Birinci Bölüm: “Olaylı bir gün”


All American Rejects – Gives you hell

Kim Ji Ah

15 kasım 2011 günü, Ji Ah’nın 29 yıllık hayatındaki en kötü günlerden biriydi: Saat daha sabahın 11’i olduğu halde genç kız üç gündür uyumadan çalışmış gibi bitap düşmüştü. Sadece yorgun olsa gene iyi, Ji Ah aynı zamanda bir savaş esiri kadar perişandı: Yüzüne pastel boyayla garip bir şekil çizilmiş (Ki Woong bunun Noel ağacı olduğunu iddia ediyordu), elbiselerine Ki Woong’un yemeyi reddederek kendisine doğru fırlattığı ramen parçaları yapışmıştı; saçlarında ise Ki Woong’un tepesine tırmanıp özenle (!) yerleştirdiği tam üç tane kocaman sakız parçası sallanıyordu. Zavallı Ji Ah bu haliyle kafayı kırmış bir dilenciyi andırıyordu. Genç kız tüm canavarlıklarına rağmen enerjisinden bir gram kaybetmeden oradan oraya koşturan küçük çocuğa yalvarırcasına seslendi:

“Ki Woong-ah, lütfen, lütfen biraz dur! Bak birazdan baban gelecek, ortalığı biraz toparlamam gerek! DUR, DUR! Akvaryuma dokunma, balıklardan ne istiyorsun?!”

Çok geç! Ki Woong ona aldırmadan yeni kurbanlarını seçmiş, bu hafta tam üçüncü kez yaptığı gibi akvaryumu sallamaya ve içindeki iki balığı (zavallıcıklar telef ola ola iki tanecik kalmışlardı) dışarı fırlatıp fırlatamayacağını test etmeye girişmişti. Gerçekten de akvaryumun gemi gibi sallanmasına dayanamayan balıklardan biri dışarı fırladı. Aslında sallantı balığın dışarı düşmesine yetecek kadar değildi, ama Ji Ah zavallı hayvancıkların intihara meyilli olmasının bir sürpriz olmadığını düşünüyordu: Kim her gün canına kast edildikçe depresyona girmezdi ki?

Genç kız hemen koşturdu, yerde çırpınan balığı eline alıp akvaryuma geri attı. Sonra da Ki Woong’un kulağına yapışıp çocuğu sertçe ileri geri sallamaya başladı: Artık canına tak etmişti!

“Sen ne halt ediyorsun?! Yazık değil mi hayvanlara?? Yeter be, nedir senden çektikleri?! Benim senden çektiğim nedir ulan?!”

Ji Ah kendini kaptırmış, Ki Woong’un kulağını burdukça buruyordu. Küçük oğlan bakıcısını ilk defa bu kadar öfkeli görüyordu. İlk andaki şaşkınlığı kulağının acısıyla birleşince yerini büyük bir korkuya bıraktı, küçük çocuk birdenbire haykıra haykıra ağlamaya başladı!

Ji Ah birden kendine geldi. Hemen çocuğun kulağını bıraktı, diz çöktü:

“Ki Woong-a, özür dilerim! Özür dilerim tatlım, ne olur ağlama!”

Fakat nafile… Şımarık oğlan dadısının özür dilediğini duyar duymaz daha da çok bağırarak ağlamaya başladı. Ji Ah ise paniğe kapılmıştı, ne yapsa da şu çocuğu sustursaydı acaba? Ah Tanrım, birazdan bay Park gelecek ve oğlunu kıpkırmızı bir suratla bağıra bağıra ağlarken görecekti!

“BURDA NELER OLUYOR??!”

Ve işte korktuğu başına gelmişti: Salonun kapısında bay Park asık bir suratla ve tüm korkutuculuğu ile dikiliyordu. Ki Woong ağlamaklı bir sesle “abuciiiiii!” diye bağırarak babasına doğru koşturdu, Ji Ah ise yüzünde yenilmişlik dolu bir ifadeyle ayağa kalkıp kaderini beklemeye başladı.

“Sana burada neler oluyor dedim!” diye gürledi bay Park. “Oğlumu ağlatmaya utanmıyor musun, ha?! Cevap ver bana!”

“Abuciii, noona beni dövdü!” diye sızlandı Ki Woong. Ji Ah ona hayretten irileşen gözlerle baktı: Ne dövmesi ya?! Sadece azıcık kulağını çekmişti…

“NEE?!!!” diye kükredi bay Park. Hızlı adımlarla yürüyüp genç kızın karşısına geldi, ağzından tükürükler saçarak:

“Sen ne halt ettiğini zannediyorsun?!” diye gürledi. “Oğluma dokunma hakkını sen nerden buluyorsun ha?! Madem öyle, al bakalım!”

Böyle deyip elini kaldırdı, genç kızın yüzüne sıkı bir şamar indirmek üzere hızla savurdu. Ama Ji Ah artık kendine gelmişti. Kendisine doğru hızla gelen ele gözlerini bile kırpmadan baktı, ve birdenbire orta yaşlı adamın kolunu dirseğinden tutup büküverdi!

“Oğlunuzu dövmedim ben!” diye bağırdı, “Sadece kulağını çektim! Zavallı balıkları neredeyse öldürecekti!”

Zengin adamın gözleri hayretle açılmıştı. Bu kırılgan görünümlü kızın bu kadar güçlü olduğuna hayatta inanmazdı! Can acısıyla kekeleyerek:

“Bı-bırak beni!” diye tısladı, “Bırak diyorum! Kovuldun Kim Ji Ah! Seni kovuyorum!”

“Hayır, siz beni kovamazsınız!” diye bağırdı Ji Ah da. “Siz beni kovmuyorsunuz tamam mı? Ben istifa ediyorum!”

Ve sertçe eski patronunun elini bıraktı, bir hışımla yürümeye başladı. Bir yandan da “siz beni kovmuyorsunuz, ben istifa ediyorum!…” lafının kendisine nerden tanıdık geldiğini düşünüyordu (birkaç akşam önce izlediği nostaljik bir Türk filminden olduğunu çok sonra hatırlayacaktı…)

Ji Ah hızlı hızlı yürüyüp evden çıkmak üzereydi ki, birdenbire zınk diye durdu. Bir an düşündü, sonra geri dönüp hızlı hızlı yürüyerek odanın ortasına kadar geldi.

Bay Park ve oğlu hâlâ az önce olanların şokunda, oldukları yerde kalakalmışlardı. Ji Ah’nın geri döndüğünü görünce bay Park bir an gerildi, kendini korumak istercesine iki elini önünde çaprazladı. Ji Ah ise fıldır fıldır gözlerle sağa sola bakıyordu. En sonunda aradığı şeye gözü takılınca hızla koşturdu, bu arada önüne gelen Ki Woong’u itekledi. Küçük oğlan cıyaklayarak düşerken Ji Ah elindeki poşeti zafer kazanmış bir ifadeyle kaldırdı. Hemen akvaryuma koşturup Japon balıklarını bir miktar suyla birlikte poşetin içine aldı, poşedin kafasını da sıkıca bağladıktan sonra pis pis bay Park’a baktı:

“Ayrıca bundan sonra eve hayvan almayın tamam mı?! Zavallıların psikopat oğlunuzun elinden çektikleri yeter!”

Ve şaşkın adamın bir şey demesine bile fırsat bırakmadan sertçe saçlarını savurup hızlı adımlarla evden çıktı…

Protect the Boss OST – Let us just love

Song Soo Hyun

Menajer Song Soo Hyun’un günü de pek parlak geçmiyordu: Orta yaşlı adam otelinin lobisinde oturmuş, aynı numarayı tam on dokuzuncu kez ararken bir yandan da ağız dolusu küfrediyordu: “Açsana be adam! Gene nerelerdesin ulan?! Call of Duty oynuyorsun değil mi?! Yoksa uyuyor musun??”

İkisi de değildi aslında: Tam o esnada Min Woo kocaman tripleks evinin orta katındaki yüksek tavanlı ferah salonda bembeyaz deri koltukların üzerine uzanıp mayışmış bir halde elindeki ipad’i kurcalamakla meşguldü. Genç adam yazdığı her tweet’in daha beş dakika bile olmadan yüzlerce takipçisi tarafından retweet edilmesinden dolayı son derece keyifliydi, elindeki iPad’i bir türlü bırakamıyor, bir yandan da yazabileceği başka ilginç laflar düşünüyordu (gerçi şimdiye kadar yazdıklarının retweet edilme hızına bakılırsa fazla ilginç bir şey demesine de gerek yoktu: “Günaydın! Bugün Seul’de güneşli ama soğuk bir hava var” yazması bile binlerce insanı coşturmaya yetiyordu!)

Cha Min Woo

Genç yıldız, salonun diğer köşesinde kim bilir kaçıncı kez çalmaya başlayan telefonu duyunca yüzünü ekşitti: Deminden beri arayan kişi her kimse kendiliğinden vazgeçip kapatmasını bekliyordu ama anlaşılan karşıdakinde bunu anlayacak kafa yoktu. “Kesin bizim ihtiyar keçi arıyor,” diye düşündü –menajeri kırk iki yaşındaydı; 27 yaşındaki genç stara göre kırkın üzerindeki herkes ihtiyar sayılırdı- ve somurtarak kanepeden kalktı, ayaklarını sürüye sürüye gidip telefonu çalmakta olduğu büfenin üzerinden aldı. Arayana göz atınca yanılmadığını gördü: Gerçekten de ihtiyar keçiydi. Can sıkıntısıyla açtı:

“Alo?”

“NERDESİN SEN?!!!” diye gürledi Soo Hyun telefonun diğer ucundan. “Tam yirmi dakikadır sana ulaşmaya çabalıyorum, neden telefonunu açmıyorsun?!”

“Öfff, uzatma Hyung, açtım işteee,” diye esnedi Min Woo. “N’oldu, niye arıyorsun?”

“Şoförün işi bırakmış…”

“Aa, hadi yaa?” dedi Min Woo şaşkınlıkla. Soo Hyun telefonun diğer ucunda derin bir nefes koyverdi: Adama bak ulan, bundan nasıl haberdar olmazdı?!

“Adamcağıza ettiğin eziyetler canına tak etmiş demek ki,” diye tısladı. “Zaten senin çocuksu kaprislerin yüzünden gecesi gündüzü belli olmadan çalışıyordu; ayrıca koruman mıdır, sekreterin midir belli değildi… Sana kaç kere söyledim bu adamı da elinden kaçırma, sana her ay yeni bir şoför bulamam diye!”

“Bulursun bulursuuuun,” dedi Min Woo çocuksu bir sırıtmayla. Sonra en tatlı sesini takındı: “Aman da benim Hyung’um çok mu akıllıymış? Aman da çok mu becerikliymiş?”

Soo Hyun telefonun diğer ucundan “YAAA!” diye gürleyince Min Woo yarım metre zıplayıp telefonu tutan elini kulağından olabildiğinde uzaklaştırdı. Sonra yine korka korka geri getirdi ve mahcup bir çocuk gibi sırıttı: “Aman da benim Hyung’umun sesi ne kadar da gürmüş…”

“Dün gece zavallı adama “gel birlikte uyuyalım” demişsin! Bu saçmalık da ne demek oluyor?!”

“Valla kötü bir niyetim yoktu,” diye sızlandı Min Woo, “Hem ayrıca ben deli miyim, çıtır yirmilik kızlar dururken kırk yaşında bir adama o biçim hisler besleyecek değilim ya??” Sonra çocuk gibi dudağını büktü, ağlamaklı bir sesle: “Dün gece gene o korkunç rüyalarımdan gördüm Hyung!” diye sızlandı, “Çok koyktuuuuum! Hyung, sen de burda yoktun, koca malikanede tek başımaydım! Ben de şoförü arayıp derhal gelmesini söyledim, sonra da ben uyurken benle aynı odada durmasını istedim. O yanlış anladıysa benim suçum ne şimdi?!”

“Lan salak herif, adam şimdi gidip “ünlü yıldız Cha Min Woo bana eşcinsel ilişki teklif etti” diye haber kanallarına çıksa ne halt edeceğiz ha? Medya “bi skandal olsa da köpürtsek!” diye yer arıyor, derdimizi bir türlü anlatamayız. Sonra al başına belayı! Adın bir kere gay’e çıkarsa ömrübillah bu lekeyi silemeyiz, anlamıyor musun?! Ben burda taaa Japonya’larda senin için iş bağlamaya çalışayım, sense orda saçma sapan hareketlerinle bir çuval incili berbat et! Aferin, cidden bravo!”

Min Woo esnemeye başladı: Soo Hyun’un uzadıkça uzayan nutku onu fecii halde sıkmıştı. En sonunda: “Eee, neyse, sen buraya gelince konuşuruz,” dedi. “Hadi beni tutma işim var…”

“Ne işin var? Bana bak, bugün saat 3’te reklam filmi çekimin var, unutmadın değil mi?”

Min Woo bir an durdu: Kahretsin, tamamen unutmuştu! Ama kendini hemen toparladı, en cool olmaya çalışan sesiyle:

“Tabii ki unutmadım,” dedi, “High Cut içindi, değil mi? Hani şu serseri çocuk konseptli olan…”

Soo Hyun suratında “benle dalga mı geçiyorsun??” ifadesiyle bir an durdu. Fecii gıcık olmuştu, ama sabırlı olmaya çalışan bir biçimde:

“Hayır, o gelecek haftaki moda çekimi…” diye tane tane konuştu, “Bugünkü çekim parfüm reklamı için, Hyo Rim-şi’yle birlikte rol alıyorsunuz, hatırladın mı?”

“Haaa, evet, tamaaam…” dedi Min Woo. Sonra yeniden sızlanmaya başladı: “Ama Hyo Rim’le çalışmak istemiyorum ben yaaa! Şirooo! Andueee! N’olur arayıp iptal et Hyung!”

“Biçosso??” diye bağırdı Soo Hyun. Sonra hemen kendini toparladı, daha ikna edici bir ses tonu takınmaya çabaladı: “Oğlum manyak mısın, ikinizin kariyeri için de harika bir adım olacak, fotoğraflarınız boy boy dergileri, internet sayfalarını süsleyecek… Ayrıca ayrılsalar bile dost kalabilen örnek çift imajınızı pekiştirmiş olacaksınız, daha ne olsun?!”

“Ama kim eski sevgilisiyle poz vermekten hoşlanır ki?” diye mızmızlanmaya devam etti Min Woo. “Hem o kız manyağın teki! Banane, banane, gitmiycem ben işte!”

Soo Hyun dişlerini sıktı. Elindeki telefonu yere atıp üzerinde tepinmemek için kendini zor tutuyordu! Bağırmamak için insanüstü bir çaba sarf ederek en son kozunu oynadı:

“Eğer bugünkü çekime gitmezsen yemin ediyorum eve geldiğimde ilk işim Xbox’una ve iPad’ine el koymak olacak! O yüzden şimdi kaldır kıçını ve hazırlan! Birazdan bugünlük ayarladığım geçici şoför kapıda olacak. Giyeceğin kostümlere çekim yerinde karar vereceksiniz. Tamam mı? Anlaşıldı mı??”

Karşıdan Min Woo’nun “Yaaa Hyuuuunggg, of ama yaaa!” diyen sesi geldi. Soo Hyun: “İşte o kadar!” deyip çat diye telefonu genç adamın suratına kapattı. Sonra derin bir soluk aldı ve elleriyle şakaklarını ovuşturmaya başladı: Min Woo aktörlükte ne kadar yetenekliyse, gerçek hayatta da o kadar çekilmez biriydi! O sırada gözü resepsiyonun yanındaki gazetelikte duran bir genç kız dergisine takıldı: Kapakta Min Woo’nun resmi vardı, altında da “Kore’nin parlayan yıldızlarından Cha Min Woo genç kızların yeni ilahı” yazıyordu. Soo Hyun acı acı güldü, sonra da dişlerini gıcırdattı: “Kıçımın ilahı!” Ve hızla ayağa kalkıp bir asprin bulmak üzere odasına doğru ilerledi. Min Woo’yla her konuşmasından sonra olduğu gibi başına feci bir ağrı girmişti.

Min Woo ise telefon suratına kapanınca bir an “Alo? Alo??” diye inanmaz bir halde ahizeye bakakalmış, sonra da bu işten kaçışı olmadığını fark edip küçük şımarık bir çocuk gibi yerinde tepinmeye başlamıştı. Off yaaa, gene Hyo Rim’le yüz yüze gelecekti, of yaaaa! O kadar gıcık olmuştu ki, sinirden gidip kanepedeki yastıkları yumruklamaya başladı. Hıncını alamayınca sağına soluna göz gezdirdi, az ötede Hyung’un doğumgününde aldığı kocaman bambu bitkisini görünce gözleri parlayarak oraya doğru koşturdu, bambuyu kırmak ister gibi bir tekme attı:

“Al sana pis Soo Hyun! Al ded-AAAAHHH!”

Ne yazık ki tekmesinin geleceği yeri tam hesaplayamamış, ayağı ağacın gövdesi yerine seramik saksıyla buluşmuştu! Min Woo acıdan bağırarak ayağını tuttu, “Auuuuu! Auuuu!” diye sesler çıkararak odanın ortasında zıplamaya başladı.

Myung Wol the Spy OST – track 4

“Aferin Ji Ah! İyi halt ettin gerçekten! Şimdi işsiz ve parasız nasıl hayatta kalmayı düşünüyorsun acaba?!”

Ji Ah, Seul sokaklarında bir elinde balık poşedi, depresif bir biçimde ağır adımlarla ilerlerken kara kara düşünüyordu. Bay Park’la öyle kavgalı gürültülü ayrılması hiç iyi olmamıştı. Adamın iş dünyasında acayip bağlantıları vardı; Ji Ah artık bir finans şirketinde iş bulabileceğini hiç zannetmiyordu! Gerçi düşününce… zaten bir finans şirketinde çalıştığı söylenemezdi ki?! Genç kız bundan birkaç ay önce büyük bir hevesle işe başladığı yeni şirketinde kendisine patronun özel sekreteri olacağı söylendiğinde bu işin çıka çıka canavar bir çocuğa dadılık yapmak çıkacağını bilseydi, arkasına bakmadan oradan kaçardı! Ama işe bir kere başlayınca bu kadar kısa sürede ayrılmasının CV’sinde iyi durmayacağını bildiğinden dişini sıkmış, küçük canavara katlanmaya çabalamıştı. Ama sonunda eline ne geçmişti? Kocaman bir hiç! Şimdi başladığından da kötü bir yerdeydi… Bundan sonra nasıl iş bulacaktı Tanrım?! Ya ablasına ne diyecekti?! “Unni beni kesin öldürecek!” diye geçirdi içinden.

Genç kız umutsuzca yürürken sağından solundan geçenlerin kendisine ya acıyan gözlerle ya da kahkaha atmamak için zorlanarak baktıklarını görünce birden saçlarının halini anımsadı ve elini başına götürdü. Ve bunu yapar yapmaz da içindeki sıkıntı bir kat daha arttı: Sakızlar üç ayrı yerde nerdeyse saç diplerine kadar yapışmışlardı, olamaz yaaa! Genç kız iğrenerek “aişşşhh!” diye haykırdı, sakızları saçlarından temizlemeye çabaladı, ama nafile: Kendi yapabileceği bir iş değildi bu. Ji Ah “Nedir benim bu çilemm?” diye ağlamaklı bir halde az ötede gözüne ilişen “kuaför” yazısına doğru ilerledi.

Jung Kang Hyuk

Aynı esnada Kang Hyuk küçük dükkanında genç kızlardan oluşan kalabalık bir müşteri grubunu uğurluyordu. Kızlar kıkırdaşarak çıkarken kendi kendine gülümsemeden edemedi: Liseli miniklerin her gün okul çıkışı koştura koştura dükkanına gelmeleri artık kanıksadığı bir durumdu. Yedi sene önce mahalledeki küçük kitapçı dükkanını işletmeye başladığından beri bu böyleydi, dükkanın yakınındaki lisede okuyan tüm genç kızlar bu yakışıklı kitapçı oppa’yı kısa sürede keşfedip kitapçının müdavimi olurlardı. Kang Hyuk bıyık altından güldü: Eh, bu sayede her biri iyi bir okur oluyorlardı işte, fena mı? Dükkana gelmek için bahane bulabilmek adına her hafta üç kitap bitirenleri bile vardı ki, Kang Hyuk zavallıcıkların kitapçı abilerini hiçbir zaman tavlayamayacaklarını anladıkları andaki gönül kırıklıklarını dopdolu bir beyinle telafi edebileceklerini düşünüp vicdanını avutuyordu.

Evet, liseli çıtırlar kendisini hiçbir zaman tavlayamayacaklardı: Çünkü Kang Hyuk, zaten tam on dört senedir tek bir kadına âşıktı. Ondan başkasını gözü de gönlü de görmüyordu. Üstelik ona kavuşmasına o kadar az kalmıştı ki! Genç adam duvarda asılı olan takvime bir defa daha göz atınca içine dolan neşeye engel olamadı: 15 kasım… Sadece 45 gün daha! 31 Aralık gecesi saat 12’ye yaklaşırken onu bundan tam on iki yıl önce birbirlerine o sözü verdikleri yere, yani nehir kenarındaki gizli yerlerine götürecek, ve havai fişekler altında o günü hatırlatacaktı.

Genç adam o akşam yapacağı sürprizleri düşünüp kendi kendine gülümsemeden edemedi. “Evet küçük hanım, hayatının şokunu yaşamaya hazır ol, benden asla beklemeyeceğin kadar romantik bir adam olacağım!” diye geçirdi içinden. Ve önündeki kitabı (Aragon’dan şiirler) açtı, kaldığı yerden okumaya geri döndü:

“Sana büyük bir sır vereceğim

Zaman sensin…”

Flower Boy Ramyun Shop OST – Happy

“Maalesef hiç umut yok güzelim…” dedi şişman kuaför kadın. Bir yandan da başını iki yana sallayıp cık cıklamayı ihmal etmiyordu: “Zaten sen bu saçları nasıl bu hale getirdin anlamadım ki…”

Ji Ah aynadaki aksine umutsuz bir bakış attı: Başındaki sakızlar saçlarına fena yapışmışlardı; saçlarını kısack kestirmediği sürece de bunlardan kurtuluş mümkün görünmüyordu. Genç kız dişlerini sıktı: Ki Woong piçi bakıcısı olduğu yedi hafta üç gün boyunca saçlarına yapmadığını bırakmamıştı: Saçlarını çekmeler, üzerine yemek fırlatmalar, en nihayet bugünkü durum… Ji Ah dişlerini gıcırdatıp: “Ah ulan ah, keşke istifa etmeden önce veledi bir güzel pataklasaydım!” diye gerçirdi içinden. Sonra da aldırmaz bir tavırla kuaföre döndü:

“Ne yapılması gerekiyorsa öyle yapın Ajumma…”

Kuaför kadın: “Tamam o zaman, sen hiç meraklanma, ben sana en yeni modaya uygun süper bir kısa saç modeli keseceğim!” dedi hevesle ve Ji Ah’nın güzelim lüle lüle saçlarını kesmeye girişti…

Yaklaşık kırk beş dakika sonra Ji Ah ağzı şaşkınlık ve hayalkırıklığından bir karış açık halde, aynadaki aksine bakıyordu.

“Şa-şa-şa-şaka yapıyorsun!”

Kuaför kadın hemen savunmaya geçti:

“Ne var canım, şimdi moda bu! Bütün gençler saçlarını bu model kullanıyorlar!”

Ji Ah ağzı hâlâ açık, gözleri öfkeden seğirerek kuaföre döndü:

Ji Ah'nın yeni saçları...

“Evet, doğru diyorsun: G-Dragon ve onu taklit eden liseli veletler saçlarını böyle kullanıyorlar…”

Sonra ağlamaklı bir halde aynadaki yansımasına dönüp bir çığlık attı: “Ama ajumma, ben ne bir Hallyu yıldızıyım, ne de on beş yaşında bir velet! Ben yirmi dokuz yaşında bir kadınım! Bu civciv sarısı, dik dik saçlar nedir yaaa???!!”

“Ne varmış canım, gayet de güzel oldu… Hem ben sana sordum sarıya boyayalım mı diye, sen de evet dedin.”

“Böyle olacağını ne bileyim?? Ajumma, palli palli, geri eski rengine boya saçlarımı, hadi!”

Ji Ah böyle deyip kuaförün ellerine yapıştı. Kadınsa hiç yüz vermedi: “Olmaz… Aynı gün içinde ikinci kez boyarsam saçlarını yakarız, kel kalırsın! En az bir hafta beklememiz lâzım…”

“NEEE?!!” Ji Ah başına gelenlere inanamıyordu! Liseli çete liderlerine benzerken bir hafta nasıl bekleyecekti yaa? Üstelik en kısa zamanda iş araması gerekiyordu, ablası işten atıldığını öğrenirse kopacak kıyameti düşünmek bile istemiyordu. Ve bu saçlarla hiçbir iş görüşmesine gidemezdi!

Ancak az sonra kuaförden adeta kovulurcasına atıldığında genç kızın morali işten ayrıldığı andakinden de bozuktu. Kuaför kadın “ben bu sorumluluğu alamam, kel kalırsın” deyip saçı eski rengine boyamayı reddetmiş, onu ite kaka dükkanından göndermişti. Ji Ah sokakta yürürken tüm gözlerin kendisine çevrildiğini gördükçe ezilip büzülüyordu.

Neyse ki Kang Hyuk’un dükkanı çok uzakta değildi. Ji Ah arkasından atlı kovalıyormuşçasına paldır küldür attı kendini içeri.

Kang Hyuk ilk anda korkuyla yerinden sıçramıştı, ama gelenin Ji Ah olduğunu görünce yüzüne keyifli bir gülümseme yayıldı:

“Aaa, n’aber Ji-Ah? Sen bu saatte burda ne arıyorsun, işte olman ge-“

Genç adamın lafı ağzında kaldı: Ji Ah’nın civciv sarısı saçları ve perişan kıyafetini fark edince ağzı şaşkınlıkla açılırken Ji Ah yığılır gibi karşısındaki sandalyeye oturmuştu:

“İğrenç, korkunç, berbat bir gün geçiriyorum kanka! İşten atıldım, üstelik patronla çatır çatır kavga ederek ayrıldım! Adam bana tokat atmaya kalktı, inanabiliyor musun?! Ben de buna izin verecek değildim ya, büküverdim bileğini! Hah, bana tokat atacak adam daha anasının karnından doğmadı bee!”

Kang Hyuk şaşkın şaşkın başını sallayabildi. Sonra titreyen parmağıyla genç kızın saçını işaret etti: “Ama… saçlarına ne oldu Ji Ah?!”

Ji Ah’nın az önceki bıçkın tavrı yerini yeniden ağlamaklı bir kız çocuğu ifadesine bıraktı:

“Onu hiç sorma! Bay Park’ın oğlu şeytan velet Ki Woong saçlarıma sakız yapıştırdı! Kökünden kestirmek zorunda kaldım!!! Sonra bir de kuaför ajummanın gazına geldim, bu bok sarısına boyattım! –Ji Ah umutsuzca saçına dokundu- İğrenç oldu, iğrenççç! Çok çirkin olmuşum değil mi, böhüüüü!”

Ji Ah bir anda yüz seksen derece mod değiştirip hıçkırmaya başlayınca zavallı Kang Hyuk’un eli ayağına dolandı, genç adam heyecanla atıldı:

“Dur yav, ağlama! Hiç olur mu? Sen her halinle güzelsin be kızım!”

Ji Ah başını kaldırıp çocuksu bir yüzle baktı ona: “Cidden mi?”

Kızın yaşların tomurcuklandığı boncuk gözlerine bakınca genç adamın bir an içi titredi. Hem de nasıl, demek geldi içinden. Sen benim için dünyanın en güzel kızısın be Ji Ah! Saçların civciv sarısına da dönse, elbiselerinden ramen parçaları da sarksa, öylesin!

Ama bunları Ji Ah’ya söyleyemezdi. Beceriksizce yutkundu. Sonra, her zaman olduğu gibi işi şakaya vurdu:

“Yani tabii şimdi… “Tavuk götü modeli saç kesimi” kategorisinde bir numara olduğuna eminim!” Ji Ah’nın gözleri irileşirken genç kız bir an durakladı, sonra masanın üzerinden uzanıp genç adamı yumruklamaya başladı:

“EŞŞEK! Eşşeksin sen! Ne var lan azıcık yalan söylesen be??”

“Ahah, tamam tamam vurma artık!” diye bir kahkaha attı Kang Hyuk. Bir yandan da kollarını önünde siper etmiş, genç kızın yumruklarından korunmaya çalışıyordu (Ve bu arada, Ji Ah’nın yumruklarının her zamanki çelik kuvvetinden hiçbir şey kaybetmediğini acı bir tecrübeyle fark ediyordu!)  “Tamam yaa, sen her halinle güzelsin! Hem kökü sende değil mi, iki hafta sonra şekle girer! O zamana kadar da peruk denen bir şey var…”

Ji Ah birden durdu. Sahi, peruk kullanabilirdi! Bunu neden düşünememişti ki?

“Tamam mı, barıştık mı?” dedi Kang Hyuk hâlâ önüne çaprazlanmış halde duran kollarının arkasından kafasını azıcık uzatarak. Ji Ah sırıttı: “Tamam be, tamam… Ama bugün daha fazla kızdırma beni, gerçekten çok zor bir gün geçirdim…”

Ve derin derin içini çekti. Kang Hyuk ona şefkatle baktı. Kızcağız gerçekten perişan olmuştu.

“Bence eve gidip şöyle sıcak bir banyo yap, sonra da bir güzel uyu,” dedi. “Başka türlü kendine gelemezsin…”

“Şimdi eve gidemem, ablam bir sürü şey sorup kafamı ütüler,” diye iç çekti Ji Ah. “Akşama kadar sabretmem lazım…” Bir an durdu, sonra yüzünü buruşturup elbisesini işaret etti: “Ama şu üstümdekinden bir an önce kurtulmak istiyorum! Kang Hyuk-ah, baksana, senden bir şeyler ödünç alabilir miyim? Bir tişörtle bir eşofman falan? Yarın yıkayıp geri getiririm, söz!”

“Tamam canım, ne zaman getirirsen getir, sorun değil,” dedi Kang Hyuk ve ayağa kalktı. Kitapçı dükkanından ev olarak kullandığı daireye içeriden geçen merdivenleri tırmanırken: “Yalnız benim kıyafetler sana epeyce büyük gelecek, bunun farkındasın, değil mi?” diye seslendi. Ji Ah sabırsızca elini salladı: “Olsun önemli değil!” Şu üstündeki paçavralardan kurtulsun da, gerisi önemli değildi.

Az sonra Ji Ah üzerindeki son moda (!) kıyafetlerle karşısına çıkınca Kang Hyuk gülmeden edemedi: Kendi tişörtü Ji Ah’nın üzerinde elbise gibi durmuştu; eşofmanının belini iple bağlamak, paçalarını ise üç kez kıvırmak zorunda kalmışlardı. Genç adam muzip bir biçimde:

“Bu tiple Amerikalı hip-hop’çulara döndün!” diye sırıttı. Ve tüm şebekliği ile elini kolunu sallayıp zenci rapçi taklidi yapmaya başladı: “Hey n’aber ahbap, yo, yo!”

“Valla artık az önceki gibi sarımsak-soğan kokmuyorum ya, bu bana yeter,” dedi Ji Ah hiç aldırmadan. Sonra kollarını uzattı, kedi gibi gerindi: “Aaaahhhh! Şimdi işsiz ve parasız olabilirim, ama en azından özgürüm, yaşasın!”

Kang Hyuk ona gülümseyerek baktı. Genç kızın Ki Woong’dan ne çektiğini iyi biliyordu. O yüzden şimdi arkadaşının özgürlüğün tadını biraz olsun çıkarmasına seviniyordu.

Ama Ji Ah’nın gözleri hemen bulutlanıvermişti. Genç kız neşesiz bir sesle:

“Ablama fark ettirmeden yeni bir iş bulmam lazım,” diye mırıldandı. “Yoksa nasıl bik bik edip dünyayı bana dar eder, bilirsin! Hem hiç birikmişimiz falan da yok, bir hafta sonra elimizde avcumuzda bir şey kalmayacak, o zaman ne yer ne içeriz?? Evet, derhal bir iş bulmam lazım benim…”

“Sen parayı dert etme, ne kadar lazım olursa benden alabilirsin,” dedi Kang Hyuk tatlılıkla. Ama kızın kendini mahcup hissedeceğini düşünüp hemen ekledi: “Tabii borç olarak… İş bulunca ödersin…”

Ji Ah başını kaldırıp ona sevgiyle baktı: İşte can dostu, en iyi arkadaşı Kang Hyuk böyle bir adamdı. Taa lise yıllarından beri yanı başındaydı bu adam; başı sıkıştığı her zaman hiç gocunmadan yardımına koşmuştu. Ji Ah’nın Young Hee ile birlikte şu dünyada dost diyebildiği iki insandan biriydi.

Genç kız biraz daha böyle düşünürse duygulanıp ağlayacağından korktu, o yüzden hemen şakaya vurdu:

“Aaaah, demek arkadaşının açlıktan ölmesine izin vermeyeceksin ha? Ne asil bir davranış! Madem öyle, şimdi bana güzel bir yemek ısmarlarsın, di mi arkadaşım?”

Böyle deyip muzip muzip Kang Hyuk’a baktı. Genç adam gülerek başını salladı:

“Eh, ne yapalım, ısmarlayalım bari… Ne yemek istersin, söyle bakalım…”

“Sorulur mu hiç, tabii ki tavuk ayağı!” dedi Ji Ah gözleri parlayarak. Kang Hyuk ona dil çıkardı: “Zaten bir kere de adam gibi bir yemek istesen dişimi kırıcam! Hep abur cubur, hep sağlıksız yemekler…”

“Sağlıksız ama çok lezzetli!” dedi Ji Ah ciddiyetle. Sonra bugün Kang Hyuk’un kendisine normalden daha iyi davranıyor oluşunu kullanırcasına hınzırca sırıttı: “Peki arabayı ben kullanabilir miyim? Olur mu? Tamam mı ha, Kang Hyuk-ah?”

“Bak o olmaz işte, sen çok hız yapıyorsun,” dedi Kang Hyuk ve masanın üzerinde duran araba anahtarına uzandı. Ama Ji Ah ondan önce davranıp anahtarı kapmıştı bile. Genç kız gülerek dışarı koştururken Kang Hyuk: “Ji Ahhh! Dur bekle beni, hayır dedim!” diye arkasından bağırıyordu.

************

“İşte burası efendim, buyrun,” dedi şoför kapıyı açarken. “Sokaklar çok dar olduğu için araba daha fazla ilerleyemiyor, siz burada inip şu köşeye kadar yürüyeceksiniz. Zaten çekim ekibinden görevliler sizi bekliyor…”

Min Woo önünde indiği yeri dikkatle süzdü: Varoş bir mahalleye gelmişlerdi. Genç adam reklam filminin konseptini hatırlayıp yüzünü ekşitti, Hyo Rim’le ikisi fakir, sıradan bir çifti canlandıracaklardı. “Öfff, hiç de sevmem pis fakirleri…” diye mırıldanıp indi arabadan. Şoförün gösterdiği yönde dikkatle ilerlemeye başladı.

PTB OST – Save my boss

Ancak genç adam henüz köşeye bile gelememişti ki, evlerin birinin bahçe duvarının altında soteye yatmış olan üç tane iri sokak köpeği “hey ahbap, biz burda yabancıları sevmeyiz!” der gibi ayağa kalktılar. Min Woo’ya doğru yürürken hırlıyorlardı: “Hırrrrr!”

Min Woo tehlikeyi fark edip birden durdu. Korkuyla yutkundu. Sonra tatlılaştırmaya çalıştığı bir sesle: “Aman da cici köpekler… Aman da aman…” diye mırıldandı. Bir yandan da gözleri fıldır fıldır dönüyor, kaçacak bir delik, ya da kendisine yardım edecek birilerini arıyordu.

Ama köpeklerin fazla sabrı yoktu: Birdenbire, liderleri olduğu anlaşılan açık kahverengi iri köpek “Rawrrr!” diye bağırıp ileri atıldı.

“AAAYYYYYY!”

Min Woo kendinden beklenmeyecek tizlikte bir çığlık atıp bacaklarını aça aça koşmaya başladı! Köpekler de peşinden koşturuyorlardı. Min Woo bir yandan koşuyor, bir yandan da:

“İmdaaaat! Yardım edin!” diye bağırıyordu!

O sırada aşağı sokakta Ji Ah, Kang Hyuk’un arabasının şoför koltuğunda oturmuş, keyifle arabanın orasını burasını kurcalıyor, az ilerideki dondurmacıdan dondurma almakta olan arkadaşının arabaya dönmesini bekliyordu. Az önce ikisi Han nehri kıyısındaki bir sokak lokantasında çok güzel bir yemek yemişlerdi. Sonra da dondurmalarıyla ünlü olan bu salaş yere gelip birer dondurma yemeye karar vermişlerdi. Daha doğrusu Kang Hyuk çok ısrar etmişti: “Lisedeyken Sam Dong ajuşinin dondurmasını ne kadar çok severdik hatırlamıyor musun?? Madem bugünü keyif çatma günü ilan ettik, o zaman neden oraya gitmiyoruz?” Ve Ji Ah’nın da kanına girmiş, ikisi Seul’ün nerdeyse diğer ucu sayılabilecek bu mahalleye gelmişlerdi.

Ji Ah sıra bekleyen sevgili arkadaşına sevgiyle gülümsedi. Çocukcağız keyfini yerine getirebilmek için perişan olmuştu. Tamam, hâlâ arada bir eşek şakalarıyla kendisini sinir ederdi, ama Kang Hyuk yine de şu hayattaki en iyi dostuydu.

Birden, genç kızın dikkatini az ilerideki bir hareketlenme çekti. Biraz daha dikkatli bakınca bunun yukarı sokaktan can havliyle koşturarak inen genç bir adam olduğunu fark etti. Ve genç adamın peşinde… üç tane kocaman köpek vardı!

Adam kendisine doğru koşarken Ji Ah şaşkınlık içinde arabadan indi. Evet, genç adamın başı belada gibi görünüyordu. Aynı anda adam da kendisine doğru baktı ve can havliyle üzerine doğru koşmaya başladı. Ji Ah ne olduğunu bile anlayamadan adamı arkasına saklanırken buldu!

“İmdat! Lütfen, lütfen kurtarın beni!” diyordu arkasında mengene gibi kollarına yapışan adam. “Isıracaklar beni, kuduz olacağım, aman Tanrım!”

“Durun, durun sakin olun…” dedi Ji Ah, bir yandan da karşılarında durmuş, ikisine birden hırlayan köpekleri nasıl korkutup kaçıracağını çözmeye çalışıyordu. Neyse ki fazla düşünmesi gerekmedi; yerdeki iki üç taş parçasını fark edince hızlıca eğilip aldı, köpeklere fırlattı: “Hoştt! Hoşşt, çekilin çabuk, haydi! Haydi!”

Gerçekten de elebaşı köpeğin sırtına isabet eden taşla canı yanmış olacak ki, kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp ağlar gibi “vik vik!” diye sesler çıkararak gerisin geriye döndü, koşarak uzaklaştı. Diğer ikisi de onu takip ettiler. Ji Ah derin bir nefes alıp arkasındaki adama döndü:

“Ajuşi, gittiler, arkamdan çıkabilirsiniz…”

Adam korka korka gözlerini açtı. Ji Ah birden şaşkınlıkla yutkundu: Bu adam ünlü aktör, çiçek çocuk olarak ünlenen Cha Min woo’dan başkası değildi!

“Aaa, siz…” derken genç adamın birdenbire gözleri irileşti: Az ileride kendilerine doğru koşturarak gelen bir grup gazeteciyi görmüştü!

“Aaahh, olamaz! Beni köpeklerin kovaladığını görmüş olmalılar! Ah, umarım görüntü almamışlardır, kahretsin!”

Ve Ji Ah’nın bir şey demesine bile fırsat kalmadan genç kızı indiği arabaya tekrar itekledi, kendisi de öbür kapıya koşturup onun yanına bindi. Kıza dönüp bağırdı:

“Çalıştırsana! Arabayı çalıştırsana, ne bekliyorsun?!”

Ji Ah şaşkınca: “Ta-tamam…” diye kekeledi. Ve arabayı çalıştırıp gaza bastı. Araba hızla ileri atılırken karşıdan koşturarak gelen muhabirler arka cama yapıştılar. Bir yandan da: “Min Woo-şi! Min Woo-şi, az önce ne oldu? Köpeklerin saldırısına mı uğradınız??” diye bağırışıyorlardı. Genç yıldızın arabayla uzaklaştığını fark edince her biri kendi arabasına binip onu takibe başladılar: Böyle bir haber kaçmazdı!

Zavallı Kang Hyuk’sa elinde dondurmalarla dönüp yürümeye başladığı sırada arabasının hızla uzaklaştığını ve peşine bir sürü motosikletli, arabalı insanın takıldığını fark edince öylece bakakalmıştı…

Ana yola çıktıklarında Min Woo telaşla arkasına bakıp duruyordu. Paparazzileri bir türlü atlatamamışlardı! Genç adam kızgınca yanında oturan kıza döndü:

“Biraz bassana be! Ne böyle uyuz uyuz sürüyorsun?! Adamlar benim görüntülerimi çekmeyi başarırlarsa biterim, saçım başım dağıldı, korkunç görünüyorum!”

Böyle deyip dünyanın sonu gelmiş gibi “Ayşşşş!” diye feryat etti, oturduğu koltukta tepindi. Ji Ah ona hayret ve tiksintiyle baktı: Ekranların o cool görünümlü şirin aktörünün böyle huysuz bir insan olacağını hayatta tahmin edemezdi!

“YAA! Kime diyorum ben, azıcık hızlansana be! Salak mısın nesin, anlamıyorsun!” diye bağırdı Min Woo öfkeyle.

Birden Ji Ah’nın tepesi attı: Her şey olabilirdi ama salak asla!

“Peki efendim, siz nasıl isterseniz!” diye dişlerini gıcırdattı ve bağırdı: “O zaman sıkı tutunun! Hızlanıyoruz!”

One Direction – Na Na Na

Ve birden gazı kökledi! Min Woo bu kez korkuyla tiz bir çığlık atıp koltuğun tepesindeki tutma koluna yapıştı; bu çocuk onu öldürmeye niyetliydi galiba! Gerçekten de Ji Ah deli gibi makaslar atıyor, korkusuzca arabaları solluyor, direksiyonu sert bir biçimde sağa sola kırıyordu. Yedikleri kornanın haddi hesabı yoktu! Min Woo bu defa az öncekinden de beter bir biçimde tiz çığlıklar atmaya başlamıştı:

“AAAYYYY! Annecim annecim! Yavaşla, nolursun yavaşla! AYYYY!”

Ji Ah o sırada dev bir kamyonla burun buruna gelmişti! Ama büyük bir soğukkanlılıkla direksiyonu tam zamanında sağa kırıp solladığı arabanın önüne geçmeyi başardı, bir sonraki sapaktan da sert bir biçimde sağa dönüp apartmanların arasında kalan daracık bir çıkmaz sokağa girdi. Sert bir frenle, tam da çıkmaz sokağın sonundaki duvara bir metre kala arabayı durdurdu.

“Buyrun efendim, emrettiğiniz gibi paparazzilerden kurtulduk!” dedi gıcık bir sesle ve yanındaki adama döndü. Min Woo’nunsa beti benzi uçmuştu. Kendisine pis pis sırıtan kıza bir an boş gözlerle baktı. Ağzını açtı ama hiç ses çıkmadı. Ji Ah nerdeyse kendini tutamayıp bir kahkaha patlatacaktı!

Neyse ki Min Woo hemen kendini toparladı. Öksürerek normal ses tonunu buldu, üstünü başını düzeltti.

“Ehemm, aferin sana, iyi atlattık,” dedi. “Bu emeklerinin karşılığı olarak sana değerli bir şey bırakmak isterim…”

Böyle deyip ceplerini karıştırdı. Ji Ah merakla ne yapacak diye bakıyordu. Sonunda genç adam cebinden sahnede çekilmiş bir fotoğrafını çıkarttı, bir de kalem buldu, kıza bakmadan:

“Adın neydi delikanlı?” diye sordu.

Ji Ah hafifçe sırıttı. Doğru ya, emeklerinin karşılığı imzalı bir fotoğraftı, değil mi… “Bu ünlüler de kendilerini bulunmaz hint kumaşı zannederler…” diye geçirdi içinden. Yine de uyumlu bir biçimde:

“Adım Ji Ah,” diye cevapladı. Min Woo hemen yazdı: “Ji Han’a sevgilerimle… evet…” İmzasını da kondurup fotoğrafı kıza uzatırken Ji Ah: “Hayır, Ji Han değil-“ diye lafa başlayacak oldu, ama sonra gözlerini devirdi: “Her neyse…”

O sırada Min Woo arabanın kapısını açıp inmişti bile. Kıza dönüp kendini çok yakışıklı ve cool hale getirdiğini düşündüğü çarpık gülümsemelerinden birini çaktı:

“Kendine iyi davran delikanlı… Bundan böyle sokak köpeklerine dikkat et, olur mu?”

Ve göz kırpıp arkasını döndü, elleri ceplerinde cool bir biçimde yürümeye koyuldu. Ji Ah ona bir an inanmaz gözlerle baktı: Hah! “Sokak köpeklerine dikkat et”, öyle mi?! Ulan az önce ben seni kurtarmasam ölüyordun, diye geçirdi içinden. Şu havalara bak, pehhh!

Sonra başını iki yana salladı: Her neyse! Şimdi zavallı Kang Hyuk’u arayıp neden öyle kaçar gibi uzaklaştığını anlatması lazımdı, çocukcağız meraktan ölüyordu mutlaka. Gerçekten de telefonunu çıkarınca tam on bir cevapsız arama gördü: Hepsi de Kang Hyuk’tandı.

Derin bir nefes alıp geri arama tuşuna basmak üzereyken birdenbire arabanın kapısı açıldı. Ji Ah şaşkınca bakışlarını kaldırınca Min Woo’yla göz göze geldi:

“Baksana, sen ne iş yapıyorsun?”

“Ee, şu anda işsizim,” dedi Ji Ah şaşkınca, bu sorunun nerden çıktığını çözmeye çalışarak.

“Güzeeeeel,” dedi Min Woo sırıtarak. “Askerliğini yaptın mı bakayım? Kaç yaşındasın? Liseyi bitirdin, değil mi?”

“Be-ben… Askerlik mi??” diye şaşkınca kekeledi Ji Ah. Sonra birden kendine geldi, kaşlarını çattı: “Bütün bunları neden soruyorsunuz?”

Min Woo hafifçe gerindi. Kendini beğenmiş bir sesle:

“Çünkü sana ünlü bir yıldızla çalışma şansı sunmayı düşünüyorum,” dedi. “Düşündüm de, az önceki başarın sadece bir resimle geçiştirilecek bir şey değildi! Belli ki sen akıllı ve becerikli bir genç adamsın, ayrıca iyi de araba kullanıyorsun… O yüzden sana şoförüm olmak isteyip istemediğini sormaya geldim!”

Ji Ah bir an doğru duyup duymadığını düşündü: Şoförü mü?

Sonra birden jeton düştü: Genç adam mııııı????

Genç kız sinirden gülmeye başladı: Bu salak kendisini nasıl erkek zannederdi ya?! Tamam, saçları liseli gangsterleri andırıyor olabilirdi; üzerinde de erkek tişörtü vardı, ama gene de nasıl? Nasıl??

“Ve en iyi kısma henüz gelmedim,” dedi Min Woo. Genç yıldız delikanlının karşısında gülmeye başladığını görünce hafifçe bozulmuştu. Heralde ciddi olmadığımı düşünüyor, diye geçirdi içinden, ama ona ne kadar ciddi olduğumu kanıtlayacağım: “Sana her ay tam 2.5 milyon won maaş vereceğim!”

Ji Ah birdenbire gülmeyi kesti. Şaşkınca ona baktı: “2.5 milyon mu??”

“Ne oldu, beğenmedin mi?” dedi Min Woo telaşla. Bir yandan da dudaklarını ısırıyordu, hay Allah, iki buçuk az mı gelmişti? Şoföre ne kadar para verilir bilmiyordu ki… Bu işleri hep Hyung hallederdi. Hemen atıldı: “Tamam, üç milyon olsun! Ne diyorsun??”

“Ben…” Ji Ah’nın nutku tutulmuştu. Düşünüyordu. Sonra cesaretini topladı, gözlerini Min Woo’nun gözlerinin içine dikti: “Ajuşi, siz bir şeyi yanlış anladınız sanırım, ben-“

“Tamam tamam, gerçekten iyi pazarlık ediyorsun!” diye onun sözünü kesti Min Woo. “Dört milyon won! Sana tam dört milyon won vereceğim! Ama bir şartla: Ben her istediğimde geleceksin. Hatta ben istersem evimde kalacaksın! Malikanede hizmetlilere ayrılmış bir sürü boş oda var, istediğinde yatarsın. Bana bak, evli falan değilsin değil mi? Öyle “aman karım göndermiyor, aman karım şöyle, aman karım böyle” diyen adamlarla çalışamam ben! Kadın kaprisi hiç çekemediğim şeydir, kadın kaprisi çeken adamlardan da nefret ederim! Hatta hizmetçilerim bile hep erkeklerdir, prensip olarak kadınlarla çalışmam, bunların her an değişen duygusal durumları, her ay bir hafta huysuz dönemde olmaları, piiii, hiç uğraşamam! Bana senin gibi güçlü kuvvetli, becerikli adamlar lazım!” Böyle deyip Ji Ah’yı yan yan süzdü: “Gerçi senin kollar da biraz çiroz ya… Neyse, koruma almıyorum, şoför alıyorum… Eee, ne diyorsun?”

Ji Ah üzerine dökülür gibi akan bunca laf arasında çoktan kaybolmuştu! Beyni bunca şaşkınlık arasında beyhude bir biçimde çalışmaya çabalıyordu: Şimdi bu adam kendisine iş teklif ediyordu, öyle mi? Hem de ayda dört milyon karşılığında! Bay Park’tan aldığının iki katından da fazla! Ama bu adam… kendisini erkek zannetmişti galiba, di mi lan? Yanlış anlamıyordu, di mi? Ama nasıl olurdu, erkek kılığında mı çalışacaktı, ne yapacaktı? Aaahhhh!!!

Onun bir şey söylemediğini görünce Min Woo’nun siniri bozuldu. Genç adam surat astı:

“Tamam, istemiyorsan unut gitsin,” deyip gitmeye hazırlandı. Ji Ah birdenbire onun ceketinin eteğine yapıştı:

“HAYIR DURUN! İstiyorum, hem de çok istiyorum! Sizinle çalışmaktan onur duyarım Min Woo-şi!”

Min Woo durdu, kendinden emin bir biçimde gülümsedi: İşte şoför meselesini Hyung’un yardımı olmadan halletmişti! Keyifle bu anın tadını çıkardı.

Ji Ah’ysa hâlâ Min Woo’nun ceketine yapışmış halde, çok büyük bir hata yapıp yapmadığını düşünüyordu!

-Birinci Bölümün Sonu-

Reklamlar

48 thoughts on “Birinci Bölüm: “Olaylı bir gün”

  1. İlk yorumlayan ben miyim bilemiyorum ama öyleyse de boş vaktim var canım merakdan hemen okudum :))

    İlk bölüm karakterleri ezbereiyemem gibi düşüncelerim olsa da hepsini ezberledim hemencik, karakterlerinden dolayıda olabilir tabi. Min woo’yu çok sevdim ben hiç uyuz bi karakter olmamış. Bu karakter finale doğru cool, olgunlaşmış bi şekle dönücektir ben inanıyorum 😛 Dimi yazar hanım Jin Ki de böyledi sonra neler oldu bilemiyorum artık 🙂 Sukkie’den alınan ilhamı buna da yorabiliriz o zaman.

    Ablasının adı geçmese de (birkaç akşam önce izlediği nostaljik bir Türk filminden olduğunu çok sonra hatırlayacaktı…) bu repliği ablasıyla bağdaştırıyorum dizi-film takıntılı bi hatun olduğunu düşünürsek.
    Ayrıca o replik bizim kültürümüze ait. Kesinlikle türk filminden kapmış “ben istifa ediyorum” bu cümleyi bi kerede olsa söylemek isterdim. :))

    JJ’nin star tripleri beni çok eğlendirdi ipadle twit atması, xbox una oyunlara düşkün olması. Bilmiyorum ama il woo sanırım ikinci planda kalıcak benim gözümde cucu(jj) çok eğlenceli gibi görünüyor.”Çok koyktuuuuum!” puhahah gibi bir gülüşle okudum 😀

    Başroldeki kızı izledim daha önce ama hala gözümde canlandıramıyorum bide sarı saçlı kısa, bi kaç bölüm sonra oturur oda artık.
    Ayrıca Gdragoncuğumda odaklanmamı engelledi. Hikayenin ortasında “Senin o dudaklarını kopartırım” diye cırlayan ağzı 5 karış moda girdim 😀 Süpriz diyince bunu düşünememiştim :)) Çok sevimli ama yiaaa 😀 neyse susuyorum…

    Sonda Min woo imza atıp gidince nasıl ya ee bi daha nasıl karşılaşıcak bunlar diye düşünüyordummm cama tıkladı :)) Bu arada 4 milyon won biraz fazla değilmi bu çocuğun ekonomiden haberi yok anlaşıldı.Bi gülümsemeyle milyonları götürünce tabi 😀

    High Cut resimleri var mıydı jj’nin bunu araştırmalıyım.Aklıma takıldı :))

    Ellerine sağlık hikaru çok sevdim 2. bölümde görüşürüz ^^

    • @nomuyeppudaa: evet canım, ilk yorumlayan sensin, nomu nomu komawooo! 😀 twitter’da da yazdığım gibi yorumunu okuduğumdan beri sırıtmaktan ağzımı toplayamıyorum 😀 min woo’yu sevdin demek, iyi bari… acaba fazla mı şımarık bi tip çizdim diye düşünmeden edemiyordum. ama tabii içgüdün doğru, min woo zamanla gelişip olgunlaşacak ablası 😉 😀 jin ki de öyleydi değil mi, evet seviyorum ben böyle karakterleri galiba…

      vayy, güzel bi nokta yakalamışsın, abla eminim zorla oturtup izlettirmiştir kızcağıza! 😀 😀 “ben yaşar usta, sen mi büyüksün ben mi??!” dedirtsek süper olurdu aslında, ama o kadar abartmiyim dedim 😛

      JJ’in star triplerini yazarken ben de çok eğlendim yaa 🙂 aklıma sık sık sukkie geldi yalan yok (MLR’de olmasaymış burdaki rolü ona yazmak lazımmış meğer :P) ji hyun’u ise ben bile henüz gözümde canlandıramıyorum; uzun süre başrol oyuncusuna karar verememenin getirdiği bir sorun maalesef 😛 Gdragon resmini eklerken senin seveceğini biliyordum, zaten GDragon’la ikinizi bağdaştırmış durumdayım artık biliyosun 🙂 sevimli tabii, eheh 🙂

      min woo imzalı resmi verip gidecek gibi olunca iyi feyk attım ama di mi? 4 milyon won hakikaten bir şoför maaşı olarak çok olmalı diye tahmin ediyorum ben de. eh olsun o kadar, zengin bir aktör heralde piyasayı pek bilmiyodur 😛 😀 high cut resimleri bulursan bana da yolla, hikayeye ekleyeyim. öptüm canım, sevgilerimle ^^

  2. Allahımmmmmmm öldüm öldüm gülmekten 😀 Bayıldımmmmm, süper olacak bu hikaye daha ilk bölümden bomba çıktı 😀
    – “Ve sertçe eski patronunun elini bıraktı, bir hışımla yürümeye başladı. Bir yandan da “siz beni kovmuyorsunuz, ben istifa ediyorum!…” lafının kendisine nerden tanıdık geldiğini düşünüyordu (birkaç akşam önce izlediği nostaljik bir Türk filminden olduğunu çok sonra hatırlayacaktı…)” ay bombaydı burası, bayılıyorum senin şu göndermelerine 😀 zaten jaejoong tweetinde ne diyordu türkler ve koreliler birbirine benzii 😀

    – “Küçük oğlan cıyaklayarak düşerken Ji Ah elindeki poşeti zafer kazanmış bir ifadeyle kaldırdı. Hemen akvaryuma koşturup Japon balıklarını bir miktar suyla birlikte poşetin içine aldı, poşedin kafasını da sıkıca bağladıktan sonra pis pis bay Park’a baktı: “Ayrıca bundan sonra eve hayvan almayın tamam mı?! Zavallıların psikopat oğlunuzun elinden çektikleri yeter!” – ay ben bu kıza bayıldım :))))))))) kahramanım benim 😀

    -“Soo Hyun dişlerini sıktı. Elindeki telefonu yere atıp üzerinde tepinmemek için kendini zor tutuyordu! Bağırmamak için insanüstü bir çaba sarf ederek en son kozunu oynadı. ” hikarum varya direkt gözümün önüne böyle geldi adamın tripleri 😀 “Kıçımın ilahı!” :))))))))))))))

    -“Eh, bu sayede her biri iyi bir okur oluyorlardı işte, fena mı? Dükkana gelmek için bahane bulabilmek adına her hafta üç kitap bitirenleri bile vardı ki, Kang Hyuk zavallıcıkların kitapçı abilerini hiçbir zaman tavlayamayacaklarını anladıkları andaki gönül kırıklıklarını dopdolu bir beyinle telafi edebileceklerini düşünüp vicdanını avutuyordu.” vatana millete hayırlı bireyler kazandırıyor çok haklı 😀

    -“Ah ulan ah, keşke istifa etmeden önce veledi bir güzel pataklasaydım!” hıncını alamamak böyle bir şey olsa gerek 😀 😀

    -ay kuaför muhabbetine koptum kızın saçını sarıyada boyadı ya yuh 😀 o foto neydi ayrıca G-Dragon çakması liseli çete reisi saçlarına öldüm 😀 Tavuk götü modeli saç kesimi” = amerikan sıtayla di mi 😀 biz küçükken hocalarımız böyle derdi amerikan kesime 😀 şimdilerde de kullanıldığını duymamıştım bak iyi nostalji yaptım 🙂
    “Ancak genç adam henüz köşeye bile gelememişti ki, evlerin birinin bahçe duvarının altında soteye yatmış olan üç tane iri sokak köpeği “hey ahbap, biz burda yabancıları sevmeyiz!” der gibi ayağa kalktılar. Min Woo’ya doğru yürürken hırlıyorlardı: “Hırrrrr!”” okurken köpekçiklerin tepesine konuşma balonu bile çaktım ben 😀

    -“Kendine iyi davran delikanlı… Bundan böyle sokak köpeklerine dikkat et, olur mu?” ahahhaaaaaaaaaaaaaa bu lafa birde taramalı tüfek gb sözde pazarlık yaptığı sahnede yerlere yattım 😀 bende istiyorum böyle bir iş 😀

    ayyy hikaruğğ gece gece ne güldüm, biir de tam jaejoong teşrif etmiş memlekete ya tam oldu 😀
    müziklerde bombaydı tam atmosferi yarattı hepsi 😀

    ellerine sağlık, 3 makaleye bedeldi , bomba bir hikaye bizi bekliiğ 😀 😀 sıra bende artık yeni bölüm nirde demek iiçin 😀

    • @makino: “ellerine sağlık, 3 makaleye bedeldi” ahah, şu yorumunu hocalarıma forward’lamak istiyorum inan kiii! nomu nomu komawo canım, valla çok sevindim sevdiğine 😉

      -türk filmi geyiği olmazsa olmazdı! jj’e de çevirip yolluycam hikayeyi, hazır aramızdaki benzerlikleri yakalamışken belki çocuğu türk sineması hayranı yaparız olur mu olur.. ahaha 😀

      -yine kahraman, atılgan bir başrol oyuncusu kızımız var.. ama artık alıştınız siz benim favori kız karakterlerime, hepsi akıllı ve becerikli oluyolar maşallah 🙂

      -Soo Hyun’un triplerini TGL izleyen biri rahatlıkla gözünde canlandıracaktır! “Kıçımın ilahı!” ahah, valla ben beklerim böyle laflar ajuşiden! 😀

      -kang hyuk da çok iyi bi vatandaş, çoook… “vatana millete hayırlı bireyler kazandırıyor çok haklı” süper tespit olmuş, ahah 😀

      -kuaför muhabbetini ben de çok eğlenerek yazdım, “tavuk götü modeli saç kesimi” aha, valla bizim hocalar da aynen böyle derdi!! 😀 😀 😀 ben de diyorum nerden duymuştum bu lafı… iyi hatırlattın sağol çingum 🙂

      -ben sana hep diyorum ya senin hikayende de bi anime, manga tadı var diye; işte okurken bile mangaya benzer yanlarını şıp diye görmüşsün hemen: köpeklerin konuşma baloncukları fikrini çok tuttum, ahah 😀

      -min woo’muz tüm cool ve karizmatik hallerine rağmen aslında çok saf bi çocuk, diil mi? “Bundan böyle sokak köpeklerine dikkat et, olur mu?” deyişi karşısında kızın tepkisini düşünürken ben de sırıtıp duruyordum! 😀 pazarlık (!) yapması da öyle; çok iyi pazarlıkçıdır bizim akıllı jönümüz 😀 😀

      “ayyy hikaruğğ gece gece ne güldüm, biir de tam jaejoong teşrif etmiş memlekete ya tam oldu
      müziklerde bombaydı tam atmosferi yarattı hepsi” ah canıııım, sağol yaa, ben de sayenizde sevindirik oluyorum böyle 🙂 jaejoong’un geldiği güne yetiştirebilmek için harıl harıl çalıştım, bu da benden sevenlerine bi hediye olsun madem 😉 haha, ama bu işler sırayla, sen yeni bölümünü ekledikten sonra ancak beni sıkıştırmaya başlayabilirsin, yani koz yine benim elimde şu an (nıhahahah! kötü kadın gülüşümü de çakarım böyle :P) yorumun için teşekkür ederim, öpüldünüzzz! ^^

  3. İşim var, gücüm var. Uzak kalayım dedim diye pozisyon aldığım şu günlerde ama dur, 5 dakikadan bir şey olmaz diye bir göz attığım twitter sayesinde bir de ne göreyim. Hatun kişi döktürmüş gene. (Şimdilik çemkirme unsurunu sonradan kullanacağımı hatırlatarak) Ahanda ilk bölüm için gelen ilk yorumlarım….

    * Çok geç kaldım, çok geç kaldım psikolojisi ile okumaya başladım, psikolojimi bozdunuz cadılar huh.
    *Uri Dokgo Jinia’mızın höt höt tavırlı menajerliğine bayıldım, ipodlar feda olsun kendisine. Elinin altında olsa dizine yatırıp dövecek gibi geldi Min Woo yu (: Gerekirse dizlerimi ödünç verebilirim uri ahjushi (:
    *Akvaryumda ki canlılara eziyet eden o bebenin ağzının üstüne iki tane patlatıp “parayla mı verdiler ulen seni bana?” diye bağırdığımı hayal edip rahatladım. Çocuk ve türevlerinden haz etmem, edebilemem arkadaş! Hele bu şekilde hayvanlara yaklaşanlarını sakızla duvara yapıştırıp, annemin eline domestos verip üzerine salasım gelir, belirteyim ^^ (Bak içimde ki psikopatı gösterdim istemdışı cıkcıkcık ^^)
    * Masum aşkların ve aşkının peşinde koşan kara sevdalıların biricik dostu, sağ kolu Uri İl Woo’muz ne şekersin oğlum sen yer bu noonan seni 😀 Ah ne güzel günlerdi ….. Özel hayata giriyor kapatalım konuyu 😛
    * Evet kızımız ne cuk oturmuş, gözümde öyle iyi canlandı ki Ji Ah rolüyle Gianna Hyun hatunu (: 10 üzerinden 3 buçuk veriyorum nihahaha 😀 GD saçları ile seviye 9 a ulaşıyor ahahaha 😀 Bayıldım ama hatunun karakterine Protect the Boss solda sıfır 😀

    Sen daha şimdiden heveslenmeyin anacım İl Woo elleri boş kalacak -ki ben o boşluğu bölüm aralarında doldururum.- Siz Min Wo ile takılacak diye düşünürken ben bu kızı Dokgo ile yapacağım diyorsun gibi geldi 😀 Bak İl Woo sanatın ve sanatçının yanında olduğunu şimdiden benim yanımda kalarak göstermiş 😛 Anaaams! Yazara müdahale (:

    Neyse, Özetlersek:
    Çılgın bir kadın, harika bir 2. adam, uyuz asıl adam, sol gösterip sağ vuran, kelebek gibi uçan arı gibi sokan yan eleman, gezelemekten hoşlanmadan direkt sokan unni karakteriyle iyi bir giriş faslı oldu (: Ellerine sağlık ^^ Öpüyorum kocaman 😀
    Çiçekleri yolladım, ulaşır ellerine ^^

    Aman geç kalma erkeeeeen gel, Sakın geç kalma erkeeeen geeel diyorum yeni bölüm için ^^

    • @OhYoonJoo: Hoşgeldin oyuncum! Kambersiz düğün olur mu, hem bizden uzak kalınır mı ayol?? Sen yeter ki gel, çemkirsen bile başımın üstünde yerin var 🙂 🙂 Ayrıca geç kalmadın, aksine ilk gelenlerdensin 😉

      Cha Seung Won’un karakterine ben de bayılarak yazdım; ama senin dize yatırıp dövme fikrin süpermiş, acayip tuttum! Gelecek bölümlerde böyle bir şey okursanız hiç şaşmayın, ahah 😀

      Gıcık veledi dövme isteğini de paylaşıyorum (evet ben de kızların yüzde doksanının aksine çocuk sevmeyenlerdenim… :P) Hele de hayvanlara eziyet eden bi çocuk! Senle birlikte el ele verip içimizdeki psikopatı üzerine salabiliriz bence 😛 😀

      İl Woo’ya hemen yazmaya başlamışız bakıyorum… Lütfen karakterlere sulanmayalım, daha onlarla çekilecek bölümlerimiz var, öhömm 😛 Bu arada sen Yoo In Na’cılardandın sanırım, ama Ji Hyun’u da sevmene sevindim, bence de yakıştı bu hatun rolüne. Karakter süper di mi, benim esas kızlarım diye demiyorum, hepsi birbirinden şekerdir maşallah 😛 😀

      Hikayenin sonuyla ilgili ilk bölümden tahminler yapmayınız sayın Oyuncu hanım, hiç beklemediğiniz yerlerden vurabilirim sizi 🙂 Ayrıca sanatın ve sanatçının dostu Il Woo kadar artık bizim oğlan olmuş Jaejoong da gönlünü fethedebilir, lütfen önyargılı olmayınız 🙂 Yorumun için çooook teşekkür ediyor, kocaman öpüyorum ben de. Çiçekler de süperdi, aldım masaüstüme koydum, ahah 😀

  4. wuuuuu, ben boşuna “Hikaru is on the house” demedim dimi 🙂 mükemmel süper bi bölümdü canım, bu hikaye çok güzel yerlere gidecek, daha ilk bölümden belli 🙂

    kızımız ji ah’ı çok sevdim. jun ji hyun zaten çok tatlı kız.. bi de eski Türk filmlerini izliyormuş e daha ne olsun 🙂 “siz beni kovmadınız ben istifa ettim” repliğini de ezberlediyse olay tamamdır zaten 🙂 ama.. o g-dragon tarzı saçları nasıl nasıl 😦 melek gibi kız Amerikan rapçileri gibi bişe oldu çıktı:/ neyse peruk diye bişey var o güzel yüzüyle durumu kurtarır inşallah dimi 🙂

    min woo ve menajerinin konuşmasına bayıldım, min woo çok tatlı yaa 🙂 “Günaydın! Bugün Seul’de güneşli ama soğuk bir hava var” yazması bile binlerce insanı coşturmaya yetiyordu! ahahah ne kadar doğru, murat boz’un ” 🙂 ” twitini bile bikaç dakikada kaç yüz kişi RTliyor hayranlardan korkulur kardeşim 🙂

    “Lan salak herif, adam şimdi gidip “ünlü yıldız Cha Min Woo bana eşcinsel ilişki teklif etti” diye haber kanallarına çıksa ne halt edeceğiz ha? ahaha hala gülüyorum bu repliğe 🙂 yalnız çocuk şoförü çağırırken neyin kafasındaydı merak ettim bi kızcağız bulamadın mı be sevgili topstar 🙂

    il woo’nun ne güzel bi resmini koymuşsun öyle yaa gülüşü yenir kii 🙂 ama kang hyuk karakterini bi türlü oturtamadım kafamda, şımarık, mızmız il woo yerine sempatik, nazik, romantik kang hyuk nasıl olacak göreceğiz bakalım yeni bölümlerde 🙂

    “Öfff, hiç de sevmem pis fakirleri…” bu çocuk bomba yaa 🙂 hala gülüyorum yemin ederim! JGSdan esinleneceğim demiştin ama gerçekten onun mimikleri falan aklıma geliyor hep, kopuyorum bu çocuğun konuşmalarına 🙂 ji ah ve min woo nun tanışma sahneleri de çok güzeldi, delikanlı deyip duruyo bi de kıza ahahaa 🙂

    gelecek bölümü sabırsızlıkla bekliyorum üstadım, tekrar tekrar eline sağlık.. yalnızz.. ben alışmışım senden uzuuun bölümler okumaya bu bölüm bi anda bitti “son” yazısını gördüğümde inanamadım 🙂 neyse her şekilde güzel yani no problem 🙂 yeni bölümde görüşmek üzere^^

    • @masal: vaowww, sağol kuzum, ne güzel bi yorum bu böyle! beğendiğine çok sevindim, sizi eğlendirince acayip mutlu oluyorum yaa…

      kızımız çok şeker diil mi? türk filmleri izliyor, ceycung’a da izletir belki ilerde 😀 saçları şu anda bi felaket, ama bu sayede işi kaptı, bence az şey değil 😀

      min woo’yu itici değil de sevimli bulmanıza çok sevindim! o twitter olayı ise sık sık şahit olduğumuz bir durum, özellikle hong ki’nin, jaejoong’un tweet’lerinin retweet edilme hızına hayretler içerisinde kalıyorum!! o_O hayranlardan cidden korkulur…

      min woo’muz şoförünü yanına çağırırken gayet halisane niyetler içerisindeydi, lütfen yanlış anlamayalım 🙂 çocukcağız gördüğü rüyadan korkmuş, birine sarılıp yatmak istiyor, hepsi bu… ah ah, işte insanlar fesat anacım 😛

      il woo’nun romantik hallerini şimdilik çok yansıtamadık, ama onun 49 days ve take care of the young lady’deki hallerini anımsarsan sempatik, nazik, tatlı bir insan gözünde canlanmaya başlayacaktır diye düşünüyorum.

      “öfff hiç de sevmem pis fakirleri” repliğini yazdıktan sonra bayağı tereddüt etmiştim aslında, antipatik görünür mü diye. ama sonra öylece bıraktım, komik yanı ağır basar diyerekten. senin de öyle algılamana sevindim ^^ JGS’nin mimikleriyle hayal edince daha bir kopuyorum, bu tam onluk bir laf! 😀 bu senaryoyu jaejoongla birlikte JGS’ye de yollamak lazım, bakarsın ikisi birden bu role talip olurlar, ahaha 😀

      evet artık böyle kısa kısa gideceğiz. ama daha sık güncellerim, bu açıdan daha iyi olabilir 😉 öncelikle senin yeni bölümünde görüşürüz diyorum canım, bizi çok bekletme (arayı açtın bak :P) öpüyorum ^^ hatta min woo’dan alıntı yaparak bitireyim: “kendine iyi davran delikanlı” hahah 😀 😀

  5. yine döktürmüşsün cancağızım 🙂
    çok komik sahneler vardı hele şöförle uyumak istemesi beni benden aldı . ben 2. adama tav oldum ne olacak şimdi gerçi tam kestiremiyorum senin kiminle kimi yapacağını çünkü çok güzel bir kombinasyon yapmışsın oyuncular birbirinden harika sen bu cast la inanılmaz işler yaparsın bizde meraktan çatlarız. bu sefer ters köşe yapmalarına hazırlık olduğumdan bir şey demiyorum . okuyalım görelim 🙂

    ellerine sağlık bu hikaye çok eğlenceli olacak gibi 🙂

    • @winpohuca: sağol canımmm ^^ uzun zamandır komedi yazmamıştım, özlemişim ben de 😀 2. adama şimdiden tav olduysan ileride işin zor, onun nice şövalye hallerini göriciğiz daha 😀 ama doğru demişsin, bu işler hiç belli olmaz, kim ikinci kim birinci biliyosun ben karıştırmayı çok severim, hehe 😀 senin de eline sağlık, polisiye hikayeni en kısa zamanda bekliyoruz ^^

  6. Yeni hikaye hayırlı uğurlu olsunnnn! 🙂

    Esas kızın Jun Ji Hyun olmasına çok sevindim!

    Siz beni kovamazsınız, ben istifa ediyorum klişesini çok seviyorum, burada da görmek çok güzeldi bence:)

    Kim Sun Ah karakterini çok seveceğimi düşünüyorum. (Hatta daha okumadan sevdim diyebilirim 😀 ) İleride nasıl olur bilmiyorum ama Min Woo’nun menajeriyle çift olsunlar istiyorum çok feci! (City Hall izliyorum da bu aralar 😛 ) Bütün gün dizi-film izleyen bu karakterde bir parça kendimizi bulacağımızı düşünüyorum ben:) Sun Ah’nın Türk filmlerine hayran olmasını diliyorum..

    Min Woo’nun evde attığı tweetlerin saniyesinde yüzlerce kişi tarafından RT edilmesiyle yaşadığı keyif dolu satırları okurken çok güldüm. Çünkü twitterda Koreli ünlülerin sadece 30 saniye önce atttığı tweetlerinaynı anda yüzlerce kişi tarafından (ne yazdığının hiç önemi olmadan!) RT edildiğinde adam şimdi mutludur bu ilgiden bla bla bla diye geçiriyordum hep 😀 Sayende bu düşünce doğrulandı 😛

    G-dragon’un fotoğrafını görünce yazıda, tamam Seda çıldıracak dedim hahah 😀 Ben de ileriki bölümlerde Taeyang’lı sahne istiyorum, o da ünlü sonuçta 😛

    Ji Ah’yı şimdilik çakma GD saçlarıyla hayal etmek zor oluyor ama birkaç bölüm sonra herkesle birlikte ben de alışırım diye düşünüyorum. Kuaför de çok çılgınmış ama yahu! 😀

    İlk bölüm çok güzeldi.. yorumumu burada kesiyorum çünkü Behzat Ç. başlıyor, yetşmem lazım! 😀

    Ellerine sağlık unni, 2. Bölümde görüşmek üzere^^

    • @mydestiny: teşekkür ederim tatlım, yorumlarınız sayesinde uğurlu oldu bile 😉 😀 jun ji hyun bence de hikayeye yakıştı, senin de favorindi demek, süper! 😀 gene lee’nin oyuncularından birini çaldım ama kusuruma bakmaz artık 😛

      kim sun ah’yı seveceğinizin garantisini şimdiden verebilirim! kendisini gerçek sun ah’dan ilham alarak oluşturdum, hani şu rain hakkında “onda o kaslar varken nasıl dongseng gözüyle görebilirim ki?” yorumundan falan, ahah 😀 ayrıca şimdiden spoiler vermek istemesem de cha seung won’la ikisini ben de oldum olası yakıştırmışımdır 😉

      twitter olayı benim de çok aklımdan geçen bir düşünceydi ya! ünlülerin her tweet’leri yüzlerce kişi tarafından retweet edilince nasıl keyif aldığını algılayabiliyorum 😀

      g-dragon seda içindi, sana da tae gelecek, hiç merak etme 😉 hatta madem dizimiz ünlüler aleminde geçiyor, bol bol konuk oyuncu alabiliriz bence 😀

      ji ah’yı ben bile sarı saçla hayal etmekte zorlanıyorum! ama alışıcaz 😀

      bu uzun yorum için çoook teşekkürler fıstık ^^ 2’de görüşürüz, iyi izlemeler ^^

  7. Işık dedi ki:

    Bir solukta okudum ve devamını hevesle bekliyorum canım :))) En sevdiğim 3 dizi “coffee prince”, “protect the boss” ve “wild romance” tadı aldım ve ba-yıl-dım. 2. bölümde -en kısa zamanda- buluşalım ^^

    • @ışık: oyy, çok teşekkür ederim canım, senden yorum almak ne güzel! 😀 kore dizileri tadı verebildiğime çok mutlu oldum yaa, çok sağol 🙂 🙂 en yakın zamanda 2’yi de bitirmeye çalışacağım 😉

      • Işık dedi ki:

        Ama hala 2. blm. gelmemiş 😦 Sevgili yazarımız, bizi bu kadar bekletmeyin, biz haftada 2 blm.e alışmış kdrama addictleriz 😀

      • @ışık: ah tatlım, miane! haftada 2’yi süpermen olmadığım için yapamam ama haftada 1 bölüm yazmaya çalışacağım, yarına 2. bölüm gelicek inşallah 🙂 öpüldünüzzz! 😉

  8. ofofofof ne hikaye olmuş beaahh 😀 Böyle bir giriş cümlesi de bir tek burada olur vatandaş gel gel 😀 Öncelikle balık kardeşler lafım size hani oğlum lan siz hafızanızla/hafızasızlığınızla meşhurdunuz . Kötülükler asla unutulmaz geyiği balık kardeşlerin de damarlarında dolaşıyormuş zağar 😀
    Kızı hiç bir yerde izlemediğim için dimağımda canlandıramadım ama karakter dişli bir karaktere benziyor ki ben bayılırım.Who run the world girlss afferim afferim 😀 ahaha Türk filmlerine selam çakmanız gözlerden kaçmadı.Türk filmi hayranlığı demek ki Kore’ye kadar ulaşmış bak görüyor musun sen 😀
    Dok Go Jin yani tabiki So Hyun’a ben böyle roller yakıştırmadım yahu benim gözümde Min Woo tadında bir insandır o.Dur bakalım ilerleyen bölümlerde alışacağız.Tabi hikayenin başrolünü de kırk küsür yaşlık açuşi alsa genç kızlarımız arasında hezeyanlaşmalar olabilirdi.Haklısın haklısın çıtır her zaman iyidir iyi 😀
    Aman Min Woo tadında insanlara kıl oluyorum ben he.Sen o kadar çektir, insanları hor gör sonra yine parsayı sen topla.En güzel aşkı sen bul falan.Nerde öyle dünya be.Biraz fakirleri güldürün,biraz da onlar yaşasın Allahsız senaristler.Lafım size değil ayrıca moderatöre 😛 Siz bir değişiklik yapın güldürmeyin bu münafığı.He hikaru ,he olmaz mı be, hiç mi olmaz bu da mı gol değil hakim bey.( aman ne derdim varmış be benim de 😀 😀 :D)
    öffff şu İl Woo yine mi çıktı karşıma anasını satayım ya.Sevmedim sevemedim verseler stres topu yaparım ya da Mazlumu getirin stilimi onda denerdim.Karakter iyi hoş belli ki ama her 2.adam gibi salak.Gerçi senin senaryon ne yöne gidecek bilmiyorum atıyorum tutuyorum burada.Du bakalım egosantrik kızım ağır ol 😀 Ama allasen bu biraz atak olsun.Salak olmasın biraz tuttuğunu koparsın sinirlerimizi zıplatmasın.İyilik eden iyilik bulmuyor anam bacım
    Kopi Pirinsi tadında bir hikaye bizleri bekliyor zahir ki en sevdiğim dizi listesinin incisi, birincisi. Of kafiye mi o 😀
    Hikayeyi bir güzel yazmışsın ki resmen tepkiler gözümün önüne geldi.Kızın saçlarına da kurbaney ayrıca.Eşsiz bir eser,başucu hikayesi,ölümüne gülmelik,eğlendirmelik bir eser ortaya koymuşsun.Bayıldım bayıldım.Bu Niyork Postsal yorumdan sonra ben artık gideyim.Öperim ^^

    • @egosantrik: of of of ne yorum olmuş beahh! 😀 😀 yine senden beklendiği gibi en enteresan noktalara temas etmişsin egosantrikcim, balıkların hafızasızlığı gibi mesela! 😀 bu balıklar yapılan kötülükleri unutmuyorlar, haha 🙂 Jun Ji Hyun’un My Sassy Girl’ünü izlemedin mi kuzum? Onu bi izle, hem çok eğlenceli filmdir, hem de neden bu role onun uygun görüldüğünü çok daha iyi anlayacaksın 😉 Türk filmleri candır yau, her ortamda selam çakarım 😉

      Uri Dok Go Jin’i sadece The Greatest Love’dan bilirsen bu rolü yakıştıramayabilirsin, o yüzden sana bir doz da City Hall yazıyorum 🙂 Ayrıca evet, benim gibi bi çıtırcıya başrolü koskoca ajuşi yapmak yakışmazdı! 😛

      Min Woo tipi insanlara gerçek hayatta kıl olsam da hikaye/dizi kahramanı olarak acayip severim kerataları. Hem onlar da böyle uyuz kalmaz, hikayenin sonuna doğru evrimleşirler 😉 Ama biliyorsunuz ki burda senaristi etkileme hakkınız bakidir, yani baktım çok tepki yağıyo, esas oğlanı pat diye değiştiriveririm, Min Woo acıların çocuğu olur 😛

      Il Woo’yu niye sevemedin yauu, İl Woo sevilmez mi hiç?? Mazlum muamelesi yapma kuzuya, Il Woo candır 😀 Ama bi sor, bi sor bakalım neden bunca yıl beklemiş… Bi sebebi vardır mutlaka, çocuğu salak diye harcamamak lazım bence. Yani inşallah… Du bakalım… (Yazarın da kafası karışık :P)

      Kopi Pirinsi herkesin listesinde baş sıralardadır, onun gibi tatlı bir şeyler yazabilmek süper olurdu 🙂 Ben TGL ve PTB’ye en çok benzetmiştim hikayeyi, ama Coffee Prince tadı alan da çok (erkek kılığında kız olunca tabii… evet, haklıdırlar yani :P) Nüyorkpost’un yorumlarına taş çıkaran bu eşsiz yorumundan bizi mahrum etmediğin için asıl ben sana teşekkür ediyorum kok’cum benim 🙂 Görüşürük azizim 🙂

  9. eskaymak dedi ki:

    Yeni hikayeniz hayırlı olsun 🙂
    Konu çok hoşuma gitti 😀
    Gerçi Ji Ah’ı kısa saçla pek hayal edemiyorum ama gözümün önüne hep GD geliyor 😀
    JJ’nin Türkiye’de olduğu şu sıralar hikayede bulmak çok güzel oldu 🙂 Gözümün önüne hep FM deki hali geliyor. Fotoğraf ve videolardan gördüğüm kadarıyla pek yakışıklı olmuştu.
    Neyse ben konu dışına taştım 😀 😀
    Bu şımarık, tırsak, kendini beğenmiş oppanın nasıl evrim geçirip karizmatik bir oppa olacağını merakla bekliyorum 🙂
    Merak ettim de Ji Ah acuşşi dediğinde Min Woo nasıl oldu da terslemedi 😀 Öyle bir tepki bekliyordum 😀
    Bu arada Il Woo gördüm.
    Sanırım hikayenin acı çekecek elemanı olacak kendisi 😀
    Sözün özü elinize sağlık 🙂 Devamını merakla bekliyorum 🙂

    • @eskaymak: çok teşekkür ederim sevgili eskaymak! konuyu beğendiğine çok sevindim, ilk bölümle güzel tepkiler almak bana da acayip gaz veriyor 🙂 🙂 JJ’in Türkiye’de olması şerefine acele ettim, aklıma bu hikayenin konusu düştükten, başroldeki erkeklerimizi seçtikten birkaç gün sonra jj’in ankaraya geliyor oluşu acayip beni de mutlu eden bir tesadüf oldu 🙂 JJ FM’de gerçekten de çok yakışıklıymış, büyük bir kıskançlıkla fark ettik hepimiz, yani orada bulunamayanlar.. 😛 neyse… 😀

      şımarık ve tırsak oppaların zamanla aşkın büyüsüne kapılıp gelişmelerini izlemek çok keyifli oluyor, inşallah ben de bunu iyi bir biçimde yazabilirim. ji ah’nın ajuşi dediğinde min woo’nun terslemesi gerekiyordu, çok doğru, süper yakalamışsın! sanırım o anda o panik ve korkuyla pek fark edemedi, haha 😀 il woo ise acı çekebilir, bu konuda garanti veremiyorum 😛 ama hayat sürprizlerle doludur, belki hayatının aşkına kavuşur, ya da bunca yıldır ji ah’dan beklediği mutluluğu bir başkasında bulur… bakalım artık, kısmet.. 😀 😀

      çok teşekkür ederim yorumun için, yeni bölümlerde görüşmek üzere 😉

  10. eskaymak dedi ki:

    Şimdi yollayacağım linke lütfen kalp hastası olanlar bakmasın zira şoktan ölebilirler. Ve lütfen tam boyutta bakın yoksa korkudan çarpılabilirsiniz 😀 Elimden geldiğince kısa saçlı bir Ji Ah ortaya çıkarmaya çalıştım. Ama sakın bu kız saçlarını kestirip sarıya boyatmasın 😀 GD denedim PS de ben korktum 😀 En iyisi Beast JunHyung’dur dedim. Yüz hatları en iyi oturan kişiydi 😀 Gerçi pek oturmuş da denemezde 😀 Ortaya korkunç bir şey çıktı 😀 Ten rengini ayarlayabilseydim bu kadar kötü olmazdı 😛 Neyse çok uzattım. Çarpılmış bir Ji Ah görmeye hazırsanız Besmelenizi çekip fotoğrafa bakın 😀

    Off yapmasamıydım ne :S :/

    • @eskaymak: ahahaha, koptum koptum! 😀 😀 bu ne olmuş böyle yau?? ben bu güzel kızın kısa sarı saçla bu kadar korkunç olabileceğini tahmin etmemiştim! ikinci bölümden itibaren derhal eski rengine boyuyoruz! 😀 😀 sağol canım ellerine sağlık uğraşmışsın böyle 😉

      • eskaymak dedi ki:

        valla kusura bakma galiba hayal kırıklığına uğrattım 😀 Akşamdan beri gülüyoruz 😀 Hatun sanki mutasyona uğradı 😀

  11. nomusan dedi ki:

    Süper olmuş yeni hikayen ellerine sağlık ve hayırlı olsun 🙂 Dizi tadındaydı ve devamını 4 gözle bekliyorum.Bu okuduğum 2.hikayeydi internet üzerinden.İlki My lovely roommate idi.Yanılmıyorsam o da senin elinden çıkma.Yanlış da olabilir kusura bakma şimdiden 🙂 Çok fazla giremediğim için yanlış hatırlıyor olabilirim 🙂 Devamı bir an önce gelsin dizi yokluğunda hikaye ile idare edelim 😉

    • @nomusan: teşekkürler sevgili nomusan ^^ ne iyi etmiş de gelmişsin bloguma, başka hikâyeler de okumak istersen bak sağ tarafta koca bir liste var 😉 bu arada evet, my lovely roommate’i de ben yazmıştım. “Devamı bir an önce gelsin dizi yokluğunda hikaye ile idare edelim” tamamdır, aldım mesajı 😉 😀 sevgiler ^^

  12. Sadık okuyucun, hayırsız yorumcundan merhabalar,

    Hikayelere ara vereceğim dediğinde sana hak vermiştim ama bir yandan da sayfayı hep yoklayıp durmuştum. Ve nihayet hikaye haberinle keyfim yerine gelmişti. (Ben de mi hikaye yazıyorum ne?)

    Başrol kızımız için benim oyum da Jun Ji Hyun’aydı. Heeyoo!! Bence tarif ettiğin role en çok o yakışıyor. Sassy Girl’den kalma bir yakıştırma galiba. Naçizane önerim en kısa zamanda saç rengini değiştirmen. Hele bir de GD resmini koymuşsun, gözümün önünden gitmedi bir türlü 😀

    Hikayeye de hızlı bir giriş yaptık, heyecanla yeni bölümü bekliyorum. Umarım Min-Woo Ji-Ah’nın kız olduğunu çabuk öğrenir. (Tabii bu sadece şahsi beklentim)

    Bir küçük önerim daha olacak. (Yüz verdikçe astarını isteyen okuyucuyum, biliyorum) Hazır JJ Türkiye ziyareti yapmışken; Min Woo’ya da hikayede boyle birsey yazmayı düşünür müsün? Hem böylece alıştığımız Türk kız-Koreli oğlan hikayelerinden sonra hiç olmazsa bu hikayenin içinde de Türkiye geçmiş olur.

    Bu defa kendime bir söz veriyorum. Her bölümünde kısa bile olsa bir yorum yapacağım.
    Görüşmek üzere..

    • @köroğlu: vay vay vay, seni burda görmek ne güzel köroğlu’cum 🙂 seni gidi seni, hiç de çaktırmadın, haha 😀 hikayelere ara vermeyi cidden istiyordum; hatta azıcık da başardım, ama sonra nasıl olduğunu bile anlamadan aklıma giren yeni virüsle birlikte kendimi burda buldum! alışmış kudurmuştan beterdir diye boşuna dememiş atalarımız… neyse… 😛

      jun ji hyun cidden role çok yakıştı, bu ismi ilk kim önermişti hatırlamıyorum ama iyi ki önerilmiş, iyi ki seçilmiş. ama o saç rengi çok fena di mi?? sen eskaymak’ın yorumundaki resme bir bak hele, oy oy oy! evet en kısa zamanda değiştirmek şart oldu 😛

      min woo ji ah’nın kız olduğunu öyle pek de kolay öğrenemez, malum pek akıllı bi arkadaş değil 😀 😀 ama ikisi hakkında bambaşka planlarım var, ikinci bölümle birlikte belki birazcık daha anlaşılır olacaktır 😉

      min woo’yu TR’ye getirir miyiz bilmiyorum ama jaejoong’un türkiye ziyaretine mutlaka bir atıf yer almalı bence de 😀 müsait bir yere sokuşturmaya çalışıcam 😀 😀

      yorumun için çok teşekkür ediyorum tatlım, çok makbule geçti 🙂 en kısa zamanda 2. bölümde görüşürüz o halde 😉

  13. minekibuu dedi ki:

    yetiştim! yetiştim! bu gün için oldukça ümitsizdim ama BAŞLARIM TEZİNE DANIŞMANINA şeklinde atılan nağrayla yeni hikayenin 2. bölümü gelmeden 1. bölümü okuyup meraklılar arasına girdim.
    genel değerlendirmede, şuana dek çizilen, açıklanan karakterler birbirinden yenilesi geldi.
    Hatun kişi zeki çevik ve çaktımı oturtan bu yönlerden gözüme girdi, ancak biline ki bu tip hatunların aşık olduğunu farketmesi, ya da karşıdan verilen sinyalleri algılaması (olayın aşka gelmesine kaç bölüm var bilemem de) izleyici ve/veya okuyucuyu kanser eden, ince hastalıklara sürükleyen bir durumdur ki, Protect the boss ın sonunu getirememe sebeplerimden biridir.
    Ahjushi nedense The Greatest Love da çooook itici gelmişti. hatta diziyi de pek hoşnut olmadan bitirmiş, neden beğenildiğini çözememiştim. burdaki karakteri daha kafama yattı ve sevdim saydım.
    JJ-Il Woo kapışmasında henüz taraf seçmesem de JJ nin halleri daha eğlenceli geldi. her boş gezen düşüncesiz star nasıl olsa sonunda adam oluyor, dramanın prensibi bu sonuçta. Il woo salak kankalık ayağına devam ederse onun için üzülmem bile söz konusu olmayacak hıh! şu bilinen gerçek göz ardı edilmemeli KANKA AYAĞI … AYAĞIDIR! kural budur ve buna göre tavır sergilenmelidir (tamam kabul yazara baskı var hem de ilk bölümden omo! omo!)
    gelelim okurken alınan notlara;
    Şimdi “Soo Hyun acı acı güldü, sonra da dişlerini gıcırdattı: “Kıçımın ilahı!” cümlesindeki “kıçı” merak etmedim değil. JJ gibi bir heykelin nasıl bir kıça ilah olduğu konusu kafa karıştırıcı.
    Kang Hyuk un kitapçı dükkanının ismini adresini internet adresini vs. istiyorum. Arayıpta bulamadığım kitapları onda bulacağımdan %100 eminim. Hep teorik de olmaz, arada pratik de yaparak yeni bilgiler edinebileceğimiz inancındayım 😛
    Jin Ah’ın yeni saç modelinin anlatıldığı görseldekini var ya… AAAAH AAH 😛
    Son olarak sözüm Jung Kang Hyuk a, YAVRUM EVLADIM, ONCA YILLIK ARKADAŞINI TANIMIYOR MUSUN? NE ROMANTİK YAPICAM DİYE DEBELENİYORSUN. AKILLI OL TAKTİK OKU!
    şimdide en son sözüm yazara, ulu insan, yüce hikaru, 2. bölüm ne zaman gelir 😛 (bu cümleyi kurmak bana da nasip oldu ahaha)

    • @mine: vuuuu, hoşgeldiiiiiinn! sen de geldin yazma keyfim tavan yaptı resmen 🙂 artık her bölümde JJ-ilwoo hatta cha seung won’un bile tüm fanservice’lerini atlamadan yakalayacak bir okurum var, ben sana ne +16lık sahneler yazarım şimdi! 😀 😀

      karakterlerimiz birbirinden yenilesi 🙂 hatun kişimiz zeki çevik kodumu oturtan, ama bi yandan da duygusal olacak merak etme 😉 bizimki kendi duygularını da kendisine gönderilen sinyalleri de PTB’deki hatundan daha kolay algılayacak, korkma sen 😉 (ha sen diyosun ki bunca yıldır kankasının duygularını anlamamış, JJ’inkini mi anlıycak?? o biraz da il woo’nun suçu; fazla şövalye-vari davranmış, ama onun da aklını başına getiriciğizzz)

      TGL’yi çok sevmedin ha, şok oldum o_O Ajuşi başlarda iticiydi ama sonra sevilip yanakları sıkılası bir şeye dönüşmüştü. JJ gene de biraz daha sempatik; belki de o şirin suratı yüzünden bana öyle geliyo, bilemiycem 🙂 Il Woo da sevdiği kıza açılamamış olma konusunda azıcık salak, orası öyle. Ama sizi temin ediyorum bunun bir sebebi var 😉

      ““Kıçımın ilahı!” cümlesindeki “kıçı” merak etmedim değil.” Ahahaha, seni gidi yaramaz acumma seniiii! 😀 Kang Hyuk’un kitapçı dükkanının adresini vermiyorum efenim, sonra gidip çocuğu bulup aşık oluyonuz… Cık, hikaye bitene kadar gitmek yok 😛

      Ve işte burdan senin yorumunun şerefine açıklayayım: İkinci bölümü yarıladım; bi aksilik olmazsa yarın akşam, en kötü pazar günü gelecek 🙂 Beni özleyin anacım! 😀 😀 😀

      • Yeni bolum geliyor muu?? Sahsen cok sevindim.Bu kadar cesitli ve guzel yorumdan sonra ben de olsam hemen yazmak isterim. Ama halden anlayan bir okuyucu olarak “keyfine bak, istedigin zaman bitir” diyorum.
        Kolay gelsin.. Sevgiler..

  14. Sonunda okudummmm 😀 😀 Çok manyak olmuş hikaruivy 😀 Zaten güzel olacağını tahmin ediyordum ama ilk bölümden bu kadar güleceğimi düşünmemiştim 🙂 Bir de kızımızın erkek rolüne gireceğini unutmuşum Cha onu erkek sanınca daha bi koptum 🙂 Yalnız o sarı saçlarla kızı hayal bile edemiyorum zavallım yaa!Önce sakız ardından bu hal 🙂
    Kang Hyuk gibi kitapçı bulsam her gün giderdim ben heralde o kızlara ne hak veriyorum bilemezsin 🙂 Var mıdır ki dünyada böyle kitapçı?
    Cha Min Woo!!Ayyy başta sinir etti beni yaa bir insan nasıl bu kadar mız mız olur!Dok Go Jin’imize (o benim için hala Dok Go^^) nasıl böyle davranır!Ama ilahi adalet yerini buldu da karşısına köpekçikler çıkıverdi 😀 Bu arada ne kadar mızmız olursa olsun seviyorum severim ki Cha Min Woo’yu 😀 😀
    Ben çok sevdim ellerine sağlık^^

    bunu yazdıktan sonra şöyle bi bakınayım dedim.şurda bi link varmış bu ne ki basıverdim ve o fotoğrafı gördüm!Görmez olaymışım iyiymiş :/ O sarı saçlar aman Allah’ımmmm!

    • @canlina: hoşgeldin tatlım! beğendiğine sevindim, ilk bölümlerde komedi yönüyle hızlı bir giriş yaptık. eh, insanın elinde min woo gibi bir karakter olunca komedi dozu yüksek oluyormuş, bu sayede öğrenmiş oldum 🙂 sarı saçlar kızımıza hiç yakışmadı, farkındayım 😛 ama min woo’nun onun erkek olduğuna inanması için bir hamleydi bu saçlar. artık erkek olduğuna inandığına göre ilerleyen bölümlerde siyah saçlı halina geri döndüğünü farz edebilirsiniz 🙂

      kang hyuk kore dizilerinin mükemmel erkek tiplemesi boşluğunu başarıyla dolduruyor 🙂 cha min woo ise hem uyuz hem de çok şeker bir karakter, di mi? ben de gerçek hayatta karşıma böyle biri çıksa katlanamazdım muhtemelen, ama bir dizi/hikaye karakteri olarak bayılıyorum kendisine 😀 teşekkür ederim canım yorumun için ^^

  15. Feci sevdim çingu, harka bir ilk bölüm olmuş. Min Woo’nun uyuz halleri harika, daha da coşacaktır ileriki bölümlerde 😀
    Ayrıca ji Ah’ı da çok sevdim. Çok iyi bir erkek kılığına girmiş kız hikayesi kokusu alıyorum. İleriki bölümlerden Min Woo hoşlanmaya başlar ve nasıl bir erkekten hoşlanırım modunda gezerse ortalıkta asıl şamata işte o zaman başlar haha 😀

    Ellerine, kollarına sağlık. Hemen ikinci bölüme geçiyorum 🙂

    • @Lee: Hoşgeldin canım! Senin yorumlarını görmek ne güzel. Beğendiğine sevindim. Min Woo daha da coşacak tabii, coşmaz olur mu? 😀 Ji Ah desen yine benim becerikli, akıllı esas kızlarımdan biri, kahretsin kızlara hep torpil geçiyorum! 😛 Evet ya, ben nasıl bir erkekten hoşlanırım moduna girmesi lazım bizim havalı popstar’ın, orda acayip güldürme potansiyeli var! 😀

  16. harmonyhalmeoni dedi ki:

    Unni! Unni nutkum tutuldu!! Öncelikle söylemezsem içimde kalır: Bu ne hız? O_o Bir değil üç koca hikaye yazdın, bunu da yazdın sayıyorum, belli ki yine muhteşem bir hikayenin ortasındayım şu an. 😀 Ellerine, emeğine, hayal gücüne sağlık.. Sen bence bu hikayeleri toplayıp bastır, hem beni de kırmamış olursun, “yazar unnim var benim, naberrr” diye hava atarım ne güzel. 😀 Neyse efenim ben şu an şoklardayım, nasıl bir hayal gücüdür sendeki, “mağdurum, çok mağdurum mağdurum” diye dolansam yeridir artık, daha bir hikaye bile yazamadım ben, böhü. TT
    Hikaye muhteşemin de muhteşemi, neler olabileceğini az çok kafamda canlandırabiliyorum, Coffee Prince’in ilk bölümünü izleyip bırakmasaydım aslında, daha çok tahmin üretebilirdim. Napalım artık, yaza izlerim, şimdilik iki saatlik filmciklerle idare ediyorum, malum bir diziye başladım mı gerisi gelir, sonra dersler filan düşerse annemler bu sefer kökten alırlar elimden interneti, şansımı zorlamama hiç gerek yok. 😛 Coffee Prince’te de sanırım böyle bir şeyler oluyordu, o zamanki düşüncelerimle şimdikiler aynı gibi, ben demiştim ki Gong Yoo ile Eun Hye (dizideki isimlerini hiç hatırlamıyorum) bir araya gelir. Ama sonunda ne oldu bilemicem. :P:P Umarım bu hikayede de şu züppeyle bizim kız biraraya gelir. hatta ve hatta umarım o şımarık hallerini de kaybeder, hani hep öyle oluyor ya, bi kız görünce hop yelkenler suya iniyor, alıştım artık. 😛
    Üslubuna bayılıyorum!!! Bir kez ve bir kez daha söyleyeceğim, noluuur bi kitap yaz, biz de kitapçılardan alıp sayfa sayfa okuyalım, cidden çok istiyorum..
    Hikayede nerelere bayıldım? Bir kere ilk sahne müthişti, sen misin kıza el kaldıran! heheytt! Bu arada ben de bu yaz taekwondo’ya gitmeyi düşünüyorum, kesinlikle lazım, savunma sporları candır. Hem taekwondo Kore’nin ata sporu olunca daha da ilgi çekici oluyor. 😉 Sonracığıma, “Kıçımın ilahı” bölümünde, gülmekten öldüm!!! Ne ilginç adam bu menajer yaaa! Süper, bayıldım. :):) Başka başka, şimdi böyle düşününce aklıma gelmiyor ama her yer müthişti, kurgu çok çok güzel. Yarın, bilemedin gelecek hafta yazdığından tüm bölümler yorumlanmış olacak tarafımdan, şimdiden geçmiş olsun, “yazar ol” “yazar ol” diye başının etini yiyeceğim. nı ha haa!! Görüşürüz. Öpücükler. ^^

    • harmonyhalmeoni dedi ki:

      “yarın bilemedin gelecek hafta yazdığın tüm bölümler yorumlanmış olacak tarafımdan.” olacaktı orası, yanlış yazdım. 😦
      Bu arada Unni neden bu hikayeye ayrı blog açmadın? sormak istiyordum, sormamışım.
      Son olarak çok mu uzun yazmışım ne? pardon.. ^^”

      • @harmony: ne demek, ne kadar uzun yorum alırsam o kadar keyifleniyorum, hiç böyle düşünme sen 🙂 ayrı blog açmadım, çünkü artık blog sayısının kontrolden çıkacağını hissettim 😀 😀 MLR’nin ingilizce’sini ekleyeceğim için oraya yazmak istemedim, ben de buraya yeni bir hikaye ekledim… işte böyle…

    • @harmony: 😀 😀 😀 sağol fıstık, ben gene duramadım işte 😛 ama yazarken stres atıyorum, iyi geliyor, terapi gibi 🙂 inşallah günün birinde bastırmak da kısmet olur, o zaman ilk imzali kitaplardan biri sana gelecek, söz! 😉 😀 ayrıca kitap yazma konusundaki güzel sözlerin için de çoooook teşekkür ederim; sizden böyle şeyler duydukça acayip mutlu oluyorum inan ki 😀 😀

      coffee prince’e benzeterek aslında bir bakıma haklısın; esas oğlanın esas kızı erkek zannettiği bir hikayeyle karşı karşıyayız 😉 coffee prince’i de yazın mutlaka ama mutlaka izlemelisin, kore dizilerinin en güzellerinden biridir. burda da züppe aktörümüzle esas kızımız bir araya gelir mi gelmez mi henüz bilemiyorum ama hikaye boyunca bizim şımarığın epeyce burnu sürtülecek ve yelkenleri suya indirecek, orası kesin 😉

      savunma sporları candır yaa… ben de aikidoyu çok istemiştim ama bi türlü fırsat olmadı… menajer tam bir bomba 😀 cha seung won’u çok severim ve karizmatik bulurum zaten… sen yazılmış bölümleri okuyana kadar yeni bölümü de eklemiş olurum, merak etme 😉

  17. Biraz geç kalmış olsam da bu gün itibariyle bu hikayeye gömülüyorum ben! Müthiş bir anlatımın var ellerine sağlık hayal gücüne kuvvet! 🙂 Ji Ah’a bayıldım (: Neyse ben diğer bölümleri okumaya geçiyorum, gözlerim sulanmazsa hepsini okumadan kalkmam pcnin başından 😀

    • @Sessizgemi: Niye geç olsun canım, okumanız yeter 😉 Güzel sözlerin için çok teşekkür ederim; inşallah anlatım olayını daha da geliştirebilirim, yazdıkça gelişir diye yazıp duruyorum 😛 😀 Gözlerine kuvvet, iyi okumalar ^^

  18. Dediğimi yaptım, buradayım 😛
    Pek eğlenceli bir ilk bölümdü. Min Woo karakterine kıl olsam da komik yönleri olduğunu inkar edemem. Yalnız bunu okuyan JJ hayranlarının saldırısına uğramadın mı?
    Ji Ah yine komik, zeki, güzel ve güçlü bir baş karakter. Kadın karakterlerin baskın olduğu hikayeleri seviyorum.
    Kang Hyuk bizi üzecek, şimdiden belli. Aşkını itiraf edecek bakalım karşılığında ne olacak? Kim kime varacak daha tam anlayamadım açıkçası, o yüzden ilk bölümlük sonradan bir yerlerimde patlayacak tahminlerde bulunmamayı tercih ediyorum 🙂
    Ellerine sağlık diyerek 2. bölüme geçeyim ben (beklemek zorunda olmamanın dayanılmaz hazzı)

    • @kimbap: hoşgeldinnn! ^^ oh be, sonunda min woo’ya birisi gıcık oldu, yaşasın 😀 😀 😀 ilk bölümü yazarken endişeler içerisindeydim ama tuhaftır, meli de dahil hiçbir ceycung fanı bana kızmadı 😛 JJ’in komik yönleri kıllıklarına ağır bastı galiba.
      kadın karakterimiz her zamanki gibi komik, zeki, güçlü. benden salak kız karakter çıkmaz zaten bacım, en başta ben kıl olur, hemen öldürürüm gerizekalıyı! 😛
      kim kime varacak tahmin etmek için henüz erken 😉 ama kang hyuk’a üzüleceğimiz konusunda haklısın; ohyoonjoo cadısının twitter’da yaktığı ağıtlar senin kulağına kadar gelmiştir 😀 😀
      teşekkür ederim yorumun için, en kısa zamanda iade-i ziyarete geliciğim efenim ^^

      • Hoşbulduk 😀
        Ohyoonjoo’nun yazdıklarını bilerek okumuyorum spoiler olur diye. Sadece Kang seven ve iyi kalpli taraf olduğundan tahmin yürüttüm. Ne yazık ki tahminim tutmuş böhühü

  19. Kendimden utan utan bi hal oldum geldim okudum sonunda yeniden 🙂 Biliyorsun bir kez daha okumuş yorumlamıştım ilk bölümünü ama hain internet en kopmaması gereken zamanda kopup yorumumun kaybolmasına neden olmuştu 😦 Ama yılmadım geri geldim (ne çok konuştum yoruldun dimi okurken?! yoruma geçiyorum)
    Çok detaylı yorumlar yapamayabilirim bu kez 😦

    Ji Ah’ı çok sevdim ilk bölümden yaa adamın kolunu koparıverseydi keşke 😀 Türk filmi göndermesine nasıl güldüm anlatamam. Giderken balıkları da alması, kuaförde saçlarının son haline verdiği tepki allaaaam allaaaaam çok şeker bu kız yaaa 🙂

    Menajere ölürüm yaaa nasıl da cuk oturmuş rolüne canım benim.. Öyle kolay canlandırıyorum ki gözümde sanki okumuyorum izliyorum. Min Woo desen o da öyle. Canlanıp gözümün önünde rol kesiyor velet 🙂 O bağırması, saksıya tekme savurması, sonraki çığlığı falan… O varoş mahalleye geldiğinde pis fakirler dedikten hemen sonra köpekler tarafından kovalanması da bir çeşit takdir-i ilahi bence 😀

    Kang Hyuk da çok şeker… Liseli kızların kitap okuma bahanesi olarak kendisiyle ne kadar gurur duysa az. (sürekli random gülmek geliyor içimden…)

    Daha ilk bölümden anladığım kadarıyla çok fena arada kalıcam ben ahlar bana vahlar bana bence 😥

    Ellerine sağlık canım yine çok güzel bir hikaye beni bekliyor… Ben diğer bölüme geçeyim hemen 🙂

    • yaa aşkolsun ne utanması? ne zaman istersen gel, başımın üstünde yerin var. bu arada kırmızı balon’u da ihmal etme lütfen, meraktayız şurdaaaa 😛 😀

      ji ah klasik heroine’lerimden biri, yani gıcık ve uyuz olmak yerine aklı başında, şeker bi kız. aynen biz yani, eheh 😀 menajer cuk oturmuş di mi? seung won ajuşiye böyle karizmatik roller ne de yaraşır, allah! 😀 min woo’yu sen daha ilerki bölümlerde gör, tam bir şımarık velet. ama sevimli galiba, yoksa bizim kızlar “minwooooo!” diye çıldırmazlardı 😀 😀 sana arada kalma konusunda şimdiden kolaylıklar diliyor ve twitter’da kazara rast geldiğin spoiler’lar varsa unutmanı tavsiye ediyorum canım. sevgilerimle, öperim ^^

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s