Üçüncü Bölüm: “Seni Öldürücem Pislik!”

SNSD – Oh La La 

“ÇOTTTT!!!”

Min Woo’nun yüzünde patlayan yumruk aynen böyle bir ses çıkarmıştı! Çocuğun gözleri karardı, beyninde yıldızlar uçuşmaya başladı.

Ji Ah ise ilk anın şokunu üstünden atar atmaz ne yaptığını fark etti ve dehşetle nefesini tuttu: “Hiiiii!” Patronuna, o şımarık adama yumruk atmıştı! İşten kovulduğu kesindi de, bari hayvani bir tazminat ödemek zorunda kalmasaydı…

Min Woo ise birkaç saniye boş boş bakakaldı: Genç adamın ne olduğunu çözmesi vakit almıştı. Aklı ona “yumruk yedin” dese bile sanatçı egosu bunu kabul etmiyordu, nasıl edebilirdi ki? O koskoca Cha Min Woo’ydu, kim ona yumruk atabilirdi, kim?? Ama nihayet acı gerçeği kabullenmek zorunda kalınca genç kıza öfkeden çok hayretle baktı. Ji Ah ise çoktan yere çöküp adamın ayaklarına kapanmıştı:

“Efendim, ne olur affedin! İstemeden oldu, öyle bir anda uyanınca… N’olur, n’olur bağışlayın beni!”

Min Woo’nun jetonu düşünce birden gözleri öfkeyle irileşti. Kız gibi tiz bir sesle:

“Sen… sen benim… benim milyon dolarlık yüzüm… nasıl vurursun?!?” diye kesik kesik haykırdı, ve kendisi de kıza vurmak ister gibi sertçe elini kaldırıp bağırdı:

“Ji HAAAANNN!! KOVUUUUUUL-“

Ama birden sözleri yarıda kaldı: Şoförünü iki günde kovarsa Soo Hyun’un kendisiyle nasıl dalga geçeceği Min Woo’nun gözlerinin önünde canlanmıştı. Hayalindeki Soo Hyun dizlerine vura vura gülüyordu:

“Ahahah! Senin bulduğun şoför de bu kadar olur! Demek sana yumruğu geçirdi ha? HAHAHA!”

Min Woo başını sertçe iki yana sallayıp bu görüntüyü aklından uzaklaştırmaya çalıştı. Sonra öksürerek boğazını temizledi ve genç kıza döndü:

“Öhöm… Biliyorsun ki yaptığın affedilemez bir hata! Bunu bana başka birisi yapmış olsa sürüm sürüm süründürür, burnundan getirirdim! Bunun farkındasın, değil mi?”

Ji Ah başını bile kaldıramadan dudaklarını ısırdı ve başını suçlu suçlu salladı: Kendisini şimdiden demir parmaklıklar ardında görebiliyordu!

Min Woo ise bir kez daha öksürdü, ve otoriter bir ses tonuyla:

“Ama görüyorum ki çok pişmansın…” diye devam etti. “O yüzden sana başka kimseye tanımadığım bir ayrıcalık yapacağım ve bu defalık seni affedeceğim…”

Ji Ah kulaklarına inanamadı. Başını kaldırıp patronunun yüzüne baktığında gözleri umut doluydu:

“Sahi mi? Sahi mi efendim?? Ah, çok, çok teşekkür ederim!”

Böyle deyip çocuğun ellerine yapıştı. Min Woo ise “tamam tamam, sakin ol,” diye kendini onun ellerinden kurtarmaya çabalıyordu. Sonra:

“Ama bu olayı kolay kolay unutmayacağım! Ve bir daha asla, ama asla başka bir hata yapmana izin vermeyeceğim! Anlaşıldı mı?!”

“Elbette! Siz hiç merak etmeyin efendim, bundan sonra hatasız bir çalışan olacağım!” dedi Ji Ah neşeyle, “Nereye gönderirseniz gideceğim, hatta size her gün masaj yapacağım!”

Min Woo çaktırmamaya çalışarak sırıttı: İşte kendisi adamı böyle yola getirirdi! Yine ciddi bir yüz ifadesiyle:

“Neyse,” dedi, “Ama şimdi senin yüzünden uykum kaçtı! Çabuk bana yaseminli yeşil çay yap, sonra da ben uyuyana kadar başımda bekle!” diye emretti.

Ji Ah derhal: “Başüstüne!” deyip sevinçle odadan fırladı. Min Woo ise gördüğü rüyanın tesirini biraz da olsa üzerinden atmıştı. Kendi kendine gülümsedi. Her şeye rağmen onu kovmamakla iyi etmişti, sonuçta evde birinin varlığı iyi bir şeydi.

Ama yanağında şoförünün az önceki yumruğuyla buluşan kısım sızım sızım sızlamaya başlayınca acıyla yüzünü buruşturdu: Çocuk çiroz görünüyor olabilirdi, ama elleri taş gibi ağırdı! Min Woo çoktan gözden kaybolmuş olan şoförünün arkasından:

“Ji Haaan! Çayı bırak, önce bana bir buz torbası getir!” diye bağırdı. Ve olduğu yerde kendi kendine: “annecim annecim, çok acıyoooo…” diye sızlanmaya başladı…

 ***********************************

“Min Woo-şi, yanağınızdaki bu şişlik de nedir böyle??”

Yönetmen Lee’nin hayretle sorduğu bu soru üzerine Min Woo’nun suratı asıldı. Genç adam evden çıkmadan önce elmacık kemiğinin üzerindeki morluğu fondötenle kapatmaya çalışmıştı ama şişlik saklanabilecek gibi değildi ki… Min Woo somurtarak: “Kapıya çarptım…” diye mırıldandı.

“Bana daha çok birinden dayak yemişsin gibi geldi…”

Min Woo öfkeyle arkasını döndü: Hyo Rim yüzünde küstah bir gülümsemeyle ona bakıyordu. Genç adamın cevap vermesine fırsat kalmadan genç kız yönetmene döndü:

“Sanırım bugün için çalışmamızı ertelemek zorundayız yönetmen Lee… Baksanıza, ünlü starımız Cha Min Woo’nun dayaktan şişmiş suratıyla oynaması mümkün değil!”

Arkadaki makyöz, kostüm görevlisi ve ışıkçılar kıkırdamalarını gizlemek ister gibi başlarını öne eğerlerken Min Woo’nun sabrı taşmıştı. Genç adam histerik bir biçimde:

“Ben dayak falan yemedim tamam mı??” diye bağırdı. “Sadece kapıya çarptım! O küçük beynin bunu almıyor mu?!”

“Bu saçma yalana inanacağımızı sanıyorsan asıl küçük beyinli olan sensin!” diye Hyo Rim bir çırpıda cevabı yapıştırdı. Ardından kendisi için ayrılan köşeye doğru yürümeye başlarken dişlerinin arasından fısıldadı: “İdiyot!”

Min Woo iyice deliye dönmüştü: Bu kız kendisini böyle aşağılamaya nasıl cüret edebilirdi, nasıl?! Genç adam hırsından dişlerini sıktı, sonra öfkeyle yanı başında hâlâ kararsızlıkla ne yapacağını düşünen yönetmene döndü:

“Ben dayak yemedim! Bunu aklınıza sokun! Ayrıca azıcık makyajla bu şişliğin kapatılacağına eminim!”

Yönetmen hemen: “Ah, elbette efendim!” dedi ve alelacele makyaj uzmanlarını çağırdı. Kızlar hemen ellerinde fırça ve pudralarla somurtarak sandalyesinde oturan Min Woo’nun başına koşturdular.

Hyo Rim’se o sırada çekimin yapılacağı büyük hangarda kendisine ayrılan köşedeki koltuğa oturmuş, makyajının son rötuşlarını yapan makyözün işini bitirmesini bekliyordu. Az önce Min Woo’ya verdiği ayardan sonra keyfinin yerine gelmiş olması gerekirdi, ama Hyo Rim kendini bok gibi hissediyordu. Genç kız gözlerine dolmaya başlayan yaşları fark ettirmemek için ani bir hareketle makyözüne döndü:

“Bu rimel alerji yaptı sanırım, bana bir peçete getirir misin?” Makyöz “hemen efendim,” diye eğilerek selam verdi, kızın başından uzaklaştı. Hyo Rim’se o uzaklaşınca çaktırmamaya çalışarak Min Woo’ya doğru baktı.

너의 결혼식 윤종신 바비킴

Min Woo o somurtkan suratına rağmen ne kadar da yakışıklı görünüyordu! Hyo Rim onun güzel badem gözlerine, dolgun dudaklarına, pırıl pırıl saçlarına hafif bir özlemle baktı. Min Woo’nun yüzündeki somurtkanlığa inat çocuksu bir hali vardı;  genç kız “nasıl bir insan olduğunu bilmesem onu çok tatlı bulabilirim…” diye geçirdi içinden. Ama ne yazık ki Min Woo’nun karakterini gayet iyi biliyordu…

Onunla çıkmaya başladıkları ilk günler geldi aklına: Min Woo’yla yine bir moda çekimi sırasında tanışmışlar; genç kız bu şakacı ve sevimli çocuktan ilk görüşte etkilenmişti. Onun kendisini yemeğe davet etmesi karşısında ise sevinçten havalara uçmuştu! İlk randevularını dün gibi hatırlıyordu: Seul’ün en lüks ve elit restoranlarından birinde, özel bir locada, gül yaprakları ve rengarenk mumlarla süslenmiş bir masada kendisini beklerken bulmuştu genç adamı.

“Hoşgeldin!” Min Woo onu görünce yerinden kalkıp genç kızın elini zarifçe öpmüş, sonra da gerçek bir centilmen gibi sandalyesini çekip oturması için onu beklemişti. Ardından kendisi de yerine geçmiş ve parmağını şıklatmıştı: Genç adamın bu hareketiyle birlikte içeriye iki kemancının girmesi bir olmuştu.

Hyo Rim o anda hissettiği mutluluğu dün gibi hatırlıyordu: Genç kızın gözleri kamaşmıştı, bir peri masalının içinde gibiydi! Min Woo tüm karizması ile:

“Ne dersin, sipariş verelim mi?” diye ona göz kırpınca mutlulukla gülümseyip başını sallamıştı. Bunun üzerine Min Woo o tatlı gülümsemesi ile parmağını bir kez daha şıklatmış, bir garson derhal içeri girip siparişlerini almıştı. Hyo Rim o gece boyunca kendisini prenses gibi hissetmişti.

Ama… ne yazık ki bu peri masalı hiç de iyi bitmiyordu. Hyo Rim bir kez daha Min Woo’nun kendisinden ayrıldığı o korkunç günü hatırlayıp acıyla kasıldı.

Min Woo ise o esnada hâlâ öfkeden dişlerini gıcırdatıyordu: Hyo Rim, ah o kaltak Hyo Rim! Min Woo eski sevgilisinin her karşılaşmalarında kendisine laf sokmasından bıkmış usanmıştı. Kızın bu kadar nefretini kazanacak ne yapmıştı, anlamıyordu ki? Tamam, belki onu terk etmiş olabilirdi; ama o kız bunu dibine kadar hak etmişti. Hem ayrıca Min Woo şimdiye kadar bir sürü kızı terk etmişti, aralarında ünlü sunucular, sporcular, şarkıcılar da vardı. Ama Hyo Rim dışında hiçbiri kendisinden bu kadar nefret ediyor gibi görünmüyordu!

Min Woo çocuk gibi somurttu, gözlerini kısıp karşısındaki aynadan odanın diğer ucundaki kıza kötü kötü baktı. Hyo Rim’se hâlâ her şeyden habersiz dalgın dalgın oturuyordu.

“Tamam, ışıklar hazırsa hemen çekime başlayabiliriz!” dedi yönetmen o sırada. Tüm çekim ekibi yerlerine doğru koştururken yönetmen gelip Min Woo’ya karakterini son bir kez anlatmaya koyuldu: “Min Woo-şi, sizin canlandırdığınız erkek karakter, her şeyden habersizce badana yapan esas kızın arkasında gelip sarılacak, “ben kimim?” diye soracak, bu sırada esas kız bir an şaşırsa da yüzünü bile dönmeden gülümseyecek, ve boya fırçası ile duvara parfümün adını yazacak… Bu arada esas oğlanın ilk giriş anında esas kızı görmesiyle birlikte büyük bir aşk ve mutlulukla ona gülümsemesi çok önemli, bunu zaten daha önce konuşmuştuk… Evet, şimdi hazırsanız sizi çekime alalım…”

Min Woo bıkkınca başını salladı. Reklam filmi serisini bir an önce bitirip gitmek için can atıyordu. Yönetmense ona kaygıyla baktı: Bu somurtkan çocuk “çok âşık görünme” rolünü kıvırabilecek miydi acaba?

Ama oyuncular ve teknik ekip yerlerini alıp yönetmen “motor!” dediği anda Min Woo’nun az önce somurtan suratı öyle bir değişime uğradı ki, yönetmen dahil herkes çocuğun yeteneğini takdir etmeden edemedi: Min Woo tam bir oyuncuydu. Henüz iki saniye önce bıkkınlık akan yüzüne bir anda büyük aşkını uzaktan gören çok âşık bir adamın yüz ifadesini geçirivermişti!

Min Woo tam da senaryodaki gibi her şeyden habersiz (!) tahtadan bir merdivene yarım tırmanıp boya yapmakta olan Hyo Rim’e arkadan sarılmak üzere ilerledi. Yönetmense bu sırada kenardan: “Evet, şimdi kıza sarılın Min Woo-şi! Evet, harika gidiyorsunuz!” diye heyecanla direktif vermeye devam ediyordu.

Min Woo tam kıza sarılmak üzereyken birdenbire merdivenin ayaklarından birinin pek de sağlam olmadığını fark etti. Birden, aklına hınzırca bir fikir geldi ve yüzüne şeytani bir sırıtma yayıldı: Az sonra bu şeytan kadın o sivri dilinin cezasını çekecekti!

Flower Boy Band OST – Jaywalking 

Ve böylece, Hyo Rim’e sarılırken çaktırmadan merdivenin ayağına yavaşça (ama dengesini bozacak kadar) çarptı!

Hyo Rim’in dengesi bozulurken genç kız hafif bir çığlık attı: “Ayyy!”

Ve önce kendisi yere düştü, ardından da üzerine devrilen merdiven! Çevredeki herkes donmuş gibi kalakalmıştı! Min Woo suçlu kendisi değilmiş gibi: “Hyo Rim-şi! İyi misin??” diye kızın başına koşturdu. Ama bu esnada devrilen merdivenle birlikte dengesi bozulup sallanmaya başlayan boya iskelesine de çaktırmadan eliyle bir kez daha vurdu. O sırada yere oturmuş Hyo Rim’se şaşkınca gözlerini araladı:

“Ha? Ben… Ne…”

Tam o sırada kızın lafı yarıda kaldı: Boya iskelesinin de devrilmek üzere olduğunu görmüştü! Genç kızın gözleri korkuyla irileşirken bir çığlık daha attı:

“Ayyyy!

Min Woo süper bir refleksle kenara çekildiğinde Hyo Rim’in ağzını açmaya bile fırsatı kalmadan bir sarı bir de beyaz boya tenekesi uçarak gelmiş, zavallının kafasından aşağı boca olmuştu bile!

“KİYAAa-gulp!”

Kızcağızın ağzından çıkan çığlık kafasına geçen boya tenekesi tarafından kesilirken yönetmen ve teknik ekip ona doğru apar topar koşturdular ve onu boğulmaktan kurtardılar. Ama şimdi zavallı Hyo Rim, saçlarından boyalar akarak yerde oturuyordu. Genç kız sinirden ve üzüntüden zangır zangır titriyordu. Onun hemen karşısında duran Min Woo ise önce “kıhhh” diye bir ses çıkarmış, sonra da dizlerine vura vura kahkahalar atmaya başlamıştı. Karşısındaki manzara, hayal edebileceğinden bile daha iyiydi!

“Ayygoooo, ölücem gülmekten, ahahahah! Bu renkler seni çok açtı Hyo Rim-şi, çok güzel oldun, ahahah!”

Zavallı Hyo Rim saçlarından akan ve üzerindeki elbiseye bulaşan boyayı görünce öfke ve çaresizlikle dolu bir çığlık attı. Sonra, büyük bir öfkeyle karşısında kahkahalar atan Min Woo’ya döndü. Godzilla gibi gırtlağından çıkan bir sesle:

“SENİ ÖLDÜRÜCEEEEEMMMM!” diye bağırdı. Ve oturduğu yerden Min Woo’ya doğru bir hamle yaptı!

Fakat Min Woo çevik bir hareketle onun pençelerinden sıyrılmayı başardı. Ve çekim odasının çıkışına doğru koşturmaya başladı. Bir yandan da hâlâ kahkahalarla gülüyordu.

Binanın bahçesinin girişinde çekimin bitmesini sabırla bekleyen Ji Ah, içeriden gelen gürültü patırtıyı duyunca gözlerini binaya çevirdi. Tam o anda Min Woo tavşan gibi koşarak çıktı içeriden!

“Çabuk Ji Han, çabuk arabayı çalıştır!”

Ji Ah bir an hayretten bocaladı, ama hemen sonra patronunun dediğini yapmak için koşturdu. Aynı anda Hyo Rim de üzerinden boyalar akarak binanın kapısından dışarı fırladı!

“MİN WOOOOOOOO! KAÇMA, BURAYA GELLL! ACI ÇEKMEDEN ÖLMEK İSTİYORSAN BURAYA GELLL DEDİM!”

Ji Ah’nın ağzı açık kalmıştı: Güzel yıldız Hyo Rim-şi değil miydi bu? Ama kızcağıza neler olmuştu böyle?! Kızın ardından tüm çekim ekibi de binadan koşturarak çıkınca Ji Ah’nın iyice dengesi şaştı; Tanrım, neler oluyordu?!

Aynı anda Min Woo arabaya binmiş, kapıyı hızla çekmişti. Şoförünün sudan çıkmış balık gibi baktığını görünce telaşla:

“Haydi arabayı çalıştır, ne bekliyorsun?!” diye bağırdı. “Çabuk ol, çabukkk!”

Ji Ah bu sözlerle kendine geldi, arabayı çalıştırdı. Son model Mustang büyük bir hıza ileri atılırken Hyo Rim son anda yetişip Min Woo’nun penceresine boyalı elini çarpmakla yetinmek zorunda kalmıştı. Genç kız arabanın arkasından:

“SENİ ÖLDÜRÜCEM! SEN BİTTİN PİSLİK HERİFFF!” diye bağırmaya devam etti. Sonra büyük bir hırsla olduğu yere çöküp ağlamaya başladı.

Min Woo hızla geride kalan kıza bakarken çocuk gibi kahkahalar atıyordu. Yanıbaşında arabayı kullanan Ji Ah ise hâlâ şaşkın vaziyetteydi: İçeride neler dönmüştü böyle?! Hyo Rim-şi’nin o perişan hali de neydi? Yanındaki genç adamın histerik kahkahalarına bakılırsa kızı bu hale getiren Min Woo’dan başkası değildi! Ji Ah Min Woo’nun bu çekimi yapmamak için Soo Hyun’la kavga edip durmasını hatırladı; ama patronunun Hyo Rim-şi’den bu kadar nefret ediyor olduğunu şu ana kadar anlayamamıştı doğrusu…

Min Woo’nunsa keyfi o kadar yerindeydi ki genç çocuk pişmiş kelle gibi sırıtmaya devam ediyordu. Şimdi de bir ıslık tutturmuştu. Yanındaki kıza baktı ve ona takılmadan edemedi:

“Çok şanslısın biliyor musun Ji Han: Çünkü çok iyi kalpli bir patronun var. Sana bugünlük izin veriyorum, beni kulübe bıraktıktan sonra sen de çık dolaş, bu güzel havanın tadını çıkar!”

Ji Ah ona şaşkın bir bakış attı ve başını salladı. Sonra, çocuğun fikrini değiştirmesinden korkar gibi gaza bastı: Günün geri kalanını bu çatlak adamdan uzakta geçirmek kulağa cidden çok hoş geliyordu!

  ***********************************

Only You OST – Flowers Bloom

Yaklaşık bir saat sonra Ji Ah, bir cafede Young Hee ile karşılıklı oturuyordu. Ji Ah keyifle:

“Uzun zamandır senle hafta içi bu saatte görüşemiyorduk, buluşmakla ne iyi ettik,” dedi. “Öğleden sonrayı bir cafede dostunla kahve içip muhabbet ederek geçirmek ne güzel bir duyguymuş, vallahi unutmuşum! Keşke ben de senin gibi anaokulu öğretmeni olsaydım Young Hee-ya…”

“Aaa öyle deme,” dedi Young Hee hayranlıkla, “Sen koskoca iş kadınısın!” Ji Ah içinden “iş kadını mı? Ben mi?? Pfff!” diye acı acı güldü. Ama sonra sabırsızca elini salladı:

“Ama haklısın, ben anaokulu öğretmeni olamazdım. Çocuklarla uğraşmaktan hiç hoşlanmam… Hele son işimde patronun veledine dadılık yapmak zorunda kalmıştım ki, aman Allah, evlerden ırak! –Saçını işaret etti- Bu G-Dragon modeli dik saçlara da onun yüzünden sahip oldum biliyorsun!”

“Ahah, bak o konuda haklısın, çocuklarla uğraşmak zaman zaman çok yorucu olabiliyor,” diye güldü Young Hee. “Mesela benim bebeler bugün sabah bir kavgaya tutuştular ki sorma: Onlara resim yaptırırken biri diğerinin kafasından aşağı sulu boyanın pis suyunu boca etti, üstleri başları battı, inanabiliyor musun?!”

Ji Ah’ın aklına birdenbire sabahki olay geldi, genç kız dalgınca mırıldandı: “Nedense inanabiliyorum…” Çocuklarla uğraşmaktan hoşlanmadığını söylerken kendi patronunun da çocuktan bir farkının olmadığını hatırlaması içinde nahoş duygular uyandırmıştı.

O sırada telefonu çalmaya başladı. Ji Ah arayan numaraya baktı: “Kang Hyuk arıyor… Ne dersin, onu da yanımıza çağırayım mı?”

Young Hee’nin yanakları birden kıpkırmızı oldu. Genç kız gözlerini kaçırdı, kekeleyerek, ama aldırmaz görünmeye çalışan bir tavırla:

“Şey… bilmem ki? İstersen çağır tabii…” diye mırıldandı.

Ji Ah bıyık altından güldü: Young Hee’nin Kang Hyuk’a olan ilgisini çoktan beridir fark ediyordu. Young Hee’cik biraz safçaydı, bu tip şeyleri gizleme konusunda hiç mi hiç kurnaz değildi. Ji Ah, Kang Hyuk’un da kızın kendisinden hoşlandığını çoktan anlamış olması gerektiğini düşünüyordu, ama nedense Kang Hyuk genç kıza son derece normal ve kayıtsızca davranıyordu. Ji Ah bunun sebebinin belki de Young Hee’nin de, Kang Hyuk’un da çok yakın iki arkadaşı olması olduğunu düşündü: Young Hee’yle Kang Hyuk’u tanıştıran kendisiydi; belki Kang Hyuk kankasının en yakın arkadaşına sulanarak üçü arasındaki bu güzel ortamı bozmaktan çekiniyordu.

“Ama öyle düşünürse çok yanlış yapıyor demektir,” diye düşündü Ji Ah. Kendisi en sevdiği iki arkadaşını sevgili olarak görmekten çok mutlu olurdu. Bu düşüncelerle açtı telefonu.

“Alo? N’aber kanka?”

“İyidir civciv, senden n’aber?” dedi Kang Hyuk karşı taraftan. Başka zaman olsa Ji Ah bu yeni lakabı için genç oğlana iyice bir çemkirirdi, ama az önce aklına düşen fikirler arasında genç kızın kafasında yepyeni bir plan pırıl pırıl parlamaya başlamıştı, o yüzden üstünde durmadı:

“N’olsun, biz de Young Hee ile oturuyorduk… 51 Cafe’de. Sen de gelsene?”

“Bilmem ki, kız muhabbeti yapıyorsunuzdur siz şimdi, ben turp sıkmış olmayayım?”

“Saçmalama, olur mu öyle şey?” Ji Ah Young Hee’nin gözlerinin içine baktı: “Hem Young Hee de gelsin diyor…”

Young Hee gene anında kıpkırmızı olurken yarı şaka yarı kızgın Ji Ah’nın kolunu çimdikledi. Ji Ah kahkahasını güçlükle bastırdı: Bu kız cidden Kang Hyuk’a fena tutkundu!

“Tamam o zaman, yarım saat içinde geliyorum…” dedi Kang Hyuk. Sonra bir an durakladı ve ekledi: “İyi de, senin bu saatte işte olman gerekmiyor muydu?”

“Gerekiyordu aslında, ama uzun hikâye,” diye güldü Ji Ah. “Hadi çabuk ol, bekliyoruz. Çalgaaa!”

Telefonu kapattıktan sonra Young Hee’ye döndü: “Geliyor…” Young Hee ise sadece “Hımm, iyi…” demekle yetindi. Ji Ah ona muzip bir bakış attı. Kararını vermişti. Çaktırmadan telefonunu tutan elini masanın altına götürdü, kendi zil tonunu bulup çaldırdı. Ve sanki bir başkası aramış gibi hemen telefonu kulağına götürdü:

“Alo? Ah, buyrun efendim. Ne, şimdi mi? Çok mu acil? Peki, peki geliyorum efendim!”

Ve önemli telefon görüşmesini bitirip (!) hemen ayaklanırken şaşkın arkadaşına döndü:

“Şimdi patron aradı: Acil bir şey çıkmış, hemen yanına gitmemi istiyor!”

“Ne? A-ama…” Young Hee şaşkınca kekeledi. “E ben de kalkayım bari… Sen Kang Hyuk’u arar, buluşmamızın iptal olduğunu söylersin…”

“Aa ne münasebet canım? Siz ikiniz oturun işte…” dedi Ji Ah ve kalkmaya davranan kızın kollarından tutup koltuğa geri oturttu. Sonra da acele acele: “Hadi kaçtım ben, baaay!” deyip koşar adımlarla çıktı kapıdan.

Ama tabii ki fazla uzaklaşmadı: Cafenin karşısında bir duvarın arkasına gizlenerek Kang Hyuk’un gelişini beklemeye başladı. Bir yandan da fıldır fıldır olmuş gözlerle bu buluşmayı nasıl sürpriz bir date haline getirebileceğini düşünüyordu.

Biraz sonra Kang Hyuk koşar adımlarla girdi cafeden içeri. Ji Ah “ne çabuk geldi..” diye düşündü şaşkınca. Bilmediği şey, Kang Hyuk’un onu görmeye nasıl da can attığıydı.

Ama çocukcağız içeri girip masada oturan Young Hee’yi görünce gözlerindeki ışıltı bir anda sönüverdi. Şaşkınca:

“Ji Ah nerde?” diye sordu. Sonra yaptığı kabalığı fark edip gülümsemeye çabaladı: “Ah, yani şey, selam! Nasılsın Young Hee?”

“Ben iyiyim, sen nasılsın?” dedi Young Hee pembeleşerek. “Ji Ah’nın patronu aradı, o da alelacele çıkmak zorunda kaldı… Seni arayıp iptal etmesini söyledim ama siz ikiniz takılırsınız dedi bana…”

Young Hee’nin son kelimeleri hafifleyen sesiyle zor duyulur olmuştu. Kang Hyuk karşısında utangaç utangaç oturan kıza bakıp hafifçe gülümsedi. Üçü bir aradayken Young Hee kendisine gayet normal davranıyordu, ama anlaşılan baş başa olunca gerilmişti kızcağız. Aslında uzun süredir tanışıyorlardı; Ji Ah ve Young Hee aynı üniversitenin spor kulübünde tanışmış, sonra Ji Ah yeni arkadaşıyla eski kankasını da tanıştırmıştı. Ama Kang Hyuk hafızasını zorlasa da kızla sadece ikisinin olduğu bir ortamı hatırlayamadı; Ji Ah da hep yanlarında olurdu.

Şimdi Ji Ah’nın işinin çıkmasına üzülmüş olsa da bu hislerini karşısındaki kıza hissettirmek istemedi. O yüzden neşeli bir sesle:

“Eh, ne yapalım, biz de dediği gibi yaparız,” dedi. “Ben kahve içeceğim, sen de bir şeyler ister misin?”

Young Hee’nin yüzüne hafif bir gülümseme yayılır gibi oldu. Sevimlice başını salladı: “Ben de bir kahve alırım…”

“Süper.” Kang Hyuk garsona işaret etti: “Bakar mısınız, bize iki kahve!”

Bu sırada ikisini dışarıdan izlemekte olan Ji Ah neşeyle ellerini ovuşturdu: Yaşasın! Ufak çaptaki çöpçatanlık planı işe yarıyor gibiydi.

Ama ortamı biraz daha ısıtmak gerekiyordu, değil mi… Ji Ah tam önünden geçip cafeye girmek üzere olan genç bir çifti görünce heyecanla onlara seslendi:

“Afedersiniz! Pardon, bir bakar mısınız?? Evet evet, buraya bakın, burdayım!”

Genç çift şaşkınca duvarın arkasına gizlenen kıza dönünce Ji Ah bir çırpıda onlara olanları anlattı ve yardımlarını istedi. Kızla oğlan istediği şeyi kabul edince onlara hevesle teşekkür etti. Suç ortakları cafeye girerken neşeyle ellerini ovuşturuyordu.

Inssoni – Swan’s Dream

Young Hee ve Kang Hyuk içeride muhabbet ederek otururken birden cafenin bir köşesindeki music box’tan içeriye güzel bir melodi yayıldı. (Music box’un başında az önce Ji Ah’yla konuşan genç çiftin duruyor olduğunu söylememize gerek yok sanırım…) Young Hee ve Kang Hyuk bir an durakladılar ve aynı anda: “Swan’s Dream!” diye bağırdılar. Sonra göz göze gelip güldüler.

“Sever misin?” dedi Kang Hyuk.

“Hem de çok!” dedi Young Hee heyecanla. “En sevdiğim şarkıdır, hayallerimden asla vazgeçmemem gerektiğini hatırlatır bana!”

“Benim de çok sevdiğim şarkıların başında gelir,” dedi Kang Hyuk. Şarkının sözlerini düşündü: “Ama bir gün o duvarı mutlaka aşıp geçeceğim…” Bu şarkıyı dinleyince aklına Ji Ah’nın geliyor olması tesadüf değildi elbette…

Sonra başını kaldırıp karşısında büyük bir hazla şarkıyı dinleyen genç kıza baktı. Young Hee gözlerini kapamıştı, yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Kang Hyuk, kızın çok güzel olduğunu düşündü. Çok tatlı, iyi kalpli bir kızdı ayrıca.

Ama o kadar… Kang Hyuk’un dudakları hafif hüzünlü bir gülüşle bükülürken, genç adam Young Hee’yi asla arkadaştan başka gözle göremeyeceğini iyi biliyordu.

Onları dışarıdan hevesle izleyen Ji Ah ise neşeyle sırıtıyordu: İkisinin de çok sevdiği bu şarkıyı çaldırmakla iyi etmişti. Hatta ortamı biraz daha ısıtabilirdi… Bu amaçla sağına soluna bakındı ve az ileriden geçmekte olan 10-11 yaşlarında bir çocuğun arkasından bağırdı:

“Hey! Ufaklık, bir dakika baksana! Beşbin won kazanmak ister misin?”

İçeride şarkının son sözleri duyulurken Young Hee gözlerini açıp karşısında dalgınca kahvesini karıştıran genç adama bakmıştı: Kang Hyuk’u uzun zamandır çok beğeniyordu. Ama onun kendisine karşı olan duygularından emin değildi. Genç kız hüzünle içini çekti.

Tam o anda masalarının başına Ji Ah’nın az önce ajanı yaptığı ufaklık belirdi. Çocuk masanın tam yanında dikilip sırayla ikisine baktı:

“Ajuşi, Ajumma, bir dakikanızı alabilir miyim? Beni herkes “harika çocuk Seung Won” olarak tanır. Bir bakışta insanların karakterini çözebilirim! İzin verirseniz size bu yeteneğimi göstermek istiyorum.”

Başka zaman olsa Kang Hyuk “başka kapıya evladım” derdi, ama çocuğun temiz yüzü hoşuna gitmişti. Hafifçe gülerek:

“Bak seeen,” dedi. “Peki karşılığında ne istiyorsun?”

“Okul harçlığım için gönlünüzden ne koparsa,” diye sırıttı ufaklık. Kang Hyuk karşısındaki kıza döndü: “Ne dersin Young Hee? Arkadaşı dinleyelim mi?”

“Bana uyar,” dedi Young Hee ve gülerek çocuğa baktı: “Eee arkadaşım, ben nasıl bir insanım sence?”

“Çok iyi kalplisiniz, ama insanlara çok çabuk güveniyorsunuz. Ayrıca çocukları çok seviyorsunuz!” dedi çocuk bir çırpıda. Young Hee şaşkınca Kang Hyuk’a baktı: “Bildi…” diye mırıldandı. Çocuk bu sırada Kang Hyuk’a dönmüştü: “Sizse, ajuşi, okumayı ve yeni şeyler öğrenmeyi çok seviyorsunuz. Sakin bir insansınız ama eğlenceli ve yaramaz bir yanınız da var. Ve çok vefalı bir dostsunuz.”

Kang Hyuk’un da ağzı açık kalmıştı. Young Hee gülerek çocuğu alkışlamaya başladı: “Doğru! Harikasın Seung Won!”

Seung Won kendinden emin bir reveransla önlerinde eğildi. Young Hee çoktan cüzdanından bir binlik çıkarıp çocuğun eline tutuşturmuştu bile. O sırada çocuk bir ona, bir de genç adama baktı. Ve muzipçe:

“Ayrıca ikiniz birbirinize çok yakışıyorsunuz, bence çıkmaya başlamalısınız!” diye ekledi ve hemen ardından koşarak ortamdan toz oldu!

Kang Hyuk ve Young Hee bu son bombanın etkisiyle birbirlerine bakakaldılar. Sonra ikisi de aynı anda gözlerini kaçırdılar! Utançtan pancar gibi kıpkırmızı olmuşlardı. Kang Hyuk aralarında oluşan tuhaf havayı dağıtmak için boğazını temizledi, yapmacık bir kahkaha attı:

“Ahah… Ne ilginç çocuktu ama, öyle değil mi??”

“Evet, öyle!” diye gülmeye çabaladı Young Hee. “Ama çok doğru şeyler söyledi, değil mi?” Bunu der demez pot kırdığını fark edip toparlamak için çabuk çabuk ekledi: “Yani şey, son söylediği hariç tabii… Ehem, yani, benim çocukları sevmem, insanlara güvenmem falan, çok doğruydu! Ve sen cidden çok iyi bir dostsun, Ji Ah bunu sürekli anlatır…”

Birdenbire, Kang Hyuk olan biteni anlayıverdi: “Ji Ah…”

Ve karşısındaki genç kıza çaktırmamaya çalışarak üzüntüyle dişlerini sıktı: Ah be Ji Ah… Bunu neden yaptın ki?

Genç adamın içinde bir şeyler kırılmıştı…

  ***********************************

The Cure – Boys don’t cry

Min Woo bütün günü kulüpte, birbirinden güzel kızlar tarafından eğlendirilerek geçirmişti. Gece bastırmak üzereyken evine bir taksiyle döndüğünde içkiden gözleri kaymıştı, yüzünde de bir sürü öpücük izi vardı. Sallana sallana taksiden indi, evin kapısına kadar geldi. Girişteki elektronik kutuya şifresini girdi. Ama tuhaf şey, evin kapısı açılmıyordu. Min Woo kendine gelmeye çabaladı; çok içkili olduğu için şifreyi yanlış girmiş olmalıydı. Dikkatle, şifresini tekrar girdi. Ama kapı bana mısın demiyordu! Min Woo şaşkınca gözlerini kıstı, neler oluyordu?

“Şifreni ben değiştirdim,” dedi arkasından bir ses.

Min Woo döndüğünde kapıda durup kendisine asık suratla bakan Soo Hyun’u gördü ve sırıtmaya başladı:

“Aaa, selam Hyung… N’aaaber?”

“Bugün Hyo Rim-şi’ye yaptıklarını öğrendim,” dedi Soo Hyun, yüzündeki somurtuk ifade bir gram yumuşamadan. Sesi buz gibiydi. Devam etti: “Çekimi bir kez daha mahvetmekle kalmamış, bir de kızcağızı boyaya bulamışsın! Hyo Rim beni aradığında sinirden titriyordu. Onu seni dava etmekten vazgeçirebilmek için akla karayı seçtim!”

“Ama eminim ki sen halletmişsindir, sen bu işlerde ustasındır Hyungnim,” dedi Min Woo yalaka bir tavırla. Ama Soo Hyun onun bu yaltaklanmalarına kanacak değildi. Yüzünde hâlâ hiçbir yumuşama belirtisi olmadan:

“Senin bu şımarıklıkların artık yetti,” dedi sesini yükselterek. “İki güne kadar yeni dramanın çekimleri başlıyor, ve sen hâlâ kıçıkırık birkaç reklam filmini bile çekmeyi beceremedin! Hyo Rim-şi’yle olan bu projenin üç gün önce bitmiş olması lâzımdı! Hem kendi vaktini boşa harcıyor, hem de başka insanların zamanını çalıyorsun!!”

Min Woo artık sıkılmaya başlamıştı. Girişe doğru birkaç adım atarken:

“Bunları sonra konuşalım, çok içtim, feci halde yorgunum,” dedi. “Şu anda uyumaktan başka bir düşüncem yok…”

Böyle deyip içeri girmek için bir hamle yaptı. Ama Soo Hyun ondan önce davranıp çevik bir hareketle içeri girmiş, yandaki düğmeye basmıştı bile. Evin cam kapısı Min Woo’nun suratına kapandı!

Min Woo şaşkınlık içinde neler olduğunu çözmeye çalışırken camın öteki tarafında Soo Hyun pis pis sırıtıyordu:

“Bu geceyi dışarıda geçir de aklın başına gelsin,” dedi. “Yarın sabah ayık ve aklı başına gelmiş bir vaziyette gelirsen konuşuruz!”

Min Woo ona hayretle baktı: Menajerinin böyle bir şey yapabileceğini aklı almıyordu. Alaycı bir biçimde güldü:

“Büyük yıldız Min Woo’nun geceyi dışarıda mı geçireceğini sanıyorsun?? Hah, aklın başında mı senin?? Bir otele gidemeyecek miyim sanki?!”

“Kredi kartlarının tümüne hold koydurdum,” dedi Soo Hyun sakince. “Ayrıca hadi para meselesini sonradan getireceğini söyleyerek hallettin diyelim: Ama beş, hatta dört yıldızlı otellerin her birini arayarak uyardım, bu gece Min Woo-şi gelirse paparazzilerin de orada olacağını, büyük bir rezalet çıkacağını söyleyip seni kibar bir biçimde reddetmelerini, yoksa isimlerine leke sürüleceğini anlattım! Sanırım gideceğin hiçbir otelde yer bulamayacaksın…”

Min Woo menajerine şaşkınlık ve öfkeyle bakıyordu:

“Ne rezaleti be, benim bir geceliğine bir otelde kalmam nasıl bir rezalete sebep olabilir ki? Yanımda bir fahişe götürecek değilim ya?!”

“Ama otel yöneticileri bunun tersini zannediyor olabilir, değil mi?” dedi Soo Hyun şeytani bir sırıtmayla. Min Woo bir şey demek için ağzını açtı, ama diyecek laf bulamayıp kalakaldı. En sonunda:

“Sen çıldırmışsın!” dedi. “Ama bu planın işe yaramayacak Hyung, hiç kusura bakma! Otele gidemesem bile beni bir geceliğine misafir etmek için yanıp tutuşan binlerce insan biliyorum!”

Soo Hyun bir kahkaha attı: “HAHAHA! Güldürme beni! Senin tek bir arkadaşın bile yok ki Min Woo’cuğum!”

Min Woo hemen itiraz etmeye başladı: “Nasıl yok be, geçen yılki dizimde partnerim olan Eun Bi var mesela.”

“Drama bitince Eun Bi-şi’nin ilk uçakla ABD’ye uçup tam üç ay dönmediğini unuttun galiba: Kız senle bir daha karşılaşmamak için kendi filminin galasına bile katılmadı!”

“Ha… Doğru…” diye itiraf etti Min Woo isteksizce. Sonra yine aklına gelen ismin heyecanıyla atıldı: “Jae Hee? Ya Jae Hee’ye ne diyeceksin?? İki yıl önceki diziyi çekerken onunla kanka olmuştuk!”

“Ama sanırım o kankalık çocukcağızı “sen benim özel havuzuma nasıl girersin beee??” diyerek korumalarına attırdığın zaman bitmiştir!” dedi Soo Hyun sırıtarak. Min Woo’nun yüzü asıldı, hafifçe mırıldandı: “Ee… Olabilir… Ama o da benim kişisel havuzuma pat diye girmeseydi be, ben o havuzun suyuna eklenecek minarelleri Maldivler’den özel getirtmiştim!”

Soo Hyun camın öteki tarafındaki şımarık yıldızını sırıtarak izliyordu. En sonunda:

“Her neyse, sen o çok kabarık dost listendeki isimlerden birini seçedur, ben içeri girip Min Woo’nun Endonezya’dan özel getirttiği yüzlerce dolarlık kopi luwak kahvesinin tadına bakayım,” dedi. Ve gıcık bir biçimde “çavvvv!” diye el sallayarak camın önünden ayrıldı. Min Woo ise cama yapışmış, deli gibi vurmaya başlamıştı:

“Hayır! DUR! Nereye gidiyorsun?! Aç kapıyı, beni böyle bırakamazsın! Hyuuuunggg!”

öfkeli min woo 🙂

Ama Soo Hyun’un geri dönmeye niyeti yoktu. Min Woo en sonunda hiç istemese de durumu kabullenmek zorunda kaldı. İçindeki şaşkınlık ve hayalkırıklığı yerini öfkeye bırakırken:

“Hah! Sen görürsün be! Bir geceliğine kalacak yer mi bulamayacakmışım, hahah, güldürme beni!” diyerek telefonunu çıkardı. Rehberdekileri tek tek incelerken: “Görürsün işte, yüzlerce arkadaşım var benim,” diye kendi kendine söyleniyordu.

Ama Min Woo’nun telefon rehberindeki toplam 85 ismin 59’unun araba yıkama, hizmetçi bulma kurumu, kuru temizleme, restoran, spa ve benzeri yerlerin telefonu; geri kalanlardan 14’ünün Busan’da yaşayan akrabalar, diğer 10 ismin ise bir zamanlar birlikte çalıştığı, ama şimdi Min Woo’nun adını bile duymaya tahammülleri olmayan genç aktör ve aktrisler olduğunu fark etmesi uzun sürmedi… Min Woo, Soo Hyun’un ismini de gıcık bir suratla geçtikten sonra son kalan ismin üzerinde bir süre durakladı.

Nihayet, içini çekip “ara” tuşuna bastı…

  ***********************************

Jung Il Woo – 너란 사람

Ji Ah evine döndüğünde saat ona geliyordu. Genç kız iki arkadaşını cafede bir süre daha izledikten sonra aralarındaki aşının tuttuğunu düşünüp keyifle oradan ayrılmıştı. Canı hemen eve gitmek istemediği için nehir kıyısına indi, biraz nehri ve martıları seyretti. Eve giden otobüse bindiğinde saat dokuzu geçiyordu.

Ji Ah ağır adımlarla evlerinin olduğu yokuşu tırmanırken tam evin köşesinde bir gölge yavaşça ayağa kalktı. Genç kız merak, biraz da tedirginlikle başını kaldırdı. Sokak lambasının ışığında, kendisini bekleyen kişinin yüzünü görünce ağzından şaşkınlıkla iki kelime döküldü:

“Kang Hyuk-ah…”

Kang Hyuk hiçbir şey demeden onun kendisine yaklaşmasını bekledi. Ji Ah çocuğun yanına gelince şaşkınca:

“Burda ne yapıyorsun?” diye sordu. “Şey, yani, siz Young Hee’yle takılırsınız diye düşünmüştüm ben…”

“Takıldık zaten,” dedi Kang Hyuk doğal bir tavırla. “Hatta takılmaktan da ötesini yaptık: Biliyor musun, biz çıkmaya başladık!”

Ji Ah’nın ağzı açık kaldı! Heyecanla bağırdı:

“Aaa, sahi mi??!! Aman Tanrım, ne çabuk!”

Kang Hyuk’sa sinirli sinirli sırıttı. Sonra geldi, kızın tam önünde durdu. Öfkeyle kızın gözlerinin içine baktı:

“Tabii ki hayır, dalga geçiyorum! Tanrı aşkına Ji Ah, senin derdin ne?? Niye böyle aptalca bir işe kalkışıyorsun?! Young Hee ile beni sevgili yapma çabası da nerden çıktı?!”

Ji Ah birden fena halde utandı. Bakışlarını kaçırdı:

“Anladın demek…” diye mırıldandı.

“Anladım tabii!” diye bağırdı Kang Hyuk yeniden. Bir an durdu, somurtarak: “Yanımıza yolladığın o ufak velede benim için “vefalı bir dosttur” dedirttiğin anda anladım…”

Ji Ah hâlâ mahcup olsa da, istemsizce sırıttı: “Evet, o lafı söyletmemeliydim, değil mi? Hay Allah…”

Onun güldüğünü gören Kang Hyuk’un da hiç istemediği halde yüzündeki somurtkan ifade yumuşadı. Ji Ah ile göz göze geldiler. Aynı anda ikisi de ufak birer kahkaha attı.

Sonra kahkahaları yavaşladı ve söndü. Kang Hyuk başını kaldırıp arkadaşına baktı. Bakışları sevecen, ama biraz da hüzünlüydü:

“Ji Ah, lütfen bir daha benim haberim olmadan böyle bir işe kalkışma. Neyse ki Young Hee senin çöpçatanlık yapmaya çalıştığını anlamadı, ama anlamış olsa ve benim böyle bir şeye niyetim olmadığını fark etse kendini ne kadar kötü hissederdi, düşündün mü hiç?”

Ji Ah üzüntüyle yüzünü sarkıttı: “Sahi, Young Hee’den hiç mi hoşlanmıyorsun?”

Ama Kang Hyuk ona “ben ne diyorum, sen ne diyorsun?” gibi bir bakış atınca hemen telaşla atıldı: “Tamam tamam, özür dilerim! Çok afedersin, ikinizin arkasından böyle bir iş çevirmemeliydim, biliyorum! Ama ikinizin harika bir çift olabileceğinizi düşündüm! Ama sen öyle düşünmüyorsan yapacak bir şey yok tabii. Çok özür dilerim, bir daha böyle bir şeye kalkışmayacağım!”

kang hyuk...

Ji Ah çabuk çabuk konuşup özür dilerken Kang Hyuk’un içindeki hüzün giderek büyüyordu. Genç adam karşısındaki kızın yüzüne acıyla bakarken: “Hiçbir fikrin yok, değil mi…” diye geçiriyordu içinden. “Ben senden başkasını istemiyorum… Kalbimde sen varken başka kıza dönüp bakamam Ji Ah… Ama sen beni eski bir arkadaştan başka bir şey olarak görmüyorsun, değil mi?”

Kang Hyuk hüzünle gülümsedi ve başını öne eğdi. Gözleri dolmaya başlamıştı.

Karşısında konuşup duran Ji Ah’nınsa onun hislerinden haberi bile yoktu. Kang Hyuk’un sessizliğini kendisine çok kızmış olmasına bağlıyor, özür üstüne özür diliyordu.

Birdenbire Kang Hyuk’un gözlerinde vahşi bir ışık çaktı: Artık bu yanlış anlama canına tak etmişti! Ji Ah’nın da ona karşı hissettiklerinden haberi olsun istiyordu! Yıllar önce verdikleri o sözü hatırlasın istiyordu! Bunu çok, çok istiyordu!

Aniden başını kaldırdı. Kızın sertçe sözünü kesti:

“Ji Ah!”

Ji Ah susup şaşkınca arkadaşına baktı. Onun gözlerinde daha önce görmediği kararlı ve gergin ifadeyi görünce iyice şaşırdı. Kang Hyuk çok tuhaf görünüyordu. Genç kız şaşkın, biraz da korkuyla kekeledi:

“E-efendim?”

Kang Hyuk’un boğazı kurumuştu. Genç adamın dizleri titriyordu. Ama “ya şimdi, ya hiç!” diye geçirdi aklından. Az önceki deli cesaretini kaybetmemeye çalışarak genç kıza doğru bir adım attı. Ji Ah hâlâ ona şaşkınca bakıp çocuğun ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışırken:

“Ben…” diye söze başladı. “Ben sana bir şey-“

“Zırrrrr!”

Ji Ah’nın bütün gücüyle çalmaya başlayan telefonu birden çocuğun sesini böldü. Ji Ah’nın telefonuna bakmasıyla birlikte yüzünün buruşması bir oldu: Sevgili patronu bir günlük tatili kendine çok görmüştü demek.

Genç kız arkadaşına döndü, özür dileyen bir sesle: “Afedersin Kang Hyuk-a,” dedi, “Bu telefona bakmam lazım… Sen ne diyeceğini unutma, hemen geliyorum!”

Böyle deyip telefonu açtı, kulağına götürürken arkadaşının yanından birkaç adım uzaklaştı: “Alo? Buyrun efendim?”

“Jİ Han, nerdesin? Çabuk buraya gel!” diye emretti Min Woo telefonun diğer ucundan. Ji Ah gönülsüzce: “Neden, bir şey mi oldu?” diye sorunca Min Woo patladı: “Soru sorma! Hemen eve gel! Sana on dakika veriyorum, çabukkkk!”

“On dakika mı?!” diye feryat etti Ji Ah, “Efendim ben şehrin öbür ucu-”

Ama telefon çoktan yüzüne kapanmıştı bile! Ji Ah inanmaz bir tavırla elindeki telefona baktı. Sonra derin bir nefes koyverdi: “Ahh, cidden inanamıyorum!!!”

Ve üzgün bir yüzle arkadaşının yanına döndü: “Kang Hyuk-a, benim gitmem lazım… İş yerinden çağırıyorlar, çok acilmiş…”

“Nasıl yani, bu saatte mi?” dedi Kang Hyuk şaşkınlık içinde. Ji Ah üzgün bir tavırla başını salladı ve çabuk çabuk:

“Kusura bakma, olur mu? Bugünkü olaydan dolayı senden tekrar özür dilerim! Hadi kendine iyi bak!” deyip yokuş aşağı koşturmaya başladı. İki sokak ötede, Min Woo’nun Mustang’ini park ettiği otoparka gidip arabayı alması ve bir an önce patronunun yanına ulaşması nerden baksan yarım saat alacaktı ki, genç kız Min Woo’nun böylesi bir gecikme karşısında dünyanın sonu gelmiş gibi davranacağına emindi!

Kang Hyuk’sa olduğu yerde kalakalmıştı. Koşarak uzaklaşan genç kızı izlerken, genç adamın ilk anki şaşkınlığı yerini büyük bir hayalkırıklığına bıraktı. Kang Hyuk bir an durdu, sonra kendi kendine hüzünle gülümsedi:

“Bunca yıl bekledim… Sanırım biraz daha bekleyebilirim…” diye mırıldandı kendi kendine.

Sonra da gerisin geri dönüp ağır adımlarla kendi evine doğru yürümeye başladı. Ağır, ve hayalkırıklığı yüklü adımlarla…

  ***********************************

mint paper project vol.4 Cafe: Night and Day

Ji Ah’nın arabayı alıp Min Woo’nun evine gelmesi yarım saatten fazla sürmüştü. Genç kız korka korka malikanenin kapısına yanaşıp etrafa bakındı: Min Woo onu kesin öldürecekti!

Birdenbire, nerden çıktığını anlamadığı Min Woo pat diye gelip şoför tarafındaki cama yapıştı! Ji Ah korkuyla bir çığlık attı: “Ayyyy!”

Min Woo gerçekten de onu öldürecekmiş gibi bakıyordu. Dişlerinin arasından tısladı:

“Tam otuz altı buçuk dakika oldu! Bu ayazda dondum!!! Bunu bana, ünlü yıldız Min Woo’ya yapmaya nasıl cüret edersin ha, nasılll?!!”

Sonra, Ji Ah’nın inip kapıyı açmasına bile fırsat bırakmadan yolcu kapısını kendisi açtı, soğuktan dişleri birbirine vurarak içeri attı kendini. Ji Ah ise şaşkınca:

“Ama neden evde beklemediniz? Bu soğukta dışarıda beklenir mi?” dedi.

Ancak Min Woo gözlerini aça aça ona öyle korkunç bir biçimde baktı ki, kızcağızın lafı boğazında kaldı. Min Woo öfkeyle:

“Sen beni salak mı zannediyorsun?! Eve girebilmiş olsam girerdim tabii! Ama Soo Hyun isimli cehennem zebanisi beni eve almıyor! Neymiş, Hyo Rim’in başından aşağı boya dökmüşüm! Peeehhh!”

Min Woo öfkeyle dişlerini gıcırdattı. Ji Ah ise soru sormaya bile korkar olmuştu. Kısık sesle:

“Ee… O halde… hangi otele gidiyoruz efendim?” dedi patronunu kızdırmamaya gayret ederek.

Min Woo birden ona döndü, gözlerini kızın gözlerinin içine dikti:

“Otele değil canım,” dedi asık suratla, “Size gidiyoruz!”

“HAAA???!!!”

Ji Ah’nın gözleri hayretle açılırken genç kız sağ yanındaki koltuğa yayılan patronuna bakakaldı…

-Üçüncü Bölümün Sonu-

37 thoughts on “Üçüncü Bölüm: “Seni Öldürücem Pislik!”

  1. “Sen… sen benim… benim milyon dolarlık yüzüm… nasıl vurursun?!?”
    O koskoca Cha Min Woo’ydu, kim ona yumruk atabilirdi, kim??

    Girişteki bu kısımlara bayıldım çok eğlenceliydi.Gerçi hikaye genel olarak çok eğlenceli sırıtık sırıtık okuyorum sürekli 😀 Minwo kesinlikle Junior Dok go jin. 😀 Dok go jin’in karakteriyle Minwo’nun yüzü bileşince ortaya tadından yenmicek felaket bişey çıkıyor 🙂 Kang Hyuk mükemmel adam olsada ben mahallenin kötü çocucuğunu seviyorum 😀

    Bobby Kim ve İnssoni şarkılarını çok sevdim. Bu bölüm ostlarda beni epey zorladı dinlerken okuyamamak gibi bi huyum var. İl Woo’ya acıyorum çocukda ses var görüntü var ama yazar onu ikinci adam yaptı 😀

    Bu arada Kang Hyuk niye bu kadar zekisin canım. Durumu çakmasan kaderimde Young Hee var inanamıyorum diyip kıza aşık olsan ne olurdu. İlerleyen bölümlerde atraksyon olmazdı muhtemelen. 🙂 Kang Hyuk karakteri ilerde Jin Ah’a feci vicdan yaptıracak gibi hissediyorum. :/

    Maldivlerden gelen özel mineraller bitirdi beni. 🙂 Psikolojik sorunları olan karakterleri niye bu kadar seviyorum ben. Şu dediği o kadar sevimli geliyor ki bana normalde sinir olmam gerekirdi 😀

    Bide Jin Ah canım ben seni o Gdragon saçlarından dolayı seviyorum sen takıl o imajla değiştirme 🙂

    Ellerine sağlık Hikaru yine çok eğlenceli bi bölümdü ben böyle hemen okuyunca yeni bölüm çok geç geliyormuş gibi hissediyorum. Baskı yapmıyorum bu ara en hızlı yazar sensin o yüzden tekrardan ellerine sağlık ^^

    • @nomuyeppuda: 🙂 🙂 evet fark ettim ki benden dram, entrika, gizem falan pek çıkmıyor, ben de komedi yazmayı seviyorum 🙂 sizi sırıttırmak en büyük idealim efenim 😀

      min woo cidden tam bir dok go jin! hatta onun biraz daha saf olanı diyebiliriz. o karakterle bu şirin surat birleşince bence de enfes bişey oluyor. gerçek hayatta görsem pataklamak isterdim muhtemelen, ama bir hikâye karakteri olarak min woo’yu ben de çok seviyorum ^^ bu konuda yalnız değilsin yani 🙂

      şarkıları sevmene sevindim; makinocum sağolsun onun yakın zamanda hatırlattığı şarkılar bu bölüm imdadıma yetişti! 😀 il woo’da ses var görüntü var zekâ var, ama moon&sun’da da ikinci adam garibim 😛 kısmet… 😛 ji ah’ya vicdan yaptırıcaz tabii, ama ondan önce başka şeyler de olabilir!

      yorumlayan ellerin dert görmesin kuzucum, ben de elimden geldiğince hızlı yazıyorum sizi bekletmemek için 🙂 çok ara verince hem yazar hem de okur soğur diye 🙂 öperim çok, görüşmek üzere ^^

  2. Hain, mel-un, vicdansız, vefasız………. Çemkirmelerimi özlemişsindir diye başlıyorum söze.
    Ne güzel Jaejong beyleri gerçek hayatta kinin aksine oyunculuk yeteneği ile izleyeceğimi düşünüp keyifli bir ruh hali hazırladığım anda Bebeğime bu zulüm de neden!

    Uri Kang Hyuk bebeğim… İçime düğümlendi resmen. Yutkunamadım bile. En yakınındakini göremezsin Aşk denen illetin ana kanunu budur evet ama bunu anladığı için deliler gibi bağırarak aşkını söyleyecek adama yapılır mı bu ha!

    Kitap kurdum Kang Hyuk’um bölüşülemeden ellerde kalacak mı yoksam gene 😦

    Swan’s Dream’i birlikte dinlerken elimizde kahvelerimiz dışarıdan yağan yağmurları izleyelim Hyukie 😀

    Ji Ah denen zillinin saçlarını yolacaktım ama kuaför sağolsun benim için önceden gerekli bütün işlemleri zevkle yaptı.

    Şimdide Ji Ah ile aynı eve düşen Min Woo aynı odada, aynı yatakta kalakalsınlar sabahında da benim sevgili Hyukiem tarafından baskına uğrasınlar inşallah ahahaha 😀

    Bugün iyi değilim galiba ^^ Sonra yeniden okuyup detaylara bir göz atsam iyi mi olacak ne? En olmadı yeniden çemkirmiş olurum 😀 Ellerine sağlık canım (:

    • @Ohyoonjoo: enee, sen şimdiden böyle çemkirirsen ilerde blogu basarsın diye korktum ben şimdi 😛 il woo’cuğuna bişey yapmadık yav, hele bir soluklan yiğenim 😀 hem o da niye bunca zamandır kıza açılmamış, kızcağız da böyle başkasını ayarlamaya kalkar işte! (kendi karakterine ayar veren yazar modeli :P) ama merak etme hatun, kang hyuk’un karşısına aşkını haykırması için daha ne fırsatlar çıkar 😉 yine de elde kalırsa kitap kurdunu sen teselli edersin 😉

      swan’s dream ne güzel şarkıdır be… makino hatırlatmıştı geçenlerde. tam aşkınla oturup yağmur izlerken dinlemelik 🙂 (ama hyukie nerden çıktı? daniel kıskanır sonra :P)

      ji ah ve min woo’nun aynı evdeki maceraları benim de şimdiden iştahımı kabartıyor! 😀 acaba nasıl sahneler yazsam bu ikisine, kih kih 😀

      sağol canım, taze taze okuyup yorumladın… iyi olduğun bi zaman gene beklerim, belki bu sefer daha az çemkirirsin 😀

  3. Yaseminli yesil cay! Yaaayyy!! Icmedi ama olsun. 🙂 (Bir de yasemin+portakal+carkifelek meyveli olan yesil cay var. O da guzel.)
    Ayrica kopi luwak da dikkatimden kacmadi. Su misk kedisinin diskisindan ayiklanan kahve degil mi? 🙂

    Min Woo ne zamana kadar boyle simaracak merak ediyorum. O boyle yaptikca Kang Hyuk’a daha bir uzuluyorum. Yazik yaa… Hic mi uygun zamanlama olmaz? Ama bastan yanlis yapti bekleyerek; hala da devam ediyor yanlisina.

    Hyo Rim’de ne gordu acaba Min Woo’dan? Bir an Secret Garden’daki Yoon Seul geldi aklima. O da basta kotu gibiydi, intikam almak istiyordu ama sonradan yumusamisti kalbi.

    Bu arada Ji Ah’nin saclari hala degismedi degil mi? Bir onceki bolumdeki takim elbiseli bolumdeki hali cok guzeldi. Ben oyle gibi canladiriyorum aklimda.

    Yine eglenceli bir bolumdu. Cok tesekkurler..

    • @köroğlu: 🙂 🙂 evet canım, maşallah bütün içecekleri fark etmişsin! 😀 kopi luwak’ı yalan dünya’da görüp hatırladım, aa vardı öyle bişey diye, tam da min woo şımarığına göre olduğunu düşündüm 😀 😀 ama merak etmeyin, min woo’nun burnunun sürtmesine az kaldı 😉

      aa sen söyleyince fark ettim, hyo rim gerçekten de yoon seul karakterine benziyor! bakalım bu kız da yoon seul gibi zamanla min woo’ya karşı yumuşayacak mı? 😉

      ji ah’nın saçları değişti mi değişmedi mi ben de bilemiyorum aslında 😀 ama kang hyuk tarafından civciv diye anıldığına göre henüz eski rengine boyamadı sanırım 😛 (aslında bununla ilgili bir sahne yazıp kızın saçını tekrar siyaha boyadığını açıkça belirtmek lazım 😀 :D) takım elbiseli hali gerçekten güzeldi. yalnız işin kötüsü jun ji hyun’un kısa saçlı pek fazla fotoğrafı yok, istesem de onun resmini hikayeye ekleyemiyorum 😛

      teşekkür ederim canım yorumun için ^^

  4. minekibuu dedi ki:

    Çıkarcı bebe Min Woo, Soo Hyun a malzeme olmamak için yumruğu affetti. Şimdi hergün yapılacak olan masaj da kim karlı çıktı. O bölüm aklıma takıldı 😛
    Han Ga In i beğeniyorum sanırım 🙂 o nedenle Hyo Rim e gerektiği kadar sinir olamıyorum (sinir olmam gerekir, bu eski sevgili çirkin bir şey olsaydı iyidi sayın hikaru). Kıyamam bak hala seviyor Min Woo yu ama yooook güzelim! Min Woo için hikarunun başka planları var 😛
    “Hyo Rim onun güzel badem gözlerine, dolgun dudaklarına, pırıl pırıl saçlarına hafif bir özlemle baktı” işte burada Hyo Rim le aynı yöne bakıyoruz 🙂
    Reklam senaryosu yakıyor yalnız 🙂 o sarılma anında etrafta uçuşan minik kalpleri de görecek miyiz ki?
    Min Woo dur kuzum, merdivenle şaka(!) yapma ben sana ekmek bıçağı, katana, ışın kılıcı vs. bir şey vereyim. Adet yerini bulsun (Türklere özel olduğuna inandığım sonucu pişmanlık olacak, aletli şaka(!) yapma alışkanlığı örneği). Hyo Rim in boya banyosu sonrası, az bile yapıyor Min Woo ya demek şart arkadaş 🙂
    Inssoni- Swan’s Dream şarkısı fonda çalarken youtube un önerilerinden bir kuzu belirir sağda, dayanamayıp tıklanır http://youtu.be/mmKTPHUzkTk veee defalarca izlenir 😛 yavrum sen kutuya mı kaldın öpücük için cık cık cık!
    Ji Ah ne desem bilemedim Young Hee saf sen değilsin yani. Kang Hyuk ayrı saf. Üçü nasıl da bulmuş birbirini(!). Kang Hyuk un göremediğini bacak kadar velet (Ji Ah sayesinde de olsa) gördü 😛 Ama aşk o kadar kolay değil Ji Ah a bunu kanırta kanırta anlatacağını umuyorum hikaru 😛 Kang Hyuk olayı çözünce gözümdeki ezik imajı biraz toparlandı 🙂 Ezikte olsa severim o ayrı. İş başka sevgi başka 😛
    Öfkeli Min woo ya koptum 😀
    Ahhh! Kang Hyuk aşkını daha hızlı söyleyemedin sen de off! Kang Hyuk “Bunca yıl bekledim… Sanırım biraz daha bekleyebilirim…” diye mırıldandı kendi kendine.” İşte karakterimizin kendine verdiği en hatalı telkin de geldi…
    “Otele değil canım,” dedi asık suratla, “Size gidiyoruz!” İşte burada okuyucu, Kim Sun Ah ı, Ji Ah ın cinsiyetini düşünerek KOPMUŞTUR 😀

    Eline sağlık olaylı ve çoook eğlenceli bir 4. Bölüm olacak kesin 🙂

    • @minekibuu: haha, güzel bir noktaya parmak basmışsın, masajda kim kârlı çıktı? 😀 ama bizim kızın pek o taraklarda bezi yok, masajı kendisi için bir güzellik olarak algılamıyor 😀

      han ga in’i ben de severim yaa.. ama burda biraz üzücez kızcağızı. yoon eun hye’yi de severdim, ama MLR’de kızı nerdeyse kanser ediyordum! o_O valla kişisel bi kinim yok, olaylar öyle gelişiyor…

      hyo rim’le kendimizi kolayca özdeşleştirebiliyoruz, di mi? 😀

      reklam senaryosu öylece aklıma gelivermiş bir şey, belki üzerinde biraz daha çalışılsa güzel bir reklam olabilir! 😀 😀 aletli şaka fikri de süpermiş; min woo türk olsaydı o kızın başına daha neler neler gelirdi?! 😀

      o eklediğin geun suk videosu nedir yauuu?? izle izle gülmekten bir hal oldum, aslında komik değil de, geun suk’un japonca konuşması, süt gibi bir şeyi içişi, kutuyu öpmesi falan çok komik geldi nedense 😛

      kang hyuk yazık yavrum pek ezikti cidden. ama artık kendini toparlayıp olaya dahil olma vakti geldi! ayrıca tespitine katılıyorum; young hee, ji ah, hatta kang hyuk, birbirlerinden saflar… azcık kafayı kaldırıp önlerindekini görmeleri lazım, yoksa atı alan üsküdarı geçecek 😀

      şu anda ben de ellerimi ovuşturuyorum, 4. bölümde neler neler yazsam acaba? 😛 kim sun ah’yı da olaya dahil etme zamanı geldi; sun ah min woo’yu çiğ çiğ yer bence! 😀 😀 ellerine sağlık tatlım yorumun için. see you! 😉

  5. “Aklı ona “yumruk yedin” dese bile sanatçı egosu bunu kabul etmiyordu, nasıl edebilirdi ki? O koskoca Cha Min Woo’ydu, kim ona yumruk atabilirdi, kim??” Min Woo’nun yumruk yedikten sonra kafasının içinden geçen bu düşünceler çok güldürdü beni. Daha ilk satırlarda gülmeye başladım! 😀 Milyon dolarlık bir yüz o sonuçta 😛

    Hyo Rim ile Min Woo arasında tamamen yanlış anlaşılmalar var bence. Gerçi Min Woo’nun şımarıklığı da etken olmuştur mutlaka. Reklam konusunu çok beğendiğimi söylemeliyim. Ben kimim sorusuna parfüm ismini duvara yazması çok güzel geldi bana. TV’de gördüğüm reklamlarla kıyaslayınca senin fikrin gayet orijinal 🙂

    Min Woo’nun merdiveni düşürmesi üstüne yetinmeyip boyayı boca etmesi çok enerjik bir sahneydi. Nedense Min Woo’nun gıcıklığına ben de güldüm 😀 Hepimiz Min Woo kadar olmasa da arada sırada karşıdakini sinirlendirecek şeyler yaparız 😛

    51 Cafe, So Ji Sub’ın açtığı kafe miydi? Dikkatimi çekti ama emin olamadım. Makino okuduğunda sevinecek eğer öyleyse :)) Ji Ah’nın çöpçatanlık fikrine ben de bozuldum çünkü fark edileceği takdirde birinin kırılacağını biliyordum. Sonuçta ikisi de platonik duygular besliyor başkalarına. Ji Ah ne zaman görecek Kang Hyuk’u bakalım.. Bu bölümi lk defa Kang Hyuk’a acıdım… Ama sana da güveniyorum Hikaru, sen bu çocuğu mutlu edersin:)

    Min Woo’nun geceyi Ji Ah’nın evinde geçirecek olması komik sahneleri beraberinde getirecek sanırım. Belki şoförünün cinsiyetini öğrenir kim bilir… Ji Ah kesinlikle çok şanslı 😀 Bkz: “Milyon dolarlık aktör evinde kalıyor, çok şanslısın!!”

    Ellerine sağlık, çok eğlenceliydi. Yeni bölümde görüşmek üzere.

    • @mydestiny: 😀 😀 min woo’nun dok go jin triplerinden dolayı epey eğleneceğiz gibi görünüyor. siz asıl bir sonraki bölümü bekleyin diyorum 😉

      hyo rim – min woo ilişkisini şıp diye bir bakışta çözdüğün için sana şapka çıkarıyorum şekerim. detay vermeyeyim ama benim de aklımdan geçen buydu, yanlış anlaşılmalar artı min woo’nun şişkin egosu. yoksa hyo rim aslında böyle bir insan değil 😛

      parfüm reklamını beğendiniz demek! naapsam, işi gücü bırakıp reklamcılığa mı soyunsam acaba? 😛

      min woo’nun kızı boyadığı sahneyi yazabilmek için epeyce düşündüm aslında… gene de çok içime sinmedi, ama siz beğendiyseniz önemli olan o 🙂 min woo’ya hak vermene şaşırdım biraz, gerçi sen de haklısın, hangimizin aklından gıcık olduğu biriykeyken böyle psikopatlıklar geçmiyor ki? tek fark, biz genelde hayata geçirmiyoruz 😀

      51 cafe so ji sub’ın kafesi, evet. makino’nun yorumunu ben de merak ediyorum. cafede swan’s dream’i çaldırıp makino çağrışımlarını daha da katlamak istedim ayrıca 😀

      ji ah’nın çöpçatanlık fikri kötü bir fikirdi, evet. ama kang hyuk’a kıza bir an önce açılması için gaz verdi aslında. belki bu sayede bizim oğlan kız ellerinin arasından kaymadan kendine gelir! 😀 kang hyuk’u mutlu eder miyim, yoksa ağlamasına pek bir bayıldığım jung il woo’yu bol bol ağlatır mıyım, hep birlikte göriciğizz (nıhaha 😀 :D)

      “Ji Ah kesinlikle çok şanslı Bkz: “Milyon dolarlık aktör evinde kalıyor, çok şanslısın!!”” ahah, sanırım ji ah şu anda hiç de böyle düşünmüyor! çok sağol canım yorumun için, ellerine sağlık, çok keyif aldım okurken 😉

  6. Kesinlikle bu hikayeyi senden satın almalı koreli yapımcılar 😀 😀 okurken nasıl can atıyorum bir de canlısını görmeye 😀 😀 😀
    “Aklı ona “yumruk yedin” dese bile sanatçı egosu bunu kabul etmiyordu, nasıl edebilirdi ki? ” :))))))))))))))))))))))

    çok üzülüyorum Hyo Rim’e 😦 ona güzel iyi bir oppa bulursun di mi 🙂 sevaptır bak, hem Young Hee’ye bile dakka bir gol bir çöp çatanlık yapmaya başladın, hyo rim’e de yap bi güzellik 😀

    51 kafe de Only You OST – Flowers Bloom eşliğinde sohbete de doyamadım çingum, nasıl mesudum şuan bilemezsin, umarım bizde gider o sahneyi canlı canlı çekeriz 😀 😀 ay bide aklım klibe gitti hemen 2.10da jisubın gülüşü ne güzeldi öyle 😀 oyy 😀

    ardından swan’s dream zaten bana feci gaz verdi 😀 sağol varol 😀 çok anlamlı bir bölüm oldu benim için 😀
    öfkeli min woo ve değerli yorumları süperdi 😀 “”ben o havuzun suyuna eklenecek minarelleri Maldivler’den özel getirtmiştim!” :))))))))))))

    ve son bölüm tam da benim istediğim şeydi, ay bunu dizi yapsınlar ya ben canlı canlı görmek istiyorum bu sahneleri 😀
    lütfen bir el atıver bu duruma çingum 😀

    • @makino: sağol canım benim, çok tatlısın 🙂 canlısını görmesek de hayalgücümüz ne güne duruyor, kafamızda canlandırırız alimallah! 😀

      hyo rim’in çilesi daha yeni başlıyor… aslında bilmiyorum yeni bölümler ne gösterecek; ama onu da sürekli olarak kang hyuk-ji ah-min woo üçgeninin yakınlarında tutma niyetim var 😉 yalnız hyo rim’le ilgili henüz açıklanmamış bir gerçek var ki, sen bunu duyunca onu eskisi kadar sevmeyebilirsin 😛

      51 cafe’deki sahneleri seveceğini biliyordum 😀 hem 51 cafe, hem only you, hem de swan’s dream; yazarken bol bol kulaklarını çınlattım. ji sub’ın gülüşü güzel olmaz mıııı, anlı şanlı “acıların prensi” o! 😀 😀

      öfkeli min woo resmine ben de kopmuştum ilk gördüğümde 😀 bizimkinin maşallah her şeyi otantik, maldivlerden getirilen minerallere kadar! 😀 sevdiğine çok sevindim tatlım, artık küçük siren’de buluşmak üzere (bu sefer erteleme kabul etmiyoruz ona göre :P)

    • Bence Hikaru’nun uc hikayesi de dizi olsa deger. Bi ara ciddi ciddi “Ne yapsak da bunlari Koreli yapimcilara duyursak?” diye kendi kendime dusunmustum. 🙂 Gercekten!

      Hem cok da guzel olurdu. Kore dizisi izlemeye alisanlar bir sure sonra oyunculardan once senariste dikkat etmeye basliyorlar. Biz de “Hikaru’nun yeni hikayesi cekiliyormus, kacirmayalim” vs gibi muhabbetler ederdik. Fan club acardik,.. 🙂

      • @köroğlu: oyyy, kreatif senaryo – pazarlama ekibim de hazır! 😀 😀 sağolun var olun canlar, düşünmeniz yeter 😀 😉 ama MLR’den başlayarak hikayelerin ingilizce’lerini de bloga ekleme fikrim hâlâ aklımın bir köşesinde duruyor… tek sorun, çevirinin çok zaman alması… bi ara uğraşırım belki, kısmet 😛

      • Tebrikler Hikaru Unni!

        Dramabeans’te simdi okudum. Gong Yoo ve Lee Min Jung’un beraber oynayacagi bir dizi dusunuluyormus. Hem de senaryo Hong Kardesler’den.(Bkz: http://www.dramabeans.com/2012/02/gong-yoo-to-go-big-for-next-hong-sisters-drama/ )

        Yani senin daha onceden farkettigin uyumu onlar de nihayet farketmisler. Gerci hala kesin degilmis oyuncular ama, bence olmali. Belki de boyle soylenti yayip gelen tepkilere gore degerlendiriyorlardir.

        (Nereye yazacagimi bilemeyince bari bu yorumun altina yazayim dedim. 🙂 )

      • @koroglu: gördüm canım ben de, sabahtan beri twitter’da milletin başının etini yemekteyim “ilk ben keşfettim bu couple’ı” diyerekten! 😀 😀 inşallah kesinleşir, merakla bekliyorum valla… teşekkür ederim görür görmez beni düşünüp yorum bıraktığın için 🙂

  7. ya çingu Kang Hyuk uma bunu nasıl yaparsın . çok üzüldüm bak ben ona . hem hayalkırıklığı yaşadı , hem sevdiği kız ona başkasını ayarlamaya çalıştı hem de aşkını itiraf edemedi . yazık yaw çocuğa . acımasız çingu 🙂
    young hee de çok tatlı be o da mutlu olsun istiyorum. ji ah da az değilmiş çöpçatanlık işi iyimiş herkese böyle kanka lazım ama bu çocuğa yapılmaz.
    min woo da eski kız arkadaşıyla öyle kavgalı takılıyor ki bunların arasında hala bitmemiş bir şeyler kıvılcımlar var gibi. kız hala seviyo o kesin de . bir de bunlar neden ayrıldı acaba .sen yine ortaya karışık salata yapacaksın belli .bari Kang Hyuk cuğumu çok üzme emi 🙂
    ellerine sağlık yeni bölümde görüşürüz 🙂

    • @winpohu: haha, yaşasın kötülük! 😛 😀 evet bi bölümde sen kang hyuk fanı olmuşsun, daha geçen bölüm tutmaya başlıycam falan diyodun, hemen bu ne şiddet bu ne celal? 😛 min woo-hyo rim olayını çözmüşsün şimdiden, bunlar neden böyle oldu sorusunun cevabını zamanı gelince öğreneceğiz 😉 kang hyuk’cuğu üzüp üzmeyeceğime henüz söz veremiyorum, ama bi güzellik yapmaya çalışırım 😛 😀

      senin de ellerine sağlık canım, yeni bölümde görüşürüz 🙂

  8. Ama Hyo Rim’e yaptığın yakıştı mı şimdi Min Woo.Gerçi nasıl yakışmadı şımarığın önde gideni ünlü velet huh 😀 Hyo Rim sen de kaşındın ama şimdi kabul et.Attırdın çocuğun tasını 😀 Zaten senin en başta böyle bir adama aşık olman hata da gençliğine verelim orasını.
    Yine bir saf kızın arkadaşının aşkını yıllarca anlamaması dramı ile karşı karşıyayız.Yeryüzünden sürün böyle kızları yahu.Bin yıllık kadın içgüdüsü diye bir şey var bunlar zerre nasibini almamış zahir.Nasıl anlamazsın Kang Hyuk’un sana aşkını nasıl.Bir de kız ayarlamaya çalışıyor teallam 😀 Nasıl üzülüyorum sana Kang Hyuk belli değil ama sen elini çabuk tutmazsan gelir alır el oğlu kızı işte öyle.Sen Kang Hyuk’a bir güzellik yaparsın belki he ne dersin.Tüm ezilen kesimler adına yapman lazım.Vatan senden bunu bekliyor.Gençlerimiz yasta ne olacak bu çocuğun hali diye ağlaşıyor.Ben bundan sonra atak Min Woo’yu destekliyorum orası ayrı.
    Ama Soo Hyun acuşşi senin yaptığını da düşman yapmaz.Tamam çocuk çok hatalı da sokakta konulmaz ki insan.Biraz acıma lütfen birazcık çok az.
    Ellerine sağlık kok yeni bölümü heyecanla bekliyorum 😀

    • @egosantrik: ahah, şımarığın önde gideni velet, valla öyle! 😀 hyo rim ne kadar kaşınsa da yaptığı çok ayıptı, cık cık cık 😛 zavallı kızcağız çocuğun güzel yüzüne kanmış işte… genç kızlar bu hikayeyi ibret alarak okuyabilirler! 😀 😀

      ahahah, koreliler söz konusu olunca böyle saflıklar artık gayet doğal karşılanmalı diye düşünüyorum: saf bu kızlar kardeşim; nerde kaldı kadın içgüdüsü? 😛 ama merak etme, ben orayı güzel bi biçimde bağlayacağım 😉

      kang hyuk’a bi güzellik yapmamı isteyenlerin sayısı artıyor… şimdilik aklımdakileri fazla belli etmek istemiyorum ama özellikle son bölümlere doğru fikirlerinize başvurup çoğunluk kimi tutarsa senaryoyu ona göre değiştirebilirim 😉 bu arada sağ gösterip sol vurmuşsun çingu, atak min woo’yu destekliyorsun ha? ee, kang hyuk diyodun iki dakka önce, o nooldu? 😀

      soo hyun acuşi iyi yaptı bence, bizim şımarığın biraz burnunun sürtmesi lazım 🙂 ben bu min woo’ya daha neler neler yapıcığim, kih kih 😀 😀

      sağol kok’cum, yeni bölümü bugün yazmaya başlıyorum 😉

  9. uff son zamanlarda internetten uzak kalmam ve twitter’a da 5 dk girip çıkmam sebebiyle son bölümü kaçırmışım, hem de bir haftayla:/ çok fenaa 🙂

    güzel bi manevrayla ji ah’yı kovulmaktan kurtardın, valla takdir ettim. ben kovulmaması için tek bi sebep bile bulamamıştım. hatta kovulacak sonra min woo ona ihtiyaç duyup çağıracak gibi senaryolar falan üretmiştim ama böylesi daha iyi oldu 🙂

    hyo rim tatlı kız yaa sevdim ben.. ve işin kötüsü hala şımarık min woo’yu seviyor.. bu kızcağız daha çook üzülecek gibi bi his var içimde 😦

    51k’daki sahneler ne güzeldi, ahh bi gün biz de gidebilsek oraya.. swans’s dream’i ayıla bayıla dinledim, çok güzeldi.. bu arada il woo’ya yeniden ısınmaya başladım sanırım, bu bir mucize hikaruu 🙂 kafedeki tatlı halleri, sonra ilanı aşk edememesi falan ne tatlıydı.. ama bu fırsatı kaçırarak büyük hata ettiğini bilmiyor henüz, yazık..

    boys don’t cry aah ne çok severim bu şarkıyı.. bu bölümdeki şarkıların hepsi mükemmeldi.. son sahnede bizimkinin şoförünün eline kalması sonrasında neler olacak çok merak ediyorum, ablası bu çıtır topstarı görünce ne tepki verecek, evin bütünüyle kız eşyalarından oluşması min woo’yu şok edecek mi falan filan.. yeni bölümü geç keşfetmenin faydaları işte, daha yeni bölümü kısa zamanda okuyabileceğim 🙂

    yeni bölümü yazarsan bana twitter’dan faceden falan haber veririsin canım, ellerine sağlık, yeni bölümde görüşmek üzere 🙂

    • @masalevi: evet canım, krizi fırsata dönüştürüp iki bölümü en kısa zamanda ard arda okuyan sen olacaksın 🙂

      senin senaryo da gayet akla yatkınmış, ama ben bölüm sürelerini kısalttığım için kızı kovulup geri dönmekle uğraştırmaya gerek kalmadı, onu bu senaryoyu filme çekecek koreli yapımcılar düşünsün! 😀 😀

      hyo rim tatlı, değil mi? evet, biraz acı çekecek :/

      51K’ya bir gün hep birlikte gideceğiz! hatta yatıya da kalacağız; kaktüs’ün ji sub’ı görmeden ordan gitmemesi için greenpeace eylemcileri gibi kendimizi masalara zincirleyebiliriz mesela 😛 il woo’ya yeniden ısındın demek! yehuu, harika! 😀 min woo’cu tayfa yeterince artmış durumda; şimdi ortamı dengeleyebilmek için kang hyuk’çuların sayısını da artırmaya çalışıyorum 🙂

      boys don’t cry’ı senin sayende dinledim, buraya da aldım, bu vesileyle teşekkür edeyim canım 🙂 kalp hırsızı’nın yeni bölümünde görüşmek üzere 😉 (böyle de itinayla baskı yapılır! :P)

  10. Işık dedi ki:

    Bölümü ancak okudum, yine ba-yıl-dım 😀 Şarkılar çok güzel seçilmiş yine. Hikayenin içinde yaşıyorum sanki.. Ahh.. o yumruk ne işler açacak bakalım? GD saçlı Ji Ah ile Dokgo Jin karakterli Min Woo ❤ ❤ kalp ❤

  11. Hahahaha xdxdxd ayyyyy jj mun o yuz ifdelrini hyal ederk okuyorum dershne kantinini kahkahalrla inletiyorum xdxdxd super bir hikaye ya! Ahhh jj yani ohom sey min woo xd ne mnyak adam davrnislri hrika xd ama onceki blumde ruyasini dyunca bn bile kotu oldm duygulri cok ii yanstiosun gdip sarilip teselli etme istgyle doldum min woo’yu -jj nin o rolde olmsyla alakasi hic yoktur bu srilma tselli etme istklrimin(!) Xp – yni bolumu mrakla bkliom acaba kizla min woo gcmsin bir reerkarnesimi bile dsunuom o ruyadn sonra xd

    • @meli: :))))) sağol canımcım, jj’ini ne hallere soktum diye bana kızmak yerine hikayeyi böyle beğenmen mutlu etti beni 😀 rüyayı görünce teselli edesin geldi demek… o zaman hikaye boyunca bol bol sende min woo’ya sarılma isteği uyandıran sahnelerle karşılaşacaksın (gerçi sen zaten her halükarda sarılmak istersin JJ’e, fazla bişey yapmama gerek yok di mi.. :P) “acaba kizla min woo gcmsin bir reerkarnesimi bile dsunuom o ruyadn sonra” güzel tahmin, bekleyelim görelim efem 😉

      • Tabikide sarilirim firsat olsun yeterki firsatada gerek yok sarilma en sevdigim etkilesimdir ryalrimdada bol bol sariliyrum xd hem ndn kzaymki tmm piskopat bi fani olblrm ama bnun bi kurgu oldgnnda frkndyim fnami okuyup guluyoz bnm sebegin yramzlklrina bn orda olsm suca ortk olurdm cok matrak bnm sebek ^_______________^

      • @meli: hehheh, bilmez miyim? 😛 senin şebeği gerçekte de böyle bi rolle görmeyi isterdim, eminim çok yakışırdı kerataya 😀

  12. Kang Hyuk’a herkes çok üzülecek bell ama ben Young Hee’ye üzülüyorum asıl. Öyle güzel bir kız platonik aşk yaşamamalı 😀
    Çingu ne yaptın yahu. güzelim Hyo Rim’i öyle hayal ettim de çok üzüldüm. Ettiğini bulur inşallah Min Woo haha 😀
    Maldivlerden minerallar, endonezya’dan kahve. min woo tam bir şımarık velet gibi haha. ama 4 milyon won için çekerdim valla ben 😀
    Hikaye çok güzel gidiyor. Okurken bir an olsun sıkılmadım 🙂

    • @Lee: İşte şövalye Lee konuştu: “Öyle güzel bir kız platonik aşk yaşamamalı” Eh, kızlar Kang Hyuk’a üzülürken birinin de Young Hee’yi düşünmesi lazımdı 😉

      Hyo Rim desen öyle: Az çekmedi kızcağız şımarık Min Woo’dan! Ettiğini bulacak, başına çok işler gelecek bizim şımarık yıldızımızın 😉 😀

      Yorumların için topluca teşekkür ediyorum. Yeni bölümde görüşmek üzere 😉

  13. Ahh Min woo’nun egosu!!!Bir işe yaradı ama kızcağız işinden olmadı 😀

    ”ACI ÇEKMEDEN ÖLMEK İSTİYORSAN BURAYA GELLL DEDİM!”
    Min Woo’yla dalga geçersen sonun böyle olur işte kızım düşer tepene boya kutuları 😀 😀 azcık akıllı olsana altta kalır mı bu şımarık yıldız!Kaçışı ve peşinden koşanların hali de bir o kadar güldürdü beni yalnız 😀

    Bu bölümde en çok boya sahnesine sevicem diyordum okurken ama yine tutturamadım.Kang Hyuk’lu bölümü de çok sevdiiiiim!!Bu okuyucu çok kararsız Min woo’yu okurken ilerde o mutlu olsun Ji Ah’la diyor Hyuk’a sıra gelince nayıııııır nolamaz Ji Ah bunu Kang Hyuk’a yapamaz asla asla olmamalı diyor.Beni acayip bir çelişkiye sürükledi bu durum.Ben böyleysem Ji ah napsın demem gerekir ama bırak çelişkiye düşmeyi o saf arkadaşına herşeyden habersiz diye gülerken kendinin bişeyden haberi yok bunun bile farkında değil.Yine de çöpçatanlık faaliyetleri fena değildi Kang’cığım onu sevmese kesin tutardı 😀 😀 bi de çaldırdığı şarkıya ben de bayıldım cidden çok güzel:)) ayy bir de bir de 51 Kafe 🙂 🙂 ben de gidebilecek miyim acaba bi gün oraya,hayali bile güzel ama 😀

    öfkeli Min Woo çok şeker ama o böyle oluyosa öfkelenince sen çok sinirlendir onu hikaruivy 😀 Yalnız bu öfkeli şirin neden tam zamanında aramak zorundaki kızı 2 saniye 2 saniye daha bekleseydi ya!Saf Kang bi daha kim bilir ne zamanı bekler ve o arada da bizim kız min wooya tutulmuş olur.

    Maldivler’den özel getirtilmiş minerallereyse diyecek söz bulamıyorum!!Min Woo yaaaaa 😀 😀 😀 😀 😀

    Ellerine sağlık Hikaruivyyy ^^

    • @canlina: 😀 😀 Haklısın valla şekerim, Min Woo’yla dalga geçilmezzz, koskoca bir yıldız o! 😀 İntikamı feci oldu 😛

      Kang Hyuk’lu bölümü sevdiysen benzerlerinin yakında geleceğini müjdeleyebilirim 🙂 O çelişkili ruh halleri bana da çok oluyor; özellikle iki aktörü de seviyorsam (şimdi olduğu gibi) hangisi kaybederse etsin fecii üzülüyorum 😛 Burda da (kendim yazdığım halde) muhtemelen öyle olacak :/

      51 cafeye bir gün hep birlikte toplanıp gitcez! 😀 Bu gidişle o da olur, ceycung’u ankara’da canlı canlı gördüğü(n)müz bir evrende bu olmayacak şey değil yani 😀 😀

      Ahaha, Min Woo’nun sen bir de uyuyan hallerini gör diyorum 😉 Bir sonraki bölümde 😉

      Sağol canım, senin de yorumlayan ellerin dert görmesin 😀

  14. harmonyhalmeoni dedi ki:

    Ahahaha, gülmekten ağzım eğrildi. Dün okumuştum ama yorum yapamadan çıktım netten. Bugün de bir kez daha okudum, kıkır kıkır gülüyorum şu an. 😀
    Şimdi nerden başlasam, kızın kovulmaması iyi oldu, ben “Uuuh, bitti” deyip gözleri yummuştum ki çocuğun patronunu görmesi olayını okuyunca gülmekten yerlere yattım, ani duygu değişimi diye buna denir. “Dövdü seni haaa?” Döver valla, kızın üzerine çık, sonra da yumruk yeme, çok şey istiyorsun be Min Woo, çooook. 😛 “Milyon dolarlık yüzüme nasıl vurursun?” Şimdi çocuk da haklı, o yüze azıcık daha az sert vurulabilirdi, canın acımadı di mi JaeJoong? (Yani pardon Min Woo 😛 )
    Boya olayı süperdi, hak etti kız, yok neymiş “köpekler senden hastalık kapmadığı için memnundur” yok efenim “biz sanki anlamadık, seni dövmüşler” filan, yürü git kızım, tepemizin tasını attırma şurda! Gıcııık! >.< Yalnız ben bu kızda "sevgisini içine gömmeye çalışan, beceremeyince de çamur at atabildiğin kadar, sinirlenince içinin soğur" tipi görüyorum. Bu kız tehlikeli, valla tırstım. O_o Zamanında aralarında ne geçmiş merak ettim yani…
    Bu arada Berna gibi Ji-ah da çöpçatan çıktı, biliyordum biliyordum! 😛 Gerçi Berna'nınki tutmuştu da bunda teknik hatalar vardı. 😀 Yanlış adamları seçtin güzelim, olmazdı onlar, cıks. Bir de kız Kang Hyuk'a kör muamelesi yapıyor ama onun kendisini sevdiğini görmeyerek asıl körlüğü kendisi yapıyor… Ayıp ayıp, böyle peşin hüküm başa bela. 😀 Yalnız çocuk her şeyi anlayıp da "Bunu neden yaptın şimdi Ji-ah" diye sitem etti ya, orda içimde bir şeyler kırıldı, ah kıyamam kiii… TT Ben bu ikiliye çok üzüleceğim gibi geliyor, yazık canım yaa, platonik takılmaya devam sevgili Kang Hyuk, napalım kader kısmet… Ağlama değmez hayat bu göz yaşlarına…
    Evden kovulmasına ayrı bittim, adama bak, her şeyi planlamış! O_o Hak etmedi değil çocuk, valla bu ona az. Azıcık burnu sürtülsün beyefendinin alla alla! Yok öyle yan gel yat, demi? Klişe yıkmakta ustasın bu arada, bir menajerin ünlü bir starı evden atmasını bir daha hiçbir yerde göremeyiz sanırım, bu adam çok kafa ya! Menajer fightingg! \(^_^)/
    Sonracığıma sonu çok güzeldi. “Otele değil canım,” dedi asık suratla, “Size gidiyoruz!” “HAAA???!!!” Böyle kalırsın işte, aldın başına belayı kızım, çekecek çilen var! Gerçi o maaşa bu kadar iş az bile az… Yuh ya, nerede görülmüş böyle maaş? Hele ki JaeJoong gibi bir taşın şoförü olmak için… Öhö öhö yani Min Woo, ay neyse anladın sen onu. 😉 😀 Tamam çekilmez bi tip ama safın önde gideni, kötü niyetli değil, bu da bişidir. =) Bu arada diğer bölümün adına baktım da çaktırmadan, kız cidden aldı başına belayı, hadi hayırlısı… Görüşürüz, ben diğer bölüme uçuyorum. Sevgiler. ^^

    • harmonyhalmeoni dedi ki:

      Ay hep böyle yapıyorum, yorumu gönderince “A şunu da yazsaydım” diyorum, uf pardon böyle flood yapıp durduğum için… Şey dicektim: Bu 51 Cafe neresidir acep? Teşekkürler, hoşçakalın efenim, bu sefer cidden gittim. ^^”

      • @harmony: olsun canım, dert değil 😉 51 cafe so ji sub’ın ünlü cafe’si, bak burda kaktüs anlatmıştı: http://kaktuscicegi.wordpress.com/2011/07/18/so-ji-sub-haberler-i/ bir gün hep birlikte gideceğiz inşallah! 😀 😀

        JJ’in suratı bence feci acımıştır 😀 bu senaryoyu ona yollasam “bana yapmadığını bırakmamışsın, hayırdır, gizli bir hıncın mı var??” diyecek çocukcaaz…

        hyo rim’den tırsan ve onu sinsi bulan ilk okuyucum oldun, haha 😀 bilemem acaba öyle biri mi? 😛 min woo ile ortak geçmişlerini yavaş yavaş öğreneceğiz 😉

        yazarlarının karakteri oyunculara yansıyor galiba, ji ah’yı da çöpçatan yapmışım fark etmeden 😛 ama berna’nın aksine ji ah biraz beceriksiz çıktı… daha doğrusu senin de dediğin gibi yanlış çift seçti :/ kang hyuk’a da yazık oldu di mi, ahh nedir bu 2. oğlanların çilesi?!

        öte yandan menajerimiz süper, ona ben de bayılıyorum 😀 min woo’yu bir tek o yola getirebiliyor. en azından şimdilik 😉

        “Yuh ya, nerede görülmüş böyle maaş? Hele ki JaeJoong gibi bir taşın şoförü olmak için… Öhö öhö yani Min Woo, ay neyse anladın sen onu.” Ahahaha, burda çok güldüm, sen çok yaşa e mi Harmony?? 😀 Ayrıca evet, uri Min Woo feci kaprisli olsa da saf ve iyi niyetli oluşuyla gönlümüzü kazanmasını biliyor 😉

        Ellerine sağlık tatlım, ben de diğer yorumuna geçiyorum ^^

  15. Öncelikle eline sağlık.

    Ve Kimbap’ın tahminleri patlar 😀
    Demek Young Hee Kang’a yanık. Eh anlamak zor değil. Anlayamadığım nasıl Ji Ah’ın ona karşı bir şeyler hissetmediği. Belki geçmişte hissetmiştir ha, lise zamanlarında, olamaz mı? Hala umutsuzca haklı çıkmayı bekliyorum. Ancak bir beyaz atlı prens daha çıkmayacaksa bu Ji Ah ya Min Woo’ya varacak ya da Kang’a. Şimdilik 2. seçeneği desteklesem de Min Woo’nun tüm gıcıklığına rağmen şirinliğini görmezden gelemem (pardon içime bir an Hyo Rim kaçtı)
    Yalnız Ji Ah gibi arkadaşım olsun, tüm dünyaya borcum olsun. Taş gibi erkeklere yamamaya çalışan arkadaşlar kolay bulunmuyor azizim. Resmen canını dişine taktı.
    Bilemiyorum bakalım, Ji Ah bu kararlılıkla Min Woo’nun odunluğunu da törpüler gibi. Ama Kang 😦 Şimdiden mendilimi hazırladım onunçün.

    • @kimbap: ahah, daha tahminler yeni başlıyor, yeni ısınıyoruz 🙂 young hee’yi anlamak zor değil, evet. ji ah konusunu dediğim gibi bölüm 8-9 cıvarında çözümleyeceğiz. ama nokta atışı yapmışsın burda, umutsuzca falan değil basbayağı haklısın yani 🙂 “Ancak bir beyaz atlı prens daha çıkmayacaksa bu Ji Ah ya Min Woo’ya varacak ya da Kang’a” ehh, haliyle 😀 😀 iki tane oppa yeter de artar, diziyi fazla kalabalıklaştırmayalım, sonra salyası akan ergen kızlar yüzünden blogumu sel basıyor, askjasakakl 😀

      bu arada min woo’ya hafiften ısınmışız bakıyorum? 😉 ama şirin cidden, bir gu jun pyo, bir dok go jin, kim joo won şirinlik+gıcıklığını bünyesinde barındırıyor 🙂

      ji ah gibi arkadaş cidden dostlar başına! yani mesela benim de geçmişte çok çöpçatanlık girişimlerim oldu, ama böyle taş bir elemanı bulsam kendime yapmaya çalışırdım, ne başkasına ayarlıycam? alla alla…

      seni de yavaştan kang’cı cepheye gönderiyoruz o halde ^^ mendilleri hazır edin, son bölümlerde çok ağlatıyorum kangcıları 😀 teşekkür ederim, çok eğlenceli bir yorum olmuş ^^

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s