Beşinci Bölüm: “Kariyerin Bitebilir Min Woo!”

Min Woo karşıdan gelip önünde duran orta yaşlı adama bakakalmıştı. Ama hemen kendini toparladı, kaşlarını çattı.

“Burada ne yapıyorsun baba?”

“Bunca zaman sonra beni ilk defa gördüğünde söyleyeceğin ilk laf bu mu?” dedi baba, asık yüzle. Min Woo cevap vermedi. Onun da suratı asılmıştı, az önce Ji Ah’ylayken yüzüne yerleşivermiş olan çocuksu gülümsemenin şimdi izi bile kalmamıştı.

cha kyu won - choi il hwa

“Seninle konuşmamız gerek,” dedi Cha Kyu Won direk konuya girerek. Min Woo gönülsüzce başını salladı. Kapının şifresini girdi, babasına içeri geçmesi için yol verirken olanları şaşkın şaşkın izleyen Ji Ah’ya döndü:

“DVD’lere sonra bakarız, olur mu? Şimdi istersen eve gidebilirsin…”

Ji Ah şaşkınca başını salladı. Min Woo hafifçe gülümser gibi oldu, sonra yüzü yeniden ciddi bir ifade alırken içeri girip kapıyı kapattı.

Cha Kyu Won’sa çoktan içeri girip salondaki koltuklardan birine yerleşmişti bile. Kollarını rahatça koltuğun arkalığına attı, etrafa bakındı:

“Kendine güzel bir ev yapmışsın,” dedi. “Burada tek başına yaşıyorsun, değil mi? Dışarıdaki çocuk şoförün müydü? Çok güzel bir yüzü vardı, demek kendine güzel yüzlü çalışanlar seçiyorsun…”

Min Woo’nunsa muhabbet edecek sabrı yoktu. Sabırsız bir ifadeyle:

“Niye geldin baba?” diye direk konuya girdi. “Beni bir daha görmek istemediğini sanıyordum!”

“İstemiyordum,” dedi baba ağır ağır. “Ama mecbur kaldım. Çünkü istesem de istemesem de tek oğlum sensin… Ve şirketin varisisin!”

Min Woo alayla gülümsedi. Soğuk soğuk:

“Şirketini de paranı da istemediğimi sana söylemiştim,” diye cevap verdi. “Ben kendi paramı zaten kazanıyorum. Ve şirketi yönetmekle ilgilenmiyorum! O yüzden lütfen bir daha bu konuyu açma.”

“APTAL!” diye bağırdı babası birden ve yerinden fırladı. Hızlı adımlarla odayı baştan başa geçip oğlunun karşısına dikildiğinde sinirden elleri titriyordu. Yumruğunu sıkıp Min Woo’nun gözünün önünde salladı:

“Senin bu şımarıklıklarından artık sıkıldım Min Woo! Bunca zamandır sabırla bu saçmalığa bir son vereceğin günü bekliyorum, ama sen hâlâ çocukça işlerle vakit öldürüyorsun! Artık şu aktörlük masalına bir son ver ve Busan’a, aile şirketinde çalışmaya geri dön! Yoksa seni evlatlıktan reddederim!”

Kyu Won’un son sözleri bir an havada asılı kaldı sanki: “Seni evlatlıktan reddederim!”

Ancak Min Woo hiç etkilenmemişti, aksine yüz hatları iyice sertleşmiş bir biçimde:

“Öyle mi?” dedi. “Pekala… O zaman git istediğin gibi yap baba!”

Kyu Won’un sıkılmış yumrukları titremeye başladı. Yaşlı adam dişlerinin arasından fısıldadı:

“Bu söylediklerine çok pişman olacaksın! Günün birinde yaşlanıp eski popülerliğini kaybettiğin zaman ne olacağını hiç düşünmüyorsun değil mi aptal?? Bugün benimle Busan’a geri dönmeyi kabul etmediğin için çok ama çok pişman olacaksın!!!”

“Güle güle baba,” dedi Min Woo ve gitti, kapıyı açtı. Kyu Won ona ölümcül bakışlarından birini atıp çekip gitti.

Min Woo onun gidişinden sonra kendini salondaki kanepelerden birine attı. Ellerini yüzüne kapattı, bir süre öyle kaldı. İçinde acı bir his vardı. Buruk bir his… Büyük bir gönül kırıklığı…

“Anne… Anneciğim!”

Şimdi yeniden o küçük çocuğu hatırlıyordu: Bir hata yaptığında yalnız başına kocaman karanlık bir odaya kapatılan ve saatlerce çıkarılmayan o çocuğu… Küçücük, çaresiz… Babası, kendisinden güçlü ve disiplinli bir genç yetiştirmek için en ufak hatasında bile gözünü kırpmadan onu ceza odasına kapattırırdı; zavallı küçücük Min Woo aç bilaç geçirdiği o uzun gecelerde korku ve özlemle hiç gelmeyecek olan annesinin adını sayıklayarak, ağlayarak uykuya dalardı…

Min Woo acı acı güldü: Babası kendisini hiç sevmemişti… Onun ne istediğini bile sormamıştı… Tek istediği, kendine layık bir evlat yetiştirmekti. Ve bu evlat, bir aktör değildi!

Evet, biliyordu; babası onun aktörlük tutkusunu hiçbir zaman kabullenmemişti… Ama Min Woo da bundan başka bir yaşam biçimi düşünemiyordu. Belki de yıllar boyunca babası da bir gün onu anlar, aktörlükten asla vazgeçemeyeceğini kabul eder diye umut etmişti içten içe… Ama Min Woo şimdi içinde büyük bir hüzün ve kırgınlıkla anlıyordu ki bu umut asla gerçeğe dönüşmeyecekti…

Kyu Won’sa bir hışımla evden çıkmış, az ileride bekleyen arabasına binmişti. Yaşlı adamın gözleri avcı bir şahin gibi bakıyordu, öfkesinden kesik kesik soluyordu. Oğlu olacak o soytarıya haddini bildirmeliydi! Bir an durdu, sonra sert bir hareketle telefonunu çıkardı. Bir numarayı tuşladı ve karşıdakine:

“Alo? Bana bir reklam çekimi skandalından bahsetmiştin, değil mi?” dedi. “Parası mühim değil, o görüntüleri istiyorum!”

Ve dişlerini sıktı: Oğlu, kendisine itaat etmemenin cezasını şöhretini kaybederek ödeyecekti!

 ****************************************************

316 – All about you

Kang Hyuk dükkanda tek başına oturmuş, dalgınca önüne açtığı kitabı okuyordu.

“İnsan her şeyi elinde tutamaz hiçbir zaman

Ne gücünü, ne güçsüzlüğünü, ne de yüreğini

Ve açtım derken kollarını, bir haç olur gölgesi

Ve sarıldım derken mutluluğuna, parçalar o her şeyi

Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an

Mutlu aşk yoktur…”

Genç adam hüzünle gözlerini okuduğu satırlardan kaldırdı. Dalgın dalgın, masasının üzerinde yuvarlak bir cam fanusta mutluluk içinde yüzen iki Japon balığına baktı. Ji Ah’nın bir önceki işinden kovulduğu gün elinde bir poşet içinde getirip dükkanına bıraktığı iki balık…

“Mutlu aşk yoktur diyor şair, sizce de öyle mi Kang, Ji?” diye mırıldandı. Sonra kendi sorusunu kendi cevapladı: “Ama tabii sizin tuzunuz kuru! Birbirinizi bulmuşsunuz, yemeğiniz de veriliyor, hayattan daha ne istersiniz ki? Değil mi? Söylesenize!” Akvaryumun camına tık tık vurdu. Sonra bir an durdu, ve kendi kendine güldü:

“Şu halime bak… Artık balıklarla dertleşiyorum…”

Gülümsemesi yavaş yavaş silinirken, dalgın gözlerle bir süre balıkları izledi. Aklında binlerce şey uçuşuyordu: Ji Ah’nın Cha Min Woo’nun yanında çalışıyor olması kafasına takılmıştı. İtiraf etmek zor olsa da, korkuyordu Kang Hyuk: O yaldızlı dünyanın Ji Ah’yı içine çekmesinden korkuyordu. Tamam, Ji Ah hiçbir zaman kolayca gözü boyanan aptal bir kız olmamıştı, ama yine de… Sonuçta Ji Ah çok güzel bir kızdı, eğer birisi onu keşfeder ve bir filmde falan oynarsa, belki de…

“Aaah, ne saçmalıyorum ben??” deyip kafasını iki yana salladı Kang Hyuk. Sonra hafifçe kafasına vurup güldü: “İyice uçtun sen oğlum! İki dakkada senaryo yazdın! Ji Ah aktris olursa sen de senarist olarak kariyer yapabilirsin!”

Kendi kendine biraz güldü, kendini boşuna endişelendiğine ikna etmeye çabaladı. Ama… olmadı.

İnsan kendine yalan söyleyemiyordu işte…

Kang Hyuk yüreğindeki o şüpheyi, “bana neden doğruyu söylemedi??” sorusunu aklından çıkarıp atamadı bir türlü… Sonra yeniden, dalgın gözlerini önündeki satırlara çevirdi. “Güzel aşkım, tatlı aşkım, kanayan yaram benim…” diyordu Aragon yıllar ötesinden. “İçimde taşırım seni, yaralı bir kuş gibi. Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri; ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri; ve hemen can verdiler iri gözlerin için… Mutlu aşk yoktur…”

Mutlu aşk yoktur…

 ****************************************************

O sırada Ji Ah, Min Woo’nun evinin dışında soğukta dikiliyor, tereddüt içinde içeri girip girmemeyi düşünüyordu. Min Woo’nun babasının bir hışımla çekip gittiğini gördüğünde kendisi de arabaya binmiş, eve gitmek üzereydi. Ama o sahneye şahit olunca ters giden bir şeyler olduğunu anlamıştı. Arabadan indi, merakla evin kapısına kadar geldi. Cam kapıdan içeriyi görebiliyordu. Min Woo büyük salondaki beyaz kanepeye oturmuş, ellerini yüzüne kapamış, öylece duruyordu. Ji Ah tam beş dakikadır böyle dikilip onu izlediği halde bu duruşunu bozmamıştı.

“Böyle soğukta ne yapıyorsun?? İçeri girsene!”

Ji Ah arkasından gelen sesle yerinde zıpladı. Hemen arkasına döndü. Soo Hyun şaşkınca ona bakıyordu.

“N’oldu, bir şey mi var?” dedi merakla. Ji Ah kekeleyerek:

“Şeyy, evet, bir şey oldu,” diye cevap verdi, “Min Woo-şi’nin babası geldi. İçeride kısacık kaldı, sonra öfkeyle çıkıp gitti. Min Woo-şi ise o zamandan beri öylece oturuyor…”

Soo Hyun’un yüzü kasıldı. Hızlı adımlarla geldi, kapının şifresini girdi. Kapı açılıp içeri girince doğrudan Min Woo’nun yanına yöneldi:

“Min Woo! İyi misin oğlum? Kyu Won-şi’yle kavga mı ettiniz?”

Min Woo ellerini yüzünden çekti. Genç adamın çok yorgun bir hali vardı. Hafifçe başını salladı. Soo Hyun endişeyle:

“Ne oldu?” diye sorunca da omuz silkti:

“Her zamanki şeyler işte… Busan’a dönüp aile şirketinin başına geçmemi istiyor… Yalnız bu sefer çok ciddiydi: Gitmezsem evlatlıktan reddetmekle tehdit etti beni!

Soo Hyun bir an bir şey demeden durdu. Sonra usulca:

“Ee, ne yapacaksın?” diye sordu. “Gidecek misin yoksa?”

Min Woo kesik kesik güldü. “Saçmalama Hyung, ben şirket yönetmekten ne anlarım? Üniversiteyi ilk sınıfta bıraktığımı unuttun galiba!”

Sonra derin bir nefes aldı, ayağa kalktı. Bu sırada yüz ifadesi biraz da olsa düzelmişti. Hafifçe gülümseyerek Soo Hyun’a baktı:

“Ben gidip biraz uyusam iyi olacak… Yarın yine çekimler var, biliyorsun…” Yukarı, odasına doğru yürümeye başlarken Soo Hyun arkasından bağırdı: “Babanla benim konuşmamı ister misin? Bu meseleyi daha sonra, yeni dramanın çekimleri bittikten sonra tartışmak istediğini söyleyebilirim istersen!”

“Gerek yok,” dedi Min Woo elini umursamazca sallayarak. “Tartışacak bir şey yok… Benim yaşam biçimimi kabul edemiyorsa, bu onun sorunu…” Ve ağır adımlarla yürüyüp odasına çıktı.

Soo Hyun onun gidişini gözleriyle takip ederken endişeli görünüyordu. Genç çocuk odasına girip gözden kaybolunca Soo Hyun da arkasını döndü, ve hâlâ kapıda dikilmekte olan Ji Ah’yla göz göze geldi.

“Sen gitmedin demek…” diye mırıldandı menajer. Sonra aklına gelen fikrin heyecanıyla ekledi: “Bu akşam evine gitme. Min Woo’yla kal, bir ihtiyacı olur ya da babası geri dönerse bana hemen haber ver, tamam mı?”

Ji Ah şaşkınca başını salladı. Soo Hyun içi rahatlamış bir biçimde ona hafifçe gülümsedi ve gitmek üzere hazırlandı. Kapıdan çıkarken, birden genç kız:

“Soo Hyun-şi!” dedi, “Min Woo-şi’nin babasıyla arasındaki mesele nedir?”

Soo Hyun kaşlarını çatıp ona bakınca da yanlış anlaşılma korkusuyla çabuk çabuk ekledi: “Ö-özür dilerim, her şeye burnunu sokan meraklı magazin muhabirleri gibi göründüğümün farkındayım, ama Min Woo-şi babasını birdenbire karşısında görünce çok tuhaf oldu… Ve yalnızca birkaç dakikacık konuştukları halde nasıl moralinin bozulduğunu siz de gördünüz! Ben… ben yalnızca ona…” Genç kızın sesi hafifledi, utanarak tamamladı sözünü: “ona daha fazla yardımcı olabilmek istiyorum…”

Soo Hyun gözlerini kısıp süzdü Ji Ah’yı. Kız gerçekten de Min Woo için üzülmüş gibi görünüyordu. Soo Hyun birlikte geçirdikleri sürede kızın Min Woo’ya öyle aman aman bir hayranlık beslemediğini, hatta onu sık sık katlanılmaz bulduğunu anlamıştı; o yüzden şimdi onun ilk defa Min Woo için gerçekten endişelendiğini görünce kendisi de yumuşadı. Ji Ah’ya açık yüreklilikle cevap verdi:

“Min Woo’nun babasıyla arası hiçbir zaman iyi olmadı. Min Woo ailesinin tek çocuğu, annesi o çok küçükken ölmüş… Babası ise ona pek sevgi dolu davranmamış. Min Woo’yu kendi soyunu yürütecek, şirketini devralacak bir varis olarak görmüş, hepsi bu.” Soo Hyun acı acı gülümsedi: “Ama Min Woo’muzun sevilmeye ne kadar aç bir çocuk olduğunu sen de anlamışsındır: O boşuna aktörlüğü seçmedi, çünkü ne kadar çok sevilse de ona az gelir, anti-fan’larının bile kendisini sevmesini ister o! Babasının azıcık sevgisiyle yetinebilecek biri değildir yani… İşte meselenin özü bu, agaşi.”

Ji Ah anlıyorum dercesine başını salladı. Genç kızın boğazına bir yumru oturmuştu: Şimdiye dek hep şımarık bir star olarak gördüğü Min Woo’nun bu çocuksu hallerinin altında sevilmemiş çocuk kompleksi olduğunu ilk kez fark ediyordu…

“Neyse işte…” dedi Soo Hyun ve çıkmak üzere kapıya yönelirken: “O zaman Min Woo sana emanet,” dedi kıza. “Bir şey olursa beni hemen ara.”

“Tamam efendim, siz merak etmeyin,” dedi Ji Ah saygılı bir biçimde. Soo Hyun hafifçe gülümseyerek ona bir baş selamı verdi ve gönül rahatlığıyla evden çıktı.

Ji Ah ise bir süre öylece, olduğu yerde durdu, başını kaldırıp Min Woo’nun odasına baktı. Oda karanlıktı. Belki de Min Woo çoktan uykuya dalmıştı. Genç kız bir süre karanlık odaya baktı, sonra yavaşça yürüyüp geçti, kanepelerden birine oturdu.

****************************************************

David Arkenstone – Lady of the Lake

Ormanın derinliklerinde onu beklerken titriyordum. Hava soğuk olduğundan değil. Heyecandan. Onu yeniden görecek olmanın sevincinden.

Panayırdaki o günden beri aklımda yalnızca o vardı. O, ve güzel gözleri… Göz göze geldiğimiz o an’ın anısı aklımdan bir türlü çıkmıyordu.

Günlerce bastığım yeri bilmeden gezmiştim. Aklımı başka hiçbir şeye veremiyordum. Yalnızca, o… Hep, o… Prens Song Yoo’nun ikinci kızı… He Ran…

İsmi “orkide çiçeği” anlamına geliyordu. Onun o zarif ve güzel hallerine ne kadar da yakışan bir isimdi bu! Kalbim “He Ran… He Ran…” diye çarpar olmuştu sanki; dudaklarımda bir dua gibi sürekli o iki heceyi mırıldanıyordum: He Ran…

Nihayet dayanamamış, ona bir mektup yazmıştım. Gecelerce düşünüp defalarca baştan başladığım, bir türlü içimdekileri ifade edemediğim bir mektup… Ona bu mektubu vermesi için yanımdaki hizmetçi kızlardan birini gönderdiğimde saatler boyunca odada bir o tarafa bir bu tarafa yürüyüp durmuştum. En sonunda hizmetçi kız geldiğinde heyecandan ellerine yapışmıştım: “Ne oldu?? Ne dedi??” Kızsa koynundan bir başka mektup çıkarmıştı. Parçalar gibi açmıştım ve kâğıtta yazılı tek bir satırı içer gibi okumuştum: “Yarın güneş batarken Hunchai Ormanında, pınarın yanında.” Bu kadar… Bu kadarcık yazmıştı! Ama içime güneş ışığı gibi doğmuştu bu sözler. Sabahı zor etmiştim.

Ve şimdi, dediği yerde bekliyordum. Kalbim güm güm atarak, onun gelmesini bekliyordum.

Birden ufak ayak sesleri duyuldu. Kulak kesildim. Acaba o mu…

Ve az ileride çalıların arasında mavi bir pelerin göründü. Olduğum yere sindim, beklemeye başladım.

Pelerinli kız yüzünü açıp merakla çevresine bakındığında derin bir nefes aldım: O’ydu, evet o! Kalbimin gümbürtüsünü kulaklarımda duyarken saklandığım yerden çıktım, yavaşça ona yaklaştım. Yumuşak bir sesle:

“He-Ran-şi… Hoşgeldiniz…” dedim.

He Ran heyecanla arkasını döndü. Göz göze geldik. Onun da gözlerinde yakalanma korkusunu ve yüreğindeki büyük heyecanı okudum. Hafifçe gülümsedi.

“Hoşbulduk… Jong Hwa-şi…” diye cevapladı.

Ömrümde duyduğum en tatlı sesti bu. Kana kana içmek ister gibi hafifçe gözlerimi kapadım.

Gözlerimi yeniden açtığımda, bana gülümseyerek bakan o gözleri gördüm. Ve anladım:

Br ömür boyu bu gözleri görmek, bu sesi duymak için her şeyi yapmaya razıydım…

****************************************************

Min Woo ter içinde uyandı! Gözleri faltaşı gibi açık, tavana bakakaldı. Gerçek ve rüya yine birbirine karışmıştı.

Genç adam, bir refleks gibi sağ elini kalbinin üzerine götürdü: Az önce rüyada hissettiği o can yakıcı, o sarsıcı, ama o çok güzel duyguyu hâlâ yüreğinde duyabiliyordu.

Aşk… bu muydu?

Hâlâ gördüğü rüyanın tesiriyle titrerken yataktan yavaşça doğrulup baş ucundaki saate baktı: 2 buçuk… Sadece iki saat uyumuştu.

Yavaşça kalktı, sallanan adımlarla odadan çıktı. Mutfağa inmek üzere merdivenlere geldiğinde şaşkınca durakladı:

Suzy – A Lot of Tears

Aşağıda, salondaki kanepelerin birinde, Ji Ah oturur vaziyette uyukluyordu. Arada bir başı omzuna düşüyor, Ji Ah gözlerini bile açmadan başını yeniden dikleştiriyordu, ama on saniye sonra yine kayıyordu o baş. Min Woo bir süre yarı gülümser yarı acır vaziyette onu seyretti. Şoförünün gitmeyip geceyi burada geçirmesi, hem de bunu kendisinin bir insanın varlığına böyle ihtiyacı olduğu bir gecede yapmış olması yüreğini ısıtmıştı. Min Woo Ji Ah’yı izledikçe az önce içine düşen büyük korkunun yavaş yavaş geçtiğini, kalp atışlarının normale döndüğünü hissediyordu.

Bir süre öylece merdivenlerde dikildi. Sonra ani bir kararla döndü, odasına gidip bir battaniye aldı. Tekrar dönüp çocuğu uyandırmaktan korkar gibi parmak uçlarına basa basa merdivenlerden indi, onun baş ucuna kadar geldi. Battaniyeyi üzerine yavaşça bıraktı. Ama hemen gitmedi, bir an başında durup uyuyan çocuğu seyretti.

Ji Ah’nın ağzı hafifçe aralıktı, kız derin nefeslerle uyuyordu. Min Woo onun ne kadar beyaz ve pürüzsüz bir teni olduğunu hayranlık, hatta kıskançlıkla fark etti: Kendisi her gün BB Cream sürmeden evden çıkmadığı halde bu kadar güzel bir cildi yoktu. “Resmen kız gibi,” diye düşündü Min Woo, “Ji Han, sen kız olsan bayaa güzel olurmuşsun!”

Birden, gözünün önünde çakan bir flaşla rüyasındaki kızı hatırladı: Onun da tıpkı böyle bir teni, hatta böyle dudakları vardı ve…

Ancak Min Woo’nun daha fazla düşünmesine fırsat kalmadan birden Ji Ah’nın gözleri açıldı ve genç kız başında patronunu görür görmez heyecanla toparlandı. Min Woo’ysa bir an refleksle ellerini yüzünün önünde siper etmişti: Ji Han’ın birdenbire uyandırılınca çok vahşi olabildiğini geçmişteki acı tecrübelerinden biliyordu!

“Min Woo-şi, şey, ben… Soo Hyun-şi kalmamı istedi, ben o yüzden şe’ettim…” diye çabuk çabuk açıklamaya girişti Ji Ah. Min Woo hafifçe öksürdü, ellerini indirirken cool görünmeye çalışarak:

“Öhöm, tamam iyi etmişsin,” dedi. “Yalnız niye içeri geçmedin? Hizmetçi odalarından birinde kalabilirdin…”

“Uyanıp da bir şeye ihtiyacınız olursa size hizmet etmek için burada beklemiştim,” dedi Ji Ah esneyerek. “Ama maalesef uyuyakalmışım, kusura bakmayın.”

Min Woo bir an durakladı. Hafifçe yutkundu. Sonra duygulandığını saklamak ister gibi umursamaz bir sesle:

“Madem öyle, bana bir yeşil çay yaparsan içerim,” dedi. “Zaten gördüğüm kabustan sonra kolay kolay uyuyabileceğimi sanmıyorum…”

“Kabus mu?” Ji Ah şaşkın, biraz da kaygılı bir biçimde baktı ona. Sonra birden yerinden fırladı, mutfağa koştururken: “Ben hemen çayınızı yapıp geliyorum, lütfen bekleyin,” diye bağırdı.

Gerçekten de aradan üç dakika bile geçmeden elinde dumanı tüten bir bardak yeşil çayla geri döndü ve bardağı Min Woo’ya uzatırken:

“Eğer isterseniz gördüğünüz rüyayı bana anlatabilirsiniz,” dedi. “Bazen korkunç rüyaları anlatmak insanı rahatlatır…”

“Haha, şoförden sonra psikologum da mı olmaya karar verdin Ji Han?” diye güldü Min Woo. Ji Ah’ysa sırıttı:

“İyi bir çalışan, her konuda patronunun eli ayağı olmalıdır efendim!”

Min Woo şaşkınca ona bakınca da gülmeye başladı: “Unuttunuz mu? Bunlar kendi sözleriniz!”

“Aaa… Doğru ya…” dedi Min Woo şaşkınca. Sonra boğazını temizledi: “Öhömm… Tabii, dediklerimin arkasındayım! Aferin Ji Han, sen iyi bir çalışansın!”

Ji Ah sırıttı, sonra: “O zaman anlatın bana, sizi bu kadar korkutan şey neydi?” diye sordu tatlılıkla. Genç kız gerçekten de patronuna yardımcı olabilmek istiyordu; o akşam olanlar ve Min Woo’nun yalnız geçen çocukluğunu öğrenmiş olmak Ji Ah’yı gerçekten üzmüştü.

Ama Min Woo kendini bu kadar kolaylıkla açabilecek değildi. Gördüğü sayko rüyaları psikologuna anlatması bile aylarını almıştı! Şimdi hayranlığını yeni yeni kazanmaya başladığı şoförüne karşı rezil olmak istemedi, onun kendisini deli zannedeceğinden korktu.

“Boşver, önemli değil,” dedi. “Rüya işte… Akşam biraz moralim bozuldu, o yüzden bilinçaltımdaki huzursuzluklar bana kabus olarak geri döndü sanırım…”

Ji Ah “yaa…” dedi üzüntüyle. Min Woo babasıyla olan tartışmadan zannettiğinden de çok etkilenmişti anlaşılan… Genç kız, “bu çocuğun bu kadar hassas olacağına hayatta inanmazdım…” diye geçirdi içinden. Bir an kararsızca durakladı, sonra usulca:

“Babanız… sizi çok mu üzdü?” diye sordu.

Min Woo belli belirsiz gülümsedi, ve hafifçe omuz silkti:

“Yoo, aslında üzmedi…” diye cevap verdi. “Yani yeni bir şey değil; zaten aramızda hep var olan bir sürtüşmeydi bu… Sanırım… Hımm, sanırım sorun, ikimizin hayattan beklentilerinin birbirinden çok farklı olmasından kaynaklanıyor…” Gülümseyerek şoförüne baktı: “Ben aktörlüğü gerçekten seviyorum Ji Han. Bu işi çok seviyorum ve bırakmaya niyetim yok! Ama babam…” Bir an durakladı, sonra acı bir gülümsemeyle tamamladı sözünü: “Babam beni de, sanatımı da hiç iplemiyor! Ona kalırsa boş işlerle uğraşan soytarının tekiyim! Onun değer verdiği tek şey bol sıfırlı anlaşmalar, ihracat, ithalat, faizler, bonolar! Ama ben de bunlarla uğraşamıyorum, boğuluyorum işte!”

Genç çocuk birden soluk soluğa durdu. Kendini fazla kaptırmış, anlattıkça anlatmıştı. Göz ucuyla yanında oturan Ji Ah’ya baktı. Onu sıkmış mıydı acaba?

Ama Ji Ah sıkılmış gibi görünmüyordu. Hayır, sıkılmış olmaktan çok, gerçekten üzülmüş gibi görünüyordu. Dudakları hafif hüzünlü bir gülümsemeyle büküldü:

“Anlıyorum…” dedi yavaşça.

“Anlıyorum…” Tek bir sözcük.. Ama Min Woo kalbinden vurulmuş gibi oldu. Şaşkınca başını çevirdi ve Ji Ah’yla göz göze geldi. Genç kız ona sevecen, şefkat dolu bakışlarla bakıyordu. Min Woo bir an bu bakışlara takılı kaldı sanki. Gözlerini karşısındaki güzel gözlerden alamazken hayret içinde:

“Ben…” diye söze başladı. Ama dudakları kurumuştu. Sarsak bir biçimde gözlerini kaçırdı, düşüncelerini toparlamak ister gibi elindeki çaydan bir yudum aldı. Sonra kaçamak bir biçimde: “Neyse ya, baba-oğul arasında olan şeyler işte…” dedi, “Sen boşver, takma bunları. Ben de takmıyorum zaten, ahah…”

Bunu deyip birdenbire ayağa kalktı. Ji Ah’yla göz göze gelmemeye çalışarak:

“Neyse, ben gidip yatayım,” dedi. “Sen de geç içeride yat. Yarın erkenden sete gideceğiz, unuttun mu? Hadi iyi geceler!”

Ve kaçar gibi hızlı adımlarla çıktı merdivenlerden. Ji Ah öylece bakakalmıştı. Genç kız kaygıyla dudaklarını ısırdı: Hay Allah, çocuğun fazla mı üzerine gitmişti acaba? Evet evet, öyle olmuş olmalıydı, Min Woo belki de onun her şeye burnunu sokan bir insan olduğunu düşünecekti. Halbuki Ji Ah sadece yardım etmek istemişti. Genç kız hayalkırıklığıyla ağır ağır kanepeden kalktı, içeri odaya geçti…

Fatih Erdemci – Ben Ölmeden Önce

Min Woo ise kendi odasında yatağa yatmış, gözlerini tavana dikmiş, düşünüyordu. Ji Ah’nın şefkatli bakışları, tatlı yüzü aklından çıkmıyordu… “Anlıyorum…” demişti. Ve Min Woo, onun gerçekten anladığını hissetmişti.

Genç adam yutkundu: Göğsüne bir ağırlık oturmuş gibi hissediyordu. Az önceki kısacık dertleşmeyle, kendisini anlayan, onu yürekten seven ve destekleyen bir insanın varlığına ne kadar çok ihtiyacı olduğunu anlayıvermişti.

“Bu kadar mı yalnızım ben…” diye mırıldandı acıyla. “Ben… milyonlarca hayranı olan genç idol Cha Min Woo! Bu kadar mı…”

Sol gözünden bir damla yaş süzüldü…

****************************************************

Hyo Rim aynadaki görüntüsünü uzun uzun süzdü: Yüzünde saatlerdir bozulmamış kusursuz bir makyaj vardı. Genç kız her zamanki gibi nefes kesici görünüyordu.

Ama… ama yanlış bir şeyler vardı bu görüntüde. Olmaması gereken bir şey.

Hyo Rim uzun uzun kendine baktı, yanlışı bulmaya çalıştı. Az önce bir moda çekiminden yeni çıkmıştı. Saatlerce spot ışıklarının altında kalmaktan dolayı terlemiş, yorulmuştu. Ama genç kız sorunun bu olmadığına karar verdi. Başka bir şey vardı, başka bir yanlışlık…

“Mutsuzsun, yanlış olan bu,” dedi beyninde bir ses.

Genç kız nefesini tuttu. Galiba… doğruydu. Hüzünle aynadaki güzel kıza baktı. Bu görüntü, bu şöhret, bu para… Hiçbiri iç huzurunun yerini tutmuyordu gerçekten…

“Ben… nasıl mutlu olacağım peki?” diye fısıldadı kendi görüntüsüne, sanki aynadaki aksi cevap verebilecekmiş gibi. Aynadaki kız da ona hüzünlü gözlerle baktı yalnızca…

Hyo Rim dalgın gözlerini beyaz duvara dikti, düşünmeye başladı. Mutlu olduğu bir zamanı anımsamaya çalışıyordu. Çocukken mutluydu… galiba. Genç kız sıkıntıyla dudaklarını ısırdı, bunu bile kesin olarak hatırlayamıyordu! Aslında çocukluğuna dair en çok hatırladığı şey, birinden çıkıp diğerine koşturduğu binicilik, piyano, yüzme, tenis dersleri, ve annesinin sık sık elinden tutup götürdüğü seçmelerdi. Ve herkesin kendisine hayran hayran bakması.

“Ne kadar güzel bir kız çocuğu!”

“Büyüyünce çok canlar yakacak, kesin!”

Annesi kızıyla övünerek gülümserken Hyo Rim de mutlu olurdu: Annesini mutlu edebildiği için mutlu olurdu.

Ve birbiri ardına gelen reklam filmleri, dizilerdeki ufak tefek çocuk oyuncu rolleri, hatta bir ara bir kız grubunda şarkı söylemesi… Ama asıl ününü on yedi yaşındayken ünlü aktör So Ji Sub’ın bir dizisinde onun kardeşi rolünü oynayarak yapmıştı. Sonra da önü açılmış, ününe ün katmıştı işte… Ve o günden beri hiç durmaksızın çalışıyordu…

Hyo Rim hüzünle gülümsedi: On yedi yaşından beri, yoo hayır, annesi onu ilk audition’ına götürdüğünden beri çalışıyor, çalışıyordu… Tatil nedir bilmeden, çalışmak dışında bir şey bilmeden çalışıyordu. Hobi olarak yaptığı şeyleri de sevdiği için yapıyor değildi; annesi “belki tarihi bir drama çekersin, lazım olur” diye at binmeye, “şarkıcılık kariyerin için gerekebilir, hem de müzikal dizilerde oynama şansın artar” diyerek piyanoya devam etmesini istemişti. Tenise de kilosunu korumak için devam ediyordu. Hyo Rim birden: “Tanrım, ben kendim için, kendi zevkim için hiç mi bir şey yapmadım?!” diye çığlık attı içinden! Ve o anda, acıyla hatırladı.

Yapmıştı… Kendi istediği için… sadece mutlu olmak istediği için bir şey yapmıştı:

Aşık olmuştu…

Genç kız acıyla yutkundu. Ağlamamak için kendini öyle zor tutuyordu ki boğazı acıyordu. Hayatının en güzel… ve en acı günlerini düşündü. Üç sene önceki o kısacık üç ayı…

“Hyo Rim-şi, felaket! Parfüm reklamı görüntüleriniz internete sızmış!”

Birdenbire fırtına gibi kapıyı çarpıp içeri giren asistanının sözleriyle daldığı hayallerden ışık hızıyla ayrıldı Hyo Rim. Gözlerini açıp kıza baktı:

“Ne? Nasıl?”

Asistan kız bir şey söylemek yerine telaş ve endişe ile telefonunu gösterdi: İnternette bir paylaşım sitesine Hyo Rim’in Min Woo’yla olan reklam çekiminde Min Woo tarafından düşürüldüğü, başına boya tenekelerinin geçtiği sahnenin videosu konmuştu!

“OLAMAZ!!” Hyo Rim kızın elinden kapar gibi aldı telefonu! Videoyu baştan oynatırken dudaklarını öyle çok ısırıyordu ki alt dudağı kanamaya başlamıştı. Videoda tüm olan bitenin açıkça anlaşıldığını öfke ve dehşetle fark etti. Kendi sesi “SENİ ÖLDÜRÜCEEEEM! SEN BİTTİN PİSLİK HERİFFF!!!” diye bağırışı olanca açıklığıyla işitiliyordu!

Üstelik videonun altındaki yorumlar her şeyden beterdi: Hyo Rim titreyen ellerle aşağı indiğinde “Hyo Rim çıldırmış! Tam bir manyak!” “Min Woo kızı nasıl da rezil etmiş!” “Bu ikisi arkadaş görünüyorlardı ama birbirlerinden nefret ediyorlar. İkiyüzlü ünlüler!” yazan yorumları gördü ve birden gözlerinin karardığını hissetti. Asistan kız:

“Hyo Rim-şi! İyi misiniz efendim?? Hyo Rim-şi!” diye çığlıklar atarken Hyo Rim sandalyesine çöküp fenalaşmıştı…

****************************************************

FT Island – Boy Meets Girl 

Kang Hyuk dükkanını kapatmış, dalgın adımlarla yürüyordu. Evde yiyecek bir şey yoktu, genç adam büyük şehri bırakıp köye göç etmiş olan ailesini (özellikle anne yemeklerini!) feci halde özleyerek hazır ramen almak üzere marketin yolunu tutmuştu.

Henüz birkaç adım atmıştı ki, tam önünden hızla geçen bir Mustang dikkatini çekti: Bu mahallede böyle lüks arabalara pek rastlanmazdı. Genç adamın meraklı bakışları altında araba az ileride kırmızı ışıkta durdu.

Kang Hyuk birden büyük bir şok içinde nefesini tuttu: Ji Ah!

Arabanın şoför koltuğundaki kişi, Ji Ah’ydı!

Kang Hyuk sadece bir saniye durakladı. Sonra büyük bir hızla gerisin geri dönüp koşmaya başladı! Kendi arabasına atlayıp arabayı çalıştırması on saniye bile almamıştı.

Köşeyi dönünce, az önce Mustang’i gördüğü ışıkların yeşile henüz dönmüş olduğunu gördü ve gazı kökledi: Işık sarıya dönerken yetişip geçti, az ileride ana caddeye çıkmış olan Mustang’in peşine takıldı.

İki araba yarım saate yakın trafikte ard arda yol aldılar. Kang Hyuk her ihtimale karşın öndeki arabayla arasında bir-iki araba olmasına özen gösteriyordu. Genç adam dişlerini sıkmış, kaşlarını çatmıştı: Ji Ah’nın bu lüks arabanın içinde ne işi vardı?! Yoksa gerçekten de… Sun Ah’nın söyledikleri doğru muydu?!

Kang Hyuk’un endişelerini haklı çıkarma pahasına Ji Ah’nın kullandığı spor araba Seul’ün en lüks semtlerinden birinde devasa bir malikanenin girişinde durdu. Genç kız bir kart kullanıp malikanenin bahçe kapısını açtı, araba içeri girip gözden kayboldu. Kang Hyuk’sa sokağın tam karşısına park etti kendi mütevazi arabasını. Ve arabadan inip kararlı adımlarla sokağı boydan boya geçti, Çenesi kasılmış, yumruklarını sıkmış halde, Ji Ah’nın girdiği evin kapısında durakladı.

O sırada Ji Ah arabayı garaja çekmiş, evin kapısının şifresini girip açılan cam kapıdan içeri girmişti. İçeri adımını atar atmaz yukarı odadan Min Woo seslendi:

“Ji Haaaaan! Sen misin? İstediğim yosunu getirdin mi?”

“Evet efendim, getirdim, şimdi cilt maskenize ekliyorum!” diye bağırdı Ji Ah da. Min Woo yine: “Harika! Bu yosun benim cildime çok iyi geliyor, pahalı ama parasının hakkını veriyor!” diye bağırdı yukarıdan. Ji Ah kendi kendine sırıttı: Min Woo’nun kendisine aldırmak istediği lüks mağazadaki yosunun aynısını kendi mahallesinde, hem de yirmide bir fiyatına bulduğunu genç stara söylememekle iyi etmişti; Min Woo safı iki yosunun aynı olduğuna hayatta inanmaz, gider zorla pahalı olanı aldırırdı! Ji Ah esefle başını iki yana salladı: “Tamam yetenekli ve çok para kazanıyor, ama para idare etme işinden hiç anlamıyor…” Ve gururla gerindi: “Neyse ki benim gibi akıllı bir şoförü var! Yoksa… finans asistanı mı demeliyim?!”

Genç kız kendi kendine gülümseyerek patronunun cilt maskesini hazırlamaya devam ederken birden mutfak camında ufak bir tıkırtı duyuldu, Ji Ah ilgisizce o yöne döndü. Ancak döner dönmez, genç kızın gözleri hayretle irileşti:

Kang Hyuk!

Kang Hyuk pencerenin dışında dikiliyor, kaşlarını çatmış ona bakıyordu!

Ji Ah hemen elindekini bıraktı, pencereye koşturdu. Camı kaldırınca gecenin ayazı yüzüne çarptı. Genç kız haykırır gibi bir fısıltıyla:

“Sen burda ne arıyorsun?!” dedi arkadaşına, “Bahçeden içeri nasıl girdin?? Tanrı aşkına Kang Hyuk, bu soğukta donacaksın!”

Kang Hyuk ona kırgın gözlerle baktı. Soğuk bir biçimde:

“Asıl sen burda ne arıyorsun?!” dedi cevap olarak. “Ji Ah, bu ev kimin evi, lütfen bana söyler misin?!”

“Patronumun evi elbette!” dedi Ji Ah hemen. Kang Hyuk birden öfkelendi, hızlı hızlı birkaç adım atıp pencerenin dibine kadar ilerledi:

“Yaa, öyle mi?! Ünlü yıldız Cha Min Woo’nun evi yani! Ve sen gecenin bir yarısı bu evde olma konusunda hiçbir problem görmüyorsun?!”

Ji Ah o kadar şaşırmıştı ki, ağzını açtı ama “Aa…” hecesinden başka bir şey çıkmadı ağzından. Ama hemen sonra kendini toparladı, o da kaşlarını çattı:

“Sen bunu nerden biliyorsun? Yani Min Woo-şi’yle çalıştığımı?” Birden genç kız her şeyi anlayıverdi, yüzü gevşerken: “Ahh tabii ya!” diye bağırdı, “Ablam! Sana Sun Ah yumurtladı, öyle değil mi? Ahh, onu bir elime geçirirsem… O kadar da tembih etmiştim!”

“Bırak ablanı şimdi!” diye bağırdı Kang Hyuk birden. “Ji Ah, sen gecenin bir yarısı genç bir adamın evinde kız başına ne arıyorsun?!”

Ji Ah büyük bir hayretle baktı arkadaşına ve öfkeyle bağırdı: “YA! Beni hiç tanımıyormuş gibi konuşuyorsun! Hem… ne olmuş yani?! Patronumun ihtiyacı oldu, ben de geldim.”

“Bu saatte??” Kang Hyuk gözlerini aça aça hayretle sordu, sonra öfkeyle kesik kesik güldü: “Pardon da, bir dizi oyuncusunun gecenin bir yarısı asistanıyla ne gibi bir işi olabilir? Hem sen… sen yönetici asistanı değil miydin, Cha Min Woo neyin yöneticiliğini yapıyor da sen onun asistanlığını yapıyorsun ha?!”

Ji Ah bu son soruyla gafil avlanmıştı, kekeleyerek: “B-ben…” diyebildi ancak. Aklına uygun bir yalan da gelmiyordu, Allah kahretsin! Genç kız endişeyle dudaklarını ısırırken Kang Hyuk öfke ve merakla gözlerini kısmış, onun cevabını bekliyordu.

O sırada Ji Ah’nın tam arkasından bir ses:

“Ji Han, kimle konuşuyorsun sen?” deyiverdi.

Ji Ah birdenbire yerinde zıplayıp gerisin geri döndü. O Kang Hyuk’la meşgulken Min Woo mutfağa inmiş, Ji Ah’nın dışarıda biriyle konuştuğunu fark etmişti. Merakla kafasını uzatıp camın dışındakini görmeye çabaladı. Ji Ah hemen: “Hiç! Hiç kimseyle konuşmuyorum!” demeye çabaladı, ama Min Woo dışarıdaki çocuğu çoktan görmüştü bile. Ji Ah’yı yana itekleyip cama geldi, merakla çocuğa:

“Sen de kimsin?” diye sordu. “Ji Han’ın arkadaşı mısın?”

Kang Hyuk şaşkınca: “Ji Han mı-” diye mırıldanırken Ji Ah hemen araya girdi, yüksek sesle:

“Ahaha, evet Min Woo-şi, Jung Kang Hyuk benim arkadaşım olur,” dedi. “Benim çalıştığım evi merak etmiş, buraya kadar gelmiş… Ama o da şimdi gidiyordu, değil mi??” Bir yandan da deli gibi kaş göz yapıp Kang Hyuk’a gitmesini işaret ediyordu.

Kang Hyuk’sa kızın paniğini görünce iyice meraklanmıştı. Ellerini cebine soktu, yerinde yaylandı:

“Yoo, hiçbir yere gitmiyorum,” dedi. “Ünlü yıldızımız sevgili Min Woo-şi’yi görmüşken bir imzasını almadan gider miyim hiç?” Ve otuz iki dişiyle birden sırıttı: “Min Woo-şi, ben sizin büyük hayranınızım!”

Ji Ah gözlerini kocaman kocaman açıp boğazını kesme hareketi yaparken Min Woo gevrek gevrek güldü. Çocuğun sözleri çok hoşuna gitmişti. Kasılarak:

“Ehem, sen de haklısın tabii…” diye mırıldandı. “Eh, madem Ji Han’ın arkadaşısın, o zaman senden bir imzamı esirgeyecek değilim…” Ve arkasında, Kang Hyuk’a ölümcül suratlar yapmakta olan kıza döndü: “Ji Han! Yukarı odadan benim imzalı bir resmimi getirir misin lütfen? Çalışma odamda, masanın üzerinde bir deste olacaktı…”

Ji Ah istemeye istemeye: “Peki efendim…” deyip fotoğrafı bulmak için hızla yukarı koşturdu: Min Woo bir şey çakmadan şu Kang Hyuk’u bir an önce gönderebilirse çok iyi olacaktı!

Kang Hyuk’sa camdaki genç adamı şüpheyle süzüyordu: Min Woo gerçekten de beyaz camda göründüğü gibiydi, genç, havalı ve çok yakışıklı. Ama… bu adamın Ji Ah’yla tam olarak ne işi vardı?

“Şeyyy, bu arada yeni bir dizi çekmeye başlamışsınız sanırım,” diye söze başladı, “Şimdiden tebrik ederim. Görmek için sabırsızlanıyorum…”

“Aaah, evet var öyle bir şeyler,” diye umursamaz bir tavırla elini salladı Min Woo. Sonra cool bir biçimde gülümsedi: “İstersen bir gün çekimleri izlemeye gelebilirsin. Ji Han da birkaç sefer izledi, o günden beri bana öyle hayran ki bilemezsin… Çocuğum, git evinde uyu, bu akşam hiçbir yere çıkmayacağım, arabaya ihtiyacım yok desem bile “Min Woo-şi, ben yine de yanınızda kalayım, belki canınız gezmek ister” diye evden ayrılmıyor…” Min Woo havalı bir biçimde yüzüne düşmüş olan saçları geriye attı. “Aah ah, herkes bana hayran olmak zorunda mı canım?!”

Genç yıldız kesik kesik gülerken Kang Hyuk’sa suratında “bu ne lan?” ifadesiyle kalakalmıştı. Bu adam narsist miydi, yoksa dümdüz salak mı?? Ama yine de genç adamın son lafları ilgisini çekmişti, merakla:

“Demek öyle,” dedi, “Ama afedersiniz de, akşam gezmelerinde asistanınıza neden ihtiyacınız olsun ki?”

Min Woo ona şaşkınca baktı: “Kim? Ne asistanı?”

Kang Hyuk da şaşırdı. İşaret parmağıyla yukarıyı işaret ederken “Ji-“ diye söze başlamıştı ki Min Woo kıkırdayarak sözünü kesti: “Ji Han’ın asistanım gibi olduğu doğru, ama o aslında benim şoförlüğümü yapıyor genç adam! Yoksa sen bunu bilmiyor muydun?!”

“E-efendim?! Şoför mü?!” dedi Kang Hyuk hayretle. Min Woo’ysa başını iki yana sallayıp mırıldandı: “Ah küçük aptal! Demek arkadaşlarına daha havalı olsun diye “Min Woo-şi’nin asistanıyım!” diye anlatıyor. Vah yavrucak vah…” Ve kendince iyi niyetli olabilme çabasıyla Kang Hyuk’a döndü: “Yani aslında şoförüm, ama kısa zamanda sağ kolum gibi oldu… Yani sana anlattığı şeyler çok da yalan sayılmaz. Hem zaten biraz da buna mecbur kaldı, çünkü uzun zamandır evimde yatılı bir kahya ya da hizmetçi çalışmıyor. Bugünlerde kimseye güven olmuyor, biliyor musun? O yüzden evde eksik gedik bir şey olunca gündüzlü hizmetçileri değil de Ji Han’ı çağırıyorum, hem araba da altında… O açıdan evet, asistanım gibi oldu…”

Kang Hyuk birden nefesini tuttu. Sonra heyecanla bağırdı:

“Şey, afedersiniz! Az önce ne dediniz?”

Min Woo şaşkınca durakladı. Meraklı gözlerle karşısındaki çocuğa baktı ve ne dediğini anımsamaya çalıştı: “Ben… Ji Han asistanım gibi oldu dedim?”

“Ondan önce!” diye sırıttı Kang Hyuk parlayan gözlerle. “Evinizde yatılı bir hizmetçi ya da kahya yok dediniz, değil mi? Ama ya güvenebileceğiniz, referansı iyi olan birisi sizinle çalışmak isterse?”

Min Woo çocuğa merakla bakıp tam olarak neyi kast ettiğini anlamaya çalışırken Ji Ah Min Woo’nun çalışma odasına varmış, büyük panik içinde çalışma masasının üstündeki imzalı fotoğrafları arıyordu. Nihayet bir tomar halinde bir köşede duran fotoları gördü ve yüzüne bir gülümseme düşerken içlerinden bir tane çekti, koşturarak merdivenlerden gerisin geri inmeye başladı. Mutfağa vardığında soluk soluğa kalmıştı:

“Buyrun efendim…” Ama Min Woo fotoğrafı ilgisizce alıp salona doğru yürümeye başlayınca Ji Ah şaşkınca kalakaldı. Hemen koşturup pencerenin dışına bakındı, Kang Hyuk orada değildi! Genç kız derin bir nefes aldı, arkadaşı kendisini zor durumda bıraktığını fark edip gitmişti demek. Ji Ah Min Woo’nun yanına koşturdu:

“Efendim, Kang Hyuk adına sizden özür dilerim, ben-”

O sırada Min Woo evin dış kapısına doğru ilerlerken genç kızın sözünü kesti:

“Arkadaşını içeri davet ettim. Çünkü konuşmamız gereken detaylar var…”

Ji Ah: “Ha? Ne… ne detayı?” diye mırıldanırken Min Woo kapıyı açmış, tam karşısında duran, içerdekilere sırıtarak bakan Kang Hyuk’u göstererek:

“İşte karşında evimizin yeni kâhyası!” diye bağırmıştı. “Senin referansınla olduğu için onu hemen işe almakta bir sakınca görmedim Ji Han. Ama bir hata yaparsa önce senden bilirim haa!”

Ji Ah birdenbire aptala döndü: “HAAA???!!” diye bağırdı kaba bir biçimde, “NE?! Ne kahyası be??”

Kang Hyuk’sa ona: “Şimdi elime düştün kızım!” der gibi bir bakış atmış, sonra Min Woo’ya dönüp sevimlice sırıtmıştı: “Siz hiç merak etmeyin Min Woo-şi, size layık bir kahya olup elimden gelen en iyi şekilde hizmet edeceğimden emin olabilirsiniz.”

Min Woo gerinerek: “Aferin!” dedi, “Gel şimdi maaşı falan konuşalım. Yalnız baştan uyarayım, ben çok iyi pazarlık ederim, inanmazsan Ji Han’a sorabilirsin!” Ve Kang Hyuk’un omzuna elini koydu, onunla birlikte içeri doğru ilerlerken Ji Ah ne diyeceğini bilemez gibi çaresizce kalakalmıştı.

Aynı anda kapının şifresi bir kez daha öttü ve cam kapı açıldı: Gelen, yüzünde büyük bir bozgun ifadesiyle Soo Hyun’du. Menajer kapı açılır açılmaz fırtına gibi içeri girdi, koşar adımlarla ilerleyip salonun ortasında duran Min Woo’nun boğazına yapıştı:

“Telefonunu neden açmıyorsun ulaaannn???!! Oğlum, kariyerin bitmek üzere, haberin yok!!”

“Hyung, nefes alamıyorum, öhhhöö!” dedi Min Woo, yakasını tutan elleri boğazından ayırmaya çalışarak. Soo Hyun’sa hiç aldırmayıp bağırmaya devam ediyordu: “Hyo Rim-şi’ye reklam çekiminde yaptıklarının videosu internete düşmüş! Şu anda herkes senin ne kadar şımarık, saygısız, hıyar bir adam olduğunu konuşuyor! Kariyerin bitebilir Min Woo!”

Min Woo’nun gözleri ciddiyetle irileşti. “Ne?…” diyebildi yalnızca. Genç yıldız tüm saflığına rağmen bu işin nerden çıktığını anlamıştı:

Babası, gerçekten de dediğini yapmıştı…

– Beşinci Bölümün Sonu-

Reklamlar

25 thoughts on “Beşinci Bölüm: “Kariyerin Bitebilir Min Woo!”

  1. öbür adama diyeceğim : ne peşine takılıyorsun be kızın! seviyorsanda sanane çalışmak iş herşey onun fikri saygı duy! -.-
    oiyyyy min woo’m *.* aslında rüyalarına giren kız benim ^_____^ o babanıda öldüresim geldi -.- ne kadar saygısız sevgisiz anlayışsız bencil düşüncesiz bir insanmış ya -.- duygusuz nolcak -.- aişhhhhh yerimde o kayınpeder bozuntusunu öldürmek için tepiniyorum şuan -.- sasaeng bi fan çıksın hikayeden o da ben olayım intikam için babasını öldüreyim min woo mu üzdüğü için ha ne dersin?! ^_____________________^

    • @meli: ahaha, sen çok fecii JJ’cisin, azcık objektif ol ama 😀 😀 min woo’nun rüyalarına giren kız sen olabilirsin ama garibim burnunun dibindeki ji ah’yı bile erkek zanneden bi insan olduğu için gördüğü yüzleri hatırlamada pek iyi değil 😉 babayı kötü adam yaptık, intikam için girip de öldürürsen darılmam 😛

  2. Işık dedi ki:

    Aaaah ah, herkes sana hayran olmak zorunda mı canım Min Woo’shim ^__^ Bayıldığım bir bölüm oldu bu. Uyurken izlemeler, ilgisini farketmeler fln ^^ Rüya kısmı da çok güzeldi ^^ Tek sıkıntı baba! Ben baba konusunda çok uçmuşum, böyle sevimli babacan birini hayal etmiştim, ne çıktı.. Ahh.. Canım Min Woo’shim benim, sevgisiz çocuk sendromu yüzünden ne hallere gelmiş.. “Milyonlarca hayranı olan genç idol Cha Min Woo! Bu kadar mı yalnız”… Yalnızlığının bittiği sevgi dolu bölümleri heyecannla bekliyorum ^^

    • @Işık: Ah evet, baba sıkıntı oldu… Ama çatışma olmadan dizi olmaz, di mi… 😛 Min Woo’nun da kendini yalnız, çaresiz hissettiği anlar vardır, o yönünden de haberdar olalım istedim. Şimdi Min Woo’nun da geçmişine indiğimize göre artık yolumuza devam edebiliriz 😉 Yorumun için sağol tatlım ^^

  3. bu çocuğun babası da tam sayko çıktı çingu . karanlık oda küçücük çocuğu aç yatırmalar falan psikopatın önde gideni.
    narsits falan ama çocuk sevgiye ilgiye aç yazık yahu acıdım lakin yine de biliyorsun benim adamım belli 🙂
    Kang Hyuk cuğum yakışıklı olduğu kadar zeki de hemen de kaptı işi aferin ona 🙂
    oyuncu kıza da acıdım hayatı zormuş . ellerine sağlık çingu 🙂
    bir soru romantik sahnelere ne zaman gelicez , aşk itirafları falan olsun istiyorum 🙂

    • @winpohu: evet canım, babayla olan sorunlar hikayemize damgasını vurdu. kore dizilerinden sıkça alışkın olduğumuz durumlar bunlar 😛
      min woo’nun sevgi açlığını bu şekilde açıklayıp daha fazla sempatizan toplamayı amaçlıyorum 😛 ama sen kang hyuk takımında kalmaya devam et 😉 hyo rim’e de acıyan biri çıktı sonunda, herkes kang hyuk-min woo ikilisine odaklandığı için kızları düşünen kimse kalmamıştı! 😀

      romantik sahneleri yazmak için ben de sabırsızlanıyorum. azıcık daha sabredin, yakında bombalarla geleceğim 😉 😀

  4. 5. bölüm yihuuu : )

    Kyu Won babamız otoriter ve baskıcı bir baba belli oldu. Çocuğa çok acımasız davranmış, korkuların sebebi de belli oldu. Adam klasik kdrama babaları gibi oğlunu şirkete getirmek için elinden gelen her şeyi yapacak gibi. Min Woo ne kadar zarar görecek bakalım..

    Aa Kang Hyuk’un aklına gelen hiç aklıma gelmemişti. Var mı öyle bir ihtimal? Keşfedilir mi ki bizim kız? Hmm böye bir şey olursa çok eğlenceli sahneler okuyabiliriz! 😀 Bu arada Ji Ah, Soo Hyun’un agaşi dediğini fark etmedi, önceki bölümlerde bu konuyla ilgili bir şey geçti de ben mi kaçırdım acaba.. Min Woo için endişelenmekten mi fark etmedi yoksa..

    Şimdi saçma bir tahmin yazacağım sanırım, şöyle ki: Jin Ah işletme mezunu, Min Woo ise şirket varisi. Bu ikisinden bir şey çıkar mı acaba? Jin Ah o şirkette çalışmaya başlar mı ya da şirkette çalışmaya başlayacak olan (bu da tahmin içinde tahmin 😀 ) Min Woo’ya yardım eder mi? Nedense aklıma geldi 😀 Tamam, sustum! 😛

    Hikaru, rüyaları ayrı bir merakla beklediğimi fark ettim bu bölümde. Hikaye içinde hikaye okuyormuşuz hissi veriyor rüya sahneleri. Rüyaların sonu nereye varacak, gerçek hayatı nasıl etkileyecek ve Min Woo’yu yönlendirecek mi merak etmiyor değilim..

    Kısa dertleşme sahnesini sevdim. Ji Ah, min Woo üzerinde etki bırakmaya devam ediyor. Bu çocuk ne zaman bu kızdan şüphelenecek yahu! Güzelim kızı erkek sanıyor, Ji Ah yerine ekran başında ben eziliyorum. Ahh Min Woo’nun sol gözünden akan yaşa üzüldüm :// Dediği gibi bir sürü hayranı var ama yalnız hissediyor hala…

    Hyo Rim, arada kaynadı resmen, üzüldüm! Min Woo’dan intikamını alır artık 😀

    Min Woo’nun Kang Hyuk’la olan sahnelerine bayıldım, bu çocuğa şımarıklık çok yakışıyor! 😀 Kang Hyuk’un böyle bir şey yapacağı aklıma gelmezdi, şaşırttı valla. İşler iyice karışacak mı bakalım.. Bir Sun Ah eksik bu kadroda 😀 O da birkaç gün sonra sete baskın yaparsa şaşırmam, hatta yapsın komik olur ahah 😀

    Ellerine sağlık, fazlaca konuşmuşum : )
    6. Bölümü bekliyorum efem^^’

    • @mydestiny: vuuuu, eline sağlık kuzum ^^ bayıldım böyle uzun uzun konuşmana 🙂

      kyu won tam bir kdrama babası! ama hikayede çok ağırlığı olmayacak, sizi entrikaya boğmayacağım, korkmayın 😉 bu arada tahminlerin süpermiş, şirket varisi çocuk-işletme mezunu kız konusunu diyorum. kim bilir, bu hikayede her şey olabilir, ona da açık kağı bırakmak lazım 😉

      kang hyuk’un aklına gelen başına gelir mi, kısa sürede öğreneceğimizi söyleyebilirim 😉 ama o zaman da myung wol-the spy’a bağlarız, o kadar bariz bir benzerlik olsun istemem açıkçası…

      soo hyun ji ah’nın kız olduğunun zaten farkında canım. ikinci bölümde, onu ilk gördüğü anda bunu anlamıştı hatırlarsan…

      rüyalardaki hikayemiz yavaş yavaş ilerliyor. kısa süre sonra orda da olaylar hızlanacak 😉 o kısımlar bir çeşit tarihi dizi havası yaratıyor, moon&sun izlediğim bugünlerde böyle bir şeyler yazmasam olmazdı 😉

      min woo ve hyo rim için üzüldüğümüz bir bölüm oldu. onların yaldızlı dünyasının pek o kadar da mutlu bir dünya olmadığını anlatabilmek için yazdım bunları. şimdi onların iç dünyasını daha iyi anlamış bir biçimde gelecek olaylara odaklanabiliriz 😉

      “Bir Sun Ah eksik bu kadroda O da birkaç gün sonra sete baskın yaparsa şaşırmam, hatta yapsın komik olur ahah” valla aklımı okuyorsun! 😀 kısa süre içinde böyle sahneler bekleyiniz efem 😉

      yorumun için çoook teşekkürler, ellerine sağlık ^^ öpüldünüz şeker ^^

  5. Rüyalar gerçek olsa …

    Beklenen atak sonunda geldi Kang Hyukşi den 😀 Fighting yeavrum ^^ İkinci adamların hası olucen sen ben sana güveniyorum (:

    Min Woo bebesinin neden kırık olduğu ortaya çıktı (: Demekki neymiş babasından korkan adam sadece at korkusuyla varlığını sürdürmüyormuş kıskıs 😀

    Kızı deli etme görüntüleride ortaya çıktı süper oldu ^^ Şimdi bu ikili kameraların karşısına geçer aslında birlikte olduklarını o dönemde de cilveleştikleri için böyle davrandıklarını söylerlerse süper olur (:

    Kang Hyuk beylerin önü açılsın sağlı sollu ataklarla kıza açılsın, balık muhabbetlerinden muhabbet kuşlarına dönsün inşallah amin (:

    Ellerine sağlık kuzu acıklı bir bölüm bekliyordum ama ben çok eğlendim nihahaha Nolucak benim bu sevmediğim adam ağlasın dolansın dursun durumu 😀 Neyse Kang Hyuk forever ❤

    • @ohyoonjoo: “rüyalar gerçek olsa…” ahah, hikaye için bu da süper bir başlık olabilirmiş! neyse onun için geç kaldık ama belki bölüm adı yaparım…

      sen çok fenasın var ya! hüzünlü bölümlerde eğlenen psikopat cadı! 😀 😀 ama haklısın, bu bölüm senin için güzeldi çünkü kang hyuk’un pasif halinden sıyrılıp atağa geçmesini izledik. asıl şimdi aynı evin içinde min woo’ya neler yapacak, min woo-ji ah ilişkisini nasıl sabote edecek, onu izleyin siz 😉 😀

      “Kızı deli etme görüntüleride ortaya çıktı süper oldu ^^ Şimdi bu ikili kameraların karşısına geçer aslında birlikte olduklarını o dönemde de cilveleştikleri için böyle davrandıklarını söylerlerse süper olur (:” vayyy, güzel fikir yürütüyorsun. bakalım dediğin gibi mi olacak? 😉

      sondan bir önceki paragrafın ise bir çeşit cadı büyüsü olduğuna hükmettim: “Kang Hyuk beylerin önü açılsın sağlı sollu ataklarla kıza açılsın, balık muhabbetlerinden muhabbet kuşlarına dönsün inşallah amin (:” bu duayı okurken kazana iki kurbağa bacağı, bir yarasa kanadı da ekledin mi bari? 😛

      sağolasın kuzum, şimdi ben de senin 9. bölümüne uçuyorum, yihuuu! ^^

  6. minekibuu dedi ki:

    eline sağlık canım. ağlak beklerken yine eğlendirdin beni 🙂 Min Woo zor dönemler geçirmiş ama olacak o kadar. hep iyisi hep güzeli benim olsun olmaz. Bak şimdi herkes(!) fanı. Anti fanlarım da beni sevsin tavrı çok ağır çağrışım yaptı. “JKS herkes seni sevsin bebem” çığlığı atmama sebep oldu 😛
    Kang Hyuk u pek aktif gördüm. “Ji Ah benimdir benim kalacak” imajını ayakta alkışlıyorum.
    Bölümde tek dokunan nokta Hyo Rim in acısı oldu :(. Azıcık saf bu kız sanırım. 3 ay için 3 yıldır üzüldüğü yetmiyor hala min woo yu düşünüyor. Hatun kalk silkelen aşk acısı da bir yere kadar. İNTİKAAAAMM! naraları bekliyorum bu hatundan 🙂
    Ji Ah ın çavresi yavaş yavaş min woo ya taşınacak gibi. Abla da gelsin magazin gündemini takip eder, diğer idollerin bir halt yapmadığını vs. söyler min woo nun sürekli mutlu olmasını sağlar (gerçi bu konudaki özgüven tavan yapıyor ama olsun, son olayı daha kolay atlatır)

    • @minekibuu: ahah, sevindim, ben de bu bölüm fazla karamsar oldu diye üzülüyordum… di mi yav, her şey dört dörtlük olamaz. ayrıca min woo’yu yazarken JKS’den ne kadar esinlendiğimi biliyorsun 😉

      kang hyuk’tan sonunda bi aksiyon gördük, devam etmesi dileğiyle 😀 ji ah’yı min woo’ya kolay kolay yar etmez kang hyuk’umuz, “ben saksı değilim!” diye bağırması yakındır 😛

      hyo rim güçlü, küstah kız görünümüne rağmen aslında içinde cici, kırılgan bir kız saklıyor. aynı ben dermişim 😛 yazık yav, kız nasıl sevdiyse demek… neyse, biz hikayenin kızlarıyla fazla ilgilenmiyorduk di mi…

      ahahah, sun ah’yı da min woo’ya taşırsak seyreyle sen şamatayı! 😀 😀 yok, o kadarı biraz fazla olur, min woo’ya da yazık 😛

      yorumlayan ellerine sağlık ^^

  7. uu ters köşelere yattım bu bölümde sevgili Hikaru, demek kang hyuk min woo’nun yatılı kahyası olacak haa?? ji ah’ın her an yanında olabilecek bu şekilde ama hikayenin gerisi nasıl devam edecek bilemedim, o min woo’yu 2 günde boğar yaa valla sabredemez benden söylemesi 🙂

    min woo’nun o uyuz babası!! uf ya nedir bu bebelerimizin babalarından çektikleri valla gına getirdi amcalar! gerçi adamın bi tane oğlu varmış, o da artiz olunca hayalleri yıkılmış falan.. yok yok yine de haklı değil, sanki çocuk ceo olmak için doğmuş hayret bi şey 🙂 demek antifanları bile onu sevsin istiyo ha ahahaha yerim ulan 🙂

    ji ah’a karşı hafiften bi şeyler de hissetmeye başladı sanırım min woo, uyurken süzmeler falan.. ama kız çok tatlı yaa, uyuz da değil, min woo’yu da seviyor falan.. ikisinden süper bi çift olacak gibi hissediyorum ama ahh kang hyuk bebeğim, onu da yiteleyemiyorum 😦 ama o da kenarda bekleyip acı çekecek bi second lead olmayacak gibi bi şeyler doğuyor içime, değil mi Hikaruşii?? ikinci adamları koruma ve yaşatma derneği iş başında 🙂

    min woo’nun o özgüvenini yerim yaa bol bol koptum bu bölümde sayesinde 🙂 “İstersen bir gün çekimleri izlemeye gelebilirsin. Ji Han da birkaç sefer izledi, o günden beri bana öyle hayran ki bilemezsin… Çocuğum, git evinde uyu, bu akşam hiçbir yere çıkmayacağım, arabaya ihtiyacım yok desem bile “Min Woo-şi, ben yine de yanınızda kalayım, belki canınız gezmek ister” diye evden ayrılmıyor…” Min Woo havalı bir biçimde yüzüne düşmüş olan saçları geriye attı. “Aah ah, herkes bana hayran olmak zorunda mı canım?!” ahahaha, bu çocuk sukkie’yi aratacak bize valla 🙂 🙂 çok tatlı velet!

    ama.. bu internete düşen video ne olacak onu bilemedim bak.. gerçi bi tahminim var ama.. şimdi bu ikisi public image meselesi yüzünden tekrar sevgili olup halkın sevgisini kazanmaya çalışırlar herhalde, başka şekilde de bozulan karizmalarını tamir edemezler gibi geliyor ama neyse bekleyip göreceğiz 🙂

    ellerine sağlık Hikarum yine şahane bi bölümdü.. ben de en kısa zamandan göndermeye çalışacağım yeni bölümü.. kalp hırsızında görüşmek üzere o zaman, umarım yani^^

    • @masalevi: evet tatlım, işin içine biraz ilginçlik katıp üçünü birden aynı ortama alalım, bakalım nasıl olacak dedim 😀 biraz riskli bir karardı ama kang hyuk’un olayların çok dışında kalmasına gönlüm elvermedi. ayrıca üçünün bir arada olduğu sahnelerden epeyce komedi malzemesi çıkarmayı hedefliyorum, kih kih 🙂

      kdrama babaları böyle uyuz oluyor maalesef… antifanları bile onu sevsin istiyor, JKS kılıklı min woo 😀

      evet, ji ah’ya karşı hissettiklerinin ilk kıvılcımları çakmaya başladı 😉 kang hyuk’cuğa çok acı çektirir miyiz bilinmez, ama min woo-ji ah ikilisi cidden yan yana çok şirin duruyorlar 😉

      “ah ah, herkes bana hayran olmak zorunda mı canım??” bu lafı daha çoook duyacağız! 😀 genç ve yakışıklı bir yıldızın hayatı ne kadar da zor! 😛 😀 😀

      video konusundaki tahminin çok yerinde. bir sonraki bölümde öyle olup olmayacağını öğreneceğiz 😉 senin de ellerine sağlık, kalp hırsızı’nın yeni bölümünü iple çekiyorum ^^

  8. harmonyhalmeoni dedi ki:

    Kaldığımdan yerden tam gaz devam ediyorum okumaya. Bu bölüm de acaip güzeldi Unni. Ji Ah- Min Woo aşkı depreşiyor iyice. Yalnız eminim Ji-ah o prenses. Zaten ablası da söyleyip duruyor. Sanırım Myth’taki gibi karşısına çıkacak çocuğun rüyaları. Korku dolu anlar mı var kapıda Unni?? Böyle karşısında hortlak görmüşe dönecek mi? Ayyy çok meraklandım ama şimdi…

    Hımm.. Bu bölümün yorumu:

    Bir kere o küçükken odaya kapatmalar filan, adama bak yaa! Annesi de yokmuş garibimin, nasıl içim acıdı ama ya… Beni, uyumadım diye 5 sn odaya kilitleyen öğretmenime hala içimden göndermeler yaparım, hala o günü saygıyla (!) anarım, hala bi klostrofobi olayım olur mu ki diye korkarım, bu çocuk hem karanlık, hem yalnız, hem saatlerce ana-baba da yok başında… Baba zaten baba mı ne diyorum ben? Ay canım yaa, cidden böyle babalar var dimi yaa, herkesi kendi babamız gibi sanıyoruz, böyle okuyunca da cız ediyor içimiz, gerçekten çok kötü bir durum. Madem böyle yapacaksın ne diye evlat sahibi olursun be adam?!! Anneyi de bu öldürmüştür kesin, kadın baskıya dayanamayıp kalpten gitmiştir. Varis görmüyor mu bi de çocuğu, bunları sürgüne yollamak lazım yaa, bunlar toplumda barınmamalı.(Not: İyi ama nasıl oyuncu olabilmiş bu çocuk orayı anlamadım, babayı az çok tanıdıysam ilk dile getirişinde bu oyunculuk hayalini, kesin eve hapsetmiştir çocuğu, Soo Hyun sayesinde mi hayaline kavuştu acep?)

    İkinci olarak Hyo Rim… O da hırs uğruna çürüyenler 2. versiyonu. Bu kız belki doktor olacak, belki mühendis olacak, belki günümüzde olmayan bir teorem bulup yeni bir çığır açınca ve teori ders kitaplarına geçince yıllarca öğrenciler tarafından kendine küfrettirecek, ne biliyorsun annesi, ha ne biliyorsun? Niye daha küçücük tefecikken yolunu kesin çizgilerle çizdin ki? O kızın başarısı değil ki, senin başarın, kız neden mutlu olsun? Güzellik iyidir hoştur ama içten gelen, yetenek denen, ilgi denen de bişi var, sen sırf güzel diye, sırf oyunculuk yapabiliyor diye niye kızın hayatıyla oynuyorsun? Dediğim gibi, belki de “Güneş yüzünde de yürüyüp araştırma yapılabilir mi?” sorusuna cevap bulacaktı, neden yaptın bunu ha, neden? 😀

    Ha bi de Kang Hyuk var. Yürü be Kang Hyuk, kim tutar seni! Boz bütün hikayeyi, yor hepimizi, sar en başa. Kızın işinden sanane be arkadaş?? İlla sokuşturacak kendini. Bırak şu ikiliyi ya, sen git başka kız bul. Ay valla içim sıkıştı! Git gözüm görmesin, münasebetsiz. 😀 Daha bunlar evde tekken rüyalar göreceklerdi ya, niye bozuyorsun??

    Son olarak şu video işi iyi olmadı, babadan bozma acaip insan yaptı yapacağını, gıcık adam. Ben o zaman izninle diğer bölüme gideyim, zaten bugün çenem de iyice bir açıldı, valla daha da konuşurum bu gidişle. 😀

    • @harmony: harikasın harmony’cim, karakterlere psikanaliz yapmışsın resmen, bence sen psikolog/psiyatr olmayı bir düşün 😉 ji ah’nın prenses olduğu zaten belli oldu, hehe 🙂 min woo’cuksa tam anlamıyla acıların çocuğuymuş… artık o acıklı geçmişini öğrendikten sonra onu eskisi kadar gıcık bulan kimse kalmamıştır sanırım… “Madem böyle yapacaksın ne diye evlat sahibi olursun be adam?!! Anneyi de bu öldürmüştür kesin, kadın baskıya dayanamayıp kalpten gitmiştir.” aynen katılıyorum, olmaz olsun böyle insanlar! min woo bir biçimde kaçmayı başarmış neyse ki..

      hyo rim de ayrı bir vaka. “Dediğim gibi, belki de “Güneş yüzünde de yürüyüp araştırma yapılabilir mi?” sorusuna cevap bulacaktı, neden yaptın bunu ha, neden?” ahaha, böyle bilim adamı olacaksa aktris olması daha hayırlı olmuş tabii, öhömm 😛 😀

      kang hyuk’sa ilk kez atağa geçti! bilemiyorum bu atağını devam ettirebilecek mi? ama min woo-ji ah ilişkisine maydonoz olacağı kesin 😉

      ellerine sağlık, iyi ki çenen açılmış, ne güzel yazmışsın 😀 diğer yorumuna geçeyim ben de 😉

  9. son birkaç aydır yeni dizi doğru düzgün seyretmedim ama maşallah fan fiction’larımız bu boşluğu süper dolduruyor 😀 heyecanla rüyalardaki geçmişin devamını bekliyorum öncelikle 🙂
    yeni kahyamızın fırlamalığına diyecek sözüm yok, ben sizin hayranınızım dediği anda zaten koptum 😀 kahyalık işi de bomba oldu, o 3üna güzel bir aşk üçgeni yaparsın kesin, güveniyorum ben sana 😀 😀 😀
    oy ne güzel bir romantik komedi oldu bu 😀
    son olarak Min Woo’nun babasına sen insan mısın demek istiyorum, namıssız herif ne sitedin el kadar bebeden, manyak ne olcek hıhh!

    • @makino: sağol canım, romcom bizim işimiz, hikaruivy’yle kalmaya devam edin! 😀

      reklamımı da yaptığıma göre gelelim yorumlara: kang hyuk’un min woo’yu tavlama yöntemi kesinlikle akıllıcaydı di mi! o üçlüden ne biçim aşk üçgenleri gelecek, sıkı dur 😉 min woo’nun babası ise ne yazık ki işlere salça olmaya devam edecek 😦

      sen de sık sık uğramaya çalış, özletme kendini 😉

  10. Evet yeni bir dizi buldum sanırım :)bir dizi gibi hem akıcı,hem de şahane olay örgüsüyle harmanlanmış bir hikaye:)Yavaş yavaş hikayelere sardığım,okuduğum bir dönemde bu hikayeyi okuduğum için şanslı olmalıyım.5.bölümü de okuduğum için artık yorum yapmalıyım dedim.Ellerine sağlık her şeyden önce,her bölüm birbirinden güzel ve akıcı.
    Ama dizileri yavaş izlediğimden hikayeni de yavaş yavaş okuyacam ki çabuk bitmesin:)))Tamamen tadına varmak için yani:)
    Ellerine sağlık:D

    • @rosa: bloguma hoşgeldin sevgili rosa! ben de yeni bir blog keşfettim bu yorumun sayesinde 🙂 hikayeyi beğendiğine çok sevindim; dizi formatında yazmak için cidden çabalıyorum. bölüm sonlarını merak uyandıracak şekilde bitirmeye çalışıyorum falan; bir de dikkat ettiysen betimlemeler, edebi cümleler falan yok; anlatım daha çok olaylar, aksiyon üzerine 🙂 şimdiden iyi okumalar dilerim, sevgilerimle ^^

  11. Sun Ah’ı bildiğin “suna” ve Ji Han’ı da “cihan” gibi okuyunca kendimden utanıyorum. Neyse, ilk bölümdeydi yanlış hatırlamıyorsam bi soyluluk muhabbeti olmuştu kitap falan şeklinde Min Woo’nun da bu rüyaları tekrarlayınca işkillenmiyor değilim ama tekrar gündeme gelmeyince acaba alakasız bi detay mı diyorum kendime. Ama çok feci merak ediyorum altından ne çıkacak diye 😀

    Kang Hyuk gibi acı çeken erkeklere de anlam veremiyorum. zaten biraz şapşal olsa onu da Min Woo gibi anında sevip bağrıma basıcam ama hala o evreye gelemedim ileriki bölümlerde diye umuyorum 😀

    Şu aile bireyleri kadar sinir bir şey yok -.- ne ya ortada bi şirket var gibi gül gibi yetenek heba mı olsun yani aferin Min Woo’ya terslesin babasını öyle 😀

    İşte şu “Genç yıldız kesik kesik gülerken Kang Hyuk’sa suratında “bu ne lan?” ifadesiyle kalakalmıştı. Bu adam narsist miydi, yoksa dümdüz salak mı??” bittiğim andır. Şimdi şu saatte kahkaha atsam olmaz atmasam hiç olmaz. Zor durumlara düşüyorum gece gece 😀

    Yorum taksit taksit gelir kusura bakma ama içimde kalıyor öteki türlü 😀 Kang Hyuk daha hayatta benim gözümde kendini toparlayamaz. Kahya? Yok yani. Gül gibi çocuğun iyi niyetini suiistimal edecek kesin –.-

    • @seyma: yooo utanma, gayet de öyle okunuyorlar 😀 kitap muhabbetini boşuna ortaya atmadık, ileride bir biçimde bağlanacak 😉 😉 kang hyuk’a anlam verememeni biraz anlıyorum, “abi seviyosan git konuş bence” diyorsun galiba 😛 ama bir sebebi vardır mutlaka, yani heralde, galiba, sanırsam 🙂

      sorma sorma, kdramalardaki zengin anneler ve babalar bütün kötülüklerin anası olurlar! 😛 bence de min woo babasını tersleyerek iyi etti.

      kang hyuk’un min woo ile imtihanı acı olacak! 😀 kahyalık konusunda iyi niyeti suistimal edecek mi bilmem, ama kendi kaşındı, başına gelecekler konusunda kimseye şikayet edemez! 😀

  12. Min Woo konusunda hala sevgi ve nefret arasındaki ince çizgide gidip geliyorum. Bir sevdiriyor, bir nefret ettiriyor. Kendini beğenmiş, kibirli hallerini görünce bir kaşık suda boğasım geliyor ama rüya gördüğünde olduğu gibi masumlaşınca seviyorum. Yalnız o rüyalar az daha sürerse bizimki Ji Ah’ya abayı fena yakacak.
    Ama o Kang’ı yerim. Öncelikle Aragon alıntıları şukela idi. Ardından Kang’tan beklemediğim bir atak geldi ve bizimki “Mutlu aşk olabilir”e inanmış ki kahyalığa bile talip oldu.
    Zavallı Hyo Rim de hala Min Woo’cu, işin zor kızım.
    Bakalım pislik babanın elebaşısı olduğu skandal nelere yol açacak.
    Eline sağlık.

    • @kimbap: min woo’nun kibirli halleri bu kadar mı itici geliyor, enteresan… bu bölümlerle birlikte o hallerinin azalmaya başladığını düşünüyordum; bizimki uyuyan kızın üstüne battaniye bile örttü, yavaş yavaş düzeliyor gibi sanki, hımm? ama bir kang asla olamaz elbette; kang klasik bir ikinci adam olarak mükemmel kişiliğin vücut bulmuş hali. gerçi… öyle mi değil mi, kahyalık vazifesi sırasında kendisini daha iyi gözlemleme şansımız olacak efenim 🙂 yorum için teşekkürler canım ^^

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s