum, hatta çok acıyorum yavrucağa. bula bula bu adamı bulmuş aşık olacak! 😀 çocuk narsistliğinden başka kimsenin adını doğru dürüst öğrenme zahmetine bile girmiyor! o_O

      ahahah, ne yalan söyliyim, ben de üzülürdüm 😛 JJ’i çıplak görmek, omaygat, neyse fantazi dünyasına dalmayalım şimdi! 😛 😀 😀

      min woo’nun rüyaları cidden tam bir psikanaliz şöleni! freud’uymuş jung’uymuş gelsin incelesinler, neler neler çıkar o rüyalardan! 😛

      “kang hyuk bu çocuğa haddini çok fena bildirir var yaa, her şey ortaya çıktıktan sonra böyle bi sahne beklerim ben mesela” evet benim de aklımdan geçiyordu böyle bir şeyler 😉 zaten kibar davranmaya çalışırken epeyce zorlanıyor yavrucak 😀

      yeni bölümde prensesle min woo’nun ilk karşılaşmasını ve sonrasında olanları görmemize çok az kaldı! sen de yeni bölümü geciktirmezsin değil mi canım, tatlı hırsızımızın hikayesi çok fena bir yerde bitmişti 😦 öpüyorum çok, teşekkürler yorum için ^^

  10. so ji sub’ın adı mı geçti ne! çok mıtlı olduuum 😀 😀 😀 Adı bile yeter 😀 😀 😀
    bir hikaru klasiği olarak, hiç bir şeyi sürümcemede bırakmıyorsun yine, ben daha bir kaç bölüm erkek gb gezer diyordum kızımız ama senin hikayeni okuduğumu unutmuş olmalıyım, süper bir final neyseki yeni bölüm çıktı hemen onu okumaya başlıyorum 😀
    müziklerde süper, hepsini kyadettim kenara 😀

    • @makinosev: sadece adı değil, yakında kendisi de gelecek hikayemize, kih kih kih 🙂

      öhöm, yalnız son yorumun öyle olmayabilir, maybaş min woo kızın ji ah olduğunu anlamamış olabilir… 7. bölümde bunun cevabı var 😉

      ne demek tatlım, sana iyi dinlemeler ^^

  11. Vaooooow çok güzel bir bölümdüüüüü çinguuu 😀 😀 😀 Ellerine sağlık^^

    Min Woo’nun meslek hayatı anında kurtuldu ben biraz uğraştırır sanıyordum bu onu ama.Yazık babasına adam o kadar oğlunun işinin başına geçeceğini düşünmüştü 😀 😀

    Hyo Rim için ne kadar üzüldüm tahmin edemezsin umarım o da ilerde seveceği onu sevecek başka birini bulur.Bulur bulur bulcak di mi ? 😀

    Makarna yapan ve vampir Min Woo’ya da bayıldım 🙂 Vampirli fotoğrafı bi an ‘Allah’ım noluyo?’ modunda karşıladım ama fotoğraf cidden çok gerçekçi 😛 bu kısımlardaki olaylara da bayıldım Min Woo’nun ikisini ortasına geçeceği çok korkacağı Ji Han’ına sarılacağı belliydi ama Kang Hyuk’u kendine aşık sanması sürpriz oldu.Aslında ”Artık nerdeyse emindi, bu çocuk kendisine âşık olmuştu! ” ya da ” Ah ah… Genç ve yakışıklı bir yıldız için hayat ne kadar da zor!…” gibisinden düşünceleri olan birinden söz ediyoruz di mi şaşırmamak lazım 😀

    Son sahne hakkındaysa söylenecek bişey yok!Ah zavallı Min Woo ah kabuslarının sebebini gördü 🙂 🙂

    Çingu bu arada üzgünüm bi kaç bölümü yorum yapmadan okudum ama napiim yorum yapana kadar bir bölüm daha okurum ben nerdeyse.. bundan ötürü mian mian mian 😦

    • @canlina: rica ederim tatlım dert etme 😉 arada bir uğrayıp “heeyyyy, ben hâlâ okuyorum :D” desen de yeter! 😀

      min woo’nun meslek hayatı şimdilik kurtulmuş olabilir, ama babası bu kadar kolay pes etmeyecektir… hyo rim’se gerçekten acınmaya değer bir karakter… umarım sonunda mutlu olur (hikaru = henüz ne yazacağını bilmeyen senarist :P)

      vampir jj resmine internette rastladığımda kopmuştum; dedim ki ben bunu hikâyemde kullanayım 😀 film izleme muhabbetinin böyle gelişeceği belliydi cidden; ah çok seviyorum aşk üçgenlerini, kih kih 😀 😀

      senin de eline sağlık canım, yine beklerim. jalga! 😉

  12. Ohhh kang hyuk efendi kıskançlıktan çatlıyorsun dimiiii. Oh ohhh! Kim sana Ji Ah ve Min Woo’nun yanında çalışmaya başla dedi. Ohh

    Min woo kimsenin adını doğru söyleyemeyecek mi? Sdfghjklsjgrsjnjrn şapşalım yaa kalpkalp

    Min woo bi de en başta kızların katlanılmaz ve kaprisli olarak tanımlamıştı. Bi ji ah’a baksın bi kang hyuk’a kim daha başarılıymış hah. Çeksin çeksin kang hyuk sürünsün min woo’nun yanında. kolları kopsun masaj yapmakta, ev temizlemekten. Ha ha çalışmak öyle kitapçıda oturup aşık çocuk edebiyatı yapmakla olmuyomuş bakkk –bariz kin mi kustum ne yaptım ya O_o

    Adele’in şarkısından sonra hyo rim’in koyduğun resmi tam zayıflıkta son noktayı gösteriyor sanırım. Bu ne böyle ya biraz insana dönsünler gördüm bütün kemiklerini resmen fff

    Bunlar film izlerken hani kang hyuk ji ah’a pis diyip kendi pazularını falan gösterdiği halde min woo yanaşmadı ya işte tam o an biraz yüksek bi sesle “tipi değilsin olm yavşama gül gibi çocuğa” dedim uyuyan ev halkında tepki gördüm sdfghjklfknsdfl

    Min woo, kang hyuk’un kendisine aşık olduğunu düşünebilecek kafada ama kang hyuk ji ah’a “sen ne biçim KIZSIN” dediğinde orda bi olay olduğunu anlamayacak saflıkta öyle mi yani asdfghjklş. Gerçek olsaydı şu min woo karakteri kesin fan sitesinin adminlerinden olurdum asdfghjkl. -Jj’a zaten yeterince hayranım ıhım-

    Umarım artık kafasında şüpheler falan başlar uykumdan ödün veriyorum şu lanet merak uğruna 😀

    • @seyma: eheueuhe, tam anlamıyla kinini kusmuşsun şeymacım 😀 naptı bu çocuk seni bu kadar kızdıracak yahuuu?? 😀

      min woo’nun şapşallıkları tam gaz devam ediyor! 😀 😀 jaejoong değil ama ben jang geun suk’un ciddi ciddi böyle bir tip olduğunu düşünüyorum; nedense hafif saf izlenimi veriyor o çocuk bana, ego zaten tavan (aha şimdi mine’yle oyuncu gelip beni kesecek! ajassajsakhah :D)

      kang hyuk zavallısı min woo ji ah’ya yavşamasın diye nerdeyse kendini feda edecek! 😀 😀 düşün işte, nasıl aşık, ahahaha 😀

      ehemm, o “sen ne biçim kızsın” lafını duymadığını varsayıyoruz; o esnada uyku sersemiydi, ji ah ve kang hyuk’a kendisi uyurken film seyrettikleri için kızgındı, onlardan biraz uzaktaydı, vs. albeni bahanecisi gibi sana binlerce bahane bulabilirim 🙂 ya da sadece min woo şapşal deyip geçelim 🙂

      sen iyisi mi hikayeyi gündüz saatlerinde oku, çünkü asıl merak uyandırıcı yerler yeni başlıyor (ehehe 😀 :D) uykundan fedakarlık yapıp bu güzel yorumlarla beni güldürdüğün için teşekkür ederim 😀 ^^

  13. Biliyordum, o rolün Ji Ah’a kalacağını ve Min Woo’nun dumur olacağını biliyordum. Bakalım şimdi nolacak?
    Başa dönersek ben şu Hyo Rim’e pek üzülüyorum ya, bu odunu bulmuş sevecek acı çekiyor resmen.
    Kang’a daha çok üzülüyorum, sevdiğinin yanında olmak için kendini feda etti resmen. Min Woo’nun yanında çalışmak kendini feda etmek değil de nedir 😀
    Film izleme sahnesine bayıldım. Zavallı Kang’ın kıskançlık krizlerinin sonu gay olmasına kadar vardı ahaha Min Woo yine dur durak bilmeyen, sınırsız özgüvenini konuşturdu.
    Asıl merak ettiğim bundan sonra ne olacağı. Min Woo rüyalarındaki prensesin Ji Ah olduğunu ne zaman öğrenecek acep?
    Rüya demişken o sahnelerdeki özeni ayrıca alkışladım. Tarihi detayları falan çok iyi anlatmışsın, gayet profesyonel duruyor.
    Demem o ki eline sağlık 🙂

    • @kimbap: evet canım, kdrama dünyasında bu işler bu şekilde sonuçlanır 😉 min woo dumur, bakalım neler olacak? 😉

      hyo rim ve kang hikayemizin günah keçileri, her türlü dert, hasret, eziyet onlarda 😛 küçük emrah’a bağlamaları yakındır 😛 ama bu sayede biz de film izleme sahnesi gibi eğlenceli sahnelere tanık oluyoruz fena mı?

      rüyalar konusundaki övgülerine çok teşekkür ederim; bu aralar fazla tarihi dizi izledim, sanırım o yüzden…

      yorumun için çok teşekkür ediyorum ^^

  14. Ha ha sonunda! 🙂 Daha önce ilk üç bölümü okumuştum ama kalanını arkadaşlarım yeter final döneminde bunlarla uğraşıyorsun, üstüne yetmiyormuş gibi bize de anlatıyorsun bik bik.. manasında bana baktıkları için bırakmıştım. 🙂 Bugün baştan başladım bir keyiflendim ki… 🙂
    Rüyaların olduğu kısımları iple çekiyordum sonunda beklediğim kısımlara geldim. 🙂

    • buraya da hoşgeldin 🙂 arkadaşlarının final dönemi kafasını şişirmene sebep olduğun için üzgünüm, ama okuduğun ve sevdiğin için hiç mi hiç üzgün değilim 😀 teşekkür ederim yorumun için ^^

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s